5.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 8 dakikada okunur
O kadar çok yürümüştüm ki ayaklarıma kara sular inmişti, saatlerdir camında “Bizimle çalışmak ister misiniz?” yazan her dükkana girmiştim. Hepsinden de aynı dönüşü almıştım, evrensel bir cümle olan “ Biz size geri döneriz.”
Ah umarım ki gerçekten en azından biri dönüş yapardı. Hava kararmak üzere olduğu artık eve dönüş yolundan ilerlemem gerekiyordu. Yol kenarındaki banklardan birine oturup telefonumu çıkardım, evin adresini istemek için Emre’yi arayacaktım ama o çoktan benden önce davranmış anlaşılan. Dört kere aramıştı, beşinciye tekrardan çalmaya başlayınca açıp kulağıma yasladım “Buyur canım?”
“Sonunda prenses, neredesin abla sen?” dedi sitemle, sinirliydi “Saatlerdir arıyorum.”
“Beş dakikadır arıyorsun.” Diyerek düzelttim sakinlikle Neden aradın?”
“İş bakmaya çıktığını öğrendim ama yanında promosyon olduğunu yeni öğrendim. Onunla mısın?” göz devirip bıkkınca bir nefes verdim, gerçekten yeni yeni reaksiyonlar gösteriyordu bu çocuk. Ergenlik böyle bir şey miydi yoksa bizimkinde yan etki mi yapmıştı? “Kimden bahsediyorsun Emre, anlamıyorum?”
“Oflaz polisten bahsediyorum.”
“Birincisi Oflaz değil Oflaz abi, masadaki herkes senden büyüktü. Bende dahil bu yüzden sen benimle ilgilenmek yerine yaklaşan sınavına mı odaklansan Emreciğim?”
“Ablana katılıyorum.” Sesin kime ait olduğunu anlayamadığım için kaşlarım istemsizce çatıldı “Kim o Emre?”
Emre’den yükselen şaşkın “Oflaz abi?” nidasıyla gülmeye başladım, evde değil miydi bu çocuk, Oflaz’a nasıl yakalanmayı başarmıştı?
“Efendim Emreciğim?” kinayeli çıkmıştı sesi, şimdilik gıcıklık yapacağı kurban Emre olmuştu anlaşılan.
“Evimize teşrif etmenin sebebini öğrenebilir miyim?” üzerindeki şaşkınlığı atıp sorgu moduna geçmişti yine terminatör Emre.
“Akşam plaja gitmek için toplanıyoruz, ablanı alıp oradan geçeceğiz. Hadi gel.”
“Tamam.” Telefonu suratıma kapattı “Aptal bu çocuk, belki duymadım beni almaya geleceğinizi. Hemen şak diye suratıma niye kapatıyorsun?” Neyse madem almaya gelecekler burada bekleyeyim, navigasyonla uğraşmak istemiyordum zaten. Oflaz’ı da aramak istemedim, özel şoförüm müş gibi davranmak istemedim.
Başka çalışan arayan yer var mı diye etrafıma bakınırken tam karşımdaki kafenin camda asılı olan yazı gözüme çarptı “Bizimle çalışmak ister misiniz?” Evet evet evet! Çantamı alıp kalktım, belki burası direk gel yarın başla derdi. Kafeye girip etrafı inceleyerek kasaya ilerledim, bohem dizayn edilmiş, havadar bir mekandı, gayet sade, şık ve samimiydi. Yeşil ve beyaz renklerinin hakim olduğu bir mekandı.
Kasada üç kişilik sırayı aşıp kahveleri verdikleri alana ilerledim, çalışan üç kişiden birini gözüme kestirdim “Kolay gelsin.” Dedim yüzüne bakarak, müşteriye kahvesini uzatırken kime seslendiğimi anlamak amacıyla yüzüme baktı. Göz göze gelince ona seslendiğimi anlayıp gülümsedi “Buyrun?”
“Camda asılan ilan için gelmiştim, iş için.”
Başını memnuniyetle salladı “Müdürümüzü çağırayım hemen.”
“Teşekkürler.”
Müdürü beklerken çalışan arkadaşları izledim, özenle işlerini yapıyor, makineleri öyle hızlı ve ustaca kullanıyorlardı ki bir anlığına korktum desem yalan olmazdı. Baristalıkla alakalı hiçbir tecrübem yoktu, aslında hiçbir işle alakalı tecrübem yoktu, şimdiye kadar hiç çalışmamak normaldi ama kötü etkiliyordu.
Telefonumun zil sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım, kesinlikle Emre arıyordu, nerede olduğumu bilmeden nasıl almaya geleceklerdi? Telefonumu çantamdan çıkarıp kimin aradığına baktım “Yakışıklı surat mı?” istemsizce güldüm, gerçekten şaka gibi çocuktu Oflaz. Sabah numarasını kaydetmesi için verdiğimde kendini böyle kaydetmiş.
Gülüşümü soldurmadan özellikle heyecanla açtım telefonu “Alo Cenk.” Arama aniden kapatılınca hayretle baktım telefona, amacı neydi bunun? Telefon saniyeler içinde tekrardan çalınca bu sefer normal açıp hafif sitemle konuştum “Amacın neydi Oflaz?”
Her zamanki gülüşünü işittim “İlk aradığımda kimin aradığına bakmadın herhalde, yoksa Cenk olmadığımı anlardın.”
Arkadan gelen “Cenk mi?” sesi Emre’ye aitti, kahretsin bir de bununla uğraşacaktık. “Her halükarda beni sinir etmeyi nasıl başardığını anlayamıyorum.”
“Her halükarda derken, bu yakışıklı suratına rağmen mi demek istedin?” arkadan gelen kıkırtıları işitince vücudumu sıcak basmaya başlamıştı, arkadan gelen aykırı ses yine Emre’ye aitti “Ne konuşuyor bunlar?”
İstemsizce gerilmeye başlamıştım, eğleniyordu ama ben geriliyordum. Eğlence anlayışımız çok farklıydı belli ki. “Söylediklerimin altından saçma imalar çıkarmayı bırakıp ne söylediğime dosdoğru odaklanırsan bu kadar yorulmazsın Oflaz.”
Git gide sinirlendiğimi fark etmiş olmalı ki boğazını sakince temizledi “Pekala, neredesin? Seni almaya geliyoruz.” Sert mi çıkıştım? Ben neden böyleyim ya? Gergince şakaklarımı ovup düşündüm, neydi bu kafenin adı? “Mihri kafedeyim.”
“Geliyoruz.” Başka bir şey demeden telefonu kapatınca rahatlamak istercesine yutkunup saçlarımı geriye attım. Sert davrandım sanırım, gerçekten neden böyleyim?
“Hoş geldiniz.” Başımı kaldırıp anında gülümsedim “Hoş buldum.” Dudaklarını aralayıp konuşacakken bu sefer onun telefonu çaldı, cebinden çıkarıp göz ucuyla kimin aradığına baktı, önemli biri olmalı ki “Bunu açmam lazım, uzun sürmez. Kusura bakmayın lütfen.” Demişti. “Sorun değil.”
Biraz uzaklaşıp bana arkasını dönerek telefona cevap verdi, şansıma bak. Oflazlar gelmeden görüşme bitse bari. Omzumu duvara yaslayıp bekledim, genç birine benziyordu. En fazla 27 falan, esmer, yapılıydı. Ensesinde küçük bir dövme vardı, ne yazdığını anlayamamıştım.
Çok uzun sürmeden iki dakika sonra telefonu kapatınca toparlanıp gülümsedim. Boş olan masayı gösterdi “Şöyle geçelim.” Söylediği şekilde yapıp sandalyeye oturdum, o da karşıma geçip oturdu. “Ben Doruk Derin, kafenin müdürüyüm. Sizin isim neydi?”
“Efil Aydın.”
“Baristalık kısmına birini arıyoruz, tecrübeniz var mı?”
Yok! Bu sorudan fazlasıyla gına gelmişti. “Maalesef ama çabuk öğrenirim.”
Dizlerine vurup ayağa kalkınca anlamsızca ne yapacağını bekledim, stres olmuştum. Tecrübem yok diye kovuluyordum sanırım. Diğerleri en azından naziklik edip biz size döneriz demişti, buradan direk kovulacak mıyım? Hayır, ömrümün geri kalanında uyumadan önce utanç içinde düşüneceğim bir olayı daha kaldıramam, lütfen.
Gülümseyerek elini uzatınca ne yapacağımı bilemeyip bende ayağa kalktım “Hayırlı olsun o halde.” Hala algılayamıyordum, ne için hayırlı olacaktı? “Anlayamadım?”
“İşe alındınız.” Yanlış duymuş olabilirim ama umarım doğru duymuşumdur. “Pardon, işe alındın mı dediniz? Tam anlayamadım.”
“Evet, işe alındınız. Yarın iş başı yapabilirsiniz.” Heyecanla gülerken adamın havada kalan elini yakalayıp sıktım “Teşekkür ederim ama çok hızlı oldu. Sabahtan beri ‘Biz size döneriz.’ Cümlesini duymaya o kadar alışmıştım ki, bu biraz ani oldu.” Ellerimizi ayırıp karşılıklı durmaya devam ettik “Hızlı öğrenirim demedin mi? Bakalım ne kadar hızlı öğreneceksin?” Öğrenir miydim gerçekten? Öğrenirim ya, yaparsın sen Efil. Aslansın sen Efil!
“Ne kadar hızlı olursa o kadar hızlı.” Keyfim o kadar yerindeydi ki kimse bozamazdı.
“O zaman yarın saat dokuzda burada olursun, arkadaşlar sana ne yapman gerektiğini gösterirler. Ben sana form getireyim, önce onu doldur.”
“Teşekkür ederim.” Gülümseyip başını sallayarak uzaklaşırken ben mutluluktan havalara uçabailirdim. İnanamıyorum, işe alındım! Sandalyeme geri oturup keyifle arkama yaslandım, karşımdaki sandalyenin çekilmesiyle gözlerimi kaldırıp kimin geldiğine baktım, Oflaz’dı.
Daha oturmadan sevinçle “Ay ben işe alındım.” Demiş bulundum. Kaşlarını öyle mi dercesine kaldırıp güldü, sandalyeye oturup ilgisini bana verdi “Çok sevindim, hayırlı olsun. Ne zaman başlıyorsun?”
“Yarın saat dokuzda.” Şapşal şapşal sırıttığıma eminim, işe alınmak güzeldi de ya ben…tecrübem yoktu ki! Ne yapacağım, ya öğrenemezsem? Gülüşüm anında solunca Oflaz’ın dikkatini çekmişti, tek gözünü kırpıp başını hayırdır dercesine salladı, kalbim bir değişik olmuştu. “Ne oldu, niye düştü yüzün?”
Sandalyemi masaya doğru biraz daha çekip sır veriyormuş gibi yaklaşınca aynı şekilde yaklaştı “Ben müdüre hızlı öğrenirim dedim ama bu zamana kadar okul dersleri dışında bir şey öğrenmedim. Böyle fiziksel işler, müşterilerle ilişkilerde nasılım bilmiyorum. Ya iyi değilsem ve hızlı öğrenemezsem, ya berbat edersem, ya..”
Kaşları hafif çatılı şekilde, kahve gözlerini gözlerime kenetleyerek sözümü kesti “Ya herşeyi hızlıca öğrenirsen, ya herşey çok güzel olursa, ya vazgeçilmez bir çalışan olursan, ya müşteriler sırf senin güler yüzün için gelirlerse?” neydik biz? Ying yang falan mı, şeytanla melek mi, neşeyle üzüntü, deterjana bağlı promosyon bardak falan?
Diyecek cevap bulamadım, zaten bu kadar yakınımdayken ne diyebilirim bilemiyordum, beynim işlevinden şaşıyordu sanki. “Polyanacılık oynamıyoruz.”
Gözlerini kısıp güldü “Bir süre oynayacağız, sana ders vermemi istemedin mi? Buradan başlayalım.” Geri çekilince rahat bir nefes alıp bende geri çekildim, burası sıcak mı olmuştu ne?
Cebinden bir kağıt çıkarıp bana uzattı “Ne bu?” kağıdı alıp açtım, olumlama cümleleri yazıyordu “Çok düşünmemek, düşüneceksen de iyiyi düşünmek için ne yapılabilir araştırdım. Bunları yapacaksın, bu haftalık dersimiz bu.” Öylesine söylediğim bir şeyi bu kadar ciddiye alacağını düşünmemiştim doğrusu, şaşırmıştım. “Ben onu öylesine söylemiştim.”
Ciddiyetledi cıkladı “Öylesine söyledin ama öylesine değildi, polisim ben farkındasın değil mi? Çok fazla tecrübem olmayabilir ama eğitimlerimi birincilikle tamamladım, gözlem yeteneğimde fevkaladedir.” Başımı omzuma eğip hafifçe güldüm “Peki, yapmak istemezsem ne olacak?”
“Şu anlık hiçbir şey. Gerçekten karamsarlıktan kurtulmak istiyorsan o zaman bir ceza düşünürüz ama istemezsen zorla yaptıracak değilim.” Anlayışlı, düşünceli, gıcık, sinir bozucu, hepsinin bir araya gelip beden bulmuş haliydi ama yüzde doksanını ego kaldırıyordu.
Doruk Bey elinde kağıtla gelince konuyu kapattık “Form bitmiş yeniden çıkarmak zorunda kaldım, çok beklettim mi?” Oflaz’ı görünce kağıtla kalemi önüme koyup Oflaz’a döndü “Vay kardeşim, hoş geldin.” Oflaz ayağa kalkınca tokalaşıp sarıldılar. “Hoş buldum, nasıl gidiyor?”
“Öyle böyle gidiyor işte. Senin nasıl gidiyor.” Bunlar tanışıyor muydu? Giresun ne kadar küçüktü, herkes birbirini tanıyor.
“Benimde iyi diyelim, yeni başladığımızdan ayakçıyız.” Gülüştüler, bende elimde kalem onları izliyordum. Gözlerimi kısarak şüpheyle izledim ikisini de, ben Oflaz ile konuştuktan sonra Doruk Bey yanıma gelince onun telefonu çaldı. Beni sorgusuz sualsiz işe aldı. Yoksa?
Onlar sohbet ederken formu doldurup ayağa kalktım “Teşekkürler Doruk Bey.” Uzattığım formu ve kalemi alıp gülümsedi “Ne demek, ben teşekkür ederim.” Oflaz ile tokalaşıp vedalaştıktan sonra önce ben kafeden çıkıp iki adım attıktan sonra arkamı döndüm. Bu ani dönüşümle Oflaz durup yüzüme anlamsız bakışlar attı “Ne oldu?”
İşaret parmağımı yüzüne doğru salladım “İşe alınmamda senin bir parmağın var mı? Yalan söyleme.”
Ellerini cebine koyup bir rahatlıkla güldü “Ne fark eder ki?”
Parmağımı indirip omuzlarımı kaldırıp indirdim “Merak ediyorum, senin yardımın var mı?”
“Yardım demeyelim de referans oldum diyelim.” İçimde ılık bir şey hissettim kalbime doğru akan, tanışalı birkaç gün olmuştu ama bana sürekli yardım ediyordu ve ben ona sürekli çıkışıyordum. Neden böyle olduğumu anlayamıyordum. Son zamanlarda kaşlarımı çatmaktan başıma bile ağrılar girer olmuştu. Böyle ani çıkışlarım yoktu, sakindim ama son zamanlarda kendimi tanıyamıyordum.
Verdiğim tepkilere kırılıyor muydu acaba? Hiç kırılıyor gibi gözükmüyordu, kendini geri de çekmiyordu ama bu yaptığımın doğru olduğu anlamına gelmiyordu. “Yine fazla düşünmeye başladın.” Gözlerimi kırpıştırarak yüzüne baktım, gerçekten durup durup düşünüyordum ve iyi şeyler düşündüğüm söylenilmezdi.
Arkamı dönüp yola doğru ilerlerken “Ben depresyona mı giriyorum acaba?” dedim kendi kendime ama cevap yine yanımda yürüyen Oflaz’dan gelmişti “Yaşadıklarımız bazen bizi çok düşünmeye iter, özellikle yapacak bir uğraşın yoksa kendi hapsolmuş gibi hissedersin, git gide esiri olursun. Esir olmak istemezsen araman yeterli.” Normalde alaylı duyduğum ses tonu şimdi öylesine naif ve yumuşaktı ki insan tepki veremiyordu. Ben hayatımda ilk defa birine ne tepki vereceğimi bilemiyordum.
“Senin polis olduğuna emin miyiz? Bu seferde psikolog olabileceğine dair şüpheler oluşmaya başladı kafamda.”
Dişlerini gözler önüne sererek samimiyetle güldü “Polis olduğum konusunda net olabiliriz.” Yine de uzun süre net olamayacağım gibi gözüküyordu. Adam da ne ararsam vardı, neye ihtiyacım olursa o oluveriyordu.
Arabaya gitmek için karşıdan karşıya geçerken arka cam açıldı, Emre başını camdan çıkarıp seslendi “Amma konuştunuz ablacığım ya, azıcık seri olun. Piştik burada.”
“Geldik be patlama çocuk.” Çocuk dememi hiç sevmezdi, bende bu aralar Emre’nin halini tavrını toptan sevmiyordum, onu ne yapacağız? Arabanın önünde Enis abi oturuyordu, arkada ise Emre, Dicle, Açelya vardı. Bir kişi eksikti “Ömer nerede?” dedim merakla Oflaz’a bakarak “Kendi arabasıyla gelecek.” Bence de böylesi daha iyi olurdu, tek kişilik yer bile yoktu arabada. Anahtarı bana doğru uzattı “Yok, arabam bugün senindir. Arkaya bineceğim.” İtiraz etmeden gülümseyerek öne bindi, bende bindikten sonra yola çıktık.
Dicle bu sıkışık ortamda bana dönerek “Ee Efil, nasıl geçti, iş bulabildin mi?” deyince umutla salladım başımı “Evet, buldum.” Gözlerim dikiz aynasından doğru Oflaz ile buluştu “Sağ olsun Oflaz referans oldu, yarın başlayacağım.” Dicle heyecanla sarıldı, Enis abi de tebrik etti. Ayça, aramızda Dicle olduğu için gülümseyerek elini uzattı “Tebrik ederim Efilciğim.” Uzattığı elini tuttum “Teşekkür ederim Ayça.”
Emre herkesten daha heyecanlıydı “Abla maaşımız kaç papel yatacak?” yakınımda olsaydı kafasına vururdum “Maaşımız?” dedim sorgularcasına “Evet, senin benim paran mı var Allah aşkına? Kardeşler arasında böyle şeyin lafı olmaz diye düşünüyorum.”
“Lafı olur canım, önce hak etmen lazım.”
“Ohoo yandı.” Diyen Enis abiydi “Eline düştün sanki koçum.” Diye ekleyen Oflaz’dı, “Yok yok ablam kıyamaz bana.” Yazık, ne kadar da umutlu canımın içi. Sessizliğimden dolayı ciddi olduğumu anlayınca susmayı tercih etmişti canım kardeşim.
…….
Yaklaşık yarım saat sonra plaja ulaşmıştık, örtü, yiyecek, içecek herşeyi almışlardı. Eşyaları denizden yarım metre uzaklığa koyup örtüyü serdik. Denizin sesi o kadar rahatlatıcıydı ki anında huzur dolmuştu içim. Burada sabaha kadar denizi izleyebilir, dalga seslerini dinleyebilirdim.
Herşeyi koyduktan sonra herkes daire şeklinde yere oturmuştu, plajın en kuyu köşesinde, bomboş bir alandaydık. Çok güzeldi. Oturduktan beş dakika sonra Ömer’de gelmişti, takım elbisesini bile çıkarmadan gelmişti. Çok yoğun olmalıydı “Selam gençler.”
“Üstünü neden değiştirmedin?” Enis abi aklımdaki soruyu yöneltmişti “Fazla kalamayacağım, sabah erkenden duruşmam var. Oyalanmadan gelmek istedim.”
Dicle pet bardakları çıkardı “İyi yapmışsın, kolaları koyalım, erzakların paketini açın hadi.” Herkes Dicle’nin komutuyla harekete geçti, bende içecek şişesini alıp bardaklara doldurup herkese dağıttım.
Enis abi aniden kahkaha atmaya başlayınca hepimiz ne olduğunu anlamak amacıyla ona döndük “Şu ortam babaannemin kabuslar, görse bastonuyla kovalar.” Hepimiz güldük bu dediğine, bu sefer Dicle elini hayır anlamında sallayarak kahkaha attı “Bence babaannemin kabusu kasklı, elinde hamburger poşeti olan bir adet Oflaz. Çocuğu az kovalamamıştır.” Buna gülmeyip homurdanan tek bir kişi vardı, Oflaz.
“Tamam, bu gece konu bana geldiyse çıkamayız.”
Ayça’nın başını eğip çok da sesli olmayacak şekilde “Babaannenin kabuslar benim hayaller.” Dediğini işittim, başımı kaldırıp ona doğru baktığımda o da bana bakıyordu, tek Ayça değil yanımda oturan Dicle’ nin bakışları da bendeydi, yanımda Dicle, onun yanında Ayça oturduğu için duyması normaldi. Ama neden tepkimi ölçmek ister gibiydi? Ayça, Oflaz’dan hoşlanıyorsa bana neydi? Gerçekten Ayça, Oflaz’dan mı hoşlanıyor?
Yorumlar