3.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 13 dakikada okunur
Gece salonda, koltuklarda uyuya kalmıştık, sabah hiçbir şey olmamış gibi kalkıp kahvaltılık malzeme almak için dışarıya çıkmıştım. Biraz temiz hava iyi gelecekti umarım. Gece sinirden ağladığım sabah gözlerim şiş uyanmıştım, geçirmek için o kadar uğraşmadım ki daha birkaç gün önceki ben bu halimi görse tokat atardı. Her an güzel görünmek hayat mottomdu, göz altlarım şişemez, sivilcem çıkamazdı ama o kadar yapmak istemiyordum ki elimi maskeye götürmek, kreme götürmek külfet gibi geliyordu. İyi olacağım ve eski halime dönmek en büyük temennimdi.
Önce karnımızı doyurmamız gerekiyor, markete girip yaptığım listedeki herşeyi aldıktan sonra poşetleri yüklenip geldiğim yolu geri döndüm, hava almak için arabamı almamıştım, şu an ellerim koptuğu için ne kadar kötü bir karar verdiğime dair söylenerek ve sallanarak gidiyordum. Yolda az ileride yavru kedi seven birini gördüm, o kişi olmasaydı birazda ben severdim.
“Ne kadar tatlı birşeysin sen.” Diyerek seven çocuğun yanından geçerken sevgiyle bakıyordum kediye, gözlerimden kalp fışkırıyor bile olabilirdi, çünkü kalbimde sevgi patlaması yaşanıyordu.
“Aç mısın? Gel bakalım yemek alalım sana.” Cümleyi duyar duymaz kahraman edasıyla döndüm çocuğa “Bende var.” Elinde yavru kediyle bana döndü, söylediğine istinaden söylediğimi anlamamış olmalı ki “Anlayamadım?” demişti merakla. Poşetleri kenara bırakıp omuz çantamdan kedi mamasını çıkardım “Mama bende var demek istedim, almanıza gerek yok.”
“Haa..” dedi garip bir şeye bakarmış gibi elimde ki mamaya bakarken “Olur, market uzaktaydı zaten.”
Gülümseyerek onayladım, o kediyi yere koyunca bende eğilip paketten çıkarttığım bir avuç mamayı kedinin önüne koydum. İştahla yemeye başlayınca sevmek için bekledim, sinirlenmesini istemezdik.
“Yanında mamayla mı geziyorsun?” gözlerimi kediden ayırmadım “Evet, nerede kediyle karşılacağım belli olmaz.” Güldüm “Özellikle böyle obur kedilerle hiç belli olmaz.”
“Haklısın.” Ayağa kalktı, gidecek sanmıştım, hala gitmesini bekliyordum ama hiç hareket etmeyince başımı kaldırıp baktım, o da aynı şekilde bana bakıyordu, merakla “Neyi bekliyorsun?” ne yapacaktı neyi beklediğimi? Gitsene be adam sen. “Yemeğini bitirsin, seveceğim.”
“Bu soğukta daha fazla böyle beklersen zatüre bile olabilirsin, hep burada zaten. Sonra da sevebilirsin.” Bu mahalledendi sanırım. Gerçekten de üşüdüğüm için itiraz etmeden ayağa kalktım “Tamam o zaman.” Poşetleri almak için meylettiğimde benden önce davranıp hepsini aldı “Hadi gidelim.”
Yürümeye başladığında ben yaptığı hareketin şaşkınlığını atmaya çalışıyordum, neden yaptı bunu şimdi? Yetişmek için koşarak ilerledim bir yandan da sorular peşindeydim “Bir dakika, poşetleri neden aldınız, ben taşıyabilirim hem nerede oturduğumu nereden biliyorsunuz?”
“Aynı yerde oturuyoruz.”
Aynı yerde oturuyoruz? “Ben aile apartmanında yaşıyorum ve akraba olduğumuzu sanmıyorum.”
Saniyesinde verdiği cevap “Şükürler olsun ki.” Olmuştu, anlam veremedim “Anlamadım?” durdu, binanın önüne gelmiştik zaten. Oturduğum binaya bitişik olan binayı gösterdi “O binada yaşıyorum.” Sokakta gördüğüm biri daha ne kadar yakınımda çıkabilirdi ki? “Taşınırken gördüm sizi, oradan kalmışsın hafızamda.”
“Anladım ama bir dahakine poşetlerimi kaçırmadan önce açıklama yaparsanız daha iyi olur. Sonuçta siz beni gördünüz ama ben sizi görmedim. Ya sopayla vursaydım?” başını yana çevirip ağzının içine mırıldanınca yaklaştım “Duyamadım.” Ayakkabılarımızın ucu birbirine değecek kadar yaklaşınca başını geri çekip yüzüme garip bakışlar attı “Duymanı istesem sesli söylerdim.”
Gözlerimi kısarak bir adım uzaklaştım “Ayıp değil mi karşında biri varken mırıldanmak, karşındaki yanlış anlayabilir.”
Tek kaşını kaldırıp güldü “Yok anlamaz.” Arkasını dönüp bahçeye girince göz devirip peşinden gittim “Ama anladım.” Binanın önüne gelince durup tekrardan yüz yüze geldik “Kusura bakma, seninle alakası yoktu. Deliyim ben, kendi kendime konuşurum arada.” Ne anlatıyordu bu?
Poşetleri kaldırdı “Yukarıya çıkarmamı ister misin?”
“Hayır teşekkürler.” Kaşlarım istemsizce çatılmıştı, baştan aşağı inceledim. Gayet normal birine benziyordu aslında. Poşetleri elinden alırken ona baktığım gibi kaşlarını çatmış alaylı gülerek bakıyordu yüzüme “Neyi anlamaya çalışıyorsun?”
“Hiç.” Poşetleri alıp geri çıktım, yaptığım saçmaydı. Adamı düpedüz süzmüştüm.”Ben anladım, bu kadar yakışıklı deli olur mu diye anlamaya çalışıyorsun.”
Sırtımı bina kapısına yaslayıp iterken verdiği cevaba tepki olarak tekrardan göz devirmiştim, şaka gibiydi. “İmdat ya.” Dedim bezgince “Biri üstüme polis fırlatsın gerçekten.” Açılan kapıdan içeriye girerken söylenmeye devam ettim “İçeriye alsınlar şunu, sabah sabah nöronlarımı öldürdü.”
Kapanan kapının ardından arkama baktım, camdan bulanık silüeti gözüküyordu. Kapı kapanınca arkasını dönüp uzaklaştı. “Şu toprağını öptüğümün şehrinde bir tane normal insan yok mudur?” söylene söylene eve çıktım, asansörün olmaması gerçekten büyük bir eksikti. Ellerim ağrımıştı, ağlayacağım!
Kahvaltıyı sessizlikle yaptık, bir tartışma daha kaldırmak istemediğimizden kimse konuşmamış sadece karnımızı doyurmuştuk. Ardından bu günümüzü hep evi boyamaya vermiştik, yardım etmek isteselerde kabul etmeden kendi işimizi kendimiz görmeyi tercih etmiştik. Akşama doğru boyama tam anlamıyla bitmiş, temizliği bile halletmiştik. Annem mutfak dolaplarını yerleştirmeyi hallederken ben, beş poşet çöpü atmak için ayaklanmıştım.
“Dur abla ben atarım.”
“Sen annemin tabakları yerleştirmesine yardım et, üst dolaplara yerleştiremez.”
“Sen taşıyabilecek misin?” kolumu kaldırıp yumruğumu sıkarak olmayan kaslarımla hava atar gibi kaşlarımı kaldırıp kolumu işaret ettim “Bunlar boşuna yok herhalde oğlum.”
Alayla gülümseyip başını hani der gibi salladı “Neylerden bahsediyorsun? Ben bir şey göremiyorum.”
Göz devirip poşetlerin hepsini tek seferde tutmak için çabaladım, asansör yoktu sonuçta, tekrar buraya çıkamazdım “Kes sesini ablam.”
Daireden çıkıp ağırlıktan dolayı bir sağa bir sola yalpalayarak merdivenleri yavaşça inmeye başladım, zor bela beş dakikada indikten sonra binanın demir kapısına ulaştım. Şansıma kapı açık olduğu için poşetleri bırakmadan binadan çıkıp bahçe kapısına yürüdüm.
“Allah aşkına bu çöp kovası neden bahçe içinde değil, gidene kadar ciğerimi düşüreyim diye mi?”
“Ciğerin kalsın.” Arkamdan gelen sesle irkilerek yana bir adım atınca poşetlerden dolayı ayaklarım birbirine dolandı, düşmemek için saniyelik bir çaba harcayabildiğimden faydasız olmuş ve gerisin geri yere düşmüştüm. Acılı inleyişim boş olan sokakta yankılanmıştı, sol kolumun üstüne düştüğüm için de sanırım kırılmıştı. Bütün bunlar olurken, bu facianın sebebinin verdiği tek tepki ise beni tutmak için öne atılırken “Lan.” Diye bağırması ve başarısız olmasıydı.
Sağ kolumdan tutup sırt üstü yatırmaya çalışırken sesine yansıyan panikle “İyi misiniz?” dedi.
“Çok.” Dedim acıyla “Önce kaseyi sonra kolumu kırdım.” Poşetleri bırakmıştı, ben sırt üstü yatarken facianın sebebi ayağa kalkmış elleri belinde merak ve panikle bakıyordu bu sefer yüzüme, bende yüzüne dikkatle baktım, kısa süre içinde tanımıştım. Sabahki deliydi bu! “Ne kasesi Allah aşkına? Bırakın kaseyi, kolunuz önemli. Ambulansı arayacağım.” Kaseyi normal kase anlamış olamazdı değil mi?
“Kase diyorum, çanak diyorum arkadaşım, düşünce kırıldı diyorum. Kolumla beraber bedenimden iki kemik koyverdi kendini diyorum ya.” Ağlamaklıydım, gerçekten kırılmış olamazdı değil mi? Telefonda bir şeyler tuşlayan parmakları durdu, gözleri yavaşça önce koluma oradan yavaşça aşağı inip çanağıma gitti. “Hem facia, hemde sapık! İmdat ya imdat.” dedim sitemle. Sağ elimle yerden destek alıp otururken fark edip yardım etti
“Hasbinallah, sapık falan ayıp oluyor.” Telefonu kulağına götürürken elimi hayır anlamında salladım “Gerek yok, iyiyim.” Telefonu anında kapattı “Emin misiniz?” dikkatle baktı vücuduma “İyiyim, biraz moraracak o kadar.”
“Niye bütün mahalleyi ayağa kaldırdın o zaman?”
Ayağa kalkıp karşısına dikildim “Şimdi anladım iyi olduğumu, gece gece canıma kastedip bir de hesap mı soruyorsun be?”
“Oflaz oğlum, sen misin?” dedemin sesini duyunca binaya arkamı dönüp poşetlere eğildim “Benim Ahmet dede.” Demek Oflaz denilen çocuk buydu, sevimsiz kişilik, deli, uyuz, gıcık, sapık! “O kim, Efil mi?”
“Bilmem.” Dedi Oflaz ardından bana döndü “Efil misin?”
Umursamazca “Hıı…” dedikten sonra bahçeden çıkıp çöpleri attım “Evet Efil, ben bir anda konuşunca korktu, onun gürültüsüydü. Sıkıntı yok dede.” Dedeymiş, biz dede diyemeden dış kapının mandalı olduk, elalemin çocukları dede diyor. Al senin deden olsun valla bak, al götür de getirme.
“Tamam evladım, iyi geceler.” İyi geceler mi? Düştüm ben be, kırdım bir taraflarımı. İnsan bir sorar nasılsın diye, bir de bana terbiyesiz diyor.
“İyi geceler.”
Kendi kendime sevimsiz kişiliğe gıcık olduğumdan bahçeye girip ters bakışlar eşliğinde binaya girdim, tek kelime daha etmeden ayrılmıştım oradan. Eve çıkıp girdiğimde Emre gülerek karşıladı “Yine çöp konteynırından çıkan kedilerden korkup çığlık attın değil mi?” komik miydi bu? Her insan korkabilirdi, diğer sevimsiz de sensin Emre. Bu gece seni de sevmiyorum.
“Aynen.” Dedim geçiştirerek “Kocaman siyah bir kediydi.”
“Korkunuzun üstüne gidin diyorlar abla, sende bu korkunu yen diye seni çöp konteynırına mı atsam?”
“Ha ha ha ha.” İşaret parmağımı tehditvari salladım “ Öyle bir şey yap var ya seni ıslak sopayla döverim.”
“Neden ıslak sopa?”
Şirince sırıttım “Çünkü çok acıtır ve iz bırakmaz.” Yanağından makas alırken gözlerini kısarak baktı “Acımasızsın.” Tatlı tatlı öpücük attım “Sende canım.”
………………..
Geldiğimiz gün depoya yerleştirdikleri kolilerin çıkarabildiğimiz kadarını dolabımıza yerleştirmeye başlamıştık, .
Odanın düzenini İstanbul’da ki odam gibi yapmaya çalışmıştım. İki saat içinde odamdaki herşeyi yerleştirdikten sonra yatağımın üstüne uzanıp etrafıma baktım. Şu an İstanbul’da, okulumdan gelmiş söylenerek yemek yiyor olurdum. Şimdi ise nereye gittiğini bilmediğim bir zaman diliminde Giresun’da ki binanın dairesinde, manzarasız ama büyük odasındaydım. Ayrıca hala biraz da olsa boya kokuyordu.
Yarın babamda geliyordu, bundan sonra ne olacağını konuşurduk. Biraz gergin bir akşam olacaktı bu nedenle biraz uyusam iyi olurdu. Yorganın içine girip rahatlamaya çalıştım, mabadım ve kolumun ağrısı kendi belli ediyordu ama dayanılmayacak kadar değildi.
Gözlerimi kapatmadan önce telefonumu açıp baktım, ilk gün olduğu gibi bildirim yoktu. Düşünme Efil, telefonu kenara koydum, gözlerimi kapatıp kafamı boşaltmaya çalıştım, sakin ol ve uyu Efil. Eminim ki yarın seni çok güzel bir gün bekliyor. İnan, inanmak istiyorum.
………….
Beynimin içinde bangır bangır çalan müzikle araladım gözlerimi fakat uyanınca kesilmişti, rüyamda kafamın içine hoparlör mü yerleştirmişlerdi? Gerçek gibiydi. Gerinip vücudumu esnettim, kolumun ve kalçamın ağrısı düne göre bir tık artmıştı. Morardığına eminim. Etrafıma bakınırken bana doğru duran boy aynasında ki yansımama ilişti gözlerim, psikolojik olarak hissettiğim çöküntü bedenime de sirayet etmişti, beyaz tenim çok soluk duruyordu. Öyle ki kahverengi saçlarımın ışıltısı bile gitmişti. Gözlerimin altı da mı morarmıştı? Yok canım o kadar da değil Efil.
Yataktan kalkıp aynaya yaklaştım “Kilo vermişim sanki.” Yan durup vücudumu incelerken kolumdaki morluğu gördüm “Gerçekten morarmış, çok güzel.”kalçama da bakacakken dikkatim yükselen sesle dağıldı.
“Dere boyu pıtırak hoy nanayda
Cilveloy nanayda
Gel beraber oturak hoy nanayda
Cilveloy nanayda
Bir sen söyle bir de ben hoy nanayda
Cilveloy nanayda
Bu sevdadan kurtulak hoy nanayda
Cilveloy nanayda”
Evin içinden değil, dışarıdan geliyordu. Odamdaki camın perdesini açtım “Hay senin ben!” hızla geri kapattım, açmaz olaydım. Karşı daire de ki çocuğun çıplak sırtıyla bakışmıştım “Üstünü değiştiriyorsun madem perdeni kapat be ayı.”
“Dere boyu gezerim hoy nanayda
Cilveloy nanayda” o da eşlik etmeye başladı!
“Söğüt dalı keserim hoy nanayda
Cilveloy nanayda”
Nefsim kendine gel
“Nerde bir güzel görsem hoy nanayda
Cilveloy nanayda”
Nefsim beni yoldan çıkarıyor.
“Gözlerimi süzerim hoy nanayda
Cilveloy nanayda.”
Perdeyi araladım hafifçe, tamamen nefsimin oyunuydu. Yan profilden gözüküyordu, elinde bir şeylerle uğraşırken şarkıya eşlik ediyordu.
“Nayda na hoy ninayda hoy nanayda
Cilveloy nanayda”
Saniyesinde başını kaldırıp göz göze geldik, işte şimdi hiç iyi olmamıştı. Bir dakika, şüpheyle kısıldı gözlerim. Saçmalık! Bu oydu, aynı saç rengini, aynı göz rengi, aynı kemerli burun, aynı dudaklar, aynı kemikli yüz yapısıydı ve aynı bakışlardı. Herşeyiyle aynı çocuktu bu.
Odada şarkı yankılanmaya devam ediyordu
“Nayda na hoy nanayda hoy ninayda
Cilveloy nanayda”
Perdeyi kapatıp gizlenmeye çalışmadım, zaten göreceğini görmüştü, bende göreceğimi görmüştüm gerçi. Karşı dairemde olduğuna inanamıyorum. Masanın üstünden kumanda gibi bir şey alıp düğmesine basarak şarkının sesini kapattı ve tekrardan bana dönüp bu sefer camı açtı. İyi ki üstünü giyinmişti yoksa çok utanırdım.
Gözleriyle camımı işaret edip dudaklarını oynattı "Aç." dediğini yaparak açtım "Ne var?" Dedim hızla çirkefleşerek, sanki çocuğu izlerken yakalanmamışım gibi, o da karşı dairemde olduğunu söyleyebilirdi. Oflaz kişisi.
O ise bana göre fazla sakindi "Bana cam komşumun hanım efendi, sakin, varlığıyla yokluğunun bir olduğunu söylediler ama daha ilk dakikadan dikizleniyorum. Sanırım tacize uğradım." Ciddi miydi yoksa alay mı ediyordu hiç anlayamamıştım tek takıldığım konu benim hakkımda ona kimin bilgi verdiğiydi, hayır hayır. Kimin yanlış bilgi verdiği. Aslında seçenek de çoktu, bizim sülaleden sayılırdı kendisi.
"Bilgi aldığın insanlara dikkat et, belli ki kolay kandırılan bir abimizsin." Alay ettiğimi hem gülüşümle hem ses tonumla belli ederek söylemiştim, o da aynı alaylı tebessümle karşılık verdi.
"Sen de belli ki varsayımları yanlış olan bir küçük hanımsın. İnsan ilişkilerini, gözlemlerini kuvvetlendirirsen daha rahat edersin." Küçük hanım mı? Boya yaparken gelen kurye de böyle seslenmişti, gelen kuryede mi bu sevimsiz kişilikti?
"Sen.." Dedim gözlerimi kuşkuyla kısarak, hayır o da Oflaz olamazdı herhalde "Kaçak hamburgerci." Sadece küçük bir varsayımdı. Kahkaha atmıştı, bu onun da Oflaz olduğunu mu gösterirdi? "Bu lakaba layık görülmemin sebebi nedir?" gerçekten oydu, inanamıyorum.
"Babaannemden elinde hamburgerle kaçtığını düşününce aklıma başka ne gelebilirdi ki?"
Alt dudağını ısırıp gülerken başını usulca salladı "Ne diyebilirim ki mantıklı."
Kendimden emin tavırla güldüm "Biliyorum."
Gözlerimiz birleşti tekrardan, kısa bir sessizliğin ardından görüşürüz demek için dudaklarımı aralamıştım ki kaçak hamburgerci sessizliği böldü "Bende sana röntgenci diyeceğim."
Gözlerim hayretle açılırken ne diyeceğimi bilemedim, manyak çocuk! İnsanların yanında böyle seslendiğini düşününce… çok kötü! "Abartma, ses nereden geliyor diye baktım."
"Namusum elden gitti."
"Hamile de kalmışsındır sen şimdi!"
"Evet, iki aylık oldu bile."
"Denizatı!"
"Röntgenci." Ben sinirle karşılık verirken o gayet rahattı, bu beni içten içe daha da sinirlendiriyordu.
"Kaçakçı."
"Oflaz." Dedi tekrardan sakince, ben iyice hararet yapmış araba gibi teklerken anlayamadığım için anında "Ne?" Demiştim.
Elini uzattı "Düzgünce tanışalım, adım Oflaz."
Tamam şimdi benimde adımı söylemem lazım sanırım bu kaçakçıya. Aynı şekilde elimi uzattım "Efil." Tam da tahmin ettiğim gibi parmak uçlarımız denk geliyordu, ikimiz de tokalaştık varsayarak ellerimizi çektik. “Kolunla çanağın nasıl oldu?” Böyle sorulur muydu arkadaşım? Çok utanıyorum! Yanaklarımı içerden ısırarak yüzüne baktım, böyle yapmazsam gülerdim ve gülmek istemiyordum. “Biz seninle ilk günden fazla mı samimi olduk?” sadece bir soru.
“Şanslısın.” İşaret parmağıyla yüzünü gösterdi “Bu yakışıklı suratla konuşmak isteyen o kadar çok kız var ki sen ilk günden bu şerefe nail oldun.”
İşte buna rahatça kahkaha atabilirdim, sevimsiz egoist pislik herif. Alaylı bir kahkaha attım ardından hızla ciddileştim “Maymundan bir gün önce doğmadığına beni ikna et.” Alınmadı, aksine ağzı kulaklarına vardı “Mert’in doğum günü benden iki gün önce, ben sonra doğanım.” Çok hazır cevap ve alaycıydı.
“Mert yakın arkadaşın herhalde, olur da bir gün denk düşersek bu cümleyi kendime saklamam.”
Başını geriye atıp güldü “Bak sen, bir de güvenilmez. Söyle tabi, sana kalmasın.” Gülmemek için yanaklarımı ısırmaktan kanayabilirdi,
Sessizlik olunca aklımdaki en önemli soruyu sordum "Sence çok sık karşılaşmıyor muyuz?"
Güldü "Ee ne demişler? Hacı hacıyı mekke de, deli deliyi dakikada bulur."
"Sen deli olduğunu düşünebilirsin, benim alakam yok."
Başını belli belirsiz salladı "Sen bilirsin, deliye her gün bayram. Biraz deli olmakta sakınca görmüyorum."
Çok rahat biriydi, öğrenci miydi yoksa çalışıyor muydu? Çalışıyorsa bile çok rahat bir işi olduğunu düşünüyordum, bu rahatlıkla ciddi bir iş yapamaz.
“ Öyle olsun. Neden bana karşı dairemde oturduğunu söylemedin?”
“Sürpriz olsun istedim.” Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı salladım “Çok büyük sürpriz oldu gerçekten.” Birbirimize bakıp tebessüm etmekten başka bir şey yapmayınca burada bitmesi gerektiğine karar verdim, bu kadar sohbet yeterdi. Alışmasın. "Neyse ben artık içeriye geçeyim."
"Tamam, şimdi arkamı döneceğim. Çaktırmadan bakabilirsin."
"Kes şunu." Dedim sinirle, zevkten dört köşe olur gibi güldü tekrardan, şu kadar keyifli olsam yeterdi ya, gerçekten. Uzun zamandır bu anı bekliyormuş gibi eğleniyordu benimle. Camı kapatıp perdeyi çekti.
“Abla.” Hemen camı kapatıp perdeyi çektim, gerginlikle üstümü başımı düzeltip yatağa oturdum “Gel canım.” Kapıyı aralayıp başını içeriye uzattı, konuşma seslerimizi mi duymuştu acaba? “Kiminle konuşuyordun?” eyvah.
“Hiç.” Dedim başımı iki yana sallayarak “Kendi kendime konuşuyordum. Biraz çökmüş gibiyim, taşınma, boya, kalabalık derken biraz yoruldum galiba.” Umarım açtığım konudan devam edersin Emre. İçeriye girip kapıyı kapattı “Bu sancıların çoğalabilir çünkü babam geldi.”
Anne misali uyarıcı bakışlarımla ayağa kalktım “Emre, yetmedi mi ablacığım? Ne kadar sitem edersen et bu durumdayız ve belli ki çıkış yolu bulana kadar böyle olacağız. O çıkış yolu da böyle laf sokmak değil, bil istedim. Görmüyor musun ne kadar kötü olarak görsen de bizim bizden başka kimsemiz yok.”
“Bilmiyorum abla, göreceğiz. Bizi bekliyorlar, konuşacak mışız.” Rahatlamak adına derin bir nefes verip yutkundum, bakalım neler olacak. Emre’nin peşinden salona girdim, ev gerçekten de yepyeni duruyordu. Her santimini incelemek gergin anlarda hobimdi. Halı desenleri, düzgün boyayamadığımız pütürlü duvar, koltuk dikişleri…
Emre’nin yanına, annemle babamın karşısına oturdum. Bakışlarımı kaldırıp babama çevirdim, gözleri yorgunluktan olsa gerek kan çanağı olmuştu. Rengi sararmış, yorgun düşmüş gibiydi. İki günde ne kadar yaşlanabilir insan? Cevabı karşımdaydı.
“Hoş geldin baba.” Dedim usulca, sessizlik iyice huzursuzlandırıyordu.
“Hoş buldum kızım.” Duraksayıp soluklandı, derin bir konuşmaya hazırlanıyordu. ”Şu an ki durumumuz size yaşatmak istediğim hayattan çok farklı, farkındayız zaten bunun. Bu durumu düzelteceğimize olan inancım tam. Biraz zorlu bir süreç bizi bekliyor. Tabi siz okullarınıza devam edeceksiniz, bu olanları kafanıza takmayacaksınız. Sadece şehir değiştirdik gibi düşünün. Sadece Efil’in arabası, onun üstüne olduğundan araba bizde. Benim üstüme olan mal varlıklarını kurtaramadık. Hesabınızdaki paralarla bir süre idare edin. Kafamda birkaç plan var.”
“Umarım bizim hakkımızda planlar yaparken danışırsın baba.” Diyen kişi şu zamanlar bunu sık sık yapan Emre’ydi, babamın bıkkın bakışları onu buldu. “Sizin hakkınızda en iyi kararı ben bilirim, siz benim çocuklarımsınız.”
“Bırak Allah aşkına baba, sen daha kendin hakkında en iyisini bilmiyorsun. Bizi nereden bileceksin?” Babam hışımla ayaklanınca biz de kalktık Emre’ye tokat atacakken saniyeler içinde curcuna kopmuştu. Annem “Yapma Kadir.” Diyerek babamı tutarken ben çoktan Emre’nin önüne geçmiştim. Bana vurmaya kalkışsa belki kılım kıpırdamazdı ama kardeşime ne yabancı ne ailemden biri el kaldırsa, laf söylese dananın kuyruğu kopuyor, gözüm dönüyordu.
“Yeter!” dedim var gücümle “Çocuk değiliz, sizden akıl alırsak tavsiye verirsiniz ama bu bizim hayatımız. Ben doktor olmayacağım, Emre'de ne istiyorsa onu olacak. Sizin yüzünüzden üç yılım boşa gitti benim, seneye mezun olmam lazımdı ama ben daha birinci sınıfım! Bana hiç seçme hakkı vermediğiniz için en ufak şeye karar verirken bile zorlanıyorum.” Emre ayaklanıp yanıma geçti. Annem ve babam ise öylece suratıma bakıp dinliyordu.
Devam ettim “Ben okulumu donduracağım, işe gireceğim ve ne okuyacağıma karar verip sınava tekrar gireceğim. Hayatıma dair kararım bu, sizinki de zerre umrumda değil."
Emre'nin kolundan tutup peşimden sürükleyerek çıktım salondan “Abla bende söyleseydim kararımı.” Demişti mırıldanarak, “Benimkini sindirsinler, sonra sen söylersin.”
“Terbiyesizler, ben bunlar bana destek olur diyorum onlar köstek oluyor.” Duyalım diye var gücüyle bağırıyordu birde.
“Yeter ama Kadir, onlar da atlatamadı şoku. Hem de haklılar, rahat bırak da ne istiyorlarsa onu yapsınlar.”
“Buna ben karar veririm!”
“Babanda karar veriyor ama ona ne diyeceksin? Önceki gece bizi sofradan kovdu!”
Aralarında geçen tartışmayı duymamak için odaya girip kapımı kapattım ve kilitledim. “Şaka gibi hala tıp oku diyor.” Kendimi yatağa atıp sırtüstü yattım. Emre'de tekli koltuğa geçti “ Babam bu, değişmez. Sana biz kendi başımızın çaresine bakarız demiştim.”
“Aklından zorun mu var Emre? Şu an böyleyken senin dediğini yapmayı bırak, söylesek sence ortada aile kalır mıydı?”
“Şuan aile var mı ortada?” kalkıp oturur pozisyona geldim “Yeter Emre, yeterince düşünce var zaten aklımda. Sende şu karamsarlığınla beni delirtme, abartma da. Kötülüğümüzü isteseler onca şeyimize katlanırlar mıydı, bizde aynı şekilde. Sevmediğimizi söyleyemezsin.”
“Sevgi herşeyin çaresi değil gördüğün üzere ablacığım. Ben mutlu ve huzurlu bir hayat istiyorum. Aile ilişkilerine imrenek bakan olmak istemiyorum. Kaç kere başımızı okşayıp bizi takdir etti de istediklerini yapmamızı istiyor.” Elimi kaldırıp susmasını işaret ettim, konuştukça nefesim daralıyordu “Lütfen Emre, kaldıramıyorum ablacığım. Senin kadar katı olamıyorum işte. Sonra konuşalım lütfen.”
“İyi, öyle olsun.”
Yüzümü sıvazlayıp derin nefes aldım, sakinim. Sırtüstü yatağa uzanıp birkaç derin soluk daha aldım, evet sakinim. Telefonumun kilidini açıp ekranda bildirim olmadığını görünce geri kapattım. Tavanı izlemeye koyuldum. “O çocuktan bildirim bekliyorsun değil mi?” Başımı yan çevirip ifadesizlikle yüzüne baktım. Tekrardan önüme dönüp tavanı izlemeye devam ettim "Aptal gibi gözüküyorum değil mi?"
"Hayır" Dedi sakince, adım seslerini işittikten saniyeler sonra elleri belinde tepeden bana bakan Emre girdi kadraja, çocuğuna nasihat vermekten bıkmış baba misali göz devirdi "Aptal birine aşık gibi gözüküyorsun. O şerefsiz seni aldattı, sen bana hep sakın kimsenin canını yakma dersin. Bak üstüne basa basa söylüyorum, kimsenin dersin. Sadece kızların demezsin."
Gururla gülümsedim. "Güzel demişim." bir elini omzuma bir elini kalçama koyup beni yatağın diğer ucuna itti, yanıma uzanıp aynı şekilde tavana çevirdi gözlerini. "Zaten sen ona aldattığını söyleyince inkar bile etmedi.”
"Tamam Emre, tamam. Şu son zamanlar çok doğrusun ve patavatsız." Sonuna kadar haklıydı, doğru söze ne denirdi ki? "Ben kendime kızgınım zaten. Sevdiğine başlarda inandırınca aksini düşünmemiştim."
"Artık karaktersiz biri olduğunu biliyorsun, yalnız da değilsin. Ayrıca artık harcayacağı paramız da yok, aramaz yani. Boşuna bekleme ablacığım." Bari şöyle zamanlarda daha ılımlı olamaz mıydı? Bu kadar sert konuşmanın kime ne faydası vardı? Kalbim zaten kırıktı ve boğuluyor gibi hissediyordum, biraz daha anlayışlı olsaydı ne olurdu?
"Sende büyüyeceksin Emre, anlayacaksın. Şimdi lütfen odamdan çık."
"Abla." Sesindeki pişmanlık tonlaması bile yumuşatmamıştı kalbimi, sözleri kurşun gibiydi. Gerçeklerin yeri ve zamanı vardı veya söylenme şekli yerine göre değişirdi, benim küçük kardeşim demek ki bu bilgiden yoksundu. Ben her ne kadar onu kırmamaya çalışıp anlatsam da o kalın kafası aşık olup bu duyguyu tatmadan anlamayacaktı.
Kalbinin kırılmasını istemezdim ama elbette kırılacaktı, hayat bu illaki düşecekti. Şimdiye kadar hiç düşmemişti, istemediği bir yerde kalmamıştı, zorlanmamıştı. Bundan sonra zorlanacaktı, kendi kararlarını vermek, babama kafa tutmak istiyordu, kanı kaynıyordu ama kolay değildi. Babam haklı değildi ama Emre'de hayatın toz pembeliğine kanıp saçma kararlar vermemeliydi. Ellerimi şakaklarıma yasladım, başım ağrıyordu artık düşünmekten.
"Çıkar mısın Emre, başım ağrıyor. Dinlenmek istiyorum."
Yanağıma uzanıp öptükten sonra kalktı "Tamam." Odanın kilidini açıp çıktıktan sonra kapatmadan aralıktan üzgün gözlerle bakıp yumuşamamı bekledi, örtüyü üzerime çekip arkamı döndüm. Oflayarak kapattı kapıyı, bu sefer kolay değildi. Allah'ım lütfen herşey eskisi gibi olsun.
Yorumlar