top of page

28.BÖLÜM

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 16 Kas 2025
  • 12 dakikada okunur

Oflaz'ın yanından ayrılınca telefonuma Emre'den gelen mesajla babaannem ve dedemin eve geldiğini öğrenmiştim. Attığı mesaj şöyleydi.

 

Emre: Ecelinin sebepleri geldi abla

 

Efil: O ne demek?

 

Emre: Babaannem ve dedeim, evdeler. Ama sorun bu değil.

 

Emre: Sorun tek onların olmaması

 

Emre: Mert, Leyla, Eda vs. tamam biliyorduk ama yengemler, amcamlar ve biri daha

 

Efil: Kim oğlum, taksit taksit söylemesene

 

Efil: Kim Emre?

 

Efil: Söyle

 

Emre: Oflaz abinin annesiyle babası.

 

Emre: Annem seni mahvedecek zuhahanaihaha

 

Emre: Sıçtın.

 

Ekranı kapatıp dışarıda akan yola kaldırdım başımı şaşkınca, Oflaz'ın annesiyle babası? Bütün geçmişim gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Üstüne annem tarafından tartaklandığım eklenmişti.

 

 Babaannemler gerçekten ciddiydi. Herkesi toplayıp gelmişlerdi ama o kadın...yıllar sonra ilk defa yüz yüze gelecektik. Benim için sorun yoktu ama ya annem...BENDEN ÖNCE ANNEMLE YÜZ YÜZE GELİYORDU.

 

Hemen emniyet kemerimi bağladım "Orhan bas gaza!"

 

Kemeri takıp kendimi koltuğa bastırdığım gergin halime baktı anlamsızca "Neden?"

 

"Bas Orhan bas, evde katliam çıkacak." telefonumu çıkarıp Oflaz'ın numarasını tuşladım hızla "Bas Orhan hadi."

 

Daha fazla sorgulamadan gaza basarak hızlandı. Bende bu sırada Oflaz'ı aramış, açmasını bekliyordum. "Efendim güzelim, bir sorun mu var?"

 

"Var." sesim arabanın içinde yankılanmıştı "Kaynana çarpışması ön gösterime gelir misin?"

 

"Ne diyorsun, anlamıyorum?"

 

"Annen ve baban gelmiş diyorum Oflaz. Bizdeler. Annemle aynı evin içinde, yıllar sonra. Anlıyor musun?"

 

"Sıçtık." dedi homurdanarak, onaylayarak mırıldandım "Aynen öyle. İşin ne zaman biter, beraber gidelim bize. Ben harp meydanında tek kalmak istemiyorum."

 

"Saçmalama, tabi ki beraber gideceğiz. Müdürün odasının önündeyim, görüşme biter bitmez geleceğim. Evin önünde buluşuruz, ben gelmeden girme."

 

"Tamam hızlı ol." telefonu kapatıp elimde sıkarak akıp giden yola odaklandım. Sinan denen şerefsizle yüz yüze geldiğimde hissettiğimden daha fazla korku hissediyorum desem abartı mı olurdu? O beş saniye sürmüştü, Oflaz sayesinde ama bu bitecek gibi değildi.

 

"Düşman ailenin çocukları mısınız?" Orhan'dan gelen teoriyle sinirle güldüm "Öyle biraz, bunlar biraz çocuklarının mutluluğunu fazla düşünen düşmanlar." Halbu ki rahat bıraksalar daha mutlu olurduk.

 

"O yüzden bu kadar panik olamazsın."

 

Sıkıntılı bir nefes verip anlatmaya başladım, gündelik hayatta iki kelam etmeyen adamın bilmesinde bir sakınca görmedim. Yine de "Aramızda kalsın bak anlatıyorum." diyerek geleneği tamamladım.

 

"Tamam kalır."

 

"Şimdi şöyle, babam iflas edince Giresun'a babaannemlerin binasına taşındık. Oradaki odamın hemen dibinde başka bir bina vardı, aynı bahçenin içinde ve camıma denk gelen camın odasında Oflaz yaşıyormuş. Biz bununla kaderin oyunu gibi sık sık denk geldik, sonra karşımda oturduğunu öğrendim. Kuzenlerimle de arkadaş olunca, aynı ortamda bulunmaya başladık. Tabi ben o zamanlar eski sevgilim tarafından aldatıldığım için kimseyi gözüm görmüyor ama çıtırından hoşlanmaya başlıyorum da güvenemiyorum." Soluklanıp devam ettim.

 

"Neyse bu bana 'Aşkından ölüyorum Efil' deyince bende yakışıklı çocuk denenir diyerek onayladım." mübalağanın da böylesi. "Arkadaş grubumuzda Ayça diye bir kız vardı, Oflaz'a aşıkmış, Oflaz'ın annesiyle de yakınlarmış. Annesine Oflaz'ın kendisinden hoşlandığı falan söylemiş, annesi de tabi inanıyor, benden öncesinden beri olan olay. Oflaz inkar etse de kız nasıl inandırdıysa bir türlü Oflaz'a inanmamış. Neyse Oflaz'ın annesi, benim anneme hakkımda Oflaz'ın peşinde dolaştığımı söylemiş halbu ki yalan Oflaz itiraz etti önce." Hızlı hızlı anlattığımdan kesik kesik nefesler alıyordum.

 

"Birde iflas ettiğimiz için Oflaz'ın parasında gözüm varmış, bu da yalan. İşe girmiştim, çalışıyordum." Hatırladıkça hala sinirleniyordum. "Annemde bu olaydan sonra Oflaz'ı bana yasakladı gibi bir şey oldu. Tabi bunlar için ayrılmadık. Benim eski sevgilimle Ayça iş birliği yaptılar, el birliğiyle ayırdılar işte ama beş yıl sonra yine bir araya geldik." Oflaz'ın sarhoş olduğu geceyi hatırlamak istemeyerek anlatmadım.

 

Orhan ilgiyle dinleyerek başını salladı "Şu an bir dönüm noktası yani. Ya yıllar sonra bile bir araya gelişinize, mutluluğunuz için susacaklar. Ya da her şeyi berbat edip bencil davranacaklar."

 

Omuzlarımı silktim "Bizi düşündüklerini söyleyecekler, bu bencillik midir?"

 

"Anne baba tabi ki çocuklarını düşünür. Uyarır, gerekirse müdahale de eder ama kaç yaşında insanlarsınız, siz müdahaleyi reddettikçe ısrarla devam etmeleri sınırlarınıza tecavüzdür. Bu sizin hayatınız. Aşk bencilliktir, önemli olan iki tarafında bu bencilliğe talip olup olmadığıdır. Siz bu bencilliğe müptelayken ailenizin eskileri ısıtıp ısıtıp önünüze koyması daha çok kendi konforlarını düşünmeleridir. Ha ama bu işin sonunda bir hata gibi göreceksen o zaman da ailenin bir suçu yok, çünkü tedaviye cevap vermeyen sizsiniz."

 

Şu an her şeyi bir kenara bırakmış Orhan'a bakıyordum afallayarak. O bana aşkın tanımını yapıp tavsiyede mi bulunmuştu? Hiç beklememiştim, dinledikten sonra öylesine bir yorumda bulunacak sanmıştım ama o bana hayat tavsiyesi vermişti.

 

Elbette onunda tecrübeleri vardı fakat bilemiyordum, hiç böyle bir cevap düşünmemiştim.

 

Nasıl bakıyorsam "Ne?" diyerek gülmüştü.

 

"İçinden ne çıktı senin? Aşık mısın?" dedim hayretimi sürdürürken.

 

Gülüşünü büyüttü "Evliyim ben Efil Hanım." demesi ise arabanın içine ikinci şok bombasını düşürmüştü.

 

"Şaka!" dedim heyecanla yükselerek "Evli misin? Çocuğunda var mı?"

 

"İki ay sonra kucağımızda olacak inşallah." inanamıyorum, yanımda çalışan adamdan haberim yoktu. Hiç sohbet etmemiştim, kendimi kötü hissettim. "Seninle hiç sohbet etmemişim, kendimi kötü hissettim."

 

Başını belli belirsiz iki yana salladı "Sorun değil, görevim için geliyorum. Sohbet için gelseydim ilk günden işsiz kalırdım." sessizliğinin farkındaydı yani, bu en azından vicdanımı biraz olsun rahatlatabilirdi. Güldüm "Umarım sağlıkla alırsınız kucağınıza."

 

"Teşekkür ederim."

 

"Asıl ben teşekkür ederim, çok güzel konuştun." dedim içtenlikle.

 

Arabayı park edip, Oflaz'ın gelmesini beklemek üzere emniyet kemerimi çözdüm. Sessizlikle beklerken gözlerim evdeydi, her an gerçekleşebilecek bir patlama, kavga sesi, saç baş girişilmiş bir kavga veya ne bileyim, herhangi bir şey görmeyi bekliyordum. Asla sessizlik değildi beklediğim.

 

Tetikte bekleyişimden dolayı burnundan güldü Orhan "Bence korktuğunuz gibi olmayacak."

 

"Nasıl bu kadar eminsin?"

 

"Değilim, sizi rahatlatmak için söyledim."

 

Sinirle gülerek önüme döndüm "Bunu itiraf etmemen gerekiyordu."

 

"Yalan pek benlik değil."

 

"Akıl verenin de dürüstüne denk geldik iyi mi." dedim gülerek, bu sırada önümüzdeki boşluğa giren araba girdi kadrajıma, Oflaz'dı! Sonunda.

 

Kapımı açıp ineceğim sırada Orhan "Ben uzakta bekliyorum Efil Hanım. Çağırırsanız gelirim." dedi. Belli ki gönlü rahat değildi.

 

"Sağ ol." gülümseyerek arabadan indim. Oflaz, park edip kapısını açtı ve bir saniye bile beklemeden yanıma koştu. Bir polis telaşıyla değil, bir sevgili telaşıyla. Adımlarında gerilim vardı.

 

"İyi misin? Geç kalmadım değil mi?" Hemen elleriyle yüzümü kavradı, gerginliğimi almak ister gibi. Gözleri, sadece bana odaklanmıştı.

 

"İyiyim," diye fısıldadım, onun dokunuşuyla vücudumdaki tüm gerginlik yayı çözülmüş gibi oldu. "Ama içeride durumlar nasıl bilemiyorum. Annemle annen, yıllar sonra aynı çatı altındalar. Ve hepsi nişan meselesi yüzünden."

 

Oflaz'ın yüzü ciddileşti. Elini yüzümden çekip, kolumu tuttu.

 

"Dinle beni," dedi, sesi alçak ve kesindi. "İçeride ne olursa olsun, bir tek şeyi unutma. Sen, benimle olmak istiyorsun. Ben, seni istiyorum. Bu masa, bizim hayatımız hakkında karar verecek bir kurul değil, sadece bizim kararımızı onaylamak zorunda olan bir grup insan."

 

Dudaklarımı büzdüm çocuk gibi "Öyle mi gerçekten?" Uzun zaman sonra kendimi ilk defa birinin yanında çocuk gibi hissediyordum, aynı kişinin yanında. Bu hissin güzelliğini unutmak üzereymişim.

 

Oflaz gülümsedi, ama gözlerinde hala o sert ifade vardı.

 

"Öyle güzelim." Kollarını bana doladı, başımı omzuna yasladım.

 

"Unutma," diye fısıldadı saçlarıma, "Sen ve ben her zaman bizdik. Bunun için yaratılmışız, gerisi teferruat."

 

Başımı kaldırıp gözlerine baktım. Çenemden tutarak başımı hafifçe yukarı kaldırdı. Gözleri dudaklarıma değdi ve bu kez tereddüt etmedi. Belki de geri çekilmem gerekirdi, sokağın ortasında, tam da Orhan'ın önünde ve bu gerilimin ortasında. Ama istemiştim, bende istiyordum bu öpücüğü.

 

Geri çekilmedim, dudaklarını dudaklarıma kapattı, soğuk havada aceleyle yapılmış bir vaat gibi, ama aynı zamanda demirden bir karar gibiydi. Kısa, sert ve iddialı bir öpücük.

 

Geri çekildiğinde nefesim hızlanmıştı ve kısa sürüşüne isyan ederken bulmuştum kendimi. O da bu durumdan şikayetçi olmalı ki tekrardan öpmek için yaklaşınca mantığımı devreye sokup ellerimi göğsüne koydum. "Hazırız bence, içeriye girelim." Arabada bekleyen Orhan'a baktım göz ucuyla. Onu bizi izlerken veya telefonuna bakarken görmeyi bekleyebilirdim fakat iki elini de yüzüne kapatmış şekilde direksiyona kapanmasını beklemiyordum. Gerçekten komik adamdı.

 

Gülerek uzaklaştım Oflaz'dan "Hadi içeriye."

 

"Keşke daha rahat bir zamanda öpseydim." dedi sızlanarak.

 

Omuzlarımı silktim umursamazca "Yapsaydın."

 

"Öpmeme izin vereceğini düşünmemiştim, bilseydim öyle yapardım."

 

Kaşlarımı hayretle kaldırıp elimin tersiyle karnına vurdum "Durumdan istifade edip fırsatçılık yaptın ve bende bunu yedim öyle mi?"

 

Güldü genişçe "Öyle oldu biraz ama üzülme bir dahakine beni yemen izin vereceğim. Ben onu yeğlerim."

 

Kolunun etini tırnaklarımın arasına alıp hırsla sıktım, git gide terbiyesiz olmuştu bu iyice. Sıktığım yeri diğer eliyle tutarak güldü "Ne yapıyorsun kızım?"

 

"Yaş aldıkça arsızlaşmışsın köpek."

 

Dayak arsızı gibi uslanmayarak yaklaştı, kolunu omzuma atarak beni kendisine çekti. Başımın üstüne derin bir öpücük bıraktı "Biz de yanmayalım mı be?"

 

Bu halleri ucundan hoşuma gitse de belli etmek istemiyordum, dozunda bırakmalıydı. İstemsizce kıvrıldı dudaklarım, sesimi düz tutmaya çalıştım. "Ben yakacağım seni, bekle." bu da pek istediğim tehdit cümlesi gibi değil de istediğini verir gibi olmuştu.

 

Kapının önüne gelince zile basacağım sırada kapı aniden açıldı. Tam karşımda Dicle, Eda, Leyla, Emre, Mert, Cenk, Enis abi, Doruk ve Asu vardı. Hepsi kocaman gülerek açmışlardı bize kapıyı. Hepsini gördüğüme o kadar çok sevinmiştim ki bütün gerginliği geride bırakıp sırayla sarıldım. Ardından büyüklerden kimseyle denk gelmeden benim odama çıktık. "Ya çok sevindim sizi gördüğüme de geldiğimizi nereden anladınız?" dedim hepsine bakarken.

 

Hepsi aynı anda gülmeye başlayınca Oflaz ile anlamayarak birbirimize bakıp kalabalığa geri döndük. Eda heyecana kapılarak anlattı "Mert ve Emre bir anda 'oha' diye bağırınca herkes ayaklanıp cama koştu, bir de ne görelim bizim çifte kumrular" sağ elinin ve sol elinin parmak uçlarını birleştirip iki elini de ortada buluşturdu "Böyleler" dehşetle büyüttüm gözlerimi, öpüştüğümüzü görmüşlerdi.

 

Kızardığımı biliyordum, tenim yanmaya başlamıştı utançtan "Kimler gördü?" dedim çekinerek, Oflaz'ın geniş geniş gülmesi de cabasıydı.

 

Elini 'oho' manasında salladı Dicle "Herkes gördü. Aileleriniz ufaktan ufaktan birbirlerine laf sokmaya çoktan başlamışlardı ama sizi öyle görünce birbirlerine baktılar bir süre ve anladılar sanırım. İkisi de duruldu ve annen." dedi beni işaret ederek "Oflaz'ın annesine 'yemeği sizin sevdiğiniz gibi yapalım o zaman.' dedi. Hatta babalarınız da tavlaya oturdu, bahçedeler."

 

Ellerimi ağzıma kapatıp Oflaz'a döndüm sevinçle, o da aynı sevinç ve heyecanla bana bakıyordu. İnanamıyorum! Zamansız bir öpücüktü, kısa sürdüğüne sızlandığımız bir öpücük aslında neleri yoluna koymuştu. İmayla kinayeli bir gülüş attı Oflaz bana "Zamanlamam nasıl ama? Bütün olayı kökten çözdüm." Utanmaktan hala yanaklarımın al al olduğunu hissediyordum ama bu utanç, içimdeki mutluluk yangınını söndüremiyordu. Elimi uzatıp Oflaz'ın kolunu okşadım "Bu sefer kabul etmeliyim."

 

Emre "Hey." diyerek araya girdi "Siz yine de ortalıkta fazla yakınlaşmayın, ablam o benim."  kıskancın önde gideniydi gerçekten. gelip aramıza oturması da cabasıydı "Emre çocuk musun?" dedim gülüşümü sürdürerek. İnkar etmedi "Olabilir. Evlenince evinizde bana da bir oda yapacaksın değil mi abla?" başını omzuma yaslayıp çocuk gibi sırnaştı, Oflaz ile göz göze geldik. Onunla aynı evde yaşamak, aynı evin anahtarını taşıyıp sabah aynı yatakta uyanıp aynı yatakta uyumak, düşüncesi bile o kadar güzeldi ki.. Oflaz ile aynı anda gülerek cevap verdik "Hayır."

 

"Hainler sizi, bu ilişkiye en çok emek veren benim. Nankörler." Söylenerek kalktı aramızdan. Ona gülerek birbirimize bakmaya devam ettik, yer, mekan, zaman fark etmeksizin yanımda olduğu her an bir dinginliğin içindeydim sanki. Şu anda öyleydi, her şey yoluna giriyordu. Aşağıda kaos değil, bizi bekleyen bir gelecek vardı.

 

***YARIM SAAT SONRA***

 

Oturma odasına adım attığımızda, içerideki manzara oldukça garipti. Bir savaşın ortasındaki sükûnet gibiydi. İki düşman aile, birbirlerine laf sokmayı bırakmış, ama gerilimi havada asılı bırakarak sessizce oturuyorlardı.

 

Oflaz'ın babası Yılmaz Bey, babamın yanında oturuyordu. İkisi de televizyonda dönen anlamsız bir habere bakıyormuş gibi yapıyorlardı ama gözleri sürekli kapıdaydı. Annem  ise, Oflaz'ın annesi Ayşe Hanım ile sessiz bir göz teması savaşı veriyordu.

 

Tüm gözler, ilk önce kapıdan giren kalabalık arkadaş grubumuza, ardından da el ele, dimdik duran bize çevrildi.

 

Babaannem, ilk konuşan oldu. Yüzünde büyük bir memnuniyet ve zafer ifadesi vardı.

 

"Nihayet teşrif ettiler çifte kumrularımız! Gelin bakalım, gelin. Efil'im, Oflaz'ım, oturun hadi." Boş koltukta yan yana oturmuştuk bile. "Nasıl?" dedi babaannem şevkle "Sürprizimizi beğendiniz mi? Nişanlamaya geldik sizi." cevap vereceğim sırada annem sert bakışlarıyla Oflaz'a dönmüştü. Sakinliği buraya kadardı sanırım.

 

"Oflaz " dedi, sesi önceki öfkenin aksine, tehlikeli bir sakinlik taşıyordu. "Annenin ve benim geçmişte yaşadığımız bazı tatsızlıklar var. Benim kızım..." Oflaz'a baktı. "Komiser ile evleniyor olabilir ama kızımda işinde iyi bir avukat. Bu evde ne sizin, ne de benim kızımın parası konuşulacak."

 

Ayşe Hanım, bu sakin saldırı karşısında yerinde doğruldu. İnce, zarif ama çelikten iradeli sakinliğini koruyarak cevap verdi. Beş yıl öncesine benzemiyordu hali.

 

"Hanımefendi," dedi Ayşe Hanım, sesinde hafif bir küçümseme vardı. Hayır, tam da beş yıl öncesindeki gibiydi. "Geçmişi ısıtmaya gerek yok. Benim oğlumun parası, elbette konuşulmayacak. Çünkü benim oğlum, Efil'in sadece parasına değil, hayatına talip. Ben aralarından çekiliyorum, kendi hayatları."

 

Sinirle güldü annem "Siz aradan çekildiyseniz bir sorun kalmamış demektir." sorunun Ayşe Hanım olduğunu açıkca belli etmişti. Annemin yüzündeki zafer ifadesi, beni deli etmeye yetmişti. Bu, anneler arasındaki savaşın bitmesinden çok, birinin diğerine üstünlük kurma anıydı.

 

Bu anın uzamasına izin vermeyecektim. Artık kimin haklı kimin haksız olduğunun, kimin aradan çekilip çekilmediğinin bir önemi yoktu.

 

Oflaz'la göz göze geldik. O, annesine cevap vermek üzere derin bir nefes aldı ama ben onu uyardım. Küçük bir baş sallama ve sert bir bakışla anneler arasındaki bu kısır döngüye girmemesi gerektiğini belirttim.

 

"Oflaz'ın annesi, benim hayatımdan çekilebilir," dedim, sesim o kadar tok ve net çıktı ki, salonda anlık bir sessizlik oldu. Annem bile bana döndü. "Ama ben Oflaz'ın hayatından çekilmiyorum."

 

Elimi Oflaz'ın eline kenetledim. "Bizim hikayemiz, ne beş yıl önce Ayça denen bir kızın veya Kerem'in yalanlarıyla bitti, ne de annelerimizin geçmişteki anlaşmazlıklarıyla. Şu an buradayız, çünkü ayrı olduğumuz her gün, hata yaptığınızı kanıtladı."

 

Oflaz, gururla gülümsedi. Benden aldığı bu pası, annesine dahi bakmadan, direkt babama döndürdü.

 

"Baba ve Kadir Bey," dedi Oflaz, sesi Komiser ciddiyeti taşıyordu. "Bizim amacımız geçmişi tartışmak değil, geleceği kurmak. Efil'e ve bana güveniyorsanız, bu tartışmaları burada bitirmenizi rica ediyorum."

 

Ayşe Hanım, oğlunun bu net tavrı karşısında sessizce yerine oturdu. Annemin yüzü ise hala gergindi.

 

Bütün salon, babamın vereceği cevabı bekliyordu. Babam, yanındaki Yılmaz Bey'e kısa bir bakış attı, sonra gözlerini bize dikti. Yorgun, bıkkın ama otoriterdi.

 

Ondan önce Yılmaz Bey devraldı sözü "Gençlerin hayatı, fazla irdelemeye gerek yok. Ben oğluma güveniyorum, kızınızı üzmeyecektir."

 

Babam en net tavrıyla karşılık verdi "Üzmesinden korktuğumuz kişi oğlunuz değil." herkesin gözü Ayşe Hanım'a dönünce hiddetle ayağa kalktı Ayşe Hanım fakat Oflaz uyarıcı tonda "Anne lütfen." diyerek olaya erkenden müdahale etmişti.

 

Evet bizi bekleyen gelecek tam olarak buydu sanırım.

 

"Yeter." dedi dedem, evin duvarlarını inletecek kadar gür sesiyle, ardından babaannem bastonunu yere vurup ayağa kalktı. Ortamda ses aniden kesilerek yerini sessizliğe bıraktı.

 

"Siz isterseniz ömrü billah görüşmeyin ama bu karar Efil ve Oflaz'ın kararı!" bastonunu bize doğru savurunca Oflaz ve ben irkilerek geriye çıkmıştık. Gözümüz bastondaydı çünkü tam burnumuzun ucundaydı, bir kaç santim daha yakından savursaydı kaza çıkabilirdi.

 

Gerin bir andı fakat bu manzarayı komik bulmuş olmalılar ki Mert ve Emre'nin homurtusunu işittim. Kaşlarımı çatarak duvar dibine sinen gençlere baktım, bazısı elini ağzına kapatmış bazısı dudaklarını birbirine bastırmıştı. Şu an gülmenin sırası mıydı Allah aşkına?

 

"Kararınız nedir Oflaz ve Efil?" diyen babaannemle Oflaz'a döndüm. Gözlerindeki arsız ama aynı zamanda ciddi parıltı, bana ne yapmam gerektiğini anında fısıldıyordu. Bu an, ailelerin savaşı değil, bizim zaferimizdi.

 

İkimiz de aynı anda, gürleyen bir sesle cevap verdik.

 

"Nişanlanmak istiyoruz!"

 

Bu iki kelime, salondaki tüm havayı değiştirdi. Babaannem, zaferle bastonunu yere vurdu.

 

"Duydunuz mu? Karar budur! Sizlerin tartışmaları bitti. Gençler kararını verdi." Bastonunu bir kenara bıraktı ve babama döndü. "Kadir, kızının mutluluğundan daha değerli bir şey var mı?"

 

Babam, derin bir nefes aldı. Gözleri ne bana ne de Oflaz'a bakıyordu, adeta geleceğe bakıyordu. Babaannemin baskısı, Oflaz ve benim kararlılığımız, ve annelerin bitmek bilmeyen rekabetinin yorgunluğu birleşmişti. Nihayet teslim oldu.

 

"Madem öyle..." dedi, sesi çok alçaktı. "Bana söz ver Oflaz. Ne olursa olsun, kızımı üzmeyeceksin. Üzülmesine de izin vermeyeceksin."

 

Oflaz, hemen ayağa kalktı. Yüzündeki komiser ciddiyeti, o arsız gülüşün yerini almıştı. "Söz veriyorum Kadir Bey, onu üzen her şey düşmanımdır. "

 

Babam, yüzünde ilk defa samimi bir gülümsemeyle başını salladı. "O zaman, hadi bakalım. Hayırlı olsun."

 

Dedem, masanın üzerindeki kadife kutuyu alarak yanımıza yaklaştı. Oflaz'ın babası Yılmaz Bey de gururla Oflaz'ın yanında yer aldı. Hiç Ayşe Hanım gibi değildi, daha ılımlı yaklaşıyordu olaylara.

 

Ayşe Hanım ve annem sessiz ama gergin bir şekilde oturuyorlardı. İkisi de yenilgiyi kabullenmişti, ancak birbirlerine olan düşmanlıkları hala bakışlarında asılıydı.

 

Dedem, kutuyu açtı. İçinde, sade ama şık iki yüzük vardı.

 

Yılmaz Bey, Oflaz'ın parmağına yüzüğü taktı. Oflaz, yüzüğü takarken bana göz kırptı. Ardından dedem, benim parmağıma yüzüğü geçirdi. Kurdele kesildi, alkışlar, Emre ve Mert'in sevinç çığlıkları birbirine karıştı.

 

Oflaz, elimi havaya kaldırıp, parmağımdaki yüzüğü öptü. Bu öpücük, az önceki fırsatçı öpücüğün aksine, resmileşmiş, ciddiyetle verilmiş bir vaatti.

 

"Sen ve ben," diye fısıldadı, sesi sevinçten titriyordu. "Biz olduk, güzelim. Geri dönüş yok."

 

Başımı salladım. "Geri dönmek isteyen kim?"

 

Dedem bu mutluluğu coşkulandırmak ister gibi "Bunlar söz yüzüğü." dedi "Hafta sonu nişan yapacağız."

 

Biz, biz oluyorduk. Ciddi anlamda ve inanamayacağım kadar gerçek. Ailelerimizden yükselen homurtuları bastıran bir alkış tufanı koptu, arkadaşlarımızdı. Onlar öyle alkışlıyorlardı ki kötü olan hiçbir şeyi duyurmuyorlardı.

 

 

Salondaki ortamı geride bırakıp bahçeye çıkmıştık, Oflaz'ın ayrılmak istememe rağmen gelip konuştuğumuz ve bu sefer kesin ayrıldık dediğimiz masadaydık. Parmaklarımızda yüzüklerimşz vardı bu sefer.

 

Yüzük olan elimi avucundan ayırmıyordu, bu sefer avuç içime derin ve anlamlı bir öpücük bıraktı. Boştaki elimi yanağına yerleştirdim, gözlerini kapattı bir süre. Açtığında ise birbirimizin içine hapsolmak isteyecek kadar derin bakıyorduk. "Rüyaysa uyanmak istemiyorum." deyişine güldüm.

 

"Bende öyle."

 

Ne sürdüğünü bilmediğim sessiz ve duygu dolu bakışmamız Oflaz'ın elini çeneme koyup beni narince çekmesiyle sonlandı. Bundan sonra geleceği biliyordum, gözlerimi kapatıp kendimi ona teslim ettim. Dudaklarıma uzun, coşkulu bir öpücük bıraktı. Bu öpücükte ne gerilim, ne utanç, ne de acelecilik vardı; sadece mutluluk vardı. Birbirimize kenetlenmiş, arka plandaki tüm gürültüyü, ailelerin homurtularını ve Sinan'ın yarattığı dehşeti silip atmıştık. Şu an sadece biz vardık; söz yüzüklerinin mührünü taşıyan iki kalp.

 

Oflaz, geri çekildiğinde nefes nefeseydik. Alnını alnıma dayadı.

 

"Resmileşti," diye fısıldadı, sesi hala titriyordu. Yanağımı yanağına sürterek güldüm, "Evet sevgilim resmileşti."

 

"Sevgilim." dedi mırıldanarak, alt dudağını dişleyip tekrardan öpmek için uzandı. Yeniden izin vermiştim, bu gece dur demek istemiyordum.

 

Dudakları dudaklarıma tekrar kapandı. Bu öpücük, az öncekinin coşkusunu taşısa da, daha derin, daha yavaş ve daha vaatkârdı. Sanki parmaklarımızdaki yüzüklerin ağırlığını, ruhlarımıza mühürlemeye çalışıyor gibiydi. Oflaz'ın elleri, yüzümü kavradı, sanki dünyanın tüm kaosu arasında beni kaybetmemek ister gibi.

 

Nefessiz kaldığımızda, geri çekildi. Alnını tekrar alnıma yasladı.

 

"Beş yılın telafisi olamaz," diye fısıldadı, sesi boğuktu. "Ama bu gece, bu bahçede, bu masada, yeni bir başlangıç yaptık. Artık kimse bizi ayıramaz." işaret parmağının ucuyla gözlerimin kenarlarına dokundu "Bu gözler" yanaklarıma ve burnuma dokundu "Yanakların, burnun" oradan dudaklarıma indi, dokunduğu yer alev alıyordu sanki "Bu dudaklar." ardından göğsüme düşen saçlarımın ucunu parmağına doladı "Bu dalgalı saçlar." dalgalı kelimesinin üstüne bastırması içimi titretti, maziye sürükledi. "Benim." dedi mühürlemek ister gibi.

 

Parmaklarımı, onun çenesinin keskin hattına yerleştirdim. "Evet," dedim, sesim en az onunki kadar ciddi ve kesin çıktı. "Bu dalgalı saçlar, bu gözler, bu dudaklar... Seninim. Ama senin kalbin de..." Göğsüne dokundum, tam kalbinin üzerine. "...Benim. İzin vermedikçe, benden başka kimse buraya sahip olamayacak."

 

Oflaz'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Gözleri, içinde fırtınalar kopsa da, huzuru bulmuş bir liman gibiydi.

 

"Buna itirazım yok," diye gülümsedi. "Seninle yanmak, benim için cennet."

 

Yüzük olan elimi, Oflaz'ın yüzüğü olan eline kenetledim. Yüzüklerimiz, karanlıkta bile parlayarak, bu mühürlenmiş anın kanıtıydı.

 

Son Yazılar

Hepsini Gör
30.BÖLÜM

2 AY SONRA   "Neden bu kadar hızlı? Neden bu kadar hızlı evleniyorsunuz?" Emre karşıma geçmiş bana hesap sorarcasına sorguluyordu, kollarını bağlamış bir sağa bir sola yürüyordu "Nereye aceleniz var,

 
 
 
29.BÖLÜM

Oflaz'la yüzük taktığımız, bize göre rüya ailemize göre kabus olan gecenin üstünden üç gün geçmişti. Ne annelerimiz tekrar birbirine girmiş, ne de farklı bir sorun çıkarmışlardı. Oflaz'ın annesi ve ba

 
 
 
27.BÖLÜM

Oflaz'ın üstüne dökülen kahve damlalarının sayısı kadar çıkacağımız buluşmanın ilk gününden sonra iki gün aralıklarla iki kere daha buluşmuştuk.   Kendisi bensiz bir günden fazla dayanamadığını söyley

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page