27.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 14 Kas 2025
- 10 dakikada okunur
Oflaz'ın üstüne dökülen kahve damlalarının sayısı kadar çıkacağımız buluşmanın ilk gününden sonra iki gün aralıklarla iki kere daha buluşmuştuk.
Kendisi bensiz bir günden fazla dayanamadığını söyleyerek sürekli buluşma bahanesi ortaya çıkardığından o kahve damlalarını hızlıca tamamlayacağımızı düşünüyordum.
Bu sırada peşimdeki adamı bulmakla da meşguldü, herif yer yarılmış içine girmiş gibi ortalıklarda yoktu. Umarım yer yarılmış ve içine girmiştir. Bu konuda içten içe panik olsam da yanında Orhan vardı ve onu canla başla bulmaya çalışan da bir sevgilim vardı.
Sevgili değildik daha tanışma aşamasındaydık ama ona böyle seslenmek istiyordum, iyi geliyordu.
Duruşmam olduğu için güzelce hazırlanıp çıktım odamdan. Babam her ne kadar bana arka çıkmış olsa da Oflaz ile olan ilişkimden hoşnut olmadığını tavırlarıyla belli ediyordu. Annemde bir o kadar huysuzdu ki aynı ortama girmemek için elimden geleni yapıyordum. Emre ise her zamanki Emre'ydi işte. Ben mutluysam mutluydu.
Günlerdir etrafıma saçtığım haddi hesabı olmayan mutluluğun ve neşenin farkına vardıkça annemle babamdaki ufak değişimleri görebiliyordum. En azından daha az somurtuyor ve homurdanıyorlardı. Kabullenmek üzereydiler. Kerem'in ve ailesinin yaptıklarından sonra Oflaz'a karşı bir ön yargıları kalmamaları gerekirdi. Aradan geçen zamana rağmen beni bulmuştu, korumak için gelmişti. Sevdiğini haykırmıştı yeniden.
Giriş kata inip kahvaltı sofrasına ilerledim, babam telefonla konuşuyordu. Emre ve annemde telefona eğilmiş dinlemeye çalışıyorlardı. Sabah sabah ayaklanacak ne olduğunu merak ederek bende koştum ve yaklaştım telefona.
"Az kaldı yolumuz oğlum, konumu atıver sen Mert oğluma." Gözlerimi hayretle büyüterek uzaklaştım telefondan. Gerçekliğini sorgulamak adına sevgili aileme baktım, Emre mutluydu. Babamında mutlu olması gerekirdi fakat annemle ikisi mutluluğun yanından bile geçmiyordu.
Sandalyemi çekerek oturdum, olayı anlamıştım ve mutlu olmuştum. Dahasını dinlememe gerek yoktu.
Babam göz ucuyla bana bakarak sıkıntılı bir nefes verdi. Nedense sebebini bilmediğim bir sorunun başıma patlayacağını hissediyordum.
Babaannem telefonda taramalı tüfek gibi konuşmaya devam ederken babam gözlerini kapattı "Tamam anne, gelince konuşuruz." Sesini bastırmaya çalışsa da altındaki siniri anlamıştım, neydi onu bu kadar sinirlendiren?
"Tamam anne, gelince konuşuruz." Telefonu kapatıp masanın üstüne koydu. Şakağını ovalayarak arkasına yaslandı, annem daha yüksek bir sinir harbiyle bir sağa bir sola volta atıyordu. Emre ise bir o kadar pişkinlikle kocaman gülümsüyor, ortada bir piyes dönüyormuş gibi keyifle izliyordu.
"Bu çok fazla!" Dedi annem gürleyerek, babama döndü "Fazlasıyla saçma, bir şey yapmayacak mısın?"
"Ne yapabilirim? Sadece onlar mı istiyor bunu?" Babamın gözleri gözlerimle kesişince annem dayanamıyormuş gibi gözlerini kapatıp soluklandı "Harika."
Anlamsız bakışlarımı hepsinin üzerinde gezdirdim "Ne oluyor burada?"
Annemle babamdan ses çıkmayacaktı belli ki, yüzüme bakıyorlardı sinirle. Bu nedenle Emre devreye girerek sağ olsun tükürüğümle boğulma tehlikesi yaşayacağım o açıklamayı yaptı. "Babaannemler seni ve Oflaz abiyi nişanlamaya geliyorlar."
Ciddi anlamda tükürüğümde boğuluyordum, anlık kesilen nefesimle öksürmeye başladım. Duyduklarımın gerçekliğini sorgulamaya vaktim kalmadan annem sırtıma vurmaya başlayarak beni bu dertten kurtarmaya niyetli gözüküyordu. Hemde kökten.
"An-ne, ciğeri-mi sök-tün." Her hece arasında indirdiği darbeler hiçte insaflı değildi. Vurmayı bırakıp Emre'ye kilitlendi gözleri "Bir de keyifli keyifli nasıl söylüyor, mutlusun değil mi?"
Göğsünü gere gere "Mutluyum tabi, çünkü ablam mutlu." Deyince gülümsedim, hayattaki tek şansım sensin be çocuk.
Annem tükürürcesine bağırdı "Olmamışsınız siz. İki tane mal büyütmüşüm."
Ne söylerse söylesin alınmıyordum, yıllar sonra her şeyin bu kadar hızlı ve güzel gitmesi kalbimi yerinden çıkacak kadar attırıyor, aklımı başımdan alıyor ve saçlarımı dalgalandırıyordu.
Saçlarımı dalgalandırıyor...
Yüzümdeki şapşal sırıtışla ayağa kalktım. Çantamı ve paltomu aldım, ağız tadıyla kahvaltı yaptırmayacaklardı biliyordum. "Biraz hızlı gidiyoruz ama ben bu fikre şapka çıkartırım. Babaannemlerin bu işe el atması süper oldu. Size kalsa turşumu kurardınız."
Annem 'ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?' dercesine hayretle bakarken ben sadece gülüyordum. "Ne de meraklıymışsın evlenmeye." meraklı olduğum şey evlenmek değildi.
Güldü Emre "Dimi anne, yoksa ne de güzel olurdu ablamın turşusu." o annemden terlik yemeden saniyeler önce öpücük atıp kaçmıştım evden. Aldığım en güzel haber olabilirdi, hiçbir hazırlığım yoktu, haberim dahi yoktu ama en azından yola çıkılmıştı. Harekete geçilmişti. İnanılmaz!
En çok merak ettiğim ise Oflaz'ın annesinin verdiği tepkiydi, o da geliyor muydu acaba?
Kapının önünde hazır bekleyen Orhan, arabamın kapısını açınca sürücü koltuğuna oturdum, sağ koltuğa geçince içimdeki heyecanla derin bir nefes verip yanımdaki adama döndüm "Ben nişanlanıyorum." avel sırıtışıma baktı uzun süre, tepki ver be adam! Kendimi salak gibi hissettirme.
Silik tebessümünü görünce gülecek sandım, gülmedi "Hayırlı olsun Efil Hanım." Bu da bir şeydi. Önüme dönüp gaza bastım "Sağ ol." Hayırlıydı, inanıyorum çok hayırlıydı. Yoksa yıllar sonra olmazdı değil mi?
Duruşmaya yetişme telaşıyla yolu takip ederken, bir an önce Oflaz'ı arayıp bu yeni gelişmeyi 'yeni tanışıyormuş gibi' anlatmayı planlıyordum. "Orhan, çantamdan telefonumu verir misin?" aramıza koyduğum kırmızı çantamı alıp açtı, elini içinde gezdirdi bir süre. Bulamayınca başını eğip içine baktı. "Gerçekten..." gerisini mırıldandığı için anlamamıştım.
"Gerçekten ne?"
Göz ucuyla baktı, söylemekle söylememek arasında kalmış gibi gözüküyordu. Güldüm "Söyle söyle, gerçekten ne?"
"Gerçekten dedikleri gibiymiş diyecektim." çantayı kaldırıp gösterdi "Kadın çantaları." öyle mi dercesine kaldırdım kaşlarımı "Doğru. Erkeklerin kafasının almadığı kadar çok şeyi alıyorlar içlerine."
Tepki vermesini bekledim ama tekrardan ifadesizlikle yüzüme bakınca sinirle güldüm.
"Üstüme alınmalı mıyım?"
Sinirle gülmeye devam ettim, başımı iki yana salladım "Hayır, alınma. Oflaz'ı arar mısın?" onaylayıp istediğimi yaptı. Telefonu kulağıma yasladı, kısa bir çalıştan sonra telefon açıldı."İlay Hanım." dedi imalı ses, bıyık altından sırıttığına emindim. Yüzümde anında güller açıldı. Birbirimizi sıfırdan tanımak böyle olmazdı, biz bu oyunu hileli oynuyorduk.
"Komiser Bey, nasılsınız?"
"Tam şu an nefes almaya başladım, buna göre iyiyim. Siz?" Ağzı hep iyi laf yapıyordu.
"Ben de iyiyim, bu sabah çok güzel bir haberle uyandım."
"Nasıl bir habermiş?"
"Nişanlanıyorum."
Karşı taraftan ardı arkası eksilmeyen öksürük sesiyle kaşlarım çatıldı, haberi yok muydu? Bunu o planlamamış mıydı yani? "Ne demek nişanlanıyorum ulan, kim o canına susamış babayiğit?"
"Haberin yok muydu?" dedim merakla. "Verdiğin tepkine kadar seninle nişanlanacağımı sanıyordum."
"Haberim olsa sana haberi gelmeden ölürdü. Artık isim verecek misin güzelim?"
"Bilmiyorum, babaannem ve dedem buraya gelmek üzere. Oflaz ile seni nişanlamaya geliyorlar dedi Emre. Senden başka Oflaz yoksa eğer sensin Oflaz."
"Yok." dedi sertçe "Sana benden başkası yok." sertçe nefes verdiğini işittim "Bana da senden başkası yok. Ben konuşurum onlarla, kendi kafalarına göre haber vermeden yola çıkmışlar demek ki."
"Hoşuna gitmedi sanırım." alıngan çıkmıştı sesim.
"Yavrum, benim hoşuma giden şeyler hep senden geçer ama bana bir anda nişanlanıyorum dediğinde ne yapmamı bekliyordun?" Bütün cümle bir kenara yavrum deyişinde kalmıştı aklım. Yanımda Orhan olduğu için buna kendi kendime eriyerek tepki vermekle yetinecektim.
"Haklısın, sen görüş o zaman. Ben duruşmaya geçiyorum."
Histeriyle muzip ifadeyle güldü "Çıkınca görüşelim, kalan damlaları tamamlayım." şapşal, ortada damla yoktu. Bitmeyen bahaneler silsilesi vardı. "Olur, tamamlayalım."
Kendimi liseli aşıklar gibi hissetmem normal miydi? Doruklarında yaşıyordum ve mutluydum.
2 saat sonra
Kaçıncı olduğunu sayamadığım zaferle ayrıldığım duruşma salonundan keyifle çıkıp adliyeden ayrıldım. Oflaz ile sözleştiğimiz gibi kahve içmeye gidecektik. Onu aramak adına telefonumu çıkarmıştım fakat Sahra Hanım'ın aramasıyla ekrana bakıp kaldım. Eski kocasının bir şey yapma ihtimalinden dolayı aramayı hemen cevapladım. "Efendim Sahra, bir şey olmadı değil mi?"
"Hayır, kahve içmeye çağırmak istemiştim. Sayenizde ne büyük dertten kurtuldum ama adam akıllı bir teşekkür bile edemedim."
Güldüm bu dediğine "Kız paramı verdin ya daha ne vereceksin?" Gülmesini bekledim, çok kez şakalaşır gülüşürdük. Kolay gülen bir insandı, gerçekten komik olduğumdan mı yoksa iyi geçinmek için mi her esprime güldüğünü bilmesem de gülüyordu işte. Bu sefer gülmemişti.
"Geliyorum o zaman kahve içmeye."
"Kimle geliyorsunuz?" demişti can havliyle.
Kaşlarım daha da çatıldı, iyice gerilmeye başladım "Kiminle geleyim?"
"Tek gelseniz daha iyi olur, çocuğum yabancılardan hala ürküyor." Hayır ürkmüyordu, bunu beraber atlatmıştık. Kesinlikle bir şeyler dönüyordu.
"Tamam tek gelirim, merak etme."
"Teşekkürler."
Telefonu kapatıp hızla arabama ilerledim, Orhan adliyenin dışında duvar dibinde sigarasını içiyordu. Onunla gidemezdim, tek gitmem gerekiyordu. Tam bu anda avucumda titreyen telefonla irkilerek ekrana indirdim bakışlarımı. Oflaz arıyordu...
***Yarım saat sonra***
Sahra'nın evine yaklaşmak üzereydim. Şüphelendiğim gelişmeler olduğundan Oflaz'ı ve Orhan'ı tabi ki bilgilendirmiştim.
Oflaz hemen yola çıkıp yanıma gelmişti. O arabamın arka koltuğuna uzanıp sinerek saklanmıştı. Kendi arabasını da Orhan'a vererek gizlice takip etmesini istemişti. Ayrıca bir ekip de gizli takipteydi.
"Ne kadar kaldı Efil? Her yerim tutuldu."
"Az kaldı. Sen niye arabayla takip etmedin? Sıkıştın oraya."
"Ben o arabadan bu arabaya gelene kadar ya bir şey yaparsa?" Bütün ihtimalleri göz önünde bulunduruyordu.
"Yapmaz, yetişirsin sen." Dedim gülerek.
"Yetişme kısmını ortadan kaldırıp yapamayacağı kısma odaklandım bende güzelim. Böyle daha iyi." Elinde silahla arka koltuğa uzanmış şekilde seyahat ediyordu yarım saattir. Sığamadığı için farklı şekillerde, iki büklüm olmuş vaziyette ağrımıştır tabi her yeri.
"Geldik."
Evleri köy yolunda eski, müstakil bir evdi. Arabayı sağa çekip durdum. "Ne yapacağız?"
Başını hafifçe kaldırıp etrafa baktı. "Yolda karşımıza çıkmadığını göre evde bekliyor." Evi inceledi "Camlarda korumalık Demir yok. Eve gireceksin, bir bahaneyle camı açtır. Adam içerideyse mesaj at, harf, sayı, anlamsız herhangi bir şey fark etmez. Sen eve girdiğin an biz etrafı çevrelemiş olacağız zaten. Hemen gelip alacağım seni."
İçten içe panik sarıyordu bedenimi, adam bana saldırmıştı. Tekrardan yüz yüze gelmek tüylerimi diken diken etse de bunu yapmalıydım. Hem Sahra ve çocuğu için hem de kendim için.
"Tamam." Dedim sesimi normal tonda tutmaya çalışarak, değişikliği anında fark ettiği için "Korkma Efil, bir şey olmayacak."
Başımı sallayıp onayladım "Biliyorum, sen varsan olmaz." O varken olsa bile umrumda olmazdı, çünkü yanımdaydı.
"Evet güzelim, olmaz. Şimdi daha fazla bekleme. Şüphelenmesin."
Gergince boğazını temizleyip çantamı alarak indim arabadan. Adımlarımı normal düzeyde atmaya çalışarak ilerledim. Bir yandan da etrafı inceliyordum.
Kapıya ulaştığım anda arkama bakmamak için kendimi zor tuttum. Arkamda olduğunu bilerek rahatlasam da insan görmek istiyordu.
Şüpheye mahal vermemek adına arkama bakmadan zile bastım. Kapı saniyeler içinde açılmıştı, karşımda Sahra'yı görmeyi beklerken eski eşi Sinan ile karşılaşmak bedenimi üst düzey bir korkuyla titretti.
Ne yapacağımı bilemeyerek kaçmak istedim. İçeride karşıma çıkmasını beklerken bir anda kapıda görmek bütün devrelerimi anlık olarak yaktı.
"Merhaba avukat." Psikopat gülüşüyle bir adım attığı an laçmak adına arkamı dönmüştüm fakat öne atılarak saçlarıma yapışmıştı. "Bırak!" Saçlarımı kurtarmaya çalışıyordum, buradan hemen gitmek istiyordum.
Boynuma yaslanmak üzere olan bıçağı görünce korkuyla arabama baktım, Oflaz oradaydı. Sorun yoktu.
"Korkma avukat, konuşacağız sadece."
"Benimle konuşacaksın." Solumuzdan gelen Oflaz'ın sesiyle irkilerek ona döndüm, arabadan ne zaman çıkmıştı?
Cümlesini noktalarını an patlayan mermiyle adamın acılı iniltisine benim korkulu feryadım karışmıştı.
Kalbim özgürlüğünü istercesine atarken Oflaz'a koştum. Kollarımı bedenine sarıp başımı göğsüne yasladım.
"Ben sana tek gel demedim mi lan?!" Hem vurulmuştu hem de hala tehdit peşindeydi. Ne yaparsa yapsın artık güvenli kollardaydım.
Sinirle soludu Oflaz, elini başımın arkasına koyup göğsüne bastırdı. Ardından başımın üstüne derin bir öpücük bırakıp uzaklaştı, Sinan'a yaklaştı. Vurulan sağ kolunun elini bilekten kavrayıp büktü. Sinan'ın acı feryadı bütün köyde yankılandı "Dua et, dua et devletin polisiyim. Yoksa sevgilimin saçlarını kavrayıp canını yakan bu elini keser sana yedirirdim." Biraz daha büktü elini, Sinan'ın feryadı boğazı yırtılır gibi yükseldi.
Bu Oflaz'a yeterli gelmemiş olmalı ki elini bırakıp yüzüne sert bir tekme geçirdi, hareketsiz yatan adamdaydı gözlerim.
"Öldü mü?"
Cıkladı Oflaz "Kötüye bir şey olmaz." Naim'e Sinan'ı işaret etti "Götürün." Denileni yaparak kaldırdılar adamı, polis arabasına götürüyorlardı.
"Sahra ve çocuğu nerede?"
Evin içerisinden çıkan polislere döndü "Var mı biri?"
"Hayır komiserim, ev boş."
Sahra'yı kullanıp beni eve getirmişti tamam ama onlar neredeydi?
Telefonumu çıkarıp Sahra'nın numarasını aradım. Bir kaç çalışın ardından açılınca rahat bir nefes aldım.
"Sahra, neredesin sen?"
Ağlayan sesini işittim "Ne oldu?" Dedim telaşla, az önce öldürülmüyormuşum gibi.
"Özür dilerim, zorladı. İstediğini yaparsam peşimi bırakacağını söyledi. Valla başka şansım yoktu, çocuğum okula gitmek istiyor. Korkudan yollayamıyorum, dışarıya çıkamıyorum..."
"Sahra tamam, yakalandı Sinan. Siz iyi misiniz onu söyle."
İçli bir nefes çekti "İyiyiz. Allah sizden razı olsun. Allah sizden razı olsun bizi ne büyük beladan kurtardınız." Kurtulduk.
"Sağ ol Sahra, sağ ol. Benim şimdi kapatmam lazım, sonra görüşürüz." Telefonu kapatıp cebime koyarken bir yandan sıkıntıyla ofluyordum.
Oflaz ellerini omuzlarıma koyup başını yüzüme eğdi "Sen iyi misin?"
"İyiyim, sonunda yakalandı ama bir afallamadım değil. Kapı açılınca direk karşımda gördüm ya sanırım bitti dedim yani, bir daha göremeyeceğim sandım." Sıkıntılı bir nefes verip tebessüm ettim "Seni."
Ellerini omuzlarımdan ayırmadan bedenimi kendisine çekip kollarını sıkıca sardı. Bende kollarımı bedenine sarıp başımı göğsüne koydum. Başımın üstüne ard arda öpücükler koyduktan sonra burnunu saçlarıma sürtüp derin bir nefes çekti. Gözlerimi kapatıp anın tadını çıkardım. "Artık görmemek yok, beraber yaşlanacağız. Son nefesimizde bile birbirimize bakıyor olacağız."
Huysuzca mırıldandım "Şu an son nefesten bahsetmek ne kadar mantıklı?"
Güldü bu dediğime "Hiç mantıklı değil güzelim. Özür dilerim."
Daha sıkı sardım kollarımı gülerek "Affedildin."
Daha ne kadar o şekilde kaldık bilmiyorum ama yetmediğini biliyordum. Bıraksalar yıllarca bu pozisyonda, Oflaz'ın bedenine sarılıp kokusunu içime çekerek kalabilirdim.
"Komiserim, bölüyorum ama-"
Utanarak ayrılacaktım ama kollarını sıklaştırarak müsaade etmedi "Bölme o zaman Naim."
"Komiserim, bölmem lazım. Müdürümüz dizi çağırdı."
Evet şu an tam anlamıyla ayrılmamız lazımdı. Bollaştırdığı kollarının arasından çıkarak Naim'e döndüm. "Nasılsın Naim?"
Gözlerini bana değdirmeden doğrudan Oflaz'a bakıyordu. Gözlerinde sorun olmadığına eminim.
"Sağ olun Efil Hanım. Geçmiş olsun siz nasılsınız?" Oflaz'a bakarak konuşuyor olması sinir bozukluğu yarattığından istemsizce güldüm "Sağ ol, iyiyim de..." Sağ elimi gözünün önünde salladım "Sen iyi değilsin herhalde, buradayım ben."
"Biliyorum Efil Hanım. Sizinle beraber geçirdiğimiz o gece-"
Oflaz'dan uyarı gecikmedi "Cümlelerini dikkatli seç Naim." Manyak adam, çocuğu korkutuyordu.
"Sizin güvenliği izle görevli olduğum o gece siz beni komiserime övünce kıskanmış olmalı. Size bakmamı yasakladı."
Oflaz homurdandı "Ulan senin ben, git geliyorum hadi." Kıskandığını söylemesi hoşuna gitmemişti beyefendinin.
"Tabi komiserim." Dedikten sonra bana dönüp yüzüme bakarak tebessümle hafifçe eğildi Naim "Size iyi günler Efil Hanım."
"Ulan Naim!"
Naim hızlı adımlarla gülerek uzaklaşırken bende arkasından gülerek gidişini izliyordum.
"Oflaz abartıyorsun ve saçmalıyorsun artık. Ben Naim'i sevdim, gayet tatlı çocuk."
"Sevdiğini söylediğin herkesi ters kelepçeyle içeriye alma dürtüsü oluşuyor içimde." Tek kaşını kaldırdı "Yapmalı mıyım?"
Öyle ciddiyetle söylüyordu ki şakaya vuramadım "Manyak mısın sen?"
"Karşısında sen olunca insan manyaktan da öte bir şey oluyor."
Gözlerimi kıstım "Ağzının çok iyi laf yapması o kadar sinirimi bozuyor ki."
Çenemden tutup başımı hafifçe kaldırdı, gözleri gözlerim deydi fakat yavaşça aşağılara iniyordu. Daha önce görmediğim bir Oflaz'a bürünüyor hissi oluşturdu içimde. Daha derin ve hoyrat bakıyordu, rotası dudaklarımdaydı.
"Terbiyem müsaade verseydi eğer ve seninde vereceğin tepkiyi kestirebilseydim ağzımın sadece lafta iyi olmadığını söyler, denemek isteyip istemediğini sorardım."
Nefesim bir yerlerde takılı kaldı, nerede olduğunu kestiremiyordum şu an. Bedenimi de hissedebiliyor değildim, karıncalanmaya başlamıştı. Tenimin yandığını hissediyordum, söylediğinin utancından mı yoksa hoşuma gitmesinin utancından mı emin olamadım. Sessizliğini korumak istedim fakat onu da yapamadım. Kuruyan dudaklarımı, gözleri dudaklarımdayken dilimle ıslattım. Bu daha da ağırlaştırmıştı havayı.
"Bu terbiyenin müsaade vermediği halin mi?"
Dudakları kıvrıldı, gözlerini gözlerime çıkardı "Evet." Dedi kesin bir dille "Terbiyem müsaade etseydi eğer söylediklerime karşı verdiğin arzulu bakışlara istinaden uygulamaya geçerdim."
Bu Oflaz ile ilk defa tanışıyordum, yüz yüze geliyordum. Midemde kaynayan şey her neyse, nefesimi yıkayan şeyle aynıydı, tenimin yakan şeyle de. Bu Oflaz'la tanışmak beni arzuyla tanıştırmıştı, daha önce hiç hissetmediğim duyguları hissettiriyor, istemediğim eylemlerin başrolü olmama şevklendiriyordu.
"Oflaz." Dedim zorlukla.
"Hım?"
Bir adım geri çıktım "Git, seni bekliyorlar." Muzır ifadeyle gülerek salladı başını "Geçerken seni de bırakalım."
"Orhan burada, beraber gideceğiz merak etme."
"Ederim Efil. Dikkat edin."
"Sende dikkat et."
Arkasını döndüğü an günlerce nefessiz kalmışım gibi derin nefes alarak ona arkamı döndüm. Elimle kendime rüzgar yaparak rahatlamaya, gevşemeye çalıştım. "Bana kafayı yedirtecek yakında."
Yorumlar