24.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 12 dakikada okunur
Karşımdaki adamın varlığıyla ürperdi bedenim, hislerimin karışıklığı vereceğim tepkiyi belirsizleştiriyordu.
Gördüğüme sevinmiştim, sevinmemem gerekirdi. Bu, ona duyacağım nefreti kendi üzerime çekti. Aradan geçen yılların üzerimde aynı duyguları barındırması, içten içe öfkeden deliye dönmemi sağlıyordu.
Dudaklarındaki silik tebessümü benden tepki beklediğini gösteriyordu, ona göre bir yol çizecekti. Onu özleyip özlemediğimi, bekleyip beklemediğimi mi merak ediyordu? Merakını giderebilirdim.
"Efil Hanım, iyi misiniz?" Uzun süren sessizliğim Naim Bey'de soru işaretleri oluşturmuştu, en çokta Oflaz ile aralıksız birbirimize bakmamızdı.
Gözlerimi zorlukla Oflaz'dan çekip Naim Bey'e döndüm, en net sesimle "Ben güvenliğimle sorumlu kimse istemiyorum. Ben kendi başımın çaresine bakarım, lütfen işinizden olmayın." Dedim.
Söylediklerime anlam veremeyen Naim bey tam cevap vereceği sırada Oflaz araya girdi, çoktan yanıma gelmişti "Maalesef Efil Hanım, böyle bir şey mümkün değil. Güvenliğinizle en iyi şekilde ilgileniyoruz merak etmeyin."
Naim hiçbir şey bilmiyordu, muhtemelen şu an aramızdaki bu yüksek gerilimin sebebini deli gibi merak ediyordu. Burada tartışmamız iyi olmazdı ama böyle üstüme gelmeye devam ederse mantıkla da iyiyle de işim olmayacaktı.
Dişlerimi sıkarak ona döndüm, gözlerine bakarak "İstemiyorum." Dedim.
Aynı netlikle cevap verdi "İstememenle ilgilenmiyorum."
Sinirle gülerek yanağımı içerden ısırmaya başladım, gel beni boğ diyordu. "Sen ilgilenme, Naim Bey gayet iyi ilgilendi benimle."
Oflaz'ın kararan bakışları öfkeden dönerek arkamda kalan Naim'i buldu, Naim sanıyorum ki benden 2-3 yaş küçüktü, Oflaz'dan daha da küçüktü. Bu bakışlarla onu geldiği ilk günden korkutmasını istemezdim ama iş işten geçmiş gözüküyordu.
"Burada tam olarak ne oluyor? Komiserim valla güvenliğiyle ilgilendim başka bir şey yok. Yeminler olsun ya." Yalvaran sesini duyunca onun üstüne gitmemesi için direttim "Git, başkası gelsin."
Gözleri ağır ağır gözlerimi buldu, burnundan sesli bir nefes verdi, hakkı varmış gibi bir de sinirleniyordu. "Karakolda işler senin istediğin gibi yürümüyor Efil, nöbeti ben devraldım" Naim'e dönerek başıyla gitmesini işaret etti "Sen evine gidebilirsin Naim."
Naim hızla "Tamam komiserim, sabah kaçta geleyim?" Demişti, Oflaz'dan hadsiz cevap yine gecikmedi "Gelme, bundan sonra ben ilgileneceğim."
Elimdeki tepsiyi sinirle arabanın kaputuna koydum, artık sabrımın sınırlarında geziyordu. Ceketinin kenarından tutup çektim, ne çok yakın ne çok uzaktı. İçimi alevlendirecek kadar alanıma girmişti zaten. "İstemiyorum diyorum, kıt mısın sen? Git diyorum, git Oflaz. Kimse gelmesin, annemlerin yanına döneceğim. Rahat bırak beni." Sitenin bahçesindeydik, insanlar rahatsız olmasın diye bağırmıyordum ama kendimi bu düzeyde tutmak içimdeki öfkeyle çok zordu. Bağırıp çağırmak, tokat atmak istiyordum.
"Senin tehlikede olduğunu bile bile gidemem." Dedi tane tane. Komikti, bunca yıl tehlikede olmadığım için mi gelmemişti yani?
Ceketini savururcasına bırakarak bir adım geri çıktım "Safsata, boş laf hepsi." Arabanın önünden tepsiyi aldım "Ben gidiyorum, sen de ne yapıyorsan yap. Yeterki benden uzak dur."cevap vermedi, vermesin zaten. Sessiz kalsın. Aramızda geçen sessiz ama derinden etkili bakışmadan gözlerini kaçıran ilk ben olmuştum, arkamı dönüp Naim'e mahcup tebessümümden sundum "Kusura bakma, böyle bir şeye şahit olmanı istemezdim. Yaptıkların için teşekkürler."
Memnuniyetle salladı başını "Hiç önemli değil Efil Hanım, görevim."
Binaya doğru ilerlerken arkamda bıraktıklarımla ilgilenmemeye çalıştım, yoksa kafayı yiyecektim. Üzerimde ki etkisinin hala bu denli büyük olması sinirlerimi bozuyordu.
"Efil!" Arkamdan seslenilmesiyle düşünmeden dönerek bağırdım "Ne var?"
Karşımda gördüğüm kişi beklediğim gibi Oflaz değildi, Meriç'in ta kendisiydi. Nefes nefese, panik yüz ifadesiyle karşımda dikiliyordu. Gözleri bedenimi baştan aşağı süzdü, bir şey arar gibiydi. Sorun olmadığını görünce rahat bir nefes vererek sarıldı. Bu beklemediğim bir hamleydi, şimdiye kadar hiç sarılmamıştık.
"Şükürler olsun ki iyisin." Sırtıma koyduğu eli aşağı yukarı sıvazlıyordu. Olanları duymuş ve hemen gelmiş olmalıydı, yaşadığı panik gözle görülür nitelikteydi.
Sarılması çıtırından rahatsızlık verse de ayıp olmaması için karşılık vererek bende elimi sırtıns koydum. "İyiyim, geldiğin için sağ ol."
Karanlıktı, ama karşımda öfke harbi geçiren, gözlerindeki alevle ortalığı yakmak istercesine bizi izleyen adamı görmemek imkansızdı. Yumruk yaptığı ellerini cebine koydu, ayağıyla gergince ritim tutuyordu. Tereddütle ileri doğru attığı adım ikinci adımı da doğurunca bedenim Meriç'ten elektrik almış gibi irkilerek ayrıldı.
"Gerçekten çok sağ ol Meriç ama zahmet etmişsin bu saatte."
"Ne zahmeti Efil?" Dedi azarlar tonda "Senin beni arayıp haber vermen çok büyük zahmet olmalı ki büroda seni göremeyince Nazlı'yı aradım, o söyledi." Nazlı'da bana üniversitenin kazandırdığı değerli insanlardan biriydi. Zamanla yakın iki arkadaş olmuştuk, şehir dışında olduğu için gelememişti ama işini erken bitirip geleceğine söz vermişti. Önemi yoktu, şu an her şey yolundaydı zaten.
Yanımızda biten Oflaz'a değdi gözlerim, yani kızmen yolundaydı. Nazlı, Oflaz'dan haberdardı. Her şeyi anlatmıştım, onun burada olduğunu öğrenince delirecekti. İyi anlamda mı kötü anlamda mı görecektim.
"Kimseyi telaşlandırmak istemedim, aileme de söylemedim. Kişisel algılama lütfen."
Elini omzuma koydu gülümseyerek "Çok düşüncelisin ama böyle şeyleri paylaş ki yanında olabileyim, basit bir şey değil. Sana zarar gelmesini istemeyiz."
Meriç her zaman yanımda olmaya çalışmıştı, ruh halim kötü olduğu zaman sorgulamadan bana destek olmuştu. En azından bunu yapabilirdim. Cevap vereceğim sırada yanımızda sessiz duran Oflaz artık dayanamamış olacak ki "Efil Hanım bu beyefendi kim? Arkadaşınız mı?" Demişti.
Yine benim cevap vermeme fırsat vermeden Meriç bana göz ucuyla bakıp Oflaz'a döndü "Aynı şeyi ben soracaktım, Efil bu beyefendi kim? Arkadaşın olsa bilirdim, yanında gördüğümü hatırlamıyorum."
Aradaki gerginlik sitedeki bütün dairelerin elektriğini karşılayacak boyuta gelmişti. Tanıştırmak için elimle önce Meriç'i işaret ettim "Meriç, üniversiteden arkadaşım."
Ardından Oflaz'ı işaret ettim "Oflaz Bey'de güvenliğimle sorumlu polis memuru." Cevabımdan memnun olmadığını belli eden sesli bir nefes verip elini Meriç'e uzattı "Komiser Oflaz Şahinoğlu." Ne yani polis memuru dediğim için mi alınmıştı?
Meriç, Oflaz'ın elini tuttu "Meriç Uysal."
"Memnun oldum." Hiç memnun olmadığını belli eden imalı ses tonundan dolayı diken üstündeydim. Meriç'in "Memnun oldum." Derken kasılan bedeni ve sekteye uğrayan sesinden tokalaşırken Oflaz'ın orantısız güç uygulayarak canını yaktığını fark ettim.
Müdahale etmek amacıyla elimi birleşen ellerinin üstüne koydum "Bence yeterli, ikiniz de memnun oldunuz."
Ellerini ayırmayı başarsam da Meriç'in anlamsız bakışlarıyla Oflaz'ın öfke püsküren bakışlarını ayıramamıştım.
"Meriç, o kadar yol gelmişsin. Kahve ısmarlayayım." Göz ucuyla bana baksa da umursamadan geri Oflaz'a döndü, bir adım yaklaşarak meydan okuyan bakışlarıyla "Derdin ne? Kimsin sen?" Demişti.
Her zamanki gibi olaylar benim isteğim dışı gerginliğe doğru giderken kenara oturup izlemekle araya girip ikisini de tokatlamak arasında gidip geliyordum.
"Komiser Oflaz Şahinoğlu."
Burnundan sinirle güldü Meriç "Elimi kırmaya teşebbüs edecek kadar sıktığına göre sadece komiser değilsiniz Oflaz Bey."
"Meriç." Dedim netlikle, bu olaya karışsın istemiyordum "Senlik bir şey yok, ya gel kahve içelim ya da yarın büroda görüşürüz."
Başını anlayışla sallayınca rahatlıkla nefes verdim "Sen nasıl istiyorsan öyle olsun, yarın görüşürüz."
"Görü-" sarılan kollarıyla nefesimi tuttum "-şürüz." Oflaz'ın boynunda atan damar belirginleşmişti, Meriç'in inadına sarıldığını hissetmitşim, ateşle oynuyordu.
Bu sefer sarılmadığım için vedayı kısa tutarak ayrıldı, Oflaz'a verdiği baş selamının ardından arkasını dönüp bahçenin çıkışına doğru ilerledi.
"Kim bu sikik?"
Bıkkınca nefes verip başımı umutsuzca iki yana sallarken sorusunu cevapsız bırakıp arkamı dönerek binaya ilerledim. Vurdumduymaz olduğu yetmiyormuş gibi ağzıda bozulmuş. Yetmezmiş gibi hala peşimden geliyor!
"Kim bu Efil, sevgilin mi?"
Yürümeye devam ediyordum "Beynine oksijen gitmiyor mu senin? Az nefes çekte oksijenle tanış, sevgilim olsa böyle sakince gider miydi?"
"Sevgilin olmak istemediğini söyleyebilir misin?"
Şimdiye kadar öyle bir enerji almamıştım "Bu seni ilgilendirmez, olsa bile benim vereceğim bir karar." Asansörün düğmesine basıp beklemeye başladım, Oflaz'da karşıma geçti.
"Teklif etti yani?" Ağzımdan laf almaya çalışan işgüzar haline göz ucuyla bakarak göz devirdim "Seni ilgilendirmez dedim. Arabana git, nöbetini tut."
Gelen asansör kabinine bindim, kaldığım katı tuşlarken Oflaz ellerini cebine koyarak arkamdan binmişti, sırtını kabine yaslayarak bana bakmaktan çekinmedi. "Kapının önünde tutacağım, belki kahve ısmarlarsın."
"Ruh hastası." Dedim tükürür gibi "Hiçbir şey olmamış gibi kahve diyor. Delireceğim!"
Kaldığım kata ulaşınca hiddetle indim asansörden, o ise ağır ağır geliyordu peşimden "Sen benden aşağısın sanki." Diye homurdandığını işittim, böyle olduğum için beni suçlayabilir miydi? Hiç sanmıyorum!
Cevap vereceğim sırada açık olan evimin kapısıyla korkuyla yere mıhlandı ayaklarım, kapıyı kapatmayı unutmuş olamazdım. Eşofmanımın cebini yokladım, anahtar burada. Kapattım kapıyı, koca bina da onca tanımadığım insan varken neden kapatmayayım?
Oflaz aralık kapıyı fark edince önüme geçerek silahını çıkardı, iki eliyle silahı kavrarken şoka girerek dikilen bana "Burada bekle." Demişti, gidebilecek mişim gibi.
Düşünmeden içeriye girmesi daha da paniğe sürüklemişti zihnimi "Dikkatli ol." Dedim fısıldayarak, onaylayarak dikkatle içeriye girdi.
Köşeyi dönüp gözden kaybolunca istemsizce nefesimi tutmuştum, gerginlikten uyuşan bedenimi en sonunda harekete geçirerek kapı eşiğinde beklemeye başladım. İçeriden ses gelmiyordu, seslensem düşmana öncelik mi vermiş olurdum?
Alt dudağımı dişlerken bir yandan ayağımı sallamaya başlamıştım, gelsene be adam! Ya Oflaz'ı ensesine vurup bayılttıysa? Yok yok Oflaz böyle oyunlara gelmez. Gelmezdi değil mi?
Yüreğim ağzımda atıyor!
Aşağıdan gelen gürültüyle merdivenlere döndüm, merdiven boşluğundan aşağı baktığımda birinin koşarak geldiğini görünce panikle kapıya doğru koştum ama "Oflaz çabuk gel! Oflaz!"
İçeriye gireceğim sırada yükselen tanıdık "Abla!" Nidasıyla kesik kesik nefesimle sövdüm "Senin ben ağzına sıçayım Emre!"
Arkamda ki gürültüyle Oflaz'ın "Ne oldu?" Sesini işittim, bu nedenle korkmamıştım. Gözlerim merdivenden gelecek olan kişideydi. Emre'nin homurdanmalarını ben de Oflaz'da çok net duymuştuk. "İyice kafayı yedin, terapilerini aksatma dedik ama kim dinler? Oflaz'ın hayaletinden yardım istiyor."
Terapist geçmişimi söylemek zorunda mıydı? Bunu Oflaz'ın bilmesine gerek yoktu, sonra kendisini bir şey danacaktı.
Emre kadrajıma girdiğinde başını kaldırıp baktı, bana baktığında ifadesi kınar gibiydi. Terapilerimi aksattığım için sinirliydi ama gözleri arkamdaki kişiye kayınca bu sefer terapi alması gereken oymuş gibi dehşet ifadesiyle olduğu yerde durdu.
Gözlerini sıkıca kapattı, bir kaç saniye bekleyip açtıktan sonra tekrar arkamdakine odaklandı. "Abla senin terapistten benim adıma da randevu al, biz topluca delirdik." Hızlı adımlarla çıkıp karşıma dikildi, gözleri hala Oflaz'daydı.
"Merhaba Emre, naber ex kayınçom?" Ex kayınçom? Dirseğimi karnına geçirdim, acısı yerine gülüşünü işitince kas katı kesildim. Bu gece sabrımın sınırlarında dolaşıyordu.
Emre'nin gözleri ikimiz arasında mekik dokurken kaşları çatıldı, gerçekliğini onaylamak ister gibi bana baktı "Bu gerçek mi?"
Sinirle soludum, bir tane de Emre'ye geçirecektim şimdi "Emre gerizekalı gerizeklı konuşma, Oflaz'ın hayalini görmemiz için, onun için yanıp tutuşuyor olmamız gerekirdi."
Göz devirip arkamı döndüm, içeriye girecektim ama Oflaz'dan geçecek yer bulamadım. Ellerini kapı pervazına yaslamış çapkın gülümsemesiyle yukarıdan bana bakıyordu.
"Yanmıyor musun?" Sesini bilerek böyle çekici yapmaya çalıştığının farkındaydım, düşmüyordum. Düşmeyeceğim.
İstifimi bozmadan işaret parmağımla karnından doğru ittirdim, "Hayır." bu itişimle hareket etmeyeceğini biliyordum ama o diretmeden ellerini pervazdan çekip yana geçmişti, geçmem için alan açtı.
Hızlı adımlarla salona ilerlerken arkamdan geliyordu "Ama benim beş yıllık bir ateşim var, ikimize de yeter, tutuşturur dert etme."
Kalbim bu saçmalığa dahil olmak ister gibi hızla atmaya, midem kasılmaya başlamıştı. Dudaklarımda yer edinecek tebessüme müsaade etmeden ifadesizlikle koltuğa attım kendimi
Önce Oflaz girdi içeriye, ardından kulaklarını koparmak istercesine tutan Emre "Cilveleşmelerinizi duymak istemiyorum, kulaklarımı keseceğim!"
Biri yetmiyor ikisiyle uğraşıyorum "Cilveleşme falan yok" Oflaz'a döndüm, kendi evi gibi çaprazımdaki tekli koltuğa oturmuştu "Saçmalayacaksan defol git. Hatta sen niye girdin içeriye? Gitsene nöbet yerine."
"Nöbet yerim senin yanın, gördüğün gibi kapıyı açık bırakmışsın. Ya yine yaparsan."
"Açık bırakmadım, başım da böyle bir bela varken niye açık bırakayım ki?" Aklıma gelen düşünceyle arkama yaslanıp kinayeli bir gülüşle kollarımı bağladım "Ah doğru, Naim Bey üşümesin diye çay yetiştirmeye çalışıyordum. Aklım uçmuş."
Kasılan bedenine belirginleşen yüz hatları eklendi, sinirle bakan gözlerini de es geçmezsek iyi olurdu. "Efil, Naim benim ekibim de. Ona kan kusturmamı istiyorsan böyle devam et."
Oturduğum yerde dikleşip çirkefleşerek bağırdım "Görevini kötüye kullanmış olursun, seni şikayet ederim."
"Yeter!" Emre en sonunda aramıza geçerek ikimize de dehşet ifadesiyle baktı "Bu koruma olayı ne, ablam neden korunuyor ve sen nereden çıktın? Neden sen koruyorsun? Burada neler oluyor, siz barışmadıysanız neden bir aradasınız?"
Oflaz'a ters bakışlarım eşiliğinde olan biten her şeyi Emre'ye anlattım, ilk tepkisi "Abla sen gerizekalı mısın?" Olmuştu "Neden haber vermiyorsun, neden bu evde kalmak için diretiyorsun? Eve neden gelmedin?"
Bıkkınca ofladım "Bilmiyor muş gibi konuşma Emre, ayrı eve çıkmak için çok uğraştım. Zaten güvenliğimle ilgilenildi diye istemedim ama nereden bileyim güvenmediğim birinin güvenliğimle ilgileneceğini?"
Oflaz'a pasladığım top on ikiden vurmuştu, ters bakışlarıyla işaret parmağını koltuğun kenarına vurarak ritim tutuyordu.
Emre bu sefer Oflaz'a döndü "Senin derdin nedir Oflaz abi, neden geldin? Senden başka polis kalmadı mı koca İstanbul'da?" Emre'nin bu çıkışını beklemediğinden duraksadı Oflaz, cevaplarını özenle seçiyordu. "Aşık birinin koruması daha özenli olur dedim."
Beklediği cevap bu değilmiş gibi "Başka?" Dedi Emre, başkasını ben merak etmiyordum, ona ne oluyordu?
"Aramızdaki bu saçmalığı çözmeye geldim Emre, başkası bu. " Gözleri beni bulduz gözlerinde yer edinen özlemi görebiliyordum, bunda sorun yoktu ama yerine oturmayan çok taş vardı içli bir nefes çekti "Aşkımdan geberdiğim için geldim."
İçimi titretmişti bu cümlesi, içtenliğiyle kasıp kavuruyordu içimi.
"Beş yıl sonra mı?" Diyen Emre'ye döndüm "Emre, lütfen. Ben merak etmiyorum sana ne oluyor?"
Öyle mi dercesine kavislendi kaşları, sinirle gülerek ayağa kalktı, "Bıçaklandım söylemedin, ayrıldın sebebini söylemedin, neler yaşadın belki hala bilmediğimiz şeyler var ama sen hala sormamayı mı tercih ediyorsun? Sana yakında beyaz gömleği giydirirler abla, hiç kusura bakma!"
Konuşmamıza müsaade etmeden Oflaz'a döndü "Vazgeçmem nidaları döküp beş yıl sonra dönmen, yanıp kavruluyorum cümlelerini etkisiz hale getiriyor Oflaz abi, hiç samimi değil." Bir kaç geri adımla salonun kapısına ilerledi, ikimizi beraber görebileceği şekilde durdu "Siz iki yetişkin gibi konuşmadan ne size ne de bize rahat yok. Bitecekse de böyle bitecek, devamsa da böyle devam edecek."
Ne yapacağını anlayınca ayağa kalktım, benim kalkmamla koşarak dairenin kapısını açtı, çeviklikle anahtarı da çekmişti. Ben yetişemeden kapıyı üstümğze kapatmıştı, kulbu indirip açacağım sırada da kilitlemişti. Hemde üç kere!
"Uslu uslu konuşun! Dövüşmeyin!"
"Emre seni gebertirim!"
"Önce kapıyı açmam gerekir, hadi görüşürüz." Kapıya ard arda indirdiğim yumruklar ve tehditler beş dakika sürmüştü, hiçbir faydası olmamıştı. "Hain kardeş, seni bir elime geçireyim var ya!"
Söylene söylene salona girdim, Oflaz'ı oturduğu yerde değilde salona arası sadece tezgahla ayrılmış olan mutfağımda gördüm.
Tavuk çıkarmış çoktan tavaya koymuştu. "Ne yapıyorsun?" Dedim yanına giderken.
"Karnımız aç değil mi?" Madem konuşmak istiyordu, anlatacakları vardı bunu daha fazla bekletmenin anlamı yoktu. Bitsin ve Emre hemen kapıyı açsın.
Ocağın altını kapattım "Oturup konuşalım, anlat ne anlatacaksan."
Yüzüne bakmadan salona geçip köşe koltuğumun köşesine oturdum. Oflaz'da karşımdaki tekli koltuğa geçmişti.
Ne anlatacaktı acaba?
"Sarhoş olduğum geceyi anlatmıştım." Diye giriş yapınca gözlerimi kapatıp sinirle güldüm, evet o gece.
Gözlerimi aralayıp devam etmesi için başımı belli belirsiz salladım, dediğimi yaparak devam etti. "Senin yanından ayrılınca eve gittim, annem bana Ayça ile ne kadar yakışacağımızdan bana ne kadar uygun olduğundan bahsetti. Bende sinirlenerek ne Ayça'sından bahsettiğini söyledim. İçerken bile alay ederek gülüyordum Efil. Sana bakarken sayıklamamın en büyük sebebi bu. Sen gittikten sonra evden de mahalleden de taşındım, düşündüğün gibi olsa şu beş yıl içinde Ayça ile olmaz mıydım? Ben nereye baksam-" elimi kaldırıp susturdum "Tatlı dilini kullanmadan devam et. Fazla yavan duruyor."
Kısa bakışmamızın ardından dudakları aralandı fakat ne söyleyecekse yutarak vazgeçti. Teslim olmuş gibi başını sallayıp devam etti "Şimdi sorum sana Efil, sana çiçekler yolladım, hediyeler yolladım, özür mesajları attım, aradım ama sen hiçbirine dönmedin. Çiçekler ve hediyeler teslim alındı, mesaj atacağını sanarken arayınca engellendiğimi öğrendim. Benden bu kadar çabuk vazgeçeceğini hiç düşünmezdim."
Ne çiçeklerden ne de hediyelerden haberim vardı, mesaj ve arama dahi almamıştım, bu da kandırmacasına dahil miydi?
"Bana gelen ne bir hediye ne de bir mesaj vardı Oflaz, eğer yalan söylüyorsan-"
Hiddetle dikleşti "Efil, ben sana kaç kere yalan söyledim?" Telefonunu çıkarıp bir şeyler tuşladı, açtığı ekranı bana çevirdi. Sipariş verdiği çiçekler ve hediyeler vardı, adresleri bizim evimizdi." Telefonu kendisine çevirip bu sefer farklı bir sayfa açarak bana çevirdi, bu sefer attığı mesajlar vardı. Yalan söylemiyordu.
"Adreste doğru." Dedim düşünceyle, telefonu çekti "Tabi ki doğru. Senin yerine başkası teslim almış olabilir." Zihnime düşen görüntülerle içten içe küfrettim. Anneme neredeyse her gün babamdan çiçek ve hediye geliyordu. Akşam babam gelince teşekkür edip cilveleştikleri için aksi tabi ki aklıma gelmedi. Yoksa onlar Oflaz'ın benim için yolladıkları mıydı? Bunu neden yaptılar? Bunu niye yapıyorlar?
Sadece Oflaz'ı suçlayan tarafın kırılmıştı anında, ailemin arkamdan çevirdiği işler kırmıştı bir tarafımı. Emre'nin haberi yoktur umarım, eğer varsa o daha çok çekerdi elimden.
Gözlerimi boşluktan çekmeden "Bilmiyorum." Dedim "Dediğin gibi olabilir, kimin yaptırdığıyla ilgileneceğim."
"Yani bu Efil, beni engellediğini öğrenince daha fazla rahatsız etmek istemedim. Zorlasaydım ne sen hoşnut olurdun bu durumdan ne de ben, istemiyorum dediysen bitmiştir."
Öyle mi dercesine güldüm yüzüne bakarken "Karşımda olduğuna göre bitmemiş."
"Bende bitmişsindir demedim, ulaşma çabalarım bitmiştir dedim." Arkasına yaslanıp içtenlikle gülümsedi "Buraya tayinimin çıktığını öğrenince yanına gelmek en çok istediğim şeydi ama hala engelli olduğumu var sayarsak beni istemediğini düşündüğüm için geri durmak tek seçeneceğimdi. Yine de bir işaret görürsem geri durmamakta seçeneğimdi. O işaret geldi."
Ne işaretinden bahsettiğine dair en ufak fikrim yoktu.
"Karakoldaki ilk günümde Naim'in senin güvenliğinle ilgilenildiği söylendi. Sen istesen de istemesen de o işaret bana geldi, bende geri çevirmedim."
Kader ağlarını örüyor.
Onun benden uzak durma sebebi buydu, benim ki ise çok başkaydı. Annemle babamın yaptığı yanlıştı ama bir yandan neden yaptıklarını anlayabiliyordum.
"Terapist olayı ne Efil?" O anlatmıştı, sıra bana gelmişti ama çekiniyordum. Bu süreç benim için fazlasıyla zorlu geçmişti.
Derin bir nefes alıp başladım, nereye kadar erteleyebilirdim ki?
"İstanbul'a geldikten iki hafta sonra" aslında tam olarak Oflaz ile ayrılığımızın gecesi " Kabus görmeye başladım, işe başladığım gün yaşanan arbede de küçük yaralanmıştım ya." İlgiyle gözlerini kırpmadan dinliyordu "O adamın bıçağı her gece ikimizi de yaralıyordu. Git gide dışarıya çıkamamaya, en ufak seste irkilmeye başlamıştım. Sabaha kadar uyuyamadığımdan evde ruh gibi gezmeye başlayınca terapiste götürdüler."
Yüzünde hiçbir duygu yoktu ama gözlerindeki şefkat ve ilgi yoğunluğu her şeyi anlatmam için beni çoktan ikna ediyordu.
"O zaman çokta takıyor gibi gözükmüyordun."
Omuzlarımı silktim "Takmıyordum zaten, aklıma bile gelmiyordu. Sanırım"bunu söylemek zordu, gözlerimi boşluğa çevirip "Sana güvendiğimden dolayı hiç umursamadım." Bir süre yüzüne bakamadım, sessizlik sürdü. Ne o cevap verdi, ne de ben konuşabildim. Devam etmem gerektiğinden dolayı gözlerine çevirdim gözlerimi, yüzünde tek bir mimik oynamıyordu ama gözlerinin içi gülüyordu.
O yokken yaşadığım korkudan olmadığını biliyordum, ona duyduğum güvenden dolayı memnundu.
"Annemle babam bu ruh halimin senden ayrılmamdan dolayı olduğunu sanıyormuş uzun bir süre, kendi kendilerine gelin güvey olmuşlar. Sonradan bıçaklanma olayını anlattım ama yolladığın hediyelerin ulaşmama sebebi bundan dolayıdır."
"Ailelerimizin kurbanı olduk desene."
"Hayır, takıntılının ve ailelerimizin."
"Hayır." Dedi o da aynı şekilde "Takıntılılarımız ve ailelerimiz." Dirseklerini bacaklarına koyup ellerini birleştirdi "Ne var biliyor musun? İki tarafta suçlu ve suçunu kabul ediyor. Sana güveniyorum, kırgınlıklarımın da son kullanma tarihi geçti Efil. Ben sana aşığım. İkinci bir şans neden olmasın?"
İyi hoş konuşuyordu ama "O kadar kolay değil Oflaz, ailelerimizi silip atamayız. İki tarafta birbirini istemiyor."
"Fikrim var, kimse ilişkimizi bilmesin. Baştan başlayalım. Eğer hala anlaşamazsak bizden gerçekten olmuyormuş der yolumuza bakarız."
Tek kaşımı sorgularcasına kaldırdım "Kendi yoluna bakma işi bu kadar kolaysa beş yılda niye yapamadın?"
Küstah tavırla kıvrıldı dudakları "Sen niye yapamadıysan ondan." Doğrulup arkasına yaslandı "Geleceği göremem, ne olur bilmiyorum. Her şeyin iyi olacağına emin de değilim. Tek bildiğim şey sana aşık olduğum ve birlikte olmak istediğim kişinin sadece sen olduğu. Her şeye baştan başlayacağız, birbirimizi yeniden tanıyacağız."
Kendimi baskı altında hissediyordum. İstiyordum ama gururuma yediremiyordum. Bunca yıl sonra karşıma çıkması bana da işaret gibi geliyordu ama neyin işaretiydi? Yeniden başlamanın mı yoksa yükleşip bitirmenin mi? Kafam çok karışık!
Ellerini dizlerine vurup ayağa kalktı "Ben bize yemek hazırlayayım, sen o sırada biraz düşün."
O gece yüzüme baka baka o kızın adını söylemişti, söylediği gibi ayrıldıktan sonra aradan kocaman beş yıl geçmişti. İstese olurdu, içinde azıcık bir ukde kalsa düşünmeden olurdu. Beş yılın sonunda karşıma çıkmak için işaret beklemezdi. Bu bitmeyen şey yarım kalmışlık mıydı? Hiç sanmıyorum, onun yanında hissettiğim güven bile bambaşkaydı.
Başımı ellerimin arasına alıp ofladım, kalbimle aklım arasında kalmak çok zor!
Yorumlar