top of page

4.BÖLÜM

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 2 Eki 2025
  • 16 dakikada okunur

Gözlerimi açtığımda hava karanlıktı, ev sessiz, ışıklar da kapalıydı. Telefonumu açıp saate baktım dokuza geliyordu, babaanemlere inmiş olmalılar, şimdi hiç yanlarına inmek istemiyordum.


Yatak da doğrulup sırtımı başlığa yasladım, instagrama girip fake hesabımdan Kerem'in açık profiline baktım, hikaye atmıştı. Düşünmeden üstüne basıp açtım, açılan fotoğraf beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Gonca ile sarmaş dolaş çekindiği fotoğrafı kalp koyarak paylaşmıştı. Daha bir hafta olmamıştı bir de sevgili olduklarını utanmadan ilan mı etmişlerdi?


Hikayeyi hışımla kapatıp instagramdan çıktım, zaten fotoğraf ile kanıtlanmıştı ama kendisi ilan etmişti, bu daha da dumura uğratmıştı. Hataydı demişti, arkasında dursaydı…aynadan kendime baktım öfkeyle “Ne olurdu arkasında dursaydı, seni aldatan birine şans mı verirdin? Değişir miydi sonucu? Sanmıyorum.”


Resmen aldatılmıştım, geçip karşıma seni sevmiyorum artık demesinden beter bir şeydi bu. Gururum kırılmıştı. Kalbimin atışı hızlandı, boğazımdaki yumru git gide büyürken nefes almamı zorlaştırdı, panikleyerek ayağa kalktım, ışığı açtıktan sonra camı da açıp sakinleşmeye çalıştım. Ne oluyordu şimdi? Gerçekten beni aldatan biri için miydi bu tepki?


Elimi kalbime koyup nefesimi düzene sokmaya çalıştım fakat olmadı, yapamıyordum, dışarıya çıkıp hava almam gerekiyor, boğuluyorum sanırım. Işığı çantamdan arabanın anahtarını aldım, sahil kenarına falan çekerim, biraz hava alır gelirdim.


Üstümde eşofman takımı olduğu için artı olarak montumu giyinip çıktım, gece gece kimseyle karşılaşmazdım zaten. Usulca gider gelirdim umarım. Odamdan çıkıp etrafa bakındım, gerçekten evde yoklardı. Hızlıca daireden çıkıp ayakkabılarımı giyindim sessizce, kimseye yakalanmadan çıkmalıydım. Sorguya çekilerek daha da strese girmek ve peşime birinin takılmasını istemiyordum.


Merdivenlerden hızlı ama sessizce inip binadan çıkınca rahat bir nefes aldım, giriş katta ki dairede hem çok gürültü vardı hem de kapısının önü ayakkabı doluydu, bizimkilerin ayakkabılarını görünce tahminimde yanılmadığımı anladım. "Artık temelli kalırsınız burada, ne yapacaksın el memlekette iş kurup. Yapamadınız işte oğlum, gördünüz. Daha ne zorluyorsun? Efil doktor olacak zaten, Yağız’da başlar iyi bir şey okumaya, siz de kendinizi geçindirecek kadar kazansanız yeter." Dedemdi bu, hala Efil doktor olacak diyordu, şaka gibi adam. Herkes kendi yoluna baksındı. Yapamadınız ne demekti? Gayet de güzel yapmıştı, tek hatadan beceriksize çıkarmışlardı babamın adını. Buraya taşındık diye hayatımıza karışacaklarını mı sanıyorlardı?


"Benim hayatım oradaydı baba, işim gücüm oradaydı. Kalan borçları kendimizi geçindirecek maaşla nasıl ödeyeceğim? Azıcık mantıklı konuşun, hem benim kızımın okuyacağı bölüm hakkında siz niye karar veriyorsunuz? Ne isterse onu okur, biz nerede istersek orada yaşarız. Biz daha karar vermedik ne yapacağımıza, sizde boşuna düşünüp kafanızı yormayın. Herkes kendi işine baksın." Babam ne demişti? Kızım istediğini okur mu? Bu benim babam mıydı gerçekten? Dedeme posta koymuştu, duyması gerekenleri söylemişti. Sevinmiştim ama bu da yetmemişti, nefesim daha da daralıyordu, binadan çıkıp şaşkınlıkla etrafıma baktım kimse yoktu.


Bahçeden çıkıp arabamın düğmesine basıp bindim, tamda önüne motor parkedilmişti. Önüne değil, dibine! Arkadaki boşluk yeterliydi sanırım, geri vitese alıp gaza bastım ama geri vitese geçememiş olmalıyım ki araba öne gidip motora çarptı, büyük bir panikle motorun devrilişini izledim, devrilince bu düşüş mahallede yankılanınca daha da panikle hemen anahtarı çekip kontağı kapatarak koltukta aşağı kaydım. Umarım ne arabaya ne motora bir şey olmamıştır ve umarım beni görmezler.


Arabanın sağ yan aynasından evin öne doğru bakan camları gözüküyordu, perde aralandı önce, ardından bir kaç kafa belirdi. Binanın dışında biri daha vardı, bahçeden çıkmak üzereydi, karanlıkta tam seçemesem de siması tanıdık gibiydi. Karşı binadan çıkmıştı.


"Benim ela gözlümü gurbete yollamışlar" diye söylenerek geliyordu. "Ben bir uzun kımışım yoluna dikilmişim. Ben bir uzun kımışım yoluna dikilmişim. İster al ister alma..." Oflaz'dı bu, yine şarkı söylüyordu, yaklaştıkça yüzüne yansıyan sokak lambasının ışığıyla kesinleşmişti Oflaz olduğu.


"Oğlum!" Dedem seslenmişti, Oflaz sakinlikle dedeme döndü "Efendim Ahmet dede."


"Bir gürültü koptu demin, bak bakalım var mı bir şey etrafta. Bak o araba da Efil'in, araba mı çarptı yoksa?" Ah dedem ah, ne kadar düşüncelisin sen öyle dedim kendi kendime alayla gülerek.


"Bakayım Ahmet dede." Arabanın etrafında dönüp bakmaya başladı, bir yandan söylediği şarkıyı devam ettirdi "İster al ister alma alnına yazılmışım, ister al ister alma alnına yazılmışım..." saniyelik göz göze geldik, anın rehavetiyle panikleyip şirin kız moduma geçerek gülümsemeye başladım. O ise telefonunun flaşını açıp yüzüme tuttu, gözlerini burada ne işin var der gibi kısarak salladı başını. Benim ise işaret parmağımı dudağıma götürüp susmasını istemekten başka çarem yoktu.

Arabanın duruşuna baktı önce, çarptığım motora ve çaresizliğime...acımış olmalı ki flaşı kapatıp dedeme çevirdi başını "Sorun yok Ahmet dede." Allah'ım yakalanmadım, lütfen arabada, motorda hasar olmasın, lütfen.


"Tamam oğlum, iyi geceler."


"Size de, evdekilere selamlar." Ne kadar da terbiyeli çocuk, uzatma da çıkalım şuradan. Daha yarın boks maçı olacak mı olmayacak mı onu göreceğim. Camı kapatıp perdeyi çektikleri gibi arabadan indim.


Bu anı bekliyormuş gibi önüme geçti "Bu saatte arabada ne yapıyorsun?"


"Sanane." Dedim sitemle, arabanın önüne geçip bir şey olup olmadığını kontrol ettim, çizik vardı, sanki içine de göçmüştü.


"Daha dakika olmadı seni kurtardım ve bana böyle mi teşekkür ediyorsun?"


"Arabam mahvolmuş, yarın evde boks maçı var diyorum." Sesim ağlamaklıydı "Arabam mahvoldu diyorum, sen bana teşekkür diyorsun, ben de mahvoldum!"


Benim sitemime rağmen anlayışla salladı başını, yanıma gelip tek dizinin üstüne çöktü, arabanın önüne dokunup yokladı "Bir kaç çizik var, birde plaka oynamış. Şu çöküntüler önceden olsa gerek, ben yarın hallederim." Bu işin ehli gibi duruyordu, şaşırmıştım ve mahcup olmuştum. Beni kurtarmasına rağmen çıkışmıştım ve hala yardım ediyordu.


"Gerek yok” dedim gülümseyerek “ben götürürüm sanayiye. Hallederim."


Yan bir bakış attı "Sanayiye götüreceğim demedim, ben halledeceğim." O nasıl olacaktı? Kurye değil miydi bu çocuk? Kafa karışıklığıyla kaşlarım çatıldı "Kurye değil misin sen” başımı geri çekip başımı tam anlamıyla ona çevirerek kaşlarımı çattım merakla “Nesin sen ya?"

Dudağının bir kenarı kıvrılırken pişkin, kendinden emin ve küstahtı "Ne gerekiyorsa o olurum, sen dert etme." Arabaya dönüp incelemeye devam ederken işini fazla ciddiye alıyor gibi gözüküyordu, öyle mi dercesine dudaklarımı büküp yüzüne baktım "Vay be, fazla iddalı."

"Öyle." Ayağa kalkıp üstten bakarken elini uzattı beni kaldırmak için "Araba işi bende, gönül rahatlığıyla evine gidebilirsin." Bir eline bir yüzüne bakıp uzattığı eli havada bırakmamak amacıyla tutup destek aldım, kalkınca üstümü düzeltirken "Sağ ol ama motor ne olacak? Onda hasar var mı, kimin biliyor musun?"


Düşen motoru kaldırıp etrafına baktı "Bu motor aslan gibidir bir şey olmaz, bakımını bizzat kendim yapıyorum." Motor onun muydu? Çocuğun motoruna çarpıp bir de kendi arabam için atarlanmış mıydım yani? Üstüne üstlük arabamı düzelteceğini söylemişti, gerçekten büyük ayıp etmiştim.


Mahcup tavırla bir adım atıp kirpiklerimin altından baktım "Kusura bakma, yanlışlıkla oldu gerçekten. Arabamla ben ilgilenirim, kusura bakma."


Dudakları kıvrıldı alayla "İsteyince ne kadar da naziksiniz Efil Hanım, sorun yok. Dediğim gibi motorum aslan gibidir, arabanın da motorum gibi olmasını istersen eğer" ellerini kaldırdı “Bu ellere bırak.”


İnsanı hem sinir eden hem de yumuşacık eden bir insandı, sinirlenmek de olmuyordu, iyi biriydi. Bir yandan sinir de ediyordu tabi, ikilemde bırakıyordu. Kollarımı göğsümde bağlayıp alaylı tavırla güldüm "Laf sokmak için hiçbir fırsatı kaçırma tamam mı?"


Duvarın dibindeki, ne zaman koyduğunu bilmediğim kaskı aldı, başına geçirdi. "Çok ısrar ettin, olur.” Motora bindi “Sana iyi geceler."


"Sana da." Dedim aynı alayla, kollarımı göğsümde bağlı şekilde kaldırımda yürümeye başladım. Bu gece araba sürecek modda değildim belli ki, sahil olmasa da olurdu, biraz hava alırdım bende.


Dışarıya çıkmak mı yoksa adrenalin mi iyi gelmişti bilmiyorum ama şu an iyiydim, nefesim düzene girmiş, rahatlamıştım. Sadece biraz kafa dinlemek istiyordum.

"Nereye gidiyorsun?" motorla yanıma yanaşmıştı.

"Sanane."


Motorunu çalıştırıp yavaşça yanımda sürmeye devam etti " Bana ne bilmem ama ailene ne olacağını tahmin etmesi güç değil.” Durmadım “Şu an tehdit mi ediliyorum?”

“Hayır, korunuyorsun.” Adımlarımın devamı gelmedi, korunuyorsun da ne demekti? “Anlamadım?”

O da durdu “Saat on, bu saatte dışarıda ne işin olabilir diyorum Efil. İstersen seninle gelebilirim."

Vicdan azabı baş gösterdi, niye böylesin Efil? Niye bu kadar terssin? Yutkundum gergince, sakindim bu sefer "Yalnız kalmak istiyorum, biraz hava alacağım, rica etsem beni rahat bırakır mısın?"


Bir süre sessiz kaldıktan sonra başını usulca sallayıp gazı kökledi "Pekala, sen bilirsin." Boş yolda U dönüşü yapıp geldiğimiz sokağı geri dönerken durup arkasından baktım. Bakışlarımı ayaklarıma indirip bekledim bir süre, niye bekliyorum, gidebilirim artık. Çok geç olmadan geri dönmeliyim.


Gittiğim yolun seyrinde devam ettim, sokaklar bomboş değildi, tek tük arabalar geçiyordu, evlerin ışıkları da tam sönmüş değildi. Telefonumu çıkarıp konumdan sahilin ne kadar uzaklıkta olduğuna baktım, yürüyüşle yarım saatti. Bu gecelik buralarda takılsam iyi olacaktı, oraya gidince bir de dönmesi vardı.


Beş dakika yürüdükten sonra iki sokak aşağıda yol kenarındaki parkı görünce en iyisinin salıncakta oturmak olduğuna karar verdim. Oturup telefondan açtığım kısık sesli müzikle yavaşça sallandım, bir yandan düşündüm. Bu kadar dertlenmeye gerek var mıydı? Herşeyi geride bırakabilir, yeni hayatım için adım atabilirdim. Üstelik herşeyin yaşandığı şehir de değilken daha kolay olmaz mıydı bu? İş bakacaktım, para kazanmaya başlayacak, sınava hazırlanacaktım ama önce ne okumak istediğime karar vermem gerekiyordu.


Hayır hayır, önce yapmam gereken belliydi. En öncelikle benim ağlamam gerekiyordu, tamam Efil bu gece, sadece bu gece ağlayacaksın. Bir daha ağlamak yok. Beni aldatan birine neden bu kadar üzüldüğümü şimdi anlıyordum, sosyal medya da okuduğum bir yazı yaşatmıştı bu farkındalığı bana. Babalarından sevgi görmeyen kızlar sevgiyi başkalarında ararmış, babam beni sevmiyor diyemem ama göstermeyi bilmiyordu, annem de aynı şekilde, sevdiklerini söylerler, eksiklerimizi tamamlarlar ama sevgi açlığı hep vardı.


Gözümden akan bir damla yaşın ardından kesilmeyerek devamı geldi, her şer’in içinde hayr vardır derler, bu şer’in içinde, aile çatlamalarının arkasında, tartışmaların arkasında hayr var mıydı? Benim istediğim sakin sessiz, ailemle mutlu, huzurlu bir hayattı. Sevmek, sevilmekti. Bunun için ne yapmam gerekiyordu? Kalabalık arkadaş gruplarına, aile buluşmalarına, geçirilen huzurlu vakitlere hep özenmişimdir ama olmuyordu. Ne anlaşabildiğim kalabalık bir arkadaş grubum ne huzurlu vakit geçirdiğim bir aile ortamım ne de gerçekten sevip sevildiğim bir ilişkim yoktu. Nereden başlamam gerekiyordu hayatımın düzene girmesi için? Ne yapmam gerekiyordu artık ağlamamak için?


Sessiz ağlayışlarım kısık hıçkırıklara döndüğünde tutmadım kendimi, bu gece sondu sonuçta, bir daha bana zarar veren kimse için, beni aldatan kimse için göz yaşı dökmeyecektim.


.........


Gece fazla geçe kalmadan eve dönmüştüm, şansım dönmüş olmalı ki hala dedemde oturuyorlardı. Hemen odama geçip yatmış, ağlamanın verdiği rahatlıkla güzel bir uyku çekmiştim. Uzun zamandır bu ağlamaya ihtiyacım varmış gibi üzerimden koca yük kalktığını hissettim.


"Abla, kahvaltıya gel hadi." Yağız'ın ısrarlı sesiyle gözlerimi aralayıp yüzüme tip tip bakan yüzüyle başladım güne. Göz kapaklarım tekrardan kapanırken baş parmaklarıyla açarak bastırıp sabitledi, yaptığının şaşkınlığıyla bağırdım "Yağız salak mısın? Bırak beni!" yüzünü yaklaştırıp gözlerimin içine baktı "Kahvaltı hazır abla, sabah sabah eziyet çektirme bana kendinle de bahçeye gel."

Ellerini çekip kalktı üstümden "Ne bahçesi be?" Neden bahçede kahvaltı yapalım ki? Ne bu samimiyet?"

“Ne bileyim ben, karşı binadakileri de çağırmışlar. Bahçe boyunca uzanan bir masa koymuşlar, adına da kaynaşma masası demişler. Herkes kaynaşsın diye de kaynaşma kahvaltısı düzenlemişler. Bugün o kadar çok kaynaşacağız ki bütünleşip tek beden olacağız ve buharlaşacağız." Derken fazla şiirseldi, dip not: Hiç kitap okumaz.


Yeni uyanmanın verdiği alıklıkla dinlerken kafam iyice karışmıştı, yeni uyanan birine bu kadar uzun cümle kurulması yasaklanmalıydı. Gözlerimi ovuşturup oturdum "Ne anlatıyorsun Yağız sen? Kafanın üstüne mi düştün, teflon tava mı parçaladılar kafanda? Bu saçmalığın başka cevabı olamaz."


"Çok kafa ütülüyorsun abla, çok. Bahçeye gel görürsün." Ne demişti o bana, çok kafa ütülüyorsun mu? Sarılma yastığımı alıp "Terbiyesiz." Derken bir yandan ona fırlatmıştım ama o erken davranıp gülerek çıktı odadan, üstüme de kapıyı kapattı. "Biz seni evde beslemekle hata ettik." Demeyi de eksik etmedim, erkek kardeş pişmanlık mıydı yoksa nimet miydi hala karar veremiyordum.

Yataktan kalkıp dolabı açtım "Bahçe de kahvaltı mı demişti o?" Cama gidip perdeyi çektim, buradan gözükmezdi ya neyse, deneyelim bir. Camı açıp iki binanın arasındaki aralıktan baktım bahçeye, dediği gibi kurdukları masa o kadar uzundu ki buradan gözüküyordu. "Günaydın röntgenci." İrkilerek gözlerimi kapattım, Oflaz... her yerden çıkıyordu. Şu an en normal yerden çıkıyordu tabi, kendi odasından.


Gözlerimi aralayıp karşımda, ağzı kulaklarına vararak gülen Oflaz ile göz göze geldim, bunun uğraşacak başka kimsesi yok muydu? Buraya biri taşınsın diye mi beklemişti yıllardır?


"Günaydın denizatı." Dedim aynı pişkinlikle "Çok enerjiksin yine."


"Öyleyimdir, eşsiz bir enerjim var." Hı hı dercesine başımı salladım, ne demezsin. Gözlerini kısıp dikkatle gözlerime bakmaya devam edince çirkef modum açıldı istemsizce, içimde ufacık bir cennet mahallesi köşesi vardı, beni hiç bırakmıyordu. "Ne bakıyorsun öyle? Açıkta bir şey mi gördün?"


"Hiç." Dedi umursamazca "Gözlerinin altı şişmiş, yüzünü de yıkamamışsın belli." Ellerim anında gözlerime gitti, gece ağladığım için şişmişti, sıkıntı yoktu. Tek göz altı şişen insan ben değildim yani. "Şişmiştir, yüzümü de yıkamadım çünkü yeni kalktım ve açım. O yüzden iyi günler." Camı kapatacakken "Dur, bekle." Dediği için durdum, yine ne diyecek ve zorbalayacaktı acaba? "Ne oldu?"


"Eşsiz enerjimden sana da ikram edeceğim." Hala dalga geçiyordu benimle "Gerçekten seninle uğ..." Karşı camdan yüzüme fırlatılan suyla gözlerimi ve dudaklarımı sıkı sıkı kapatıp sinirle bir nefes verdim "Sabahları soğuk suyla yüzümü yıkamak bana hep enerji verir. Sana da verdi mi?" demesiyle sinirle güldüm. Bu çocuk alık mıydı, salak mıydı, beni delirtmek hoşuna mı gidiyordu?

Gözlerimi aralayıp doğrudan yüzüne bakarken sinirle gülmeye devam ediyordum "Çok" Pijamamın koluna yüzümü sildim "Bana seni paralayacak kadar enerji verdi."

Gülüşü daha da büyüdü “Ne kadar paradan bahsediyorsun?”


Masamın üstünde ona fırlatacak sert cisim ararken “Şimdi göstereceğim.” Dedim, elimde gördüğü taraktan sonra ne yapacağımı anlamıştı, camı kapatmadan önce söylediği son şey ise şuydu "Herkese aynı enerjiyi vermediğini görmüş olduk."


....


Kaynaşma sofrasındaydık, komikti aslında. Bunu Yağız'ın uydurduğunu düşünüyordum, kaç yaşında insanların kaynaşma sofrası diye bir saçmalık diyeceklerine ihtimal vermemiştim.


Çatalımı batırdığım peyniri ağzıma götürecekken İsmail amcamın ayağa kalkıp eline aldığı kaşıkla birkaç kere masaya vurmasıyla elim havada kalmıştı. Ne oluyordu şimdi? Herkesin dikkatini çekip sessizliği sağladıktan sonra gülümseyerek herkesle göz teması kurdu "Kaynaşma soframıza hoş geldiniz."


İnanamıyorum, böyle bir şey gerçekten var mıydı? Sağımda oturan Emre'ye döndüm hemen, çocuğun günahını almıştım. Göz devirip amcama dönünce bende geri amcama döndüm.

"Sevgili kardeşim Kadir ve ailesinin geri dönüşünden dolayı toplanmış bulunuyoruz." Herkes alkışlamaya başlayınca dikkat çekmemek için bende alkışladım ama annem ve Emre alkışlamıyordu. Solumda oturan anneme doğru eğildim "Anne alkışlasana." Ters ters baktı, burada olmaktan hiç de hoşnut değildi "Bırak Allah aşkına, sanki eğlenceye geldik." diyince bende alkışlamayı bıraktım, haklıydı kadın.


“Afiyet olsun hepimize.” Yerine oturduktan sonra önüme döndüm, biz gençler bir tarafa oturmuştuk, büyükler tarafında sohbet koyulaşırken bizim tarafımızda kimseden çıt çıkmıyordu. Benim yanımda Emre, onun yanında Oflaz vardı, Oflaz’ın yanında da bir kız bir erkek vardı, tanımıyordum onları. Karşımda Dicle, onun yanında da Enis abi vardı. Günlerden Pazar olduğu için herkes evdeydi.


“Eee” dedi Enis abi, Oflaz’daydı gözleri “Nasıl gidiyor polislik? Yeni mezunsun diye çok ezmiyorlardır umarım." Bakışlarım anında Oflaz'ı buldu, polis mi demişti Enis abi? Oflaz polis miydi yani? Bu ciddiyetsizlikle ciddi bir iş yapamayacağını düşünen bana baya iyi bir kapak olmuştu bu.


Hala onda olan bakışlarım Oflaz'ın bakışlarıyla kesişince kaşlarım öyle mi dercesine havalandı, onaylaması gerekiyordu. Nedense inanamıyordum. Tek gözünü kırpıp başını ne oldu dercesine sallarken dudaklarında hafif, kinayeli bir tebessüm vardı.


Aramızda geçen bu uzun bakışmayı herkesin fark ettiğini anlamam Emre'nin gözlerini kısarak bana baktığını görünce olmuştu. Anında kendimi geri çekip tabağıma döndüm.


"Hayır, gayet iyi gidiyor. Daha iyi olamazdı."


“Güzel.” dedi Enis abi memnuniyetle "İyi gitmesine sevindim." Sıradaki kurban ben olmalıydım ki Enis abi benimle göz teması kurdu "Sen ne okumak istiyordun Efil?"


"Kararsızım, ömrüm boyunca isteyerek yapacağım bir iş istiyorum." Başını anlayışla salladı, Oflaz'ı gösterdi "Oflaz polis" Oflaz'ın yanında oturan kızıl saçlı kızı gösterdi "Ayça hemşire" Ayça'nın yanında oturan çocuğu gösterdi "Ömer avukat." Kendisini gösterdi "Bende muhasebeciyim, bilgi almak istersen sorman yeterli. Yardımcı olmaya çalışırız."


"Evet!" Dedi Ayça neşeyle öne atılarak "Hemşirelik hakkında iyi kötü her bilgiyi dinlemek istersen seve seve yardımcı olurum, Ömer'de aynı şekilde zaten" bıkkınca çenesini eline yasladı "Akşama kadar avukatlık hakkında o günki moduna göre konuşup duruyor. Merak eden biri olursa boşa anlatmamış olur."


"Şimdiye kadar boşa konuştuğumu ve beni dinlemediğini mi söylüyorsun?"


"Evet, kaç saat nöbete kalıyorum bir de seni mi dinleyeceğim?"


"Bundan sonra daha çok anlatacağım." Derken Ömer fazla umursamazdı, atışmaları beni güldürmüştü.


Dicle açıklama yapma gereği duydu "Bunlar sürekli böyledir, aldırma. Alt üstlü oturuyorlar, Ayça yüksek sesli müzik dinledikçe Ömer evde yere vurarak yürür ama olurda Ayça'nın kahvesi için sütü biter de dışarıya çıkıp almaya üşenirse, Ömer bey üst camdan alt cama, Ayça'nın uzattığı bardağa süt döker."


"Şunu da bir unutamadın gitti." Diyen Ömer olmuştu "O zaman beni sabaha kadar müzik dinlemek ve oklavayla tavana vurmakla tehdit etti. Yoksa ne sütü, günahımı bile vermem."


Dicle keyifle güldü "Büyük konuşuyorsun avukat bey, hukuk kitaplarında tükürdüğünü yalamakla alakalı bir şey yok mu?" Cıkladı Ömer "Yok ama tehdit, alay ve komşuyu rahatsız etmekle alakalı bir sürü madde var. Bir tanesini size de uydururum, üzülmeyin."


Çatalını masaya bırakıp gülerek arkasına yaslanırken sitemliydi Dicle "Aman be tamam, dalga da geçilmiyor beyefendiyle."


"İkiden sonra kabak tadı veriyor." Dedikten sonra çatalınu batırdığı böreği bütünüyle ağzına sokup sessizliğe gömülmeyi tercih etti Ömer.


Ayça bu durumdan hoşnut olmuş gibi öne atıldı tekrardan, Oflaz ve ben arasında mekik dokudu gözleri "Siz yeni mi tanıştınız?" Neden sorduğunu anlayamasam da çok da üstünde durmadım "Bir kaç gün önce marketten dönerken yolda tanıştık. Kedi seviyordu, bende durup besledim."


"Hmm" diye mırıldandı düşünceyle "Karşılıklı olduğunuzu hala bilmiyor musunuz?"


Bu sefer cevap veren Oflaz'dı "Biliyoruz Ayça, ne öğrenmeye çalışıyorsun?"


Tek omzunu kaldırıp indirdi umursamazca "Bir şey öğrenmeye çalışmıyorum canım, merak ettim."


Emre yaklaşıp fısıldadı "Karşılıklı derken abla, odana neredeyse yapışık olan karşı binanın camından mı bahsediyor?"


"Evet."


"Nasıl ya? Ben orası yıllardır boş sanıyordum."


"Dolmuş işte."


Sakince kahvaltısını yapan Oflaz'a ters bakışlar attıktan sonra tekrar bana döndü "Onu hiç gözüm tutmadı, bence odaları değiştirelim. Ne olur ne olmaz."

"Saçmalama Emre, ben sana değiştirelim dediğimde değiştirecektin. Tekrardan oda düzenlemekle uğraşamam."


Öyle mi dercesine kaldırdı kaşlarını "Emin misin? Tekrar teklif etmem."


Pişkince gülerek kendimden emin tavırla gözlerimi düzdüm "Teklif edeceğini o kadar iyi biliyorum ki." Bozulmuş ifadesiyle bir kaç saniye bakıştıktan sonra önüne döndü. Oflaz'ı gözü tutmadıysa beni rahat bırakmayacağını ikimizde çok iyi biliyorduk, boşuma blöf yapmasına gerek yoktu.


Dicle gerilen ortamı yumuşatmak isteyerek araya girdi "Efil, biz her pazar akşamı sahile gidip otururuz. Bu akşam sizde gelin olur mu?"


"Hayır."

"Olur."

Ben onaylerken Emre reddetmişti fakat hiç reddetmemiş gibi benim kabul ettiğimi duyunca ani bir U dönüşü yapmıştı "Olur, geliriz." Bunu da Oflaz ile aynı ortamda kalmayayım diye yapmıyorsa benim adım Efil değildi. Boşuna işkilleniyordu, yine de hoşuma gittiği için ses etmiyordum.


"Evet gelin, çok eğleniyoruz. Sohbet, muhabbet akıyor." Gülümseyerek karşılık verdim "Eminim."


Yaklaşık yarım saat sonra kahvaltıdan kalkıp sofrayı toplamalarına yardım etmiştik, iş bakmaya gideceğim yardım ettikten sonra hemen eve çıkmıştım. Hemen iş bulmak, sınava çalışmak, az da olsa bir şeyleri yoluna koymak istiyordum.


Üstüme siyah kumaş pantolon, beyaz gömlek ve haki süveter giyinip makyaj ve saç rutinimi de yerine getirdikten sonra odadan çıktım. Kabanımı giyinirken annem mutfakta olduğu için beni görmüştü, yanıma geldi "Nereye?" Babam ne benimle ne de Emre ile konuşmuyor, görse başını çeviriyordu ama annem ile aramız açık da olsa konuşuyorduk.


Kabanımın altında kalan saçlarımı çıkardım "İş bakmaya."

"Hayatında kaç kere çalıştın kızım, yapabilecek misin? Okulun var hem senin, gel etme böyle devam et okuluna."


Dolaptan ayakkabımı aldım "Çalışan nasıl yapıyor anne, ben insanım da onlar ne? Yapılıyor bir şekilde, ayrıca zaten okuyacağım ama" salon kapısından televizyon izleyen babama baktım, gözleri televizyonda olsa da beni dinlediğini biliyordum "istediğim bölümü." Dün gece dedemlere ne dediğini duymuştum, babam bilmese de o cümleyi kurmuştu ama inadından bana karşı yumuşamıyordu.


Ellerini omuzlarıma koyunca anneme döndüm, ne kadar üzülüyor olsa da doğrusunun bu olduğuna emindim, kendim ne istiyorsam onu yapacağım. "Pekala, bende hastaneyle görüşmeye gideceğim bugün. Çalışmaya başlayacağım tekrardan, babanda görüşmeye gidecek. Halledeceğiz."


"Umarım."


Evin kapısını açınca karşımda, eli havada bekleyen bir adet Oflaz görmeyi beklemiyordum. Kapıya vurmak için kaldırdığı elini indirip gülümseyerek anneme baktı


"Merhaba Ceylan Abla, nasılsınız?"


Annem bu ziyaretin sebebini anlamamış olacak ki biraz hayretle "İyi oğlum, sen nasılsın?" Demişti, bu ziyaretin sebebini bende bilmiyordum doğrusu.


"Bende iyiyim sağ olun. Bugün boşum arabanıza bakım yapmak istiyorum, izniniz varsa eğer."


"Sen polis değil misin, ne bilirsin arabaya bakım yapmayı?"


"Liseden beri boş zamanlarımda sanayide çalıştım, uzun zamandır da gitmiyordum. Yeni araba gördüm mü hemen bakım yapmak isterim." Akşam arabaya verdiğim hasarı düzeltmek için uydurduğu bir yalandı, ben onu sabah erkenden halletmiştir diye düşünmüştüm.


Annem anlamsız bakışlarını bana çevirip yaklaştı "Ne değişik çocuk." Gerçekten öyle anne, çok haklısın.

Arabanın anahtarını çantamdan çıkarıp Oflaz'a uzattım


"Araba benim, izin verdim. Eline sağlık şimdiden."

Anneme gülümseyerek baş selamı verdi "İyi günler."

"İyi günler, sende dikkat et kızım." Hızlıca botlarımı giyinip anneme el sallayarak merdivenlere yöneldim "Tamam görüşürüz." Bu sırada Oflaz çoktan aşağı inmişti. Hızlı adımlarla inerek ona yetiştim, elleri cebinde binanın önünde bekliyordu, merdivenleri ikişer ikişer mi inmişti anlamadım.


"Arabayı sabah halletmişsindir diye düşünmüştüm." Başını çevirip öyle mi dercesine kaldırdı kaşlarını, elini cebinden anahtarla beraber çıkarıp gözümün önünde salladı "Anahtar sendeyken mi?" Haklı.


Baş parmağımı kaldırdım "Sanayide ustalık karakterin var," her saydığımda bir parmağımı kaldırdım" kurye karakterin var, kaçakcısın, en son da polis olduğunu öğrendim, arabayı da anahtarsız açabilirdin belki, neden olmasın."


Anahtarı geri cebine koyup vücuduyla bana döndü "Yine de sormayı tercih ederim." Tek gözünü kırpıp önüne döndü.


Gözlerimi şaşkınlıkla açtım, nasıl yani? "Yani açabiliyor musun?" Oflaz bahçeden çıkarken merakla peşinden gidiyordum "Gerçekten inanamıyorum."


Gülüşünü işittim "Meslek sırrı."


"Neden kuryelik yapıyorsun?" Dedim peşinden ilerlerken "Arkadaşımın işi çıkmıştı, yarım saat baktım." Vay be dercesine büzdüm dudaklarımı, boş durmuyordu da.


Arabanın kilidini açıp sürücü tarafına geçti, kapıyı açıp bana döndü "İş bakacağını duydum."


Tek kaşımı kaldırıp tek düze güldüm "Şuna bak" Kollarımı göğsümde bağlayıp başımı kaldırdım "Kaçakcımız kapı dinliyor."


Başını eğip güldükten sonra kaldırıp yüzüme baktı "Senin röntgencilik yapmandan daha hafif bir suç gibi ne dersin?"


Göz devirip arabanın üstüne ellerimi koyarak uzandım, kaldırım yüksek olduğu için boyum yetişmişti. "Sesin nereden geldiğine bakıyordum, daha kaç kere diyeceğim?"


Aynı şekilde yaklaşıp arabanın üstüne ellerini koyarak uzandı, kendince beni taklit ediyordu "Bende kapının önündeyken konuştuğunuz için mantıken istemeden duymuş oldum."


Gözlerimi kıstım, aynı şekilde gözlerini kıstı, bakışma sürerken hafif gülerek geri çıktı "Hadi gel, merkeze bırakayım seni. Kendi arabanmış gibi rahat ol." Gerçekten gıcıktı bu çocuk, yine de gülmeden edemiyordu insan. Değişik bir gıcıklığı vardı, binmeden önce "Benim arabam zaten." Derken bende gıcıktım.


İkimizde bindikten sonra çalıştırmadan önce telefonunu arabaya bağlayıp şarkı açtı, arabayı çalıştırıp o da eşlik etmeye başlayınca istemsizce güldüm, değişik bir enerjisi vardı.


"Ben kalender meşrebim, güzel çirkin aramam. Gönlüme bir eğlence isterim olsun." Ciddiyetle araba sürerken bir yandan neşeyle nasıl şarkı söyleyebilirdi insan? "Diğdeleri şahbaz gerdanı beyaz biraz da nazlı olsun aman olsun."


"Sürekli bu kadar neşeli misindir?" Ufak bir bakış atıp önüne döndü, müziğin sesini hafifçe kıstı "Çözümü olan dertleri dert etmeye gerek yok, çözümü olmayan dertleri de dert etmeye gerek yok."


Dirseğimi kapıya yaslayıp çenemi elime yasladım, iç çekerek önüme döndüm "Keşke şu rahatlıkta olabilsem, o zaman her gün başım ağrımazdı."


Bana baktığını hissettim ama dönüp bakamadım, önüne döndüğünü hissedince göz ucuyla yüzüne baktım, düşünüyor gibi gözüküyordu. Fazla uzun baktığımı düşünüp gözlerimi yola çevirecektim ki geç kaldım, Oflaz ile göz göze geldik. "Üzülme." Dedi gülümseyerek "Uzman profesör Oflaz, sana bunu öğretecek."


Refleksle kısa bir kahkaha attım "Hadi ya, uzman profesör Oflaz Bey. Nasıl bir yol izleyeceksiniz?"


"Meslek sırrı, görürsün."


"Hiç hayır demem, bence şu an en çok ihtiyacım olan tedavi bu."


Kendinden emin şekilde "Hallederiz." Demişti, ne kadar garipti, daha bir hafta önce adını bile bilmediğim birinin beni güldürmesi. Değişik hissettirdi, gıcıktı ama kötü biri değildi bu yüzden yanında kendimi hiç uzakta, yabancı veya rahatsız hissetmiyordum.


Müziğin sesini yükselttikten saniyeler sonra tamamen kapattı. Kaldırımda yürüyen birine bakıyordu dikkatle "Şurada yürüyen arkadaşım, sakıncası yoksa arabaya alayım."


Başımı onaylarcasına salladım "Tabi al, ne sakıncası olacak?"


"Sağ ol." Kaldırıma yaklaşıp benim tarafımdaki camı indirdi "Mert!"


Mert irkilerek baş parmağını damağına bastırdı "Allah'da seni kahretmesin." Bize dönüp Oflaz'a baktı "Lan am-" benimle göz göze gelince panikledi "Lan ama arkadaşım Oflaz, yüreğime indiriyordun. Ayıp değil mi?" Cümlenin devamının aslında böyle olmadığını hepimiz biliyorduk ama bozuntuya vermeden güldüm.


Oflaz'dan gelen cevap ise bir o kadar içten ve nazikti ki mest oldum resmen "Bin lan arabaya."


Hayır hayır Mert daha nazikti, benimle göz kontağını bozmadı "Peki arkadaşım." Ardından arka kapıyı açıp bindi. "Merhabalar hanımefendi kim?"


Arkamı döndüm, kendimi ben tanıtmak isterim "Efil Aydın, Oflaz'ın karşı komşusu gibi bir şeyim."


Gülümsedi "Bende Mert, Oflaz'ın best arkadaşıyım." Onaylatmak istercesine Oflaz'a baktı, dikiz aynasından bakan Oflaz başını sallayıp onaylayınca Mert, gülerek arkasına yaslandı "Naz yapıyor işte, biz de böyle anlaşıyoruz."


Bende önüme dönüp güldüm bu dediğine, Oflaz hoşnut olmamış gibiydi "Mert, çok konuştuğun gibi boş da konuşuyorsun."


"Öyle mi? Ben susayım sen konuş o zaman. Ulan be adam, gece benim yerime gideceğini söyleyip neden gitmedin, bugüne mesai yazdı şerefsiz patron." Gece ki karşılaşmamızda yanımdan motorla ayrılmıştı, demek ki yine Mert'in yerine gidecekti ama oraya gitmediyse nereye gitmişti o zaman?


"Acil işim çıktı dedim Mert" sesi her zamankinden sert ve net çıkmıştı. Mert'in tepkisini görmek için dikiz aynasındaydı gözlerim, pişkince gülüyordu "Acil iş ha?" Derken imalıydı ses tonu, saniyelik bana bakıp Oflaz'a dönünce Oflaz daha da sinirlendi. Ani fren yapınca öne savrulacakken önüme uzattığı kol buna engel olmuştu.


"İn lan arabadan."


"Tamam canım, sağ ol." Derken Mert hala işin şakasındaydı, ikiletmeden arabadan inip kapıyı kapattı. Bize dönüp el sallarken yüzündeki gülümseme bir an bile solmadı.


"Ne oldu şimdi?" Dedim hayretle "Neydi bu Oflaz?" Kolunu önümden çekip arabayı sürdü "Bir şey olmadı."


"Nasıl bir şey olmadı? Mert'i arabadan attı."


"Hayır, iş yeri orasıydı." İş yeri orası mıydı? Şaka mı bu?


"O zaman niye kovar gibi indirdin çocuğu?"


"O böyle seviyor, ona özel. Sana olmaz merak etme."


"Çok iyisin sağ ol, bana böyle bir şey yapsan öylece durup arkandan el sallamam zaten." Ön camı gösterdim " Kafanı şu cama geçiririm"


Yan yan bakıp güldü "Potansiyeli görüyorum." Abartmış olabilirdim, şiddete yatkın biri değildim bu yüzden umarım yapmaz.


Sessizlik olunca telefonumun kilidini açıp ekrana baktım boş boş, bildirim paneline baktım önce, boştu. Sosyal medyaya girdim, Kerem'in sayfasına, durup baktım öyle boş boş. Ne bekliyordum hala bilmiyorum.


"Burada inebilirsin." Telefona daldığım için durduğumuzu anlamamıştım bile. Telefonu kapatıp çantama koydum hemen "Ben karakola gidiyorum, arabayla işim ne zaman biter bilmiyorum. İstersen işin bitince ara, alayım seni."


Kapıyı açıp indim "Belki yürürüm bilmiyorum, haberleşiriz."


"Nasıl?"


"Anlamadım?"


"Dumanla mı haberleşiriz?" Gayet haklı bir soruydu. "Telefon numaranı bulabilirim ama senin vermeni tercih ederim." Ne kadar ince bir davranış.


Telefondan rehberi açıp uzattım "Yaz." Anında alaylı gülüşünü takındı, işaret parmağını yüzünün etrafında döndürdü "Demek bu yakışıklı yüzün telefon numarasını istiyorsun."


Gözlerimi kısarak üstten bir bakış attım "İşine bak çirkin surat." Telefonu geri çekerken havada yakalayıp aldı "Tamam kabul."


Kollarımı bağlayıp gülerek izledim telefona numarasını yazışını, şaka gibi biriydi. Komikti, aniden sinirleniyordu, tekrardan güldürüyor aynı anda sinir ediyordu, şaka gibiydi gerçekten!


Telefonla işi bitince alıp iş bakma serüvenime başladım, zorlu bir süreç olacağa benziyordu.

Son Yazılar

Hepsini Gör
30.BÖLÜM

2 AY SONRA   "Neden bu kadar hızlı? Neden bu kadar hızlı evleniyorsunuz?" Emre karşıma geçmiş bana hesap sorarcasına sorguluyordu, kollarını bağlamış bir sağa bir sola yürüyordu "Nereye aceleniz var,

 
 
 
29.BÖLÜM

Oflaz'la yüzük taktığımız, bize göre rüya ailemize göre kabus olan gecenin üstünden üç gün geçmişti. Ne annelerimiz tekrar birbirine girmiş, ne de farklı bir sorun çıkarmışlardı. Oflaz'ın annesi ve ba

 
 
 
28.BÖLÜM

Oflaz'ın yanından ayrılınca telefonuma Emre'den gelen mesajla babaannem ve dedemin eve geldiğini öğrenmiştim. Attığı mesaj şöyleydi.   Emre: Ecelinin sebepleri geldi abla   Efil: O ne demek?   Emre: B

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page