top of page

30.BÖLÜM

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 30 Kas 2025
  • 19 dakikada okunur

2 AY SONRA

 

"Neden bu kadar hızlı? Neden bu kadar hızlı evleniyorsunuz?"

Emre karşıma geçmiş bana hesap sorarcasına sorguluyordu, kollarını bağlamış bir sağa bir sola yürüyordu "Nereye aceleniz var, daha seninle ayrı eve çıkacaktık, tatile gidecektik. Son iki ayda gitmeyecekmiş gibi planlar yaptırdın bana."

 

Durdu, gözlerini kısarak bana baktı "Hainsin."

 

İstemsizce gülerek başımı omzuma eğdim "Emre, nişandan sonraki gün aldık ya nikah tarihini sen de biliyorsun."

 

"Benimle planlar yaptın ve bunu unutturdun." Bu sabah kahvaltı da annemin, 'Gelinliğin için son kez provaya katılmalısın, hafta sonu düğün var.' demesiyle Emre'nin dünyası başıja yıkılmış gibi donup kalmıştı.

 

Tarih aldığımız akşam söylemiştim aslında ama bir dahaki konuşmalarda haberinin olmaması doğaldı, sabah erken çıkıp şirkete gidiyor gece de geç geliyordu. İşkolik m olmuştu yoksa sevgilisiyle bir takım işler mi pişiriyordu emin değildim.

 

"Ben bir şey unutturmadım, unutarak sen hainlik yapmışsın canım." Ayağa kalkıp kollarımı açtım "Gel, sarıl barışalım."

 

Göz devirdi ama gelip kollarını sarmaktan geri durmadı. "Zaman çok hızlı geçti." O böyle davranınca hala büyümediğini düşünüyordum, ciddi manada hiç büyümüyordu.

 

Zamanın hızlı geçtiğinin bende farkındaydım, bu Oflaz geldiğinden beri böyleydi yoksa onsuz geçen beş yılın böyle bir etkisi yoktu.

 

Zaman o kadar hızlı geçiyordu ki o sarılma yaşandı, düğün yapıldı, evlendik ve güzel süren evliliğimize üç kişi daha eklenmiş şekilde evimizin yatak odasına, yatağın üstünde oturuyorduk.

 

İnanılmazdı, yaşlandığımı hissetmem gerekirdi ama ben Oflaz ile beraber olduğum her an, çocuklarım olmasına rağmen daha da çocuklaşabiliyordum.

 

Yatağın başlığına yaslanmış şekilde yan yana oturuyorduk, başımı ona çevirip gülümsedim, ona hala aşığım.

 

İlk çocuklarım ikizdi, benim tarafımda ikiz geni taşıyan kimse yoktu ama Oflaz'ın tarafında varmış. Bunu ben hamile kalınca söylemesi çok manidardı gerçekten. Bir şey değişmezdi ama en azından kendimi bu habere hazırlayabilirdim.

 

Oğullarım şimdi altı yaşındaydı, ikinci hamileliğimden de kızım olmuştu. O da bir buçuk yaşındaydı. Üçü de karşımızda oturmuş bizi dinliyorlardı. Nasıl tanıştığımızı sorduklarında her şeyi anlatmak bizim için zevkti. Karşımıza alıp anlatmaya başlamıştık.

 

"Peki düğün nasıldı anne? Prenses oldun dimi?" Diyerek parıldayan gözleriyle hevesli hevesli sorun Yiğit'di.

 

Ona katıldı Yağız "Evet anne anlatsana, babamla sen nasıldınız? Prens ve prenses." Diyerek Oflaz'a baktı Yağız hevesle. Yiğit bana daha düşkünken Yağız babasına fazla düşkün ve hayrandı. Onu polis üniformasının içinde görünce polis olmak istediğinden bahsediyordu hep,  'babam gibi güçlü ve kocaman olacağım, merak etmeyin biz ikimiz sizi koruruz.' diyerek evde akrobatik hareketlerle Oflaz'ın ilgisini çekmeye çalışırdı.

 

Yiğit ise daha sakin bir çocuktu, mutfakta yapılan işi severdi. Yemek veya tatlı, mutfağa kim girerse peşine takılır yardım etmek isterdi fakat en çok benimle pasta yapmayı sevdiğini söylerdi. Benim sürekl prenses olmamdan ve çok güzel olmamdan bahsederdi. Bu nedenle yaşlanıyordum belki de.

 

Güneş... Kızım.

O ayrı bir mevzuydu, iki deli oğlanın ardından isminin hakkını verecek sıcaklığa sahip ve sakin bir bebekti. Belki büyüdükçe değişirdi ama beni hiç zorlamayan bir bebekti. Herkese gülücükler saçar, eğlenirdi ve babasına cilveler yapar aklını başından alırdı. Boyu minikti ama babasını parmağında oynatıyordu. Kızım sen daha düzgün konuşamıyorsum bile, bana meydan okuyordu.

 

Oflaz'ın gözleri hayranlıkla bana döndü, "Evet." Dedi mest olmuş gibi "Prensesti ama" Yiğit ve Yağız'a dönüp yalandan ciddiyetiyle işaret parmağını salladı "Sadece benim, kaptırmam." Oğullarımızın hoşuna gidiyordu bu tatlı kıskançlık. Benim ise baya baya, paylaşılmamak hiç bu kadar güzel olmamıştı.

 

Burunlarının ucuna dokunup gülerek kolunu omzuma attı, bunu gören Güneş Hanım durur mu? Hemen babasının üstüne atlayıp kucağındaki yerini aldı bile.

 

Yüzümü kırıştırıp yan yan baktım kendisine "Kıskanç." Bunu gülerek karşılayınca gülerek saçlarını sevdim "Çok kıskançsın bak böyle olmaz, bu adamı ilk ben gördüm."

 

Başını iki yana salladı, sarı lüle saçları tatlı tatlı sallandı "Ben dördüm."

 

"Hayır, ben gördüm. Benim."

 

Kendisini inatla kastı "Hahır, ben dördüm."

 

"İyi be." Dedim gülerek "Benim de oğullarım var." Yiğit ve Yağız gülerek yanıma gelip ikisi de kollarını sardılar. İkisinin de başının üstünden kocaman öptüm.

 

"Aile içi kutuplaşmayı kabul etmiyorum." Diyerek kollarını dördümüze sardı Oflaz, koca bir dünyayı kucakladığını hissettirdi bu hareketi. Bizim dünyamızı.

 

Yiğit"Anne düğün?" Deyince nefes vererek güldüm, neden bu kadar merak ettiklerini anlamamıştım ama saatlerdir tanışmamızdan düğüne kadar olan biten her şeyi -Oflaz'ın sarhoş olduğu akşam hariç- anlatmıştım. Ve bu ona ne kadar aşık olduğumu tekrar hatırlatmıştı.

 

DÜĞÜN GÜNÜ

 

"Nasıl oldum, nasıl oldum? Biri bana baksın." Düğün günü yaşadığım en büyük aksiliklerden biri acemi bir makyözle çalışmam olabilirdi. Oradan hemen çıkıp başka bir güzellik salonuna giderek durumu anlattım, hemen yardımcı olmuşlardı. Ciddi manada stres içindeydim.

 

Dicle mest olmuş gibi ifadesiyle dudaklarını aralamış beğeniyle yüzüme bakıyordu "Baya baya güzel, çok güzel olmuşsun kızım."

 

Leyla ve Eda'da bana döndüklerinde aynı tepkiyi verince ikna olmuştum. Duvardaki saate baktım "Şükürler olsun ki yetişti."

 

"Buyrun üstünüzü değiştirebilirsiniz." Güzellik salonunun alt katına inip gelince bıraktığım gelinliğ alarak kabine girdim. Seri şekilde üstümü değiştirip çıkanlar poşete doldurdum. Aynadan kendime baktım, saçım, makyajım hepsi ayrı ayrı güzeldi. Memnundum ve rahat bir nefes almalıydım.

 

Kabin kapısını aralayıp dışarı çıktığımda, Dicle, Leyla ve Eda'nın yüz ifadeleri, az önceki "iyi olmuşsun" tepkisinden çok daha fazlasını söylüyordu. Üçü de ayağa fırladı.

 

Gelinliğim, bebe mavisi nişanlığımdaki zarafeti beyazla taşıyan, ancak çok daha ihtişamlı bir balık modeldi. Boyun ve omuz bölgesindeki ince dantel işlemeler, uzun, tül kollarla birleşiyor; belden aşağı inen kat kat tül, arkada uzun bir kuyruk oluşturuyordu. "prenses" hissiyatını veren, tam istediğim gibi bir gelinlikti.

 

Leyla, elini ağzına kapattı. "Efil, yemin ederim... Bu, gördüğüm en zarif şey."

 

Eda'nın gözleri dolu doluydu. "Sen var ya, Oflaz'ın aklını tamamen alacaksın."

 

Dicle ise, yanıma yaklaştı ve gelinliğin eteklerini düzeltti. "Bitti. Herkes bu gelinliği konuşacak. İyi ki o ilk makyöz faciasını yaşadın. Bu makyaj ve saç, bu gelinlik... Mükemmelsin."

 

"Teşekkür ederim kızlar," dedim, derin bir nefes verdim. Stres, nihayet tatlı bir heyecana dönüşmüştü. "Oflaz nerede, geldi mi?" Onunda görmesini, tepkisini merak ediyordum. Ailemin ve kızların 'Damat düğünden önce seni gelinlikle görmemeli, uğursuzluk getirir.' cümlelerinden dolayı inanmasam da riske atmamak adına göstermemiştim.

 

Tam o sırada merdivenlerden inen babam ile göz göze geldim. Gözleri beni görünce doldu. Gelinliği giymiş halimi görmesiyle yüzünde beliren ifade, sanki beni evlendirmiyordu da, kaybettiği bir parçayı geri buluyordu.

 

"Benim güzel kızım..." dedi, sesi titriyordu. "Senin güzelliğin karşısında ne denir bilmiyorum."

 

"Baba," dedim, duygusallaşmaya başladığımı hissederek. "Ağlayacağım, dur."

 

Gözyaşlarını sildi. "Ağlama sakın." kaşlarını çattı "Oflaz geldiğinden beri başımızın etini yedi 'Yine bir aksilik mi çıktı, Efil iyi mi?'  diye sorup bir o yana bir bu yana volta atıyor." burnundan nefes vererek güldü "Açıklama yapmaktan dilimde tüy bitti. işin bittiyse çık da görsün. Yoksa patlatacağım kafasına bir tane."

 

Oflaz'ın bu halini hayal etmek, içimi tatlı bir heyecanla doldurdu. Babamın haline gülerek başımı salladım "Hadi," dedim kızlara. "Daha fazla bekletmeyelim Oflaz Bey'i." Bir an önce evlenmemiz lazım, yoksa belli ki panikten ölecek.

 

Babamın koluna girdim. Dicle, Leyla ve Eda, gelinliğimin kuyruğunu düzelterek arkamızdan geliyordu. Merdivenlerden çıkarken, adeta bir film sahnesinden fırlamış gibi hissediyordum.

 

Güzellik salonundaki insanların her birinden güzel olduğuma dair iltifatlar ve tebrikler duyarak uğurlandım. Arabaya binmek üzere, bahçeye açılan kapıdan çıktığımızda, Oflaz'ı gördüm. Siyah smokiniyle, bir heykel gibi arabanın yanında duruyordu. Duruşu sertti, ancak gerginliği omuzlarından belli oluyordu. Gözleri, sürekli kapıya sabitlenmişti.Tam yanına yaklaştığımızda, babam kolumdan ayrıldı. Oflaz, sonunda beni fark edip yavaşça döndü.

 

Göz göze geldik.

 

Oflaz, elleriyle yüzünü kapatmak ister gibi bir hareket yaptı ama donup kaldı. Gözleri büyüdü. Elindeki bembeyaz, tek bir gülü yere düşürdü. Gözlerinde ne bir gerginlik ne de bir alay vardı; sadece saf, hayran bir aşk vardı.

 

Bir an, sesi soluğu kesilmişti.

 

"Seni," diye fısıldadı. Sesi titrek ve boğuktu. "Sen.." Yüzüme yaklaştı, ancak gelinliğe değmemeye özen gösteriyordu. "Senin.." cümleyi toparlayamamasıyla gülerek başımı eğdim. Şapşaldı, fazlasıyla şapşal biriydi.

 

Elini çenem koyup kaldırdı başımı, derince yutkundu "Bu güzellik... Bu, yasal bir suç Efil. Hemen evlenmeliyiz. Seni kimsenin görmemesi lazım."

 

Güldüm "Beni eve mi kapatacaksın?"

 

Kaşlarını kaldırıp cıkladı, gözlerini gözlerimden çekmedi "Kalbime mühürleyeceğim."

 

Oflaz'ın "Kalbime mühürleyeceğim" sözüyle içim eridi. Onun bu sahiplenici, tutkulu halleri beni her zaman çocuksu bir mutluluğa itiyordu.

 

"O zaman," dedim, elimi onun smokininin yakasına koyarak. "Hadi müstakbel kocam. Son adımı tamamlayalım."

 

"Hemen." Yere düşen gülü umursamadan, kolunu uzattı. Babamın son kez onaylayan bakışları ve kızların coşkulu fısıltıları eşliğinde koluna girdim. Oflaz, beni arabaya bindirdi ve Giresun'daki deniz kenarında, bizim ortak hayalimizin bir yansıması olarak kurulan düğün mekanına doğru yola çıktık.

 

Düğünümüz, beklediğimizden çok daha sakin ve duygusal geçti. Annelerimiz ve ailelerimiz, Oflaz'ın nişandaki o kararlı konuşmasından sonra adeta "manifestoyu" kabul etmiş gibiydi. Artık tartışma cephesini kapatmışlar, sadece bizim mutluluğumuza odaklanmışlardı.

 

Nikah masasına oturduğumuzda, Oflaz elimi öyle sıkı tutuyordu ki, sanki benim kaçmamdan korkuyordu.

 

Nikah memuru, o klasik sorularını sormaya başladığında, Oflaz ilk soruda, "Siz Efil Hanım'ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?" sorusuna, sanki bütün dünyaya ilan eder gibi güçlü ve kararlı bir sesle cevap verdi:

 

"Evet!"

 

Oflaz'ın sesi salonda yankılandı.

 

Sıra bana geldiğinde, Oflaz'ın gözlerinin içine baktım. Orada, ne bir şüphe ne de bir pişmanlık vardı; sadece bana olan sarsılmaz bir inanç parlıyordu.

 

"Siz de Oflaz Bey'i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"

 

Gülümsedim. Bu, sadece bir yasal prosedür değildi; bu, yıllardır süren bir hikayenin mutlu sonuydu.

 

"Evet!" dedim, en az onun kadar kararlı ve aşk dolu bir sesle.

 

Alkışlar koptu. Resmiyet kazanmıştık. Oflaz, eğildi ve beni uzun, sevgi dolu bir öpücükle mühürledi.

 

"Yüzyılın aşkı be!" Bütün salonu inleten ses Mert'e aitti, Emre'i omuzlarına çıkartmıştı. Emre ıslık çalarken Mert bağırıyordu. Yanlarında Naim'de vardı, nişandan sonra tahmin ettiğim gibi yakın arkadaş olmuşlardı. Bu durum Emre ile Naim'in sık görüşmeye başlayıp Naim'in de sık sık bize gelmesinden dolayı Oflaz'ın hoşuna gitmese de ses etmeye hakkı yoktu çünkü o da bizim evimizden çıkmamıştı.

 

Gece, eğlenceyle devam etmişti. Kimse oturmazken hunharca oynayan üç kişi elbette Emre, Mert ve Naim üçlüsüydü. Oyun havalarında biri bitmeden diğeri başlarken gecenin geri kalanını başlatan şey bu sefer Mert'in Emre ve Naim'in omuzlarına çıkmak istemesiydi. Kaldıramadıkları gibi bir de Mert'i denize düşürmüşlerdi. Bilerek yaptıklarını düşünüyordum ama yıllar geçmesine rağmen hala inkar ediyorlardı.

 

Mert düştükten sonra bizimkilerden herkes atlamıştı denize, Oflaz ve bende geri kalmamıştık. Gece yarılarına sırılsıklam girmiştik, gün doğumunu da öyle karşılamayı ihmal etmemiştik.

 

ŞİMDİKİ ZAMAN

 

"Çok güzelmiş," dedi Yiğit, kucağıma daha sıkı sarılarak. "Keşke bende olsaydım."

 

Saçını okşayıp güldüm "Böyle bir şansımız olsaydı bende görmenizi isterdim."

 

Oflaz, kucağındaki Güneş'i öptü, ardından kollarını bize sardı.

 

"Evet," dedi. "Çok güzeldi ama bu an kadar değil." Gözlerim, ona döndü. Oflaz, bana aşkla bakıyordu. Çocukların o masum merakı, bizi o günlere geri götürmüştü.

 

"Evet düğün, rüya gibiydi canlarım," dedim. "Ama en güzeli, düğünden sonra başlayan hayatımızdı. Babanızla evleneli yedi yıl oldu ve ben hala ona aşığım."

 

Oflaz, dudağımın kenarını öptü. "Ben de sana. Ve o günden beri senin dediğin gibi, hayatımız hiç yavaşlamadı. Hızlıca evlendik, hızlıca İstanbul'a taşındık, hızlıca baba oldum... Her şey, seni yakalamaya çalıştığım hızdaydı."

 

Güneş, babasının omzundan bana bakarak "Hızlı hızlı!" diye tekrarladı, henüz tam konuşamasa da durumu anlamış gibiydi. Hepimiz anın verdiği ve zamanın eksiltmeye gücü olmadığı neşeyle güldük.

 

"Başka?" dedi Yağız başını göğsüme koyarak "Başka anlatsana anne." hevesle bakan gözlerini yiyecektim şimdi. Başımı arkaya yaslayıp düşünür gibi mırıldandım "Hımm, bakalım başka ne anlatabilirim?" Aklıma gelen anıyla gülümsedim, Onlara hamile kaldığım an da fazlasıyla eğlenceli ve duygusaldı. "Buldum," dedim, tatlı bir anı hatırlamanın sıcaklığıyla gülümsedim. "Size hamile kaldığım o ilk anları anlatayım."

 

Yiğit ve Yağız, onlarla ilgili bir anı anlatacağımı duyunca hemen dikkat kesildiler. Güneş bile babasının kucağında daha sessiz duruyordu.

 

"Anlat anne, anlat!" diye hevesle bağırdı Yağız.

 

Oflaz, kollarını bize daha sıkı sararak anlatmamı bekledi.

 

HAMİLELİK HABERİ

 

Evleneli bir yıl olmuştu, her günümüzün beraber geçtiği bir yıl. Eskiden sadece hayaldi ama artık o hayalin içindeydik. Oflaz, artık Komiser olarak ekibinin başındaydı ve işleri oldukça yoğundu. Ben de hukuk kariyerimde hızla ilerliyordum. Hayatımız, akşam yemeklerinde anlatılan polis hikayeleri ve mahkeme salonu dramları arasında geçiyordu.

 

Bunun dışında her boş anımızda birbirimizle vakit geçirmeyi de ihmal etmiyorduk. Film geceleri, yeni yerler gezmek ve baş başa yenilen mum ışığında akşam yemekleri. Hepsi teker teker zamanın eskitemediği birer değerli anıydı. Beraber zaman geçirdikçe daha çok geçirmek istediğimiz anlardaydık. Kimisi buna cicim ayları diyebilirdi, ben ise Oflaz ayları diyordum. Bitmek bilmeyen Oflaz ayları beni bunların varlığının hep olacağına ikna ediyordu. Oflaz üzerime titriyordu, beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu. Bende öyle, ona hala aşığım.

 

"Güzelim."

 

Oflaz'ın sesiyle araladım gözlerimi. Tepemde dikilmiş meraklı gözlerle bana bakıyordu, yorgunca araladığım gözlerime değdi gözleri. Meraklı bakışları sorgulamaya dönmüştü. "Erkenden çıkacağım demiştin ya güzelim? Uyuyorsun hala, hasta mısın?" elinin tersini alnıma koyup ateşimi kontrol etti. Elini tuttum "Hasta değilim ama yorgun hissediyorum."

 

Elimi avcuna hapsedip yanımdaki boşluğa oturdu "Çok çalışıyorsun, normaldir." Ellerini kollarımın altına koyup çocuk gibi kaldırdı "Gel bakalım kocan yorgunluğunu alsın." bedenimi kucağına çekince gülerek kollarımı boynuna sardım. Başımı boyun girintisine koyup derin bir nefes çektim "Oh!" dedim abartılı bir şekilde "İyi geldi."

 

Keyiflenerek güldü, böyle yapmam fazlasıyla hoşuna gidiyordu. Bazen çocuk gibi oluyordu. Eğilip dudaklarıma uzun soluklu bir öpücük bıraktı. Geri çekilince başını kaldırıp benim gibi abartılı bir tepki verdi "Oh! İyi geldi. Şimdi şarj edildim işte."

 

Başımı omzuma eğip kıkırdadım "Şapşalsın." Onaylayan mırıltılar çıkarıp kısa bir öpücük daha kondurdu "Hadi, erken gitmedin madem kahvaltı yapalım beraber." kendini beğenmiş tavrını takındı "Bizzat benim ellerimden."

 

"Kahvaltı mı hazırladın?" nadir hazırladığından mıdır bilinmez, onun hazırladığı kahvaltının tadı damağımda kalıyordu. "Tabi ki, kocan hazırladı. Hadi inelim." Beni kucağından indirmeden kalkınca elimi göğsüne koydum "Dur, tuvalete girip geleceğim. Sen önden in." Başını sallayıp yere indirdi, tuvalete doğru bir adım atmıştım ki aniden başım döndü. Kalbim korkuyla çarptı, olduğum yerde dururken "Oflaz." dedim zorlukla. Elleri anında belimdeydi "Efil, iyi misin?" dedi korkulu sesi. "Otur." elimi kaldırıp durmasını istedim "Bekle." Başımın dönmesinin geçmesi gerekiyordu.

 

Saniyeler içinde yavaş yavaş geçti, elimi alnıma koyup soluklandım "Açlıktan sanırım."

 

Başımın üstünden öptü "İyisin değil mi?"

 

"İyiyim, sen in. Geleceğim."

 

"Olmaz, gir, çık. Bekliyorum burada." itiraz edecek halim yoktu, başımın dönmesi geçmişti ama kendimi daha da yorgun hissediyordum ayrıca midem bulanmaya da başlamıştı. Onaylayıp tuvalete girdim. İç çamaşırımı indirince gördüğüm kan ile baş dönmemin ve yorgunluğum sebebini anlamıştım. Reglim zaman zaman böyle geçebiliyordu ama ağrı hissetmemem şaşırtmıştı. İşimi halledip ellerimi yıkadıktan sonra kapıyı araladım, başımı çıkardım "Oflaz, iç çamaşırı verir misin?"

 

Onaylayıp dolaba yöneldi. İç çamaşırını uzatırken yüzünde alaylı bir tebessüm vardı "Altına mı işedin kız?" iç çamaşırımı elinden çekerken göz devirdim "Regl olmuşum gerizekalı." kapıyı kapatıp üstümü değiştirirken gülüşünü duydum "Allah beni senin gazabından korusun o zaman." evet hormonlarım anında değişime uğramış olmalı ki şu an Oflaz'ı öldürmek istiyordum.

 

Tuvaletten çıktıktan sonra duraksamadan üstüne yürüyüp vurmaya başladım, gülerek kollrını başına siper etti "Özür dilerim, valla eşeğim ben."

 

"Eşeksin, eşek. Al sana gazap!" Vurmaya devam ederken kollarımdan tuttuğu gibi eğilip dudağımdan öptü. Böyle sakinleşeceğimi düşünüyorsa, doğru yoldaydı. Öpüşü duraksamadan, nefes aldırmadan sertleşirken eli belimi sardı. Üstüme gelirken ben geri geri gidiyordum. Nefessiz kalınca dudaklarımızı ayırmıştık, alınlarımız birbirine değerken bedenimi yatağa bıraktı "Hani kahvaltı yapacaktık?"

 

Çapkın bir gülüş sundu "Yapıyoruz." Nefes vererek güldüm, tekrardan dudaklarımızı birleştireceğimiz an kalp çarpıntısıyla, korkuyla ellerimi göğsüne koydum, gözlerim karardı bir anlık. "Oflaz, başım dönüyor. Bana bir şeyler oluyor."

 

Oflaz'ın çapkın gülüşü, yüzünden bir anda silindi. Gözlerindeki tutku, yerini anında saf bir paniğe bıraktı. Ellerimi göğsünden çekip yanaklarıma koydu.

 

"Efil, nefes al!" dedi, sesi o kadar komiser disipliniyle çıkmıştı ki, paniklediği belli oluyordu. Gözlerini hızla yorgun yüzümde gezdirdi. "Ne oluyor? Bu sabah da oldu. Kalk hemen! Hastaneye gidiyoruz!"

 

Bedenimi yatağa bıraktı, ben ise sadece başımı iki yana sallayabiliyordum. "Hayır, sadece- Sadece yorgunum. Reglim de başladı. Normaldir."

 

Oflaz, sinirle alnını ovuşturdu. "Hayır, normal değil! Sen bayılmak üzereydin. Reglinin başladığını söyledin, tamam ama bu kadar yorgunluk, bu kadar baş dönmesi... hiç böyle olmadın."

 

"Bekle, montunu getirip geliyorum. Ayağa kalkma." Hızlı hareketler odadan çıkmıştı. Abartılacak bir şey olduğunu düşünmüyordum. Regldim ve nadir de olsa olan şeylerdi. Ayağa kalkma demişti ama yüzümü yıkamak istiyordum, eminim iyi gelecekti. Ayağa kalktım, banyoya doğru bir adım atacağım sırada bu son raddeydi, dengemi kaybetmek üzereydim, gözlerim kararmıştı ve bedenim kendini boşluğa bırakmıştı çokta. Düşmeyi bekledim fakat "Efil." denildiği an bir kucağa çekildim, gerisi ise karanlıktı.

 

Yarım saat sonra kadar gözlerimi araladığımda hastane odasındaydım, başımda telaşla bekleyen bir adet elimi sıkıca sarmış uyanmamı bekliyordu. Gözlerimi araladığım an elimin üstüne sayısız öpücükler kondurdu "Şükürler olsun, şükürler olsun Efil. Uyandın." kalkıp alnıma da derin bir öpücük kondurdu, kuruyan dudaklarımı zorlayıp gülümsedim, elimi saran elinin üstüne diğer elimi koydum "Özür dilerim, kalkma demiştin ama-"

 

"Özür dileme, telaşla aşağıya indim. Seni alıp inmem gerekiyordu. Özür dileme, uyandın ya şükürler olsun." elimin üstüne tekrardan öpücükler kondurunca gülüşüm büyüdü, o benim şükür sebebimdi.

 

"Neyim varmış peki?"

 

"Bilmiyorum, doktor daha gelmedi ama ben kendisine öpücüğümden dolayı olduğunu söyledim." dedi gülerek, ortamda ki ağır havayı dağıtıyordu "Öpücüğüme karşı koyamadığını ve böyle yan etkileri olduğunu söyledim. O tıpça ne der bilemiyorum."

 

Başımı omzuma eğip güldüm "Tıpta bunun yeri varsa sen bir hastalık mısın?"

 

"Bana hasta olmadığını söyleme sakın, bir de yalandan çarpılmanla uğraşmayalım."

 

Gözlerimi kısarak alınganlıkla çevirdim gözlerimi "Kötüsün."

 

İşaret parmağını burnuma dokundurup elini çeneme koydu, başımı ona çevirip öyle mi dercesine baktı "Sen de yalancısın."

 

"Hasta olmadığımı söylemedim."

 

"Söylesen de inanmazdım, kime söylesen birbirimize hasta olmadığımıza inanmaz." Ağzı gittikçe daha iyi laf yapıyordu ve hala cevapsız bırakıyordu beni.

 

Gülümseyip ayağa kalktı "Uyandığını doktora söyleyeyim, hemen geliyorum." kalktığı gibi büyük adımlarıyla odadan çıktı, dakikalar sonra doktorla beraber geri geldi. Beyaz önlüklü ellili yaşlarındaki erkek doktor, elinde tuttuğu dosyayla gülümseyerek içeriye girdi "Nasılsınız Efil Hanım? Nasıl hissediyorsunuz kendinizi?"

 

Yutkunup kuruyan boğazımı ıslattım "Yorgun, günlerdir böyleyim. Anlayamadım, ilk defa böyle hissediyorum."

 

Gülüşünü büyüttü doktor "Çocuğunuz var mı?" çocuğumun peşinde koşarken bile bu kadar yorgun olacağımı sanmıyordum, bu çok farklı bir şeydi. "Hayır yok."

 

"Normaldir o zaman, bebeğiniz temponuza ayak uydurmaya çalışıyor belli ki."

 

Bebeğiniz?

 

Bebeğimiz?

 

Kalbim bu sefer heyecanla dövüyordu göğüs kafesimi, Oflaz'a kaldırdım başımı. O şaşkınlıkla doktora bakıyordu. Transa girmiş gibi gözüküyordu. "A..anlayamadım ne?"

 

"Bebeğiniz Oflaz Bey, eşiniz hamile. Tebrikler."

 

Oflaz, olduğu yerde donakaldı. Gözleri bana döndü, içinde bir sevinç fırtınası kopuyordu ama sesi çıkmıyordu.

 

Ben ise şaşkınlıkla doktora baktım. "Ama... Ama bu sabah regl oldum. Kanama vardı."

 

Doktor Bey gülümsedi. "Bazen gebeliğin ilk haftalarında, buna benzer kanamalar ya da lekelenmeler olabilir. Ama merak etmeyin, testlerimiz pozitif, hamilesiniz."

 

Oflaz'dan bir sevinç nidası, beni öpmesini, doktora bile sarılmasını beklerdim ama hareketsizce durduktan sonra bayılmasını beklemezdim.

 

Oflaz'ın "Baba mı oluyorum ben?" diye mırıldandıktan sonra yere yığılması, odadaki herkesi şaşırttı ama en çok beni. Yatağın kenarından eğilerek hayretle yerdeki heybetli kocama baktım.

 

"Oflaz!" diye seslendim.

 

Doktor Bey ise bir o kadar rahattı, sanki her gün baba olduğunu öğrenince bayılan adamlar görüyormuş gibi gülümsedi. "Beyefendiyi yatağa alalım. Bu tepkiyi sık görmeyiz ama çok da nadir değildir. Şok ve mutluluk karışımı bir durum."

 

Hemşireler hızla gelip Oflaz'ı kucaklayıp benim yanıma, boş duran diğer hastane yatağına yatırdılar. Oflaz, hala trans halindeydi.

 

Doktor güldü. "Gözünüz korkmasın Efil Hanım. Sadece aşırı duygusal bir tepki. Tansiyonu düşmüştür. Biraz dinlenince kendine gelir. Oflaz Bey kendisine gelince kadın doktoru Necla Hanım'a çıkabilirsiniz." elindeki kağıdı uzattı, "Randevu açıldı, bebeğinizle tanışabilirsiniz. Durumuna bakılsın." kağıdı aldım "Teşekkür ederim."

 

Doktor ve hemşireler odadan çıktı. Oflaz'ın kendine gelmesini beklerken, ben de sakinleşmeye çalışıyordum. Hamileydim. Regl olduğumu sandığım kanama, bir müjdenin örtüsüymüş. Elimi karnıma koydum. İçimde, Oflaz'ın ve benim o büyük aşkımızın meyvesi büyüyordu.

 

Oflaz'ın eli, yatarken bile benim elimi buldu ve sıktı. Gözlerini yavaşça araladı. İlk baktığı yer ben oldum.

 

"Efil," diye fısıldadı kuru sesiyle. "Ben bayıldım mı?"

 

Gülerek yanıtladım "Evet, aşırı duygudan tansiyonun düşmüş."

 

Oflaz, beni kendine çekti. Yattığı yerden alnıma uzun, titrek bir öpücük kondurdu. Gözleri yaşlıydı ama bu sefer sevinçten ağladığını biliyordum.

 

"Baba... Baba oluyorum," diye mırıldandı, bu sefer sesi daha güçlüydü. "Ben sana aşığım. Sana, bana bu mucizeyi verdiğin için aşığım."

 

Oflaz'ın sözleri, kalbimi ısıttı. Onun bu kadar kırılgan ve bu kadar saf bir sevgiyle dolup taşması, sadece bana aitti. Hastanenin o soğuk odası, anında bir yuvaya dönüşmüştü.

 

Oflaz'dan ayrılıp, komodinin üzerindeki kağıdı aldım. "Hadi, kalkalım," dedim. "Doktor, Necla Hanım'a çıkmamızı söyledi. Bebeğimizin durumuna bakılacak. Ultrasona gireceğiz."

 

Oflaz, hemen yerinden fırladı. Bayılma halinden eser yoktu. Gözlerindeki endişe, yerini yeniden o her şeyi kontrol altına alan Komiser ciddiyetine bırakmıştı.

 

"Hemen gidelim," dedi, elimi tutarak. Dikkatlice yataktan kalkmama yardım etti. Beraberce Doktor Necla Hanım'ın odasına gittik.

 

Necla Hanım'ın odasında, Oflaz elimi öyle sıkı tutuyordu ki, sanki ultrason cihazının bile bize zarar verebileceğinden korkuyordu. Jel karnıma değdiğinde, ikimiz de ekrana kilitlendik.

 

Doktor Necla Hanım gülümsüyordu. "Her şey yolunda Efil Hanım. Kese sağlıklı görünüyor."

 

Oflaz, sabırsızdı. "Kalp atışlarını görebilir miyiz doktor hanım? Sesini duymamız lazım."

 

Doktor, cihazı hareket ettirdi. Ekranda minik bir nokta belirdi. Sonra odada, hızlı ve güçlü bir ritim yankılandı.

 

Tak-tak, tak-tak, tak-tak...

 

Oflaz ile gözlerimiz doldu. Bebeğimiz oluyordu inanamıyorum, bebeğimiz oluyor. Eğildi, elimi öptü.  Doktor Necla Hanım, cihazı tekrar hareket ettirdi ve yüzündeki gülümseme daha da büyüdü.

 

"Oflaz Bey ve Efil Hanım, müjdemiz sadece bir taneyle sınırlı değilmiş. Bakın," dedi, ekranda beliren ikinci noktayı göstererek. "İkinci bir kalp atışı daha var."

 

Odada yankılanan ritim, şimdi iki farklı tonda atıyordu. Benimkinin ise nasıl attığına dair hiçbir fikrim yoktu. Bir değil, iki bebek oluşacaktı içimde. Oflaz ve benden iki bebek gelişecekti içimde. Oflaz, ikiz kelimesini duyduğunda, yüzü bembeyaz oldu. Bu sefer bayılmadı ama sesi çıkmadı. Ultrason fotoğrafını aldı, baktı, bana baktı. Bu, bayılmaktan daha büyük bir şoktu.

 

"İki... İki mi geliyor şimdi?" diye kekeledi. "Efil." dedi hevesle "Efil iki tane bebeğimiz olacak." doktor peçete koparıp elime verdikten sonra kalktı "Temizlenip gelin içeride konuşalım." onaylayıp aldım peçeteyi fakat Oflaz elimden alıp kendisi sildi karnımı. "Bebeklerimiz." dedi mırıldanarak. "Bebeklerimiz." dedim onaylayarak.

 

Arsızca güldü "Demek ki bence öpücüğüme karşı koyamayışın tıpça ikiz bebek demekmiş güzelim."

 

Omzuna vurdum "Sussana Oflaz." gülüşüme engel olamadım "Biraz karşı mı koysaymışım acaba? İkiz bebek güzel ama-"

 

"Amasını düşünme." Alnımı öptü "Sana amasını düşündürtmeyeceğim merak etme, sen sadece güzel olana bak."

 

Oflaz'ın sözleri, içimi anında rahatlattı. Benim aklımda dönen 'iki bebekle başa çıkabilir miyiz?' gibi tüm endişeleri, tek bir cümleyle silip atmıştı. Oflaz hep böyleydi; büyük kararlarda her zaman benim arkamda değil, yanımda, hatta önümde dururdu.

 

"Haklısın," dedim, onun elini sıktım. "Sadece güzel olana bakacağım."

 

Birlikte masanın yanına, koltuğa oturduk. Doktor Necla Hanım, bize hamilelik takvimi ve yapmamız gereken testleri anlatırken, Oflaz tek kelime etmeden, büyük bir Komiser disipliniyle tüm notları alıyordu. Gözleri bir saniye bile kağıttan ve benden ayrılmadı.

 

"İlk aylarınız biraz zorlu geçebilir Efil Hanım," dedi doktor, Oflaz'a bakarak. "İki bebek, vücudunuz için çok daha yoğun bir tempodur. Oflaz Bey, eşinizi kesinlikle yormayın, iş stresi almasın. İlk aylar kritik."

 

Oflaz, hemen yanıtladı. "Merak etmeyin doktor hanım. Eşim şu andan itibaren benim himayem altında." Bana döndü ve göz kırptı. "Stres nedir bilmeyecek."

 

Hastaneden, elimizde iki bebeklerinin ilk ultrason fotoğrafları ve Oflaz'ın aldığı notlarla çıktık. Dünya aynı dünya, İstanbul aynı İstanbul'du, ama bizim için her şey değişmişti.

 

6.AY

Duba gibi olmuştum, yolun ortasında dursam trafiği tıkayacak kadar kocamandım. İki çocuk taşıyordum normal miydi? Evet! Normaldi. Dubalığımı da normalleştirebilirdim, yolda trafiği tıkayacak kadar büyük oluşumu da normalleştirebilirdim ama Oflaz'ın yanında kendimi küçük hissedemeyişimi normalleştiremezdim.

 

Sanırım git gide yere göğe sığamayacak hale gelecektim.

 

Saat gece yarısıydı, gereksiz bir sıkıntı aldı içimi. Nedendir bilinmez yatağa sığamıyordum. Canım bir şey istiyordu, ard arda nefes aldım. Evde güzel bir şeyler kokuyordu ama yemek pişirmemiştik. Hayali yemekler gördürüp kokular aldırtıyordu bu oğlanlar bana.

 

Ellerimi karnıma koyup sevdim "Ne istiyorsunuz? Yarım saat düşündürtüp kafayı yedirtmek yerine direk söyleseniz ya canlarım? Hı? Annenizin canına kastınız mı var?"

 

Oflaz geç geldiği için uyuya kalmıştı bile, benim uyumakla uzaktan yakından alakam yoktu.

 

Canım ne istiyor benim? Nadir aşerirdim ama hep gece yarısı olurdu. Bugün Oflaz ciddi anlamda yorgun gelmişti, oğullarının canına kastı olmalı ki canımın ne istediğini anlamıştım. Allah ona yardım etsindi.

 

"Oflaz." Ses vermedi. Kolunu dürttüm "Oflaz." Hareketlendi ama yine bir ses yoktu.

 

Daha sert ittim "Oflaz uyan, canım mango çekti."

 

"Ne?" Dese de tam olarak uyanmadı, devamı gelmedi. Anında geri uykuya daldı. Yorgundu, üzülüyordum ama bana daha çok üzülmeliydi. "Oflaz." Daha sert dürtsem de, ittirsem de uyanmadı.

 

Son çareydi artık, yapacak bir şey yoktu "Özür dilerim aşkım." Ayağımı kalçasına koyup var gücümle ittim, gücümü kontrol edememiştim sanırım. Benim onu itmeye bile gücüm yetmezken şimdi yataktan aşağı yuvarlanmıştı.

 

"Ne oluyor lan?"

 

Bu gerçekle ellerimi yüzüme kapatıp ağlamaya başladım. Oflaz düşmenin etkisiyle daha kendisine gelemeden ağladığımı duyunca anında kalktı "Efil," yatağa oturup kucağına çekti anında beni "Efil ne oldu güzelim? Ağrın mı var? Ne oldu?"

 

"Seni ittim." Dedim göz yaşlarımın arasında zorlukla "Seni ittim ve sen de düştün."

 

Başımı göğsüne yaslayaral saçlarımı okşadı "Tamam güzelim sorun yok, hakkındır. İtmişsin düşmüşüm ne var bunda? Ağlayacak ne var hakkındır." Başımın üstünü öptü "Bunun için mi ağlıyorsun? Özür dilerim düştüğüm için."

 

İtmiştim, düşmüştü bir de düştüğü için özür diliyordu. Ağlayışım daha da şiddetlendi. "Özür dileme."

 

Ne diyeceğini bilemeyerek duraksadı "Tamam istemezsen dilemem, ne yapayım? Ne istersin benden?"

 

"Kilo al."

 

"Ne?" Dedi afallayarak.

 

Ellerimi yüzümden çekip yüzüne baktım "Seni ittim ve sende kolaylıkla düştün. Önceden itişimden etkilenmezdin bile ama ben seni resmen devirdim, senden daha kocaman gözüküyorum, daha ağırım. Şişkoyum işte. Kilo al."

 

İstemsizce güldü ama benle göz göze gelince yanlış bir şey yaptığını düşünerek gülüşünü sildi, ne tepki vereceğini şaşırıyordu son zamanlarda.

 

"Tamam alırım, istediğin şey kilo olsun alırım ama sen benden kocaman değilsin. Kilolu da değilsin, iki çocuk var senin içinde. Beni de uyurken ittin etkilenmem normal değil mi güzelim?"

 

"Evet ittim." Dedim tekrardan ağlamaya başlayarak "Ve sende düştün!"

 

Ağlayışımla homurdandı "Hay dilimi ben." Hareketlendi, ayağa kalktı. Beni de zorlanmadan kucağına aldı, odanın çıkışına ilerlerken başımın üstünü tekrar öptü "Bak, kuş gibisin. Ben dünyamı kucaklayacak kadar güçlüyüm, sen bile deviremezsin beni kızım. Arada uyurken gafil avlarsın o kadar." Kollarımı boynuna sarıp başımı boyun girintisine koydum.

 

Gülerken akan burnumu da göz yaşlarımı da tişörtüne sürdüm "Hep böyle güçlü kal. Aileni kollarının arasına alacak kadar."

 

Yakasına bakıp güldükten sonra gözlerimle birleştirdi gözlerini "Daima güzelim, daima böyle kalacağım."

 

"Şimdi de bana mango al lütfen."

 

"Emredersiniz."

 

ŞİMDİ Kİ ZAMAN

 

Gözlerini şaşkınlıkla büyüterek babasına baktı Yağız "Bayıldın mı yani baba?"

 

Onayladı Oflaz "Evet oğlum, fazla mutluluktan bayıldım. Zaten anneniz beni genelde fazla mutluluktan ya sarhoş eder ya bayıltır." kıkırdayarak güldüler bu dediğine.

 

"Ama annem babamı da düşürmüş baksana, annemde çok güçlüymüş." Diyerek travmalarımı tetikledi Yiğit, o zaman ki psikolojim hiç iyi değildi.

 

"Anneniz beni ilk gördüğüm de düşürmüştü, sonrakiler pek mühim değildi." Travmalarımı tetiklemeden kapatma düğmesine basmıştı Oflaz, her zamanki gibi.

 

Ellerimi birbirine vurdum "O zaman son bir anıyla kapatıyoruz bu maziyi."

 

Güneş heyecanla ellerini çırpıp bağırdı "Kapa kapa!" Söylediklerimizi anlamasa da coşkumuza katılıyordu. Yanağını sıkıp öptüm, Yiğit ve Yağız'ı da öptüm.

 

"Size röntgen çektirmeye gittiğimizde babanız sizi karıştırdı." Bugünü ne zaman hatırlasam kahkahalarla gülüyordum.

 

Çocukları Oflaz ile beraber önden yollamıştım hastaneye, önce Yağız'ın röntgenini çektirmiş arabaya koymuş ve gittiğimde Yağız'ı veriyordu doktora, doktor gülerek beyefendi bu çocuğa çektirmiştik röntgen dediğinde girmiştim içeriye, doktor ile Oflaz'ın alık bakışması ve benim o ana şahit olmam o kadar komikti hayatımın en iyi anlarından biriydi.

 

Oflaz karizması çizilmiş gibi hormudandı "Birbirlerine çok benziyorlardı, anlamamıştım."

 

Yiğit ve Yağız "Babam bizi karıştırmış!" Diyerek gülerken Güneş'te ellerini çırparak "Kayış kayış!" Diye bağırıyordu.

 

Bu an herşeye değerdi, tekrar dünyaya gelsem yine Oflaz'ı isterdim yine bu aileyi isterdim. Bu hayatı yaşamak her şeye değerdi.

 

Güneş'e hamileliğim planlı olduğu için sürpriz olmamıştı fakat en az ikizlerin ki kadar sevinmiştik elbette. Özellikle kız oluşuna Oflaz öyle çok sevinmişti ki bana benzemesi için dua etmişti. Yiğit ve Yağız'ın ikimizden de özellikleri vardı özellikle birine benziyor diyemiyordum ama ikimizi de andırıyorlardı. Güneş ise Oflaz'ın dualarının kabul oluşuydu, tıpatıp bana benziyordu, kendi ikizimi doğurmuş gibiydim.

 

Adını da Oflaz koymak istemişti, 'sen varsan her zaman güneşliyim. Ne havanın bozukluğu, ne kar ne yağmur, ne kasırga etkiler. Sen varsan her zaman güneş demişti. Kızının ismini Güneş koymak istemişti, bana da kabul etmek düşmüştü. Tek güneşli olan o değildi bende öyleydim, bize artık hep yaz mevsimiydi.

 

"Anne!" Kollarını boynuma sardı Yiğit, başını omzuna eğip gözlerini kırpıştırarak itiraz edemediğim tatlı haline büründü "Pasta yapalım mı? Hep beraber."

 

"Olur, yapalım." Yiğit ve Yağız heyecanla yataktan indi, Güneş'in ellerinden tutup sevinç nidaları atarak çıktılar odadan.

 

Oflaz ile baş başa kaldık, gözlerimizi birbirimizden ayırmadan gülmeye başladık. "Bu gece çocukları annene mi bıraksak?" İması alenen açık bir çapkınlıktı.

 

Dudaklarımı büzdüm nazlanarak "Bilmem, düşünmem lazım." Yataktan kalkarken belimden tutup kucağına oturttu "Ne kadar düşüneceksin?"

 

"Beni ikna edersen uzun sürmez." Dememle dudaklarını dudaklarıma örttü, ne sertti ne hızlı, yavaş ve tutkulu, tam yerinde ve kararında, keyfine vararak öptü. Kollarımı boynuna sarıp ensesindeki saçları parmağıma dolarken onunda bir eli başımın arkasında diğer eli belimi okşuyordu.

 

Nefessiz kalana kadar öpüp ayrıldı, alınlarımızı birleştirince aldığımız soluklar birbirine karıştı "Bu fragmandı" çapkınca güldü "İkan edici miydi?"

 

Alt dudağıma dişlerimi geçirip güldüm "Fazlasıyla ikna ediciydi." Belimdeki elini itip kucağından kalktım "Ama şimdi pasta yapmalıyız, gel bakalım asker."

 

"Emriniz olur." Peşimden geldi, beraberce mutfağa girdik. Çoktan malzemeleri çıkarmışlardı bile. Güneş'i tezgaha oturmuş bacaklarının arasına bir kab koydum, Yiğit ve Yağız, verdiğim malzemeleri kaba koyuyor. Güneş'te çırpıyordu kendince. Oflaz'da Güneş'in mikseri tutan elini tutarak kaza çıkmasını önlüyordu.

 

Şahinoğlu ailesi bu kadardı, mutluluk ve huzurla harmanlanmış bir aileydi. Onlar için masal mutlu bitmişti.

 

-FİNAL-

 

Arkadaşlar

🥹🥲

 

Bu hikayede yanımda olan, buraya kadar okuyan herkese teşekkür ediyorum. Belki eksikler oldu, yanlışlar oldu ama herşeyiyle beni tamamlayan bir hikaye oldu.

 

Çocukluk hayalim yazar olmaktı ve ben burada belki onlarca hikaye yazıp paylaşmaya çekindim, paylaşmadan sildim veya paylaşıp çekinerek sildim.

 

Bu hikaye aslında başlayabildiğimi, yapabileceğimi gösteren, eksikleri de olsa benim bu yolda attığım ilk adımı temsil eden bir hikaye.

 

Yazda vakit öldürmek için yazmaya başladığımı düşünerek kendimi ikna etsem de aslında her şeyin ilk adımı.

 

Hayallerine ulaşmak veya herhangi bir işinde mükemmel başlamak zorunda değilsin, kimse mükemmel değildir. Zaman aldıkça kendini geliştirebilmen önemlidir. Bu da benim acemice attığım ilk adımdı.

 

Tekrardan hepinize teşekkür ediyorum

🥲🥹❤️

 

 

Son Yazılar

Hepsini Gör
29.BÖLÜM

Oflaz'la yüzük taktığımız, bize göre rüya ailemize göre kabus olan gecenin üstünden üç gün geçmişti. Ne annelerimiz tekrar birbirine girmiş, ne de farklı bir sorun çıkarmışlardı. Oflaz'ın annesi ve ba

 
 
 
28.BÖLÜM

Oflaz'ın yanından ayrılınca telefonuma Emre'den gelen mesajla babaannem ve dedemin eve geldiğini öğrenmiştim. Attığı mesaj şöyleydi.   Emre: Ecelinin sebepleri geldi abla   Efil: O ne demek?   Emre: B

 
 
 
27.BÖLÜM

Oflaz'ın üstüne dökülen kahve damlalarının sayısı kadar çıkacağımız buluşmanın ilk gününden sonra iki gün aralıklarla iki kere daha buluşmuştuk.   Kendisi bensiz bir günden fazla dayanamadığını söyley

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page