top of page

9.BÖLÜM

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 2 Eki 2025
  • 9 dakikada okunur

Herşeyin düzeldiğini düşünürken sanki tekrardan başa sarmıştım, yalnızlığımdan yavaş yavaş kurtulup arkadaş grubum olmuştu, hayatımda hiç çalışmayan benim bir işim olmuştu, Kerem’i gerçekten unutmaya başlamıştım ve sıra ne okumak istediğime gelmişti. Şimdi ise beş gündür ne arkadaş ortamı vardı ne de işimde mutluydum.


İşim de sıkıntı yoktu, herşey gayet iyi gidiyordu ama canımı sıkan durumlar vardı. Tam adını koyamasam da bu benim bütün modumu etkiliyordu, Giresun’a taşındıktan sonra kazanmaya çalıştığım neşem tamamen kaybolmuştu.


Bu benden de kaynaklıydı tabi, son konuşmamızdan sonra görüşmeye cesaret edemedim. Nedendir bilmiyorum, içimde yanlış şeyler olacak korkusu var. Şu an hiçbir şeyin nedenini bilmediğimi fark ettim, belirsizten de nefret ediyorum!


Oflaz ile denk gelmemek için evden gizlenerek çıkıyor yine gizlenerek giriyordum, mesaj attığında bakmamak için ve de çift tik gözükmemesi için telefonun ayarlarından uygulamayı durdurdum. Beş gündür uygulamaya bile girmemiştim, zaten Oflaz’dan başka kimsenin mesaj attığını düşünmüyorum, sıkıntı olmayacaktır.


Bu beş günde annem ve babamın, Oflaz’ın annesine olan düşünceleri hiç değişmedi çünkü özür dilemediler, bu nedenle Oflaz ile görüşmemi de istemiyorlar. Görüşmemem de ailemin de etkisi vardı.  Sürekli bunları düşünmek her gün başımı ağrıtıyordu. Birde başıma fındık işi çıkmıştı, Annemin ‘Sevmek zorunda değilsin ama saygı duymalısın. Tamam çok da iyi insanlar değil ama babanın ailesi, en azından fındık toplamaya git, birkaç gün yardımcı ol. Babanın da gönlü olsun.” Demesiyle bütün yelkenlerim foraydı. Zaten iflastan dolayı herşey darmadağın olmuş, gerginlik yeterince yükselmişken daha fazla yükseltmek istemedim.


Bu fındık meselesini bana en azından haber vermişlerdi. Emre’nin dün akşam haberi olmuştu. Kendince benimle dalga geçerek “Sana kolay gelsin ablacığım, insanlar tatile gider havuza denize girer. Sen fındıkların içine balıklama atalarsın.” Demişti.


Sonra babam o kaçınılmaz cümleyi kurdu “Sende gideceksin.” Bu çocuk gerçekten şaka gibiydi, ben köye giderken kendisinin burada kalacağını düşündüren neydi gerçekten?


Üstümü giyinirken aynadan kolumdaki yaraya baktım, ailemin hala haberi yoktu, zaten iyileşmek üzereydi. O gün hayatımın şokunu yaşamıştım ama sonrasında yaşayacağım o korkuyu, boğazıma dayanan o bıçağın metal soğukluğunu unutturmuştu bu sülale bana.

Odadan çıkıp portmantoya ilerledim, annem hastanede çocuk doktoru olarak işe başlamıştı, babam ticaret yapan bir adamın yanında çalışmaya başlamıştı. Kendi işi hakkında ne yapacağını bilmiyorduk, bence daha kendisinde bilmiyordu. Emre'de bugün iş görüşmesije gideceğini söylemişti, işe girerse fındık toplamaya gelmezmiş. Zeki kardeşim benim işimden sırf fındık için izin alındığını bildiği halde bir umutla görüşmeye gitmişti. Ne diyelim, umut fakirin ekmeğiydi.


Evden çıkıp merdivenleri indikten sonra binanın kapısını hafifçe aralayıp Oflaz var mı diye baktım fakat etrafta görünmüyordu. Çıkıp rahatça arabaya ilerledim, Oflaz bir yana diğerleriyle de görüşmemiştim hiç. Hepsiyle aynı ortamda bulunup denk gelmemeye çalışmak çok zordu.


Dicle, Leyla ve Eda iki kere kapıya gelmişlerdi, ikisinde de Emre'ye uyuduğumu söylemesi için tembihlemiştim. Kafamı toparlamam gerekiyordu ama o günden bugüne pek bir değişiklik yoktu. Öyle ki odanın perdesini bile açmamıştım hiç, doğru mu yapıyordum bilmiyorum.


Arabaya bindikten sonra çalıştırdım, kemerimi takıp telefonumu arabaya bağladıktan sonra şarkı listemden şarkı seçmekle meşguldüm. Bu sırada sağ kapı bir anda açılıp içeriye Oflaz binmişti, ne yapıyordu şimdi bu?


"Selam Efil." Dedi bana dönüp gülümseyerek, gözlerinde daha önce görmediğim bir şey vardı "Naber?"


"İyi, iyi de hayırdır? Yangından mal mı kaçırıyorsun?"


Başını iki yana sallayarak cıkladı, gözleri gözlerime kenetlendi "Seni kaçırıyorum." Kapısını açıp inerken arkasından hayretle "Ne?" Demiştim ama o çoktan benim kapıma ulaşıp açmıştı. "İn."


"Oflaz, işe gitmem lazım. Ne derdin varsa sonra konuşuruz." Dinlemedi, eğilip kemerimi çıkardı "Oflaz, saçmalıyorsun şu an. İşe gitmem lazım diyorum." Dinlememeye devam ediyordu. Bir kolunu sırtıma bir kolunu da bacaklarımın altına koyup arabadan çıkararak kucağına çekti beni. 


Yaptığının şaşkınlığı üzerimdeydi, dehşetle bakıyordum yüzüne. Kucağında taşırken kokusunun tanıdıklığı, yüzüne bu kadar yakından bakmak ve yaklaştıkça artan kalp atışım aklımı karıştırdı. Bunu yapmaya hakkı yoktu, ama gözlerim onu izlerken neden sesim çıkmadı bilmiyorum. Yutkundum "Oflaz bırak beni bir gören olacak."


Güldü bu dediğime "Çık dediğimde çıkacaktın."

Gözlerinde anlayamadığım o şeyin netlik olduğunu anlamıştım şimdi, yaptıklarında net ve oldukça emindi. Sağ koltuğa götürüp oraya bıraktı nazikçe, inmeye çalıştım "Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum, bırak beni."


Geri çekildi "Al bıraktım." Kapıyı suratıma kapatıp sürücü koltuğuna yürürken kapımı açmaya çalıştım ama kilitlemişti, ne zaman yaptı bunu?


"Oflaz!" Dedim uyarıcı ses tonuyla, işe gitmem lazımdı neyi anlamıyordu? 


Sürücü koltuğuna binerek gaza bastı anında. "Kahvaltı yapacağız baş başa. Konuşacağız. Benden, bizden neden kaçtığını anlatacaksın ve bu sorunu çözeceğiz."


Deli ediyor beni deli! "Senden kaçtığım falan yok, işe gitmem gerekiyor."


"Doruk ile konuştum, önemli bir işimizin olduğunu, senin öğlen orada olacağını söyledim. Merak etme sabah vardiyasına göre çıkacaksın."


"Teşekkür mü etmem gerekiyor?" Dedim sertçe, hakkında karar verilip eyleme geçilmeden önce benden tam olarak ne zaman fikir alınacaktı?


"Gelmeyi kabul etmeyeceğini bildiğimden habersiz yapmam gerekti, ister teşekkür et ister etme bugün o kahvaltı yapılacak. O konular da konuşulacak. Aynı bahçeyi paylaşıyoruz camlarımız bile karşılıklı, perdeyi açmadan ne zamana kadar dayanacaksın?"


Haklı olması özellikle deli ediyordu ama kuyruğumu indirmedim "O zaman sen bana evden çıkarken mesaj at en azından odayı havalandırmak için camı açarım."


İnatlaşarak konuşmama karşılık kaşlarını çatıp göz ucuyla yüzüme bakıp önüne döndü "Derdin ne senin Efil?"


Sakinleş Efil, bu tepki çok fazla. "Bak Oflaz, annelerimiz görüşmemizi istemiyor."


"Ee" dedi alayla "Bu yüzden mi kaçıyorsun benden?"


"Ayça senden hoşlanıyor."

"Ben hoşlanmıyorum."


"Yine de canı yanıyor."


"Efil." Dedi sakince, tane tane konuşuyordu "O benden hoşlanıyor, canı yanacak diye ben evlenmeyeyim de o zaman. Dediğin gibi kimsenin hislerini hafife almamalıyız, o konuda haklısın ama sevilen sevene karşılık vermediği için ve sevenin canı yandığı için sevilen başkasını sevemez mi? Arkadaşı bile olamaz mı?"


Yine haklıydı ama ben daha kendime açıklayamazken ona nasıl açıklayacaktım?


Arabayı sağa çekip park etti, kemerini çıkarıp bana döndü  "Bu mekan güzeldir, kahvaltı yaparken sakince konuşalım." Onaylatmak ister gibi gözlerimin içine baktı, küçük bir çocuğa anlatır gibi tane tane konuşması içimi sıcacık etmişti. "Tamam mı?" Dedi benden ses çıkmayınca, konuşmak istemedim. Başımı sallayıp onayladım sorusunu, konuşalım bakalım bugün neler olacaktı?


Mekana girdik beraberce, iç dizaynı çok güzeldi. Açık tonlar kullanılmış, ahşap detaylarla güzelleştirilmişti. Yer yer çiçekler koyulduğundan seraya benziyordu.


Cam kenarında bir masaya doğru ilerleyince bende peşinden ilerledim. Masanın cam kenarına karşılıklı oturduk, gelen garsona serpme kahvaltı siparişi verdikten sonra yine yeniden baş başa kalmıştık.


Camdan dışarıyı izleyerek kaçmaya çalışıyordum tekrardan, konuşmak istemiyorsam istemiyorumdur. Niye zorluyordu ki? Kahvaltı gelene kadar Oflaz'da sessiz kalmıştı ve beni izlemişti. Bu daha da gerse de ağzımı açıp tek kelime etmemiştim.


Çayları koyduktan sonra kahvaltıya başlamıştı sessizce, gerçekten güzel görünüyordu. Konuşmaya başlamadan önce karnımı doyursam iyi olurdu. Kahvaltıya başladıktan en fazla beş dakika sonra Oflaz ilk hamleyi yapmıştı.


"Anlat bakalım, neden kaçıyorsun Efil Hanım?"


Tamam konuşacaktım, içimde ne var ne yoksa dökecektim. Böyle yaşanmazdı, dediğine uyacaktım.

"Bilmiyorum Oflaz…” dedim sessizce. “Annenin ne düşündüğü, Ayça’nın neler hissettiği… Beni ilgilendirmemesi gereken ama üzerime yük gibi binen şeyler bunlar.”

O, sessizce başını salladı. Cevap vermedi, devam etmemi istiyordu.


“Biliyor musun?” dedim gözlerimi gözlerine kenetleyerek “Buraya gelmek için yola çıktığımız günün önceki akşamı, aldatıldığıma dair kanıt atıldı, fotoğraf. Dünyam başıma yıkılmıştı, öncesinde aldatıldığımı hissettirmişti, hazırlıklıyım sanıyordum ama gözünle görünce daha da yıkılıyormuş insan. Zaten böyle bir şeye nasıl hazırlıklı olunabiliyor bilmiyorum, saçmalamışım işte.”


Bunları birine bütün çıplaklığıyla anlatmak zordu benim için, Emre gibi sert tepki de verebilirdi ama umarım vermezdi, sadece anlaşılmak istiyordum, yargılanmak değil. Madem anlatmamı istiyordu, yargılamamalıydı.


İstediğim gibi sakinlikle dinledi, anlıyor gibi de bakıyordu, devam ettim “Benim canım yandı, kimsenin aralarına girdiği kişi olmak istemiyorum.” Kaşları çatıldı anında, tavrı saçmalama der gibiydi, yine de devam ettim “Kimsenin aşk hikâyesinin kötü karakteri, kimsenin kurduğu umutların yıkıcısı olmak istemiyorum. Bu his, bana fazla.”


Tepkisi hızlı ve netti “Efil, kötü kadın rolünden önce sevdiğim bir kadın olması lazım ki aramıza giresin. Sen, seninle arama giremezsin.” kalp atışım hızlanmış, avuç içlerim terlemeye başlamıştı. Bu cümlenin bana alt yazılı açıklamasını yapabilir miydi? Her türlü noktaya çekilebilecek bir cümleydi.


Çaydam bir yudum aldım, duymamazlıktan gelsem ne olurdu? Ayıp olurdu herhalde. Düşüncelere iyice dalmadan, stres beni sarmalamadan önce tam zamanında telefonum çaldı.


"Pardon." Telefonumu çıkarıp kimin aradığına baktım, Emre'ydi. İş görüşmesi bittiyse abla beni al diye yalvaracaktır herhalde. Yine de yalvarmasına razı olup açtım telefonu. "Efendim Emre?"


"Efil Hanım." Dedi tanımadığım bir ses, bu sefer panikle hızlandı kalbim. Kardeşime bir şey mi olmuştu?


"Benim de, siz kimsiniz, kardeşim nerede?" Oflaz kulak kabartarak "Ne oldu?" Demişti ama şu an ona cevap veremeyecektim.


"Kardeşiniz Emre Aydın şu an karakolda, çantasında madde bulundu. Karakola gelir misiniz lütfen." İnanamıyorum,  Emre sen nasıl işlere bulaştın?


"Tamam hangi karakol?" Polis adresi söyledikten sonra telefonu kapatıp panikle Oflaz'a döndüm, o da polisti, yardım edebilirdi.

"Ne oldu Efil? Rengin attı, Emre'ye bir şey mi olmuş?"


"Çantasında madde bulunmuş, karakoldaymış."


“Ne diyorsun sen Efil?” dedi, sesi bir anda sertleşmişti. “Emre'nin çantasında ne işi var öyle bir şeyin?”


"Bilmiyorum Oflaz, hemen gidelim lütfen." Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Çatalı bıraktım, sandalyem gıcırdayarak geri çekildi. Beni onaylayarak hızla kalktı hesabı ödedikten sonra vakit kaybetmeden arabaya bindik, şansa bak ki götürüldüğü karakol Oflaz'ın çalıştığı karakoldu. Kardeşimi kurtarabilirdi.


Ah Emre ah, ne işlere bulaştın sen?!


Karakola geldiğimizde Oflaz’dan önce davranarak içeriye koşacakken bileğimden kavrayıp durdurdu “Sakin ol Efil, çözeceğiz.” Şu an beni sakinleştirmesi için bu ses tonundan daha fazlasına ihtiyacım vardı “Sakin ol demekle sakin olunmuyor, telaşa bir de sinir ekleniyor.” Göz devirip bileğimi bıraktıktan sonra karakola çıkan merdivenleri tırmandı, peşinden giderek içeriye girdim.


Oflaz durup bir polis ile konuşmaya başlayınca daha da yaklaşıp dinledim “Emre Aydın, nerede? Madde taşıdığı için alınmış.”


“Evet, nezarethanede. Birazdan sorguya alınacak.” Ellerimi panikle ağzıma kapatıp Oflaz’a döndüm “Gerçekten madde taşımış olamaz.” Tanımadığım polis bana yönelerek “Siz ablası mısınız?” deyince ellerimi ağzımdan indirip onayladım “Evet, kardeşimi görebilir miyim?”


İmalı gülümsemesiyle bakışları ben ve Oflaz arasında mekik dokudu “Beş dakika görebilirsiniz.”


Anlayamamıştım ama çokta üstünde durmadım “Çok sağ olun.”


Oflaz ile nezarethaneye doğru ilerlerken etraftaki polis ve görevlilerin bıyık altından sırıtan imalı bakışlarına maruz kalıyorduk “Ne oluyor Oflaz?” o da fark etmiş olacak ki ne oldu diye sormadı “Bilmiyorum ama şu işi halledelim öğreniriz.” Başımı sallayarak onayladım ve ilerlemeye devam ettim.


Her adımımda kafamın içindeki sesler, bedenimi esir alan telaş artıyordu. Emre, seni mahvedeceğim Emre! Nezarethaneye gelince içeriye girdik “Geleyim mi?” dedi Oflaz kapıda bekleyerek “Gelsen iyi olur.” Dedim dişlerimi sıkarak “Yoksa elimden kaza çıkabilir.”

Onaylayarak içeriye girip yanıma geldi, birkaç adımın ardından parmaklıklar arkasında oturan Emre’yi gördüm, içime kor gibi düşen korkuyla parmaklıklara tutundum “Emre.” Dedim korkuyla, sesimi duyar duymaz başını kaldırdı, göz göze gelince oturduğu yerden kalkıp bana doğru geldi. Aynı şekilde parmaklıklara tutundu “Abla, ne oldu, bir şey dediler mi?” sesi, hali, gözleri korktuğunu apaçık belli ediyordu, Emre bunu bilerek yapmış olamazdı. “Demediler ama bu iş nasıl oldu?”


“Emre, bu işi detaylı anlat. Götürdüğün adrese dair belge, konuştuğun kişi, teslim tutanağı… ne varsa tek tek hatırla. Sana yardımcı olabilmem için bu lazım.” diyerek araya giren Oflaz’daydı gözlerimiz. Tek umudum oydu şu an.


“İş başvurusunda bulunmuştum ya, vitamin ilaçlarını motorla verilen adrese götürmem istendi.”


“Gerizekalı senin motor ehliyetin mi var?” diye çıkıştım sinirle, göz devirdi “Abla sence sorun ehliyet mi şu an?”


“Evet o da bir sorun!”


“Bir dur da anlatayım abla şunu,” vakit kaybetmemek için sustum ama bu iş burada bitmemişti. Oflaz’a döndü tekrardan, anlatmaya devam etti “Giderken polis çevirmesine yakalandım, çantaya baktılar. Nasıl anladılar bilmiyorum, baktılar bunlar madde dediler. Beni de aldıkları gibi buraya getirdiler.”


“Neden sorgulamadan, araştırmadan kabul ediyorsun Emre? İmza attırdılar mı sana?” dedim sinirle, bugün sabrım sınanıyordu. “İmzaladım tabi, anlaşma yapmadan işe mi başlanılır.” Çok biliyormuş gibi bir de hala konuşuyor.


“Ya sen kaç kere işte çalıştın da anlaşma imzalanmadan çalışılmayacağını iddia ediyorsun.” Gerçekten elimden bir kaza çıkacaktı, annemin babamın da hiçbir şeyden haberi yoktu üstelik!


“Anlaşma yapmadan işe başlanmıyor değil mi Oflaz abi, cahil miyim ben?” bir adım geri çıkarak bulunduğu hale bakıp sinirle güldüm “Parmaklıklar arkasındasın Emre.”


“Buna cahillik değil talihsizlik denir abla.” Kollarımı demirlerin arasından içeriye uzatıp yakasından tuttum “Emre, parmaklıklar arkasındasın, hâlâ ukalalık yapıyorsun! Anneme babama ne diyeceğiz? Akşam eve gelmediğini nasıl açıklamamı istersin?!”” Korkuyla açtı gözlerini, yalvarır bakışları Oflaz’aydı. “Oflaz abi beni kurtarırsın değil mi? Hem bana bir şey yapamazlar, ablamla Oflaz abi sevgili dedim.” Canım kardeşimin ağzından çıkanı algılamam birkaç saniye sürmüştü, ardından gelen öfkeli bağırışım ise kaçınılmazdı “Ne dedin sen?!”

O bağırıştan sonrası karanlıktı, Emre’nin yakasından hali hazırda tuttuğum için sarsamaya başlamıştım “Gerizekalı, neden böyle bir şey yaptın? Oğlum manyak mısın sen? Olayı batırmışsın zaten, daha da batırmandaki maksat ne?” Oflaz kollarımı Emre’den ayırmaya çalışsa da nafileydi, sinirliydim ve gözüm dönmüştü. Şu an Emre’yi burada ben haşat edebilirdim.


“Ne yapayım abla, korkmuştum!” ellerimi yakasından ayırmaya çalışıyordu bir yandan “Kendimi korumak için bir anda öyle çıktı ağzımdan.”


“Komşum deseydin!”


Oflaz sakinleştirmek için araya girmeye çalıştı “Efil, tamam yeter. Olan olmuş artık.” Ellerimi ayıramayınca bu sefer belimden yakaladı beni Oflaz. Ayaklarımı yerden kesince Emre’yi bırakmak zorunda kalmıştım yoksa demirlere çarpabilirdi.


“Komşum demek mi daha ciddi yoksa eniştem demek mi? Ben en ciddisini seçtim abla.”


Oflaz, bir kolu belimi sarmış şekilde odadan çıkarırken kapıyı kapatmadan önce bağırarak söylediğim son şey “İyi bok yedin!” olmuştu. Ortamdaki ses aniden kesilince burnumdan soluyarak etrafıma baktım. Karakoldaki herkes durmuş bize bakıyordu, benim kurduğum cümleden daha önemlisi ben Oflaz’ın kucağında gibi bir şeydim!


Şu halden o kadar çok utanmıştım ki kelimelere dökemezdim, domates gibi kızardığıma eminim “Oflaz, beni bıraksan iyi olur.” Saniyesinde bıraktı, hemen sandalyelerden birine oturup sakinleşmek adına derin nefesler aldım, ne olacaktı şimdi? Emre’nin suçsuzluğunun ispatlanması gerekiyordu.


Oflaz başımda dikildiği için başımı kaldırıp cevap ararcasına yüzüne baktım “Ne olacak şimdi?”


“Ben halledeceğim merak etme, sen burada bekle ve sakin ol.” Yapacak başka neyim vardı ki? “Tamam.” Yanımdan uzaklaşırken Oflaz’ın yanından geçen bir polisin “Hayırlı olsun Oflaz Bey.” Dediğini işittim. “Kayınçon bütün karakolu Oflaz Şahinoğlu benim eniştem, ablamın nişanlısı diye inletti. Nişanlandığından haberimiz yoktu ama umarım düğüne çağırırsın.” Bu olanlar şaka gibiydi, Emre! Sen oradan bir çık nasıl mahvediyorum seni!

Son Yazılar

Hepsini Gör
30.BÖLÜM

2 AY SONRA   "Neden bu kadar hızlı? Neden bu kadar hızlı evleniyorsunuz?" Emre karşıma geçmiş bana hesap sorarcasına sorguluyordu, kollarını bağlamış bir sağa bir sola yürüyordu "Nereye aceleniz var,

 
 
 
29.BÖLÜM

Oflaz'la yüzük taktığımız, bize göre rüya ailemize göre kabus olan gecenin üstünden üç gün geçmişti. Ne annelerimiz tekrar birbirine girmiş, ne de farklı bir sorun çıkarmışlardı. Oflaz'ın annesi ve ba

 
 
 
28.BÖLÜM

Oflaz'ın yanından ayrılınca telefonuma Emre'den gelen mesajla babaannem ve dedemin eve geldiğini öğrenmiştim. Attığı mesaj şöyleydi.   Emre: Ecelinin sebepleri geldi abla   Efil: O ne demek?   Emre: B

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page