top of page

25.BÖLÜM

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 2 Eki 2025
  • 13 dakikada okunur

Oflaz yemek yapacağım diye uğraşırken ben Emre'ye ulaşmaya çalışmakla meşguldüm. Derhal bu evden çıkmak istiyordum. Onunla oturup baş başa yemek yemek istediğim bir şey değildi.


Emre ne telefonları açıyor ne mesajlarıma cevap veriyordu, salondan çıkıp yatak odama girdim. İnternetten bulduğum çilingiri aradım.


"Buyrun ihsan Çilingir."


"Abi iyi geceler, vereceğim adrese hemen gelebilir misiniz? Evde kilitli kaldım."


"Evde kilitli mi kaldınız, kilitlendiniz mi abla?" Demesiyle ne diyeceğimi bilemedim, ya kaçırıldım sanıp gelmezse?


"Kapı kilidi düştü herhalde, açılmıyor işte kapı."


"Ablacığım başka bir durum varsa söyle, ona göre başımız belaya girmesin."


"Abi başka bir durum olsa seni nasıl böyle rahatça ararım Allah aşkına? Polisi ararım! Gel aç kapıyı, iki katı paran hazır hadi."


"Hasbinallah." Dedi söylenerek, çilingirin de gerginine denk geldik iyimi. "İyi ver adresi, on dakikaya gelirim."


Adresi söyleyip telefonu kapattım, kapı açıldığı gibi evime gitmek gibi planlarım vardı. Madem böyle olacaktı, aile evinde daha güvende olurdum. Başımda nöbet tutacak birine de gerek kalmazdı, en azından Oflaz'a gerek kalmazdı.


"Yemek hazır Efil."


Çok güzel Oflaz, on dakika daha geç hazırlayamadın mı?


Kendimi yatağa atıp yastığı ağzıma bastırarak çığlık atmaya başladım, içimdeki öfkeyi dışarıya atmam gerekiyordu. Bunu daha farklı yolla yapmak istesem de yapamıyordum! Neden yapamıyorum? Mutfaktaki bardakları kafasında kırmakta güzel fikirdi aslında. Ben neden burada yastığı yüzüme bastırıp çığlık atıyordum?


Çığlığımla odamın kapısının açılması bir oldu. "Efil!" Dedi telaşlı ses, yatağın yanına gelip yüzünü yastığa bastırmış bana şaşkın ifadesiyle bakıyordu. Yüzünde yaşadığı paniğin izleri vardı, halimi görünce daha da havalandı kaşları, "Ne yapıyorsun? Bir şey oldu sandım."


Yastığı ağzımdan uzaklaştırıp sırt üstü uzandım, gözlerimi tavana çıkardım "Hiçbir şey yapmıyorum," derin bir nefes verdim "yapamıyorum."


Yatağın, onun olduğu tarafında hafif göçük olunca oturduğunu anladım. Yüzünü yüzüme eğip tek nefeslik mesafe bıraktı. Gözleri önce dudaklarımdaydı, ardından gözlerime çıkarıp gülümsedi "Ne yapmak istiyorsun? Yap, sana engel olmayacağım."


Onu öpmek istediğimi mi sanıyordu? Tamam inkar edemezdim ama ondan önce yapmak istediğim daha mühim bir şey vardı.


"Öyle mi diyorsun?" Dedim cilveyle, düşüncelerini doğruluyormuş gibi.


"Evet." Fısıldayarak biraz daha yaklaşınca müsaade etmeden ellerimi boynuna sardığım gibi var gücümle sıktım. Şaşırmamış gibi gülerek kendisini sırt üstü yatağa attı. Dizlerimin üstüne oturup sıkmaya devam ederken bir yandan bağırıyordum "Ne gülüyorsun be adam?! Öldürmek istiyorum seni!"


Yüzü kızarmaya başlayınca bırakıp yakalarından tuttum, sarsmaya başladım "Yaşattığın her şey için, bunca yıl yanıma gelmediğin için! Benden vazgeçtiğin için, merak bile etmediğin için!"


"Vazgeçmedim Efil, sadece kaderin bizi tekrar bir araya getireceğini biliyordum. Doğru zamanı bekledim."


"Mistik güçlerin mi var senin? Nesin sen? Nereden biliyordun tekrar yollarımızın kesişeceğini?"


"Ben seni saf sevgiyle seviyordum, sende beni öyle. Bu kader bizi bir araya getirmeyip ne yapacaktı?"


"Saçmalık!" Dedim yataktan inerken, "tamamen zırvalık. Koskoca beş yıl."


Oturur pozisyona geçti "Benim için beş yıl senin için bir yıl mıydı Efil?" Sıkıntılı bir nefes verdi "Bak, ben artık geçmişi bir kenara atmak baştan başlamak istiyorum. Dışarıdan etkenler olmadan, sadece sen ve ben, baştan başlayalım. İkimizin de hataları var, nötrler. Hiç hatasız baştan başlayalım. Geçmiş yaşanmamış gibi." Ayağa kalkıp karşıma geçti, ellerini omuzlarıma koydu "İlk tanışan insanlar birbirlerine hiç güvenmezler zaten, bunu fırsata çevirip bana olan güvenini sıfırdan inşa edeceğim."


Umutsuzdum "Güven öyle bir şey değil Oflaz."


Yarım ağız güldü "Denemesi bedava, sen yeter ki iste."


Emin değildim, beş yıldır bu işlerin içinde değildim. Güvenli alanımdan çıkıyormuş gibi hissediyordum ve bu korkunç geliyordu. "Bilmiyorum."


"Tamam yemek yiyelim, sende düşün."


Bu sırada zil çalınca sonunda çilingirin gelişiyle rahatladım. "Çilingir çağırmıştım." Kısa bir açıklama yaparak koşar adım kapıya ilerledim, kapı deliğinden bakınca kırklı yaşlarında bir adamı gördüm fakat arkasında ki polis ordusu beklenmedikti.


"Abi ben sana sorun yok dedim ya! Niye polis getirdin?"


"Abla, evde bekleyen ailem var. Kafadan üşütmedim, canımı sokakta bulmadım." Şaka mıydı bu iş?


"Ne polisi?" Diyen Oflaz yanımdaki yerini almıştı. "Adama evde kilitli kaldım dedim, başım belada sanıp polis çağırmış." Sabırla yüzümü sıvazladım "Emre seni mahvedeceğim."


Oflaz elini beline atıp gülmeye başladı "Gecem daha da renklenemezdi, çocuğa kızma. O da biliyor birbirimiz olmadan yapamayacağımızı."


Kapıdan tıkırtılar gelirken çilingirin eyleme geçtiğini anladım, şükürler olsun ki.


Kollarımı göğsümde bağlayarak Oflaz'a döndüm, öyle mi dercesine kaldırdım kaşlarımı "Beş yıl boyunca gayet iyi gidiyor gibiydi."


Hayır anlamında cıkladı "Seni bilemem Efil, ben başladığım yerdeyim. Nenenin düşürdüğü fotoğrafta seni gördüğüm andayım ve ordan bir adım öteye gidebilmiş değilim." Gözleri baştan aşağı üzerimde gezindi, ardından gözlerime çıkardı "Görüyorum ki sende çok gidebilmiş değilsin."


Sinirle yanaklarımı içten içe ısırdım, "Sen böyle kendinden emin konuşuyorsun ya, seni boğmak istiyorum."


Keyifle güldü "Az önce yataktayken işini yarım bırakmamalıydın güzelim." Bunu söylerken kapının açılması, kapının önündeki herkesin duyması hayatım boyunca duyacağım utancın ta kendisiydi.


Dikkat çekmek için öksürüklerini ve mırıldanmalarını işittim, arkamı dönemedim. Başımı eğip sağ elimin baş ve orta parmağını iki şakağıma bastırdım.


"Abla deseydin ya evde yanlız değilim." Çilingirin çekinerek konuşması beni daha da yerin dibine soktu "Herkesi de yığdım kapıya hay Allah." Amca sus, amca sus Allah aşkına!


"Sorun yok abi, borcumuz ne kadar?" Gülüyor muydu o? Bence de az önce işimin sonunu getirmeliydim Oflaz! Haklısın.


Oflaz adama parayı ödedi, ben hala arkam dönük şekilde istifimi bozmadan bekliyordum. İnanamıyorum, rezil olmalara doyamıyorum. Hepsi yanımdaki yüzünden!


"Oflaz komiserim valla bilseydik gelmezdik." Diyen başka bir polisin sesiyle çığlık atmak istedim. Bir de tanıyorlardı.


"Sorun değil arkadaşlar, siz işinizin başına dönebilirsiniz."


Başımı kaldırmadan portmantoya ilerleyip çantamı ve montumu aldım "Bende gideyim artık."


Kolumdan tuttu "Nereye gidiyorsun?" Başımı kaldırıp yüzüne baktım "Eve gidiyorum, sende işinin başına dön. Ben başımın çaresine bakarım."


Söylediklerimden memnuniyet duymadı, sıkıntılı bir nefes vererek bıraktı kolumu "Ben saatlerdir boşuna mı konuşuyorum Efil, yemekte yaptım." Kapıda dikilen üç polisi işaret ettim, film izler gibi dikiliyorlardı "Boşa gitmesin, arkadaşlarda boşa gelmiş olmasın. Beraber yiyin, ben aç değilim."


Gideceğim sırada tekrardan kolumdan tutup durdurdu "Ben bırakacağım, tek gidemezsin."


"Emre'yi ararım Oflaz."


"Bari cevap verseydin Efil, duvara mı konuştum?" Anlaşılan cevap vermezsem elinden kurtuluşum yoktu. "Düşüneceğim " diyerek kurtardım kolumu elinden. Daha fazla engel olmasını istemediğimden koşar adım merdivenlerden inerek çıktım binadan.


Yaptığım mantıklı değildi, şurada köşeye sıkıştırılsam ne kadar karşı koyabilirdim emin değildim. Bu tehlikenin içinde akıl işi değildi ama adamda her gece ard arda gelecek değildi değil mi? Saçmalıyorum, tam anlamıyla saçmalıyorum.


Bahçedeki arabama bindim, hareket edip bahçeden çıktım. Arabayla eve gidecektim işte, bir şey olmazdı, umarım olmazdı.


Ana yola çıkıp ezbere bildiğim yolda ilerledim, saat geç olduğu için yollar boştu, bu nedenle on beş dakika sonra eve ulaşmıştım. Sağ salim ulaşmanın rahatlığıyla evin bahçesine girdim. Anahtarım olduğu için zile basmadan girebilmiştim eve. Işıklar kapalıydı, herkes uyuyor olmalıydı, Emre'de rahat bir uyku çekiyor olmalıydı. Bakalım kaçıncı rüyasını görüyormuş.


Direk odasına çıktım, çalmadan kapısını açıp ne yaptığına baktım. Işığı kapalıydı, yatağında yorgana sarmalanmış horuldayarak uyuyordu. Gerizekalı, başıma neler geldi o burada uyuyor muydu? İnsan ablamın peşinde manyağın biri var diye telaş ederdi biraz!


Kapıyı kapatıp eşyalarımı kenara koydum, montumu ve ayakkabılarımı çıkarıp koyduktan sonra yatağa yaklaştım, sinsi bir tebessümle izledim huzurlu uykusunu "Mahvedeceğim oğlum seni."


Düşünmeden yanağına okkalı bir tokat attım, irkilerek panikle kalkıp alık alık etrafa bakındı "Ne oluyor lan?"


Paniklemiş gibi merakla yanaklarından tuttum, ilgili abla kılıfına bürünerek "Ne oldu ablacığım?" Dedim gülümseyerek.


"Abla." Dedi anlamayarak yüzüme bakarken, algılamaya çalışıyordu, elini vurduğum yanağına koydu "Abla." Dedi tekrardan.


"Ne oldu canım?"


"Yanağımda göçük oluştu herhalde, meteor mu çarptı ne?"


Cıkladım yanaklarını sevgiyle okşarken "hayır canım, abla tokadıdır o."


"Ne?" Dedi alıklığı devam ederken, yeni yeni uyanıyordu bu yüzden sabırlıydım. Katliam yakındı.


Kaşları çatıldı, başını geri çekip dikkatle inceledi beni. Bir şeyleri anımsamış gibi dehşet ifadesine bürünüp bacaklarını kendisine çekip biraz daha uzaklaştı benden, vakit gelmişti ey halk.


"Abla, sen nasıl geldin?"


Başımı eğip bu ne saçma soru dercesine güldüm "Ee çilingir var Emre, arabam var, eve girebilecek anahtarım var. Ama en önemlisi neyim var biliyor musun?"


Başını ard arda iki yana sallarken gelecek olanın farkındaydı "Ne?"


"Sana olan öfkem!" Beklemeden üstüne atlayıp boğazına yapıştım, fazla sıkmasam da sarsarak tartaklıyordum "Ya sen nasıl yaparsın bunu? Bizi aynı eve kilitleyip nasıl gidersin! Aptal!"


Üstüne oturduğum için kurtulmak için kenara iterek yatağa savurdu beni. Yıkılmadım, o yataktan inmişti bende yatağın üstünde ayağa kalkıp yastıkları ona doğru fırlattım "Sen burda uyurken ben orada neler yaşadım biliyor musun?" Yastıklardan kurtulmuştu, ganimetim bitince komodinin üstündeki eşyaları aldığım gibi fırlatmaya başladım "Abla onlar yastık değil!"


Odanın kapısını açıp çıktı


"Biliyorum Allah'ın belası!" Elimde tuttuğum ışık ile peşinden koşarak odadan çıktım, annemlerin kapısının önüne koşarak kapıya vurmaya başladı "Gel lan buraya, annemleri karıştırma. İkimiz halledeceğiz bunu!"


Dinlemedi, kapıya vurmaya devam etti "Anne, baba! Ablam beni öldürecek!"


Kapı hışımla açılınca kapıya ağırlığını veren Emre yeri boylamıştı. Annem ve babam dehşete düşmüş ifadeleriyle ayak diplerinde iki seksen yatan Emre'ye ve elinde ışık tutan, saçı başı dağılmış, burnundan soluyan bana bakıyorlardı.


"Efil?" Dediler ikisi aynı anda, "Neler oluyor burada?" Dedi babam cümleye devam ederek.


Başka bir odanın kapısı daha açıldı, aramızda kalan misafir odasının kapısı açıldı, içeriden çıkan sarışın kız hiç de tanıdık değildi.


"Bu kız kim? Gittiğim gibi yerimi doldurdunuz mu?" Dedim yükselerek, hiç mantıklı konuşmuyordum ama sonuçta imkansız değildi.


Kız aile üyelerine bir bir bakarken sıra Emre'ye gelince dudaklarını birbirine bastırıp gülüşünü gizlemeye çalıştı, Emre'de kendini toparlamaya çalışırken tekrar yere düşünce gerizekalı dedim içten içe, harbi gerizekalı bu çocuk.


Annem buna ihtimal vermiyormuş gibi açıklama yaptı "Saçmalama Efil, Duru'nun evine hırsız girmiş. Yeni evine taşınana kadar Emre burada kalmasını istedi."


Duru? Emre'nin asistanı, bir içim su dediği kızdı bu! Resmen aile katliamına denk gelmişti kızcağız.


Kız çekingen ifadesiyle "Memnun oldum demek isterdim ama pek zamanı değil sanırım." Diyerek gülümseyince başımı salladım "Biraz öyle."


Babam sabrı tükenmiş gibi araya girdi "Herkes aşağı."


5 dakika sonra


Herkes ikiletmeden salona inmişti, hepimiz salondaki koltuklara daltonlar gibi sırayla dizilmiş birbirimize bakıyorduk. Daha çok ben Emre'ye öldürücü bakışlar atıyordum, Emre çocuk gibi kirpik altından bakarak kendini affettirmeye çalışıyordu. Diğerleri ise açıklama bekler gibi bize bakıyorlardı.


"Anlat artık Efil, ne bu rezalet gece gece?"


Annemle ikisine çevirdim bakışlarımı, duyacakları hiç hoşlarına gitmeyecekti elbette ama umrumda değildi. Onlarında cevaplaması gereken sorular vardı ve ben bugünün işini yarına bırakmayı sevmezdim.


"En son kazandığım boşanma davasındaki adam geçen gece evime girip beni öldürmeye çalıştı." Annem korkuyla şaşkın bir çığlık atıp elini ağzına kapattı, babamın ise kaşları çatılmış, gözlerinde taşıyordu paniği.


"Ne demek öldürmeye çalıştı, neden gelip anlatmadın? Bir şey yaptı mı?" Annemin sıraladığı sorularına başımı iki yana sallayarak cevap verdim. " Bir şey olmadı, elinden kaçtım. Polisler geldi, adam kaçmıştı. Yakalanana kadar nöbet tutması için polis bekliyordu kapımda. Nöbet devri yapacaklardı, gelen polis Oflaz'dı."


İkisi de beklemediği için şaşkın ifadeleriyle dinlemeye devam ettiler. "Başka birini istediğimi söyledim ama görevi olduğunu söyleyerek gitmedi. Sonra eve gittik, kapım açıktı o da önden girip içeriye baktı. O sırada Emre geldi, Oflaz'ı görünce hepimiz içeriye girdik. Konuşurken baş başa kalmamız gerektiğini düşünüp bizi eve kilitleyip gitti!" Bu noktada öfkeli gözlerimi tekrardan Emre'ye çevirdim "Üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokmakta üstüne yok!"


Babam Emre'nin ensesine bir tane geçirdi, Emre anında utançla Duru'ya bakıp babama döndü "Baba, ayıp oluyor." Az bile oluyor sana.


Annem hiddetle ayağa kalkıp Emre'ye döndü "Oğlum sen aptal mısın? Ablanı alıp eve getirmen gerekirken o çocukla aynı eve mi kilitledin? Biz seni yaparken nerede hata yaptık?"


Emre gözlerini kapatıp sabır dilenircesine soluklandı, gözlerini açtığında bu sefer Duru'ya bakamadı "Rezil rüsva oldum, Allah beni de kahretsin."


Duru'nun yüzündeki tatlı gülümsemeden anladığım kadarıyla Emre'nin bu hali hoşuna bile gitmiş olabilirdi. Yani Emre'yi daha çok tartaklama kararındaydım ben.


"Tamam" dedi babam konuyu noktalamak isteyerek "Bundan sonra ayrı ev yok, Oflaz'da yok. Adam yakalanana kadar evde kalırsın."


"Kalamam." Dedim netlikle "İşim gücüm var, anlaşma sağladığım müvekkiller var. Olmaz."


"O zaman kızım, seni koruması için başkasını tutarım."


Kollarımı göğsümde bağlayarak ayağa kalktım "Aslında bir önemli konumuz daha var."


Annem kalktığı yere oturup ellerini dizine vurdu "Daha ne oldu, yüreğime indireceksin bu gece."


"Bu öyle bir şey değil merak etme." Asıl konuya giriyorduk. "Sana sık sık gelen çiçekler ve hediyeleri hatırlıyorsun değil mi? Hani bahçeye ektiğin çiçekler, sakladığın hediyeler. Notlarını okurken yüzünde güller açan hediyeler."


Tedirginlikle büyüttü gözlerini, "Ne olmuş onlara Efil?" Sesini normal düzeyde tutmaya çalışıyordu. Haberim olana kadar iyi rol yapıyordu.


Gözlerimi kıstım "Babamdan olduğuna emin misin? Oflaz bana kendisinin yolladığını, hatta teslim alındığını söyledi." Sinirle güldüm "Zaten bunca yıl sana bir dal yaprak almayan babamın bir anda hediyelere boğması garip gelmişti de sorgulamamıştım. Neden gizlediniz?"


İnkar etmedi, omuzlarını düşürüp teslim oldu "Kızım psikolojik tedavi görüyordun. Seni kötü eden birinden neden haberin olsun? Seni korumaya çalışıyorduk, başardıkta. Bak eskisinden daha iyisin, mesleğin var. Ayakların üstünde sağlam duruyorsun. İlaçları da bıraktın."


Şaka gibiydi, gerçekten gizlemişlerdi. Ayakta uyutulmuştum.


Ayağa kalkıp karşıma dikildi annem, ellerini kollarıma koyup burukça tebessüm etti "Şimdi karşına çıkması ilahi bir işaret gibi gelmesin, aradan onca zaman geçmiş. Ne önemi var ki?"


"Sizin sakladıklarınızı yapmamış olsaydı önemi yoktu. "


Cevabımdan hoşnut olmadı, kaşları çatıldı" Şu an önemi olduğunu mu söylüyorsun? Barışmayı mı düşünüyorsun Efil? O zaman yürümeyen ilişkiyi nasıl yürüteceksiniz şimdi?"


Sızlanarak bir adım geri çıktım "Anne o zaman neden yürümediğini bilmiyorsun bile."


"Ben senin halini biliyorum Efil! Anlamıyorsun da, beni suçlayamazsın."


"Ben sizi suçluyorum, gizlememeniz gerekirdi. Korumak için bile olsa söylemeniz gerekirdi."


"Efil." Dedi babam gür sesiyle araya girerek "Ne yapmak istiyorsun?" Bunu bende bilmiyordum.


Cevapsızlığımdan cevabını almıştı "Artık büyüdün, ne yapmak istediğine müdahale edemem. Arkasında durabileceğin kararlar ver. Artık çocuk değilsin, en önemlisi ağlayarak hiçbir şeyi çözemezsin. Bu ağlayarak oyuncak aldırmaya benzemez Efil, hayatının kararını vereceksin."


Annem, babamın söylediklerine inanamıyormuş gibi şaşkınlıkla arkasını döndü "Ne diyorsun yani? O çocukla evlenirse de tamam mısın? Nasıl kabul edersin?"


"Oflaz'ın ne yaptığını bilmiyoruz, sende annesinin hatasıyla ona bir karakter biçmişsin. Ona göre Efil'e müdahale etmeye çalışıyorsun, Oflaz ne yaptıysa ya bize söyleyecek ya da kendi kararını verecek. Ben hakkında bir şey bilmediğim çocuk hakkında Efil'i yönlendiremem. Tanışırız, o ayrı. Baktık birbirlerini seviyorlar, evlenmek istiyorlar, iki tarafta orta yol bulmak zorunda kalacak, bulamadık mı? O zaman Oflaz'a büyük bir yük düşüyor, o dengeyi sağlayacak. Sağlayamadı mı? Ben devreye girersem hoş şeyler olmaz Efil."


Salondaki kimse babamdan bu cümleleri işitmeyi beklemediğinden önce derin bir sessizlik oluştu. Babam bunları nasıl söylemişti? Başkasının babamın yerine geçmiş olma ihtimali daha yüksekti.


Babam yerinden kalkıp giderken annem bu olamaz diyerek babamın peşine takılmıştı.


"İnanamıyorum, babama ne oldu böyle?" Mırıldanarak koltuğa oturdum, boşluğa bakarak saçma sapan sırıtıyordum. İnanamıyorum.


Emre pişkin sırıtışıyla yanıma gelerek yanağımı sıktı "Hadi yine iyisin, yakında düğün var."


Yanağımı sıkan elini elimin tersiyle ittim "Sence ben ailem izin vermediği için mi Oflaz ile yollarımı ayırdım. Bizim olayımız farklı."


"Abla." Önümde dizlerinin üstüne çökerek oturdu "Ne yaptı bilmiyorum ama eğer güvenmeseydin çoktan silerdin. Bak Kerem hakkında da hep mantıklı konuşuyordum, onun aldatma potansiyeli olduğunu bildiğinden unutman uzun sürmedi. Oflaz abiye güveniyorsun, inkar etme."


"Emre, madem çok seviyorsun Oflaz abinle yaşa kardeşim. Tamam mı? Şimdi defol git uykuna geri dön!"


"Aman be!" Dedi çirkefleşerek, ayağa kalktı "Sana da iyilik yapılmıyor, yaranamadım yavrum yaranamadım." Çokta umrumdaydı.


Aile içi çatışmalarımıza şahit olan, hala koltukta oturan Duru'ya döndü "Gel Duru biz odamıza gidelim."


Emre'ye öyle bir döndüm ki, bakışlarım gerizekalı diye bağırıyordu.


Emre ne söylediğini idrak ederek "Yani odalarımıza." Diyerek düzeltti, çokta düzeltemedi "Yani sen odana ben odama."


Duru bu haline gülerek ayağa kalktı, "Tamam Emre Bey, anladım ben." Demesi de cabasıydı, sabahtan beri gerizekalı diye dolandığım çocuğa başkasının bey diye seslenmesi uzun süre dalga geçeceklerim arasında birinci sırada olabilirdi.


Yan yana merdivenlere ilerlerken Duru son kez bana bakarak "İyi geceler Efil Hanım." Dedi, gülümsedim "İyi geceler Duru." Gerçekten hoş kızdı, Emre'ye bakıp burnumu kırıştırdım, güzelim kıza yazık olacaktı.


Merdivenlerden çıkıp gözden kaybolduklarında başımı geriye yaslayıp tavana baktım, Oflaz gelmişti ve yine sakin hayatıma hareketlilik gelmişti.


.....


3 Ay önce


İnsanlar acısı varken bunu farklı şekilde atlatırlardı, kimisi yemeğe yönelir, kimisi yemekten kesilirsi. Kimisi bezgin olur yataktan çıkmaz yürümeye bile mecali olmaz, kimisi de işten başını kaldırmazdı.


Oflaz işten başını kaldırmayanlardandı, Efil gittiğinden beri geri dönecek umuduyla zaman hızlı geçsin diye kendisini işine vermişti, geri dönmeyip engellendiğini, çoktan vazgeçildiğini kabullenince ise bu sefer vazgeçmek için işten işe koşmaya başlamıştı.


Koşuyordu koşmasına da, kendisini başladığı yerde buluyordu hep. Nenesinin dizlerinin dibinde.


Aile evinden ayrılmıştı, arada bir gider akşam yemeğine katılır, sonra kendi evine geçerdi. Annesinin hataları büyüktü, kendisinin de öyle. Bunu o mahalleden uzaklaşarak atlatmaya çalışıyordu fakat tek bir gece hariç.


Her yıl Efil'in gittiği tarihte kendisini nenesinin evinde, dizlerinin dibinde buluyordu. Her defasında yaptıklarını anlatıp, büyük hata olduğundan ve kendisini asla affetmeyeceğinden bahsediyordu. Geceyi ağlayarak kapatıyor, sonraki sabah hiçbir şey olmamış gibi işine gidiyordu.


Yine o tarihteydi, nenesinin dizinin dibindeydi, içmiyordu, ağzına bir daha içki sürmemişti fakat sarhoş gibiydi. "Öyle işte nene, affetmeyecek beni."


Bu gece tek fark Ahmet dedenin de yanlarında olmasıydı. Olayları ilk defa Oflaz'ın ağzından dinliyordu, ilk defa yorum yapacaktı.


"Oğlum sen kafadan üşütük müsün?" Dedi Ahmet dedi ciddiyetle "Madem hatan yok ne diye hatalıymış gibi çekiliyorsun kabuğuna?"


Ahmet dede olayları tek tük eşinden dinlemişti fakat Oflaz'ın bu kadar harap olduğundan bihaberdi. Oflaz'ı kendi oğullarından ayırmazdı, çok severdi. Efil'i de severdi kendi çapında, yaptıklarıyla kendisinden uzaklaştırmıştı farkındaydı, hatalı olduğunu biliyordu.


Oflaz'ı bu halde görünce üzülmüştü "Hatalıyım." Dedi Oflaz, hatasız olduğunu iddaa edemezdi.


"Anlattıklarına göre hatalı değilsin, kızı aldatmamışsın, başkasına yan bakmamışsın. Sadece yanlış anlaşılmalar ve aranıza girmek isteyenler var." Doğrulamak ister gibi Oflaz'ın bacağına dokundu "Bana bak, Ayça ile aranızda bir şey oldu mu? En ufak sevgi oldu mu içinde?"


"Asla." Dedi Oflaz hiç düşünmeden "Allah yazdıysa bozsun, o ne demek? Efil'e aşığım ben."


Bu sefer daha sert vurdu bacağına Ahmet dede " Ne diye burada oturuyorsun o zaman oğlum? Avanak çocuğum, kalkıp gitsene İstanbul'a."


"Dede anlamıyorsun herhalde, benden vazgeçmiş diyorum. Engellemiş beni, yolladıklarıma geri dönmedi, mesajıma geri dönmedi."


"Ee" dedi Ahmet dede umursamazca "Yolları mı kapattı bu kız? Telefondan engellemekte neymiş? Sen sevmiyor musun bu kızı?" Diye diretince Oflaz bu sefer sesini yükseltti "Dede ben ne diyorum sabahtan beri Allah aşkına?"


"Ne diyorsun oğlum? Söylediklerinle yaptıkların uyuşmuyor, seviyorum diyorsun, hala karşımda oturuyorsun. Sen ne diyorsun?"


İçli bir nefes çekti Oflaz, korkuları vardı "Olacağı varsa da ısrarlarımla vazgeçirmekten korkuyorum."


"Tamam, şunca yılda birini bulmasıysa bile az kalmıştır bulur. Nikah şahidi olursun, dert etmezsin değil mi?"


Oflaz çok üstüne gelindiğini düşünüyordu, korkuları vardı. Belki denk geleceklerdi, belki yolları kesişecek tekrar beraber olacaklardı, doğru vakti vardı. Biliyordu yine bir araya geleceklerdi. İstemediği halde peşinden koşup ısrarlarıyla onu bıktırmaktan, olacağı varsada mahvetmekten korkuyordu. Anlamıyorlardı.


"Ne diyorsun yani, gideyim mi?" Dedi Oflaz düşünceyle. Bu da işaret olabilirdi.


"Hemde temelli, tayin iste. Söylediklerine bakma, gözlerine bak. O zaman anlarsın ne istediğini." Karşısında düşünceli oturan çocuğun ensesine vurdu bir tane Ahmet dede "Hala oturuyorsun lan, kalksana. Kaçırma Efil'i, senin gibi salağı başkası almaz."


Oflaz ayağa kalkarken göz devirerek baktı Ahmet dedeye "Sağ ol dede, gururumu okşadın. Ne güzel iltifat ediyorsun öyle."


"Git Efil okşasın seni, defol git gözümün önünden. Giresun'da görmeyeyim seni."


Oflaz zaten mahalleden gitmişti, Giresun'dan kovulması ise beklenmedikti. Hemde Ahmet dede tarafından. Neneye döndü sorgulayarak, onun ise gözleri Ahmet dededeydi.


"Nene sen ne diyorsun bu işe?"


"Ahmet sen beni istedin direk verdiler, kimden aldın bu akılları? Kim için çabaladın bu kadar da nereden biliyorsun?"


Oflaz işlerin karışacağını anlayınca sakin adımlarla harp noktasından uzaklaşarak evden dışarıya attı kendini, canını son anda kurtarmıştı.


Adımlarını kesmeden eve gidip tayin düşüncesini kesinleştirdi, İstanbul'a tayin isteyecekti.


...


5 gün önce


Şirkette başını kaşıyacak vakti olmayan, görüşmeden görüşmeye koşan Kadir Bey tekrardan bir görüşmeye gitmek için yola çıkmışken çalan telefonuyla durup soluklandı, cebindeki telefonu çıkarıp arayana baktı. Annesiydi, çok sık aramadıkları için problem olma ihtimaliyle açtı telefonu.


"Efendim anne?"


"Oğlum, nasılsın yavrum?" Sesi gayet iyi geliyordu.


"İyiyim, görüşmeye gidiyorum. Siz nasılsınız?"


"İyiyiz şükür."


" Sorun yoksa sonra görüşelim." Bileğindeki saate baktı "Görüşmeye yetişmem lazım."


"Var, fazla sürmez. Söyleyeceklerimi iyi dinle Kadir. Oflaz İstanbul'a tayin istedi."


Kaşları çatıldı Kadir Bey'in bundan ona neydi? " Bize ne bundan anne?" Efil'le aralarında ne geçtiğini bilmese de hoş şeyler olmadığı belliydi. Kızı tedavi görmüştü, Oflaz'ı önemseyecek değildi.


"Efil'le aralarında geçenlerden haberin var mı?"


"Yok." Dedi Kadir Bey sinirle.


"Benim var." Deyince gerildi Kadir Bey, annesi devam etti " Oflaz'ın yolladığı hediyeleri aldı mı Efil?"


"Ne bu sorular anne? Konuyu nereye gidecek?"


Azarlayıcı tonda konuştu kadın "sorularıma cevap ver ula."


Bıkkınca nefes verdi Kadir Bey "Hayır, bilmiyor, biz aldık. Efil'in haberi yok, önemi de yok anne."


" Çocuğun suçu yok. Aralarındaki sürtüşmeyi uzatmayın. Beraber olmak isterlerse engel olmayın Kadir. Aşıkları ayırmanın ahı büyüktür."


Bu konuşmadan hiç hoşnut olmadı Kadir Bey, konuşmayı bitirmek istedi "Bu saçma konuşmayı uzatmak istemiyorum anne. Kapatıyorum işim va-"


" Vasiyetimdir, hatta babanla ikimizin vasiyetidir Kadir. Efil istediği sürece Oflaz ile evlendirmen vasiyetimizdir. Son sözümde budur Kadir!" Duyduklarıyla, ardından suratına kapanan telefonla afalladı Kadir Bey. Annesi ve babasının bildiğini bilmediği yetmiyormuş gibi bir de bu vasiyet çıkmıştı başına. İnanamıyordu gerçekten!

Son Yazılar

Hepsini Gör
30.BÖLÜM

2 AY SONRA   "Neden bu kadar hızlı? Neden bu kadar hızlı evleniyorsunuz?" Emre karşıma geçmiş bana hesap sorarcasına sorguluyordu, kollarını bağlamış bir sağa bir sola yürüyordu "Nereye aceleniz var,

 
 
 
29.BÖLÜM

Oflaz'la yüzük taktığımız, bize göre rüya ailemize göre kabus olan gecenin üstünden üç gün geçmişti. Ne annelerimiz tekrar birbirine girmiş, ne de farklı bir sorun çıkarmışlardı. Oflaz'ın annesi ve ba

 
 
 
28.BÖLÜM

Oflaz'ın yanından ayrılınca telefonuma Emre'den gelen mesajla babaannem ve dedemin eve geldiğini öğrenmiştim. Attığı mesaj şöyleydi.   Emre: Ecelinin sebepleri geldi abla   Efil: O ne demek?   Emre: B

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page