8.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 12 dakikada okunur
Annem ve babamın binadan çıkıp söylenerek bizim binaya geldiğini görünce merakla onları izledim, neye sinirlenmişti bu kadar? “Oğluşu varmış bir tane, papağan gibi onu sayıklayıp duruyor. Sen benim kızıma kurban ol be kadın!” Annemin bağırışıyla bizim binadakiler dışarıya çıkmıştı, geri kalan mahalle üyeleri ise camlardaydı.
Hemen annemin yanına koştum “Ne oluyor anne? Yemekte değil miydiniz siz?” öfkeli bakışları benimle buluştu annemin, Yağız’da yanımıza gelmiş sorgularcasına anneme bakıyordu “Ne oluyor Allah aşkına?”
Annem kolumdan tutup öfke kaplı gözleriyle beni sorgularcasına süzdü, tam bir şey diyecekken arkamda bir yerde kilitlendi gözleri. Baktığı yere baktım, Oflaz gitmemişti. Gürültüyü duyunca gelmiş olmalıydı. Tam arkamda durmuştu “Sorun nedir? Sıkıntı mı var?”
“Var.” Dedi annem bu sefer rotayı şaşırıp Oflaz’a doğru yürüdü. “Kızımdan uzak duracaksın.” Bu anlamsız cümlelerde neyin nesiydi, bir anda ne olmuştu böyle? Oflaz’da bu tepkinin sebebini bilmediği için cevap verememiş bana doğru sorgular şekilde bakmıştı. Omuz silktim, bende bilmiyordum ki.
“Biz-“ dedikten sonra etrafına baktı annem, camlara çıkmış insanları görünce sustu “Uzak duracaksın.” Bana döndü ardından, sinirden sesi ve elleri titriyordu. Annem normalde bu kadar sinirli biri değildir, onu nasıl bu hale getirmişlerdi?
“Anne.” Dedim hayretle ne diyeceğimi bilemeyerek “Önce bana fikrimi sorsaydın, ne oldu da bu hale geldin sen?”
Cevap vermedi, kolumdan tutup çekiştirerek binaya götürdü, sinirli olduğu için karşı koymadım ama arkamda kalan Oflaz’daydı gözlerim. Sessiz ve sorgulayıcı süren bakışmalarımızı bölen şey babamın aramıza girmesiydi, bilerek geçmişti. Önüme dönüp eve çıkmayı bekledim, bu saçma olayın sebebini öğrenmek istiyordum artık. Oflaz’ın annesi ne yapmıştı da delirtmişti annemi acaba?
Eve çıktıktan sonra hepimiz salona geçip oturduk, sadece annem ayaktaydı ve ileri geri volta atarak sinirini körüklüyordu. “Biz İstanbul’da parayı bulup buraya bile uğramamışız, kütüğümüzü reddetmişiz. Paramız bitince gelip buraya kurulmuşuz.” Bunları Oflaz’ın annesi mi söylemişti yani? Ne terbiyesiz söylemlerdi bunlar. “Sende oğlundaki yakışıklılığı ve parayı görünce peşinden ayrılmamışsın.” Bunu söylerken bana bakmıştı ama üstüme alınmak istemeyeceğim kadar iğrenç bir ithamdı. “Ben mi?” dedim inanamayarak “Benim hakkımda böyle mi söyledi?”
Öfkeli bir nefes verip koltuğa oturdu sertçe “Evet!”
Bu noktada araya girdi Emre “Asıl o polis kişisi ablamın peşinden ayrılmıyor.” Yanımda oturduğu için uyarmak maksatlı dizimle dizine vurdum. “Böyle bir şey yok, biz arkadaşız. Denk gelince konuşuyoruz, e geçen gece hep beraber oyun oynadık. Onun parasıyla işim olsa şimdiye kadar elimde bir mağaza poşeti görürdünüz.”
“Kızım sen gerizekalı mısın?” dedi annem sabrı kalmamış gibi “Biz senin böyle bir şey yaptığına inanmıyoruz zaten ama o kadın öyle diyor.” Şakaklarını ovup arkasına yaslanmıştı, bu sefer benim kanım öfkeden kaynamaya başlamıştı. Annesiyle hiç yüz yüze bile gelmemişken arkamdan böyle konuşması saçmaydı. Ya Oflaz hakkımda böyle konuşuyordu ya da başka biri annesine saçma sapan laflar yetiştiriyordu.
Dışarıdan yükselen “Bir daha o kızla görüşmek yok, biz seni sokaktan mı bulduk?” sesiyle hayretle oturduğum yerden camdan dışarıya baktım, yuh ama artık. Sırf duyalım diye sağır sultana duyurmuştu.
Annem ayağa kalktı hışımla salonun camını açıp dışarıya doğru bağırdı. “Kendi oğluşu bulunmaz hint kumaşı sanki, haspam!” Oflaz’ın annesi camın önünde hazırda mı bekliyordu bilmiyorum ama camı o kadar hızlı açmıştı ki annemi içeriye çekmek için geç kalmıştık “Öyle tabi, benim oğlumdan başka bulamazsın! Haspam sensin terbiyesiz.”
“Bana bak” dedi annem içinde tutamadığı hepimizi korkutan öfkesiyle, bu camdan karşı cama atlayıp kadını yolabilirdi “Sen benim bir daha karşıma çık bakalım o saçlarını tek tek yolup kel bırakmıyor muyum seni.”
Ben annemi içeriye çekmeye çalışırken Emre’nin yükselen kahkahası annemi rotasından şaşırtmıştı. Ayağından çıkardığı terliği Emre’ye doğru fırlatırken Emre çoktan salondan çıkmıştı bile. “Gerizekalı.” Diye söylenerek karşı cama tekrardan döndü. Emre gerçekten gerizekalıydı ama şu an konumuz bu değildi.
“Anne.” Dedim uyarırcasına “Lütfen içeriye girelim.” Oflaz’da kendi annesinin kollarından tutmuş içeriye çekmeye çalışıyordu “Bunu sakince konuşarak çözelim, yaptığın hiç doğru değil.” Evet Oflaz, annen hakkımda ileri geri konuşuyor.
“Ben miyim yani suçlu oğlum?” Birde acıtasyon mu yapıyordu yani? Bu kadın gerçekten olağanüstü bir oyuncuydu. Oflaz’ın cevabı ise oldukça hızlı ve netti “Evet, benimle konuşmadan ani kararlar verip kötü şeyler söylüyorsun. Kusura bakma ama suçlu sensin.” Acıtasyonu bırakıp ciddileşmişti annesi, gözümün önünde “Terbiyesiz.” Diyerek Oflaz’ın kafasına vurunca şaşkınlıkla bir nida döküldü dudaklarımdan, bunu beklemiyordum işte.
“Anne ne yapıyorsun?”
“Geç içeri, sen evlenince de hanımcı olursun.” Annesinin camı kapatmadan önce duyduğumuz son söz Oflaz’a aitti “Hayır haklının yanında olurum.” Olmuştu. Bu cümlesiyle annesine hakkımda ileri geri konuşanın Oflaz olmadığına emin olmuş gibiydim. O zaman kim çıkarmıştı bu saçma olayı?
Onlar içeriye girince annemde kalktığı koltuğa geçmişti, bende camı kapatıp yerime oturdum. “En azından çocuk herşeyin farkında.” Demişti annem arkasına yaslanarak “Öyle anneye böyle çocuk lütuf resmen.” Gerçekten öyleydi.
Emre kapıdan doğru başını çekingence uzattı “Harp bitti mi?” annem ayağında kalan diğer terliği de alırken “He bitti, ikincisi seninle.” Derken terliği Emre’ye doğru fırlattı “Sen ne gülüyorsun oğlum? Gülünecek ortam mıydı?”
“Tehdidin süperdi, seni desteklemek için gülmüştüm.”
Çok sağ ol!” dedi annem sitemle “Hayatımda böyle destek görmedim.” Emre ve annem atışırken babama çevirdim gözlerimi, başından beri sessizdi, ağzını açıp tek kelime etmemiş miydi?
“Baba, sen bir şey demeyecek misin?” dedim merakla, o da niyetimin bozuk olmadığına inanıyor muydu? Yoksa bu saçmalığın destekçisi miydi? Telefona bakan gözlerini kaldırıp gözlerime baktı “Ne diyeyim Efil?”
Omuzlarımı silktim “Bilmem, şarkı bile söylesen olur ama bir şey desen mi artık? Bu dargınlık ne zamana kadar sürecek?”
“Ben kızımı biliyorum, böyle saçmalıklarla işi olmaz. Her kararını destekleyeceğim gibi yine senin arkandayım. Bu saçma tartışmaya da devam etmeyin.” Gülümsedim istemsizce, her kararını destekleyeceğim gibi mi demişti o? Artık destekleyecekti ve beni kendi kararları için zorlamayacaktı yani öyle mi? Gerçekten bin nasihat bir musibete bedeldi.
Bu saçma tartışmaya devam etmeyin dediğine göre de Oflaz ile görüşmemi sorun etmeyecekti “Görüşmeyelim, görmezden gelin olsun bitsin.” Edecekti, haklıydı. Annesinin söyledikleri az değildi, ağır konuşmuştu.
Babam başka bir şey demeden odadan çıkınca telefonuma gelen bildirim ile ekrana düşen mesaja baktım. Oflaz’dan gelmişti.
-Dışarıya gel, konuşalım.
Bence de konuşmalıyız, ayağa kalktım. Annem ve Emre’nin bakışları anında bana dönmüştü “Nereye Efil?” dedi sorgularcasına “Mesaj kimden geldi?”
“Leyla’dan geldi. Eda dün gece aldatıldığını öğrenmiş, nasıl olduğunu sormuştum. İyi değilmiş, gel oturalım kafası dağılır dedi.”
“Leyla kim?”
“İlk gün evimizi boyayan kızlardan biri, Dicle’nin arkadaşlarıydı. İyi kızlardır.” Onaylamak istediği için Emre’ye baktı tek kaşını kaldırarak. “Doğru, bende tanıştım. İyi kızdır.”
“Geç kalma, yanlış işlere bulaşırsan ben senin kafanı dağıtırım.” Bu yanlış işler Oflaz ile alakalıydı sanırım?
“Tamam.”
Telefonu cebime koyup dış kapıyı açmıştım ki kapının önünde bekleyen dedem, babaannem ve yengemleri görünce irkilerek bir adım geri çıktım. “Yok artık ya.” Dedim hayretle “Babaanne sen değneksiz yürüyemeyen, iki adım atınca ahlayan insansın. Olay yerine uçarak gelmişsin bakıyorum.”
Gözlerini kıstı tepkiyle “Terbiyesiz.” Demişti, üstelik kapı dinleyen onlar olmasına rağmen. “Ya siz?” dedim yengemlere dönerek “Çoluklu çocuklu kadınlarsınız, hiç yakıştıramadım.”
“Biz şimdi geldik Efil, günahımızı alıyorsun.” Dedi Selin yengem alınganlıkla “Hı hı.” İnanmayarak salladım başımı “Öyledir.” Dedeme dönüp bakmamıştım bile, onunla olan hüsumetim derindi, yemeği boğazımıza dizdiği geceden beri gıcıktım.
Ayakkabılarımı giyinip tek kelime daha etmeden merdivenlerden hızlıca indim. Bir yandan telefondan Oflaz’a mesaj atıyordum.
-Benim gittiğim parkta buluşalım.
-Tamam.
Bahçeden çıkıp geçen gece gittiğim parka doğru yürüdüm, hızlı yürüdüğümden olsa gerek on dakikada ulaşmıştım. Beklediğimin aksine sadece Oflaz yoktu. Dicle, Enis abi, Eda, Leyla, Gökay, Mert ve Ayça’da buradaydı.
Oflaz ve Ayça salıncakta oturuyor, diğerleri etraflarına toplanmıştı. Oflaz’ın bu kadar hızlı nasıl geldiğini ve diğerlerinin de ne ara buraya geldiğini merak etmedim desem yalan olurdu. Parka doğru girdiğimde Oflaz ile göz göze geldik “Hoş geldin.” Dedi ayağa kalkarak “Geç otur.” Salıncakta sallanmayı sevdiğimi biliyordu ve benim için mi tutmuştu yoksa öylesine oturmuş ben gelince de yer mi vermek istemişti?
Hepsi bana döndü “Hoş geldin.” Demişlerdi.
“Hoş buldum.” Oflaz’ın kalktığı salıncağa oturdum. Bu kalabalıkta ne konuşacağız ki?
"Ne oldu öyle ya, neyi paylaşamıyorlarmış?" diyen Dicle'ydi, geride kalan herkesin meraklı bakışları da Oflaz ve beni abluka altına almıştı. Salıncakta yavaşça salınırken bana üstten bakan Oflaz ile göz göze geldik. "Bizi." dedi net bir şekilde, başını kaldırıp bizi abluka altına alan arkadaşlarla göz göze gelince ilk tepki Mert'ten geldi, ellerini ağzına kapatıp bağırdı "Anaaa!" Enis abi mahalleyi inlettiği için ellerini Mert'in ağzına kapatıp susturmaya çalıştı. Mert yine dur durak bilmeden Enis abinin ellerinden kurtulup hayretle şu cümleyi kurdu "Siz ikiniz sevgili misiniz?"
“Ne saçmalıyor bu be?” dedim anında. Ya Allah aşkına buradaki insanların söylenileni dümdüz anlama gibi bir olayları yok muydu, niye her kelimenin altından farklı anlam çıkarıp sanki öyle söylemişiz gibi kendilerini inandırarak yorumda bulunuyorlardı? Özellikle neden bu kadar insanın içinde bunu yapıyordu? Bu düpedüz eşeğin aklına karpuz sokmak değil de neydi?
Ayça'nın tepkisi de mahalleyi inleten bir "Ne?" olmuştu, bu Ayça’nın olayı neydi bilmiyorum, öğrenmek istiyor muyum ondan da emin değilim ama belliydi, Oflaz’a karşı boş değildi, bana da yavaştan kıl oluyordu.
“Ne bu hız?” diye ekledi Ayça sitemle, bence sitemdi bu sert söylemleri. Leyla bir elini beline koyarak tek kaşını kaldırdı, nerede görsem tanırım çirkef modu açılmıştı ama neden? “Bu işin hızlısı yavaşı olmaz, seviyorlar mı bitti. Eninde sonunda ailelerde anlayacaktır.”
“Aynen öyle, nereye kadar itiraz edip yok sayabilirlerki?” elini yumruk yaparak kaldırdı Eda “Aşkın gücünü görecekler.” Bunu söylerken gözleri dolmuştu, yavrum kıyamam zaten yeni aldatılmıştı ama bana destek olmak için hala burada aşk konuşması yapabiliyordu. Destek olunacak bir durum yoktu ama bu dayanışma ruhunu beğenmiştim, biraz doruklarda yaşasa bile.
“Arkada-“ cümleyi bıraktım, kelimemi tamamlamama müsaade etmeden Gökay girdi araya “Sevgilim haklı, gayet de yakışıyorlar zaten” Oflaz’ın elini sıktı “Tebrikler kardeşim.” Oflaz elini sertçe çekti “Lan bir dinle-“ Oflaz’ı da dinlemeden son sürat devam ediyorlardı tartışmalarına “Sağ ol aşkım” dedi Leyla kendinden emin tavrıyla “Haklıyım tabi ki.”
Şakaklarını gergince ovan Enis abi burun kemerini sıkarak sert bir nefes verdi “Hiç mantıklı değil.” Sesini normal düzeyde tutmuştu fakat bunaldığı belliydi.
Hışımla ayağa kalktı Ayça “Evet, hiç mantıklı değil.” Artık son raddeye gelmiş gibi burnundan soluyordu.
“Yeter susun artık.” Demişti Oflaz nadiren takındığı ciddiyetle ama ortam o kadar gergindi ki kimse oralı olmamıştı. Bende Oflaz’a destek çıktım “Arkadaşlar olayı yanlış anladınız.”
Bizi dinlemediler doğrudan Ayça’daydı ilgileri “Neymiş mantıklı olmayan?” dedi Dicle sorgulayıcı bir merakla, hızlı ve netti cevabı Ayça’nın “Yıllardır sevenin yanında yeninin hakkı mıdır sevilmek?” ortamda buz gibi hissettiren sessizliğin oluşmasını sağlamıştı. İşte şimdi işler çok ciddi bir hal almıştı.
Tahmin ettiğim gibi Ayça, Oflaz’dan hoşlanıyordu. Hayır, bakışlarına bakılırsa bu hoşlanmaktan da öte bir duyguydu, yıllar demişti, ne kadar yıldan bahsediyordu? Bu sorulardan hiçbiri beni ilgilendirmiyordu, beni ilgilendiren tek soru ‘Şu an bunun sırası mıydı?’ olurdu.
Kurduğu cümle içimi burkmuştu ama karşı tarafa kendini zorla sevdiremezdin sonuçta, her ne kadar canını sıksa da bu böyleydi. Nedenini bilmediğim sebepten dolayı canımı da sıkmıştı bu cümle, kimin sevilmeyi hakkettiğinden kime neydi?
Herkes ortamın verdiği gerginlikle bir Oflaz’a bir Ayça’ya bakarken bu odağın birde benim üstümde olması fazla gergin hissettiriyordu, Mert’in ortaya attığı saçma cümleyle olayların buraya gelmesi çok hızlı olmuştu.
Oflaz’ın ne düşündüğünü anlamak için yüzüne baktım, şaşırmış gibi gözükmüyordu. Haberi var mıydı gerçekten ve bunu bilerek aynı ortamda mı bulunuyordu? Belki de eski sevgililerdi, Oflaz onu yarı yolda bırakmıştı? Kafam çok karışmıştı, kendi gönül işim bitmişti başkalarının ortasında kalmıştım, bu kendimi kötü hissettirdi.
Oflaz ile göz göze geldikten sonra ne düşündü bilmiyordum ama gözlerindeki üzüntüyle Ayça’ya döndü “Bu konunun ne yeri ne de zamanı Ayça.”
Sinirle gülerek bir adım daha yaklaştı Ayça, Oflaz’a. “Bu konunun ne yeri ne de zamanı gelmeyecek değil mi?”
Derince bir nefes alıp verdi Oflaz, kelimelerini özenle seçmeye çalışıyordu “Ayça, seni kırmak istemiyorum ama beni zorluyorsun.”
Başını sallayarak hepimize baktı Ayça, gözlerindeki öfke barizdi. Hepimizden nefret ediyor gibi duruyordu “Kusura bakmayın, huzur kokan ortamınızı bozdum.” Bende durdu bakışları, öldürmek ister gibi nefretle bakışı kaşlarımı çatmama sebep olmuştu, bu nefreti hak edecek hiçbir şey yapmamıştım “Mutluluklar.” Mutluluk dilemekten uzak, bela okur gibi bıyık altından gülerek söylemişti.
Nefret kokan bakışmamız devam ederken saniyeler sonra ortamda yankılanan ses, gerginliğin ortasına geldiğinden habersiz, neşeyle “Selam millet.” Demişti. Kimse Ömer’e dönmemişti, Ayça’da göz ucuyla Ömer’e de nefretinden bahşedip arkasını dönerek ortamdan uzaklaşmıştı.
“Ne oldu ya?” dedi Ömer anlamayarak “Ayça neden gitti, sizin suratlar niye sirke satıyor?”
Bu sefer Ömer’in söyledikleri duyulmadı, Oflaz doğrudan Mert’e döndü “Aferin sana Mert, ne diye saçma çıkarımlarda bulunarak ortamın içine ediyorsun?”
“Ben sadece düşüncemi söyledim, bu ülkede düşünce özgürlüğü denilen bir şey var. Saygı duyun, ne bileyim Ayça’nın tozlanan duygularının kabaracağını.”
Ortamın süren gerginliğinden mi bilmiyorum ama içimdeki ateşi ve insanlara sataş duygusunu doruklarıma kadar hissediyordum, Mert’in söylediği cümle de bunu kamçılamıştı. “Neden? Senin ortamı geren özgür düşüncelerine saygı duyuluyor ama bir kadının hissettiği tozlanmış duygulara neden saygı duyulmuyor?”
Mert’in gözlerindeki pişmanlığı görmem saniyesinde yelkenleri duya indirmemi sağlamıştı bile “Ben o anlamda demedim, yanlış anladınız.”
Başından beri sessizliğini koruyan Enis abi şu noktada ortamıza geçerek sesini yükseltti “Gençler sakin olun, ortam fazla gergin. Birbirimizi kırmamak için bu konuşmaya sonra devam etsek daha iyi olur.” Tavuk kışkışlar gibi savurdu ellerini “Hadi herkes evlerine, sakin kafayla düşünüp sonra konuşuruz.”
Dicle’de abisini onayladı “Bence de en mantıklısı bu olur, iyi akşamlar herkese.” Eda, Leyla, Gökay ve Enis’te “İyi akşamlar.” Dedikten sonra uzaklaştılar. Ömer ortamda ne döndüğüne ayak uyduramadığından afallamış şekilde Mert, Oflaz ve bana meraklı bakışlar atarak açıklama bekliyordu. “Bana hiç bakma.” Dedi Mert, ellerini kaldırıp hayır anlamında salladı “Bugün yeterince yanlış anlaşılıp şamar oğlanı oldum, artık başka yanlış anlamalara.” Arkasını dönüp evinin yoluna doğru adımladı, gerçekten pişman duruyordu, tepkim fazla mı kaçmıştı acaba? İçten içe ofladım, yine geliyordu kendimi darlama saatlerim.
Bize döndü bu sefer Ömer “Sizde anlatmayacaksınız değil mi?”
Onaylayan mırıltılar çıkardı Oflaz “Sana Ayça anlatır zaten.”
Ömer başını göğe kaldırıp sızlandı “Yandık desene o zaman, gideyimde dondurma alayım bari.” O da aramızdan ayrılınca Oflaz ve ben kalmıştık sadece, gideceğimiz için salıncaktan kalkıp evin yoluna doğru yavaş adımlarla ilerlemeye başladım, Oflaz’da yanımdan ilerliyordu.
“Kusura bakma, böyle olacağını düşünmemiştim.” Aklımdaki soruları teker teker sormak istedim, Ayça ile aralarında ne geçmişti? “Eski sevgili misiniz?”
“Ne?” dedi şaşırarak “Hayır tabi ki, biz buraya iki yıl önce taşındık. İlk aylar Ömer, Ayça, Dicle ve Enis ile güzel bir arkadaş grubumuz oluşmuştu. Bir yılın sonunda yavaş yavaş ilgisi olduğunu fark etsem de görmezden geldim çünkü ben ona hiç o gözle bakmadım. Dört ay kadar önce yine sahile gittiğimiz bir akşam benimle konuşmak istediğini söyledi ve itiraf etti. Ona hiçbir zaman o gözle bakmadığımı ve bakmayacağımı, bu konuşmayı hiç yapmamışız gibi devam edelim dedim ama durmadı. Diğerlerine sevdiğini söylemiş, ağlamış. Akşamları sürekli bize gelirdi, annemle yakınlaşıp ben ondan hoşlanıyor muşum gibi anlatmış. Annem bir süre bizi sevgili sandı, nasıl ikna ettiyse bir türlü sevgili olmadığımıza ikna edemedim.”
Şimdi taşlar yerine oturuyordu “Annende Ayça’yı sevdiği için ben aranıza giriyorum mu sandı yani?”
Telaşlanmıştı “Bilmiyorum Efil ama öyle bir şey olmadığını zaten biliyoruz. Sen anneme bakma lütfen, ben ona herşeyi anlattım. Anlayacaktır.” Anneme söyledikleri, hakkımda atıp tutulan imalar, parkta yaşanan olaylar ve edilen itiraf, kafam o kadar karışıktı ki ne tepki vermem gerektiğine dair en ufak fikrim yoktu. Evin önüne geldiğimiz için durdum “Ne diyeceğimi bilemedim aslında, herşey üst üste geldi. Ayça’nın duygularını hafife alamam, sen de istemediğini söylemişsin. Umarım bir orta yol bulursunuz.”
“Bizim orta yolumuz yok, aslında bakarsan biz diye bir şey yok.” Elini yaralı koluma koydu “Bu konuyu boşver, kolun nasıl?” olan bitenden kolumun acısını unutmuştum resmen, Oflaz’ın sorusuyla farkındalık yaşadım, sanki ıslaklık hissediyordum ama söylemek istemedim. “İyi, acımıyor bile.”
“Pekala, dikkat et. Benim karakola gitmem lazım.”
Ellerimi üstümdeki Oflaz’ın ceketinin ceplerine koyup parmaklarımın ucuna kalkıp indim “Neden buraya kadar geldin o zaman? Parkın hemen önünde durak vardı.”
“Aklım sende kalırdı.”
Kalbim seyrinden çıkmış, vücudumu sıcak basmaya başlamıştı. Cebin içinden kumaşı sıkarak bir adım geri çıktım, böyle saçma cümleler kurmamalıydı. “Ben eve gideyim artık.” Karşılık vermesine fırsat vermeden arkamı dönüp bahçeden içeriye girdim.
Hayır Efil, bu yanlıştı. Hemde çok yanlış.
Düşünmemeye çalışarak binaya girdim, sıcaktan kavruluyordum resmen, bana neler oluyordu? Binanın merdivenlerini koşarak çıktım, evin önüne gelince kapının önünde gördüğüm ayakkabı kalabalığı dumura uğramamı sağlamıştı. Binada ki herkes bizde mi toplanmıştı? Niye ya niye?
İçeriye girmemekte bir seçenekti ama o kadar yorulmuştum ki bedenimin yorulmasındansa odama geçip ‘Efil ne kadar terbiyesiz, yanımızda oturmadan odasına geçti.’ Denilmesini tercih ederim.
Kapıyı çaldıktan saniyeler sonra Emre tarafından açıldı “Abla.” Dedi yardım et der gibi sızlanarak “İyi ki geldin.” İçeriden çocuk sesleri, birbirini duyduklarını düşünmediğim karışık konuşma sesleri yükseliyordu. “Hayırdır, neden bizdeler?”
“Şikayetleri varmış.”
İçeriye girip kapıyı kapattım “Allah Allah, biz bina şikayet hattı mıyız? Gitsinler başka yere şikayet etsinler.”
“Abla şikayetleri biziz.” Biziz öyle mi? “Oturduğumuz yerden milletin zoruna gidiyoruz, nasıl başarıyoruz bunu anlamıyorum.”
“Efil.” Babamın seslendiğini işitince beklemeden salona girdim, amcamlar, yengemler, babaannem ve dedem buradaydı. “Gel kızım otur şuraya.” Mutfaktan getirilmiş boş sandalyeye oturdum, herkes ilk defa görmüş gibi yüzüme bakıyordu, dertleri neydi acaba?
En büyükleri Kadir amcam başladı söze “Efil nasılsın kızım?”
“İyiyim siz”
“Sağ ol bende iyiyim, nasıl alışabildiniz mi buraya?”
“Alışmaya çalışıyorum işte.” Bu konuşmanın sonu nereye gidecekti çok merak ediyordum.
“Güzel güzel de-“ amcamın sözünü keserek araya giren kişi, eşi Nilüfer yengemdi. “İyi güzel hoş da tatlım, taşındığınızdan beri ne bizlere geldiniz, ne selam verdiniz ne yengem nasılsın dediniz. Böyle yürümez bu iş.” neydi bu şimdi? Denk gelsek selam verirdim, hiç denk gelmemişiz demek ki.
“Nasıl yürürmüş Nilüfer yenge?”
“Şöyle çık gel, kapımızı çal. Nasılsınız de, çay kahvemizi iç. Kahvaltımıza, yemeğimize katıl, sohbet edelim. Siz yabani gibi çıkmıyorsunuz evden.”
Bu millet şaka mı yapıyordu? “Ben daha ilk geceden Ahmet Bey’in sofrasından kovuldum.” Dedeme baktım göz ucuyla, yaptığından hiç de pişman gibi durmuyordu. “Ağzımın payını aldım geri çekildim, benim kendi evimde kendi sofram var Allah’a şükür.” Hepsi susup dedeme baktıktan sonra ne diyeceklerini bilemeyerek önlerine döndüler.
“Haftaya fındık toplamaya başlayacağız, sende gelirsin en azından harçlığını çıkarırsın.” Babaannem şaka mı yapıyordu yoksa benim sabrımı mı sınıyordu? “Ben zaten çalışıyorum.”
“Evet.” Dedi gayet büyük bir rahatlıkla “Doruk’un yanında çalışıyor muşsun. İzin işini ben hallederim.” Sen neyi hallediyorsun acaba, ben daha evet demedim ki? Ayrıca Doruk’u nereden tanıyordu bu kadın?
“Ben daha evet demedim ki babaanne, istemiyorum sağ ol.” Telefonu çıkarıp birşeyler tuşlarken beni dinlemiyor gibi gözüküyordu “Zaten hayatımda kaç kere fındık toplamışım, hiç. İşimden memnunum, kalsın.”
“İzin işi tamam.” Dediği an başımdan aşağı kaynar suların döküldüğünü hissetmiştim, üstelik bu sefer utançtan da değil, yüksek derece sinirdendi.
Hışımla ayağa kalkacakken babam bileğimden tutup durdurdu, başımı çevirip babama baktım. Kaşlarını kaldırıp indirerek yapmamam gerektiğini söylüyordu. Gerçekten mi baba, şu an ortamın içine etmemeli miyim sence de?
Yerime geri oturdum “Babaanne, gelmek istemiyorum dedim ya.” Sesimi normal düzeyde tutmaya çalışıyordum ama sinirden dişlerimi sıkıyordum “Neden zorluyorsun? Maşallah seninde istediğin şey olunca senden hızlısı yok. Size kolay gelsin, ben yokum.”
Babaannem hala diretecekken annem araya girdi bu sefer “Tamam yeter, biz bunu kızımla konuşur kararımızı söyleriz. Böyle paldır küldür fikir almadan hareket edemezsiniz. En azından bizim hayatımız hakkında.”
Nilüfer yengem ayağa kalkarken ağzının ucuyla “Şehirden geldikleri belli, dil pabuç gibi.” Diyince annem de durmadı “Senin kırk beş numara ayakların kadar değil.”
Hiç çekinmeden gülmeye başladığımda Emre’de yanıma gülerek gelmişti. Yengem sinirlenerek “Seni-“ dediği sırada Kadir amcam eşinin kolundan tutup susturarak dışarıya çıkardı. Kimseden çıt çıkmadan toplanıp gitmişlerdi sonunda. Şimdi ise herşeyle baş başa kalmıştık.
Yorumlar