23.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 11 dakikada okunur
5 YIL SONRA
Kalbimin atışını bütün bedenimde hissediyordum, titreyişim durmuyor aksine artıyordu. Stresle parmaklarımı kapatıyor açıyordum, bedenimdeki gerginliği ustalıkla gizliyor, profesyonel bir duruş sergiliyordum.
Karşımdaki adamın küstah bakışları üzerimdeydi, kazanacağına çok emindi, delillerimi sunmuştum, savunmamı yapmıştım, gerisi hakime kalmıştı.
Hakim tokmağına dokunup başını kaldırdı, nefesimi tuttum.
“Tarafların beyanları ve sunulan deliller doğrultusunda, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kanaatine varılmıştır. Boşanma kararı verilmiştir.”
Nefesimi rahatlıkla verip bedenimi gevşettim, yüzümde oluşan memnun ve zaferi taşıyan gülümsememle yanımdaki kadına döndüm, eşinden şiddet gören, eziyet çeken bir kadındı. Belirli aralıklarla boşanmaya niyet edip alıkoyulmuştu ve bugün özgürlüğüne kavuşmuştu.
Sevinçle döndü bana, bedeninde yer yer edinmiş morlukların bu özgürlükle çiçek açtığına, çabucak iyileşeceğine emindim. Elimi kavradı sıkıca, gözleri doldu "Teşekkür ederim Efil Hanım, çok teşekkür ederim."
35 yaşındaydı karşımdaki kadın ama yaşanmışlığı boyunu aşmış, kamburlaşmıştı. Şimdi ise onun, kendim ve bütün insanlığın adına o kadar mutluydum ki tuttuğum elini sevgiyle sıktım.
"Bu daha başlangıç, sana yaptıkları için ceza davasında bu savaşımız devam edecek. Eminim ki kazanacağız Sahra Hanım."
"Artık bende eminim." Birinin gözlerindeki umut ışığı olmak beni tatmin eden en yegane şeydi. Gururluydum.
Hakim çıktıktan ve Sahra Hanım ailesiyle gittikten sonra eşyalarımı çantama koyarken üstüme düşen gölgeyle başımı kaldırdım, Sahra Hanım'ın az önce boşandığı Sinan Bey ve avukatı Meriç Bey'di. İkisinin de gözünde beliren saf ışığı görmemek mümkün değildi.
Çantamı toplayıp dikleştim, gözlerim ikisi arasında mekik dokudu "Bir sorun mu vardı?"
Sinan Bey saf öfkesini kusmaktan geri durmadı "En büyük sorunun siz olduğunu söylememe gerek yoktur."
Meriç Bey uyarır bakışlarıyla Sinan Bey'e döndü "Sinan Bey, sözlerimize dikkat edelim. Sonuç her ne kadar hoşunuza gitmese de Efil Hanım'da işini yaptı."
Bu sefer öfkeli gözlerinin rotası Meriç'teydi "Bu durumda işinizi iyi yapmadığınız için size mi sinirlenmeliyim?"
Onayladı Meriç "Birine sinirlenmek istiyorsanız bu kişinin ben olmasını tercih ederim."
Bu noktada öfkeli bir soluk verdi Sinan Bey, tekrardan bana döndü ve "Bu iş burada bitmedi, görüşeceğiz." Dedikten sonra arkasını dönüp gitti.
Sıkıntılı bir nefes verip çantamı masanın üstünden aldım "Beni savunmana gerek yoktu."
"Seni savunmadım" gülümsüyordu "Yapmam gerekeni yapmaktan çekinmem, bu da yapmam gerekendi."
Dava salonunda beraber çıkıp koridor boyunca yürüdük "Aslına bakarsan" yanlış anlaşılmak istemiyordum "Fikrimce diyorumki yapman gereken aldatan birini savunmamaktı."
Başını eğerek gülüp bana döndü "Haklısın ama senin kadar ince eleyip sık dokuduğum kriterlerim yok. Dava gelir, işimi yaparım, yoluma bakarım kafasındayım. Seni de takdir ettiğimi belirtmek isterim. Mezun olduğundan beri çok iyi işler çıkardın. Hayran olmamak elde değil." Gerçekten mest olmuş gibi söyleyince çekingenlikle baktım "Teşekkür ederim, zamanında gerçekten istediğim bir meslek olması için çok düşünmüştüm. Severek yapmam önemliydi."
Bir elini cebine atıp burnundan güldü, içli bir nefes çekti "Ben çok düşünmedim, babamın anlattıklarından ve onun duruşundan etkilenmiştim. Pişman da değilim." Tıp için üç yıl hazırlandığım ve tıp okurken bırakıp tekrardan sınava hazırlandığım anları anımsadım. O anıların içinde kalbimin teklemesini sağlayan başka anılara kayarken kırpıştırdım gözlerimi, kendime gelmeliydim.
Adliyeden çıkınca ayrılmadan önce karşılıklı durduk "İyi günler Efil Hanım."
Gülümsedim "İyi günler Meriç Bey."
Ayrılıp arabalarımıza ilerledik. Meriç, ben okula yeni başladığımda ikinci sınıftı, benimle yaşıttı çünkü İstanbul'da Hukuk okumak için yıllarını vermişti. Babasından görüp etkilenmesi ruhuna işlemiş olmalıydı. Zaman zaman gelip bana yardım eder, kütüphanede uyuya kaldığımda önüme bir bardak kahve koyardı ve ben o kahve kokusuna uyanırdım. Bana iyi bir yoldaş olmuştu.
Kendim hakkında pek bilgi vermediğimden birbirimiz hakkında sadece okuldaki anlarımızı bilirdik, bu nedenle ne o benim hayatım ve geçmişim hakkında ne de ben onun hayatı ve geçmişi hakkında pek bir şey bilmezdim. Babamın zengin bir iş insanı olduğunuysa tesadüfen öğrenmişti.
Arabama binip giderken bağladığım telefonumdan numara tuşladım, konferans aramasıydı. Açıldığı gibi Dicle'nin bağışını işittim "Ay ne oldu? Kazandın mı davayı?!"
"Sence?" Dedim bilmiş tavrımla "Benden kaçar mı kızım?"
Dicle, Leyla, Eda ve Merve'nin neşeli çığlığı doldurdu arabayı, bende onlara eşlik ederek güldüm.
"Biliyordum kızım! Senden kaçmaz tabi ki!" Diyen Eda'ydı, her davadan sonra onları konferansla arayıp neşemi paylaşmak rutin haline gelmişti.
Ardından Leyla neşeyle şakıdı "Bugün aldığımız ikinci güzel haberdi! Tebrikler!"
"Birincisi neydi?" Dedim merakla ve heyecanla, onlar da her mutlu haberlerinde konferans araması yaptıkları için her konferans araması geldiğinde heyecanla açıyordum.
"Oflaz komiser olmuş." İsmini duymamla gerilen bedenim her zamanki tepkimesini veriyordu, bu artık çok yorucuydu. Gergince boğazımı temizleyip sessizliğimi korudum, ne diyebilirdim ki?
Evime geldiği o geceden sonra gitmişti, bir daha görüşmemiştik. Ne o adım atmıştı, ne de cesaret gösterebilmiştim.
Oflayışını duydum Leyla'nın "Efil, çok pardon. İşim vardı ve onu yaparken dalgınlıkla ağzımdan kaçtı."
"Ben..." Yutkundum "Eve geldim, sonra görüşürüz." Telefonu kapatıp direksiyonu sıktım gerginlikle. Beş yıl geçmişti, koca bir beş yıl geçmişti! Vazgeçmeyeceğim demişti, vazgeçmişti. Vazgeçmek istemiştim ama vazgeçememiştim. Bizden iyi bir ilişki çıkmayacağını da biliyordum ama yüreğimden söküp atamıyordum, kahretsin.
Arabayı evin önüne park edip indim, hiddetli adımlarla bahçeye girip masaya göz ucuyla baktım. Onu son gördüğüm yerdi. En azından son bir kez sarılsaydık ne olurdu ki?
Anahtarımla eve girdim, boştu. Emre, mimarlık okumuştu. Babamın yanında çalışıyordu, kafasına buyruk takılabildiğinden, işini iyi de yaptığından ne o başka iş aramıştı ne de babam onu başka bir yere yollamıştı. Geçinip gidiyorlardı. Annem ise o dernek senin bu dernek benim geziyor, arkadaş çevresini genişletiyordu.
Odama çıkıp kolilenen eşyalarıma baktım, ekonomik özgürlüğümü elime alınca yapmak istediğim ilk şey eve çıkmaktı. İşlerim iyiydi, param vardı. Evimi de tutmuştum, yeni eşyalar aldığım için sadece kıyafetlerimi götürecektim. Onları da valize sığmadığı için kolilemiştim.
Çantamı kenara atıp kendimi de yatağa attım, tavanda gezinen gözlerim zihnime sızmamı kolaylaştırmıştı. Zorlu bir sınava hazırlık süreci geçirmiştim. Aşk acısıyla sınav birleşince hiç de hoş olmamıştı. Bir yandan ne okuyacağıma da karar vermek zorunda kalınca fazlasıyla ter dökmüştüm.
Kerem ve Gonca evlenmemişti. Gonca yaptığı hatanın farkına varıp ailesine istemediğini söyleyerek benden de özür dilemişti. Özrünü kabul etmiştim ama affetmemiştim, ihanetin affı olmuyordu. Kerem'in düzensiz ilişkileri vardı, her gün farklı kadınla görüyordum. Bana çizdiği babamın zoruyla evleniyorum, seni seviyorum imajı tamamen yalandı. Babası da babamın ayağını kaydırdığıyla kalmıştı.
Babama üç yıl boyunca hiçbir şey söylememiştim, üç yılın sonunda anlaşmayı uzatacaklarını öğrenince her şeyi anlatmıştım. Daha fazla saklayamazdım. Onlarda hemen ortaklığı bırakmıştı, babam hemen kendi işine dönmüş ve büyütmüştü. İşkolikti ve bu zaman diliminde daha işe yoğunlaşmıştı. Bütün olayı anlattıktan sonra işime gelen şey ise Kerem'in artık yanıma yaklaşmıyor oluşuydu. Yine de denk geldiğimiz zaman asılmadan edemiyordu, onun için rutin haline gelmişti. Bende kendi haline bırakmaya karar vermiştim.
Doruk, Asu ile evlenmişti. Kafeyi beraber işletiyorlardı, Giresun'da ki kafesinin başına Hayri'yi geçirip İstanbul'a açtığı şubenin başına geçmişti. Yani buradalardı, sık sık onları ve iki yaşındaki kızları Ada'yı ziyaret ediyordum. Sınav haftalarım da az kahve ısmarlamamış, tatlı ikram etmemişlerdi. Bir masayı sadece bana rezerve etmişlerdi, eşyalarımı oraya bırakıyordum, bana özel çalışma alanı yapmışlardı. Onlara minnettardım, umutsuzluğum da hemen motive etmişlerdi, gerçekten minnettardım.
Aşağıdan gelen gürültüyle irkilerek kalktım "Abla!" Emre'nin evi inleten sesiyle kapıya koştum, merdivenin başında aşağıya baktım "Ne bağırıyorsun, ödümü kopardın salak!"
Sesimi duyduğu gibi merdivene koştu, aşağıdan yüzüme avak aval bakıp gülerek tırmandı merdivenleri "Abla!"
"Ne?" Dedim bıkkınca, omuzlarımdan tutup odama yürüttü, yatağıma oturunca bende yanıan oturdum, heyecandan yerimde duramıyordu. "Ne oluyor Emre? Niye götün başın ayrı oynuyor?"
Gülüşünü soldurmadan göz devirdi, beklemedi "Aşık oldum lan." İtirafı karşısında kaskatı kesildim, ne demişti o?
"Ne oldun ne?"
"Aşık oldum abla, biraz da sıçtım sıvadım. Rezil oldum kıza!"
Heyecanıyla heyecanlanıp güldüm, onu hiç böyle görmemiştim. Üniversite de arkadaşları olmuştu ama genelde benimle takılırdı, çevre edinmesini söylesem de istemezdi. Şimdi aşık olduğunu söyleyince ben bile heyecanlanmıştım, kendim aşık olmuş kadar mutlu olmuştum.
"Kim, ne, neci, neden rezil oldun?"
"Babamın benim için işe aldığı asistan kız, görsen bir içim su, senin kadar olmasın çok güzel." Beni de unutuyordu şeker çocuk.
"Ee"
"E si onu gördüğüm gibi panik atak geçirdim, odama girdi. Dedi ki 'ben Duru Çalı, asistanınızım efendim.' Efendim diyen dillerini yerim diyemediğim için ayağa kalkıp 'hoş geldiniz memnun oldum' demek istedim."
"Gerizekalı" dedim gülerek"Ee"
"Ee si ayağa kalkınca adım atamadan yere düştüm, dizlerimin bağı çözülmüş heyecandan!" Yüzüne baka baka öyle sesli kahkaha atmıştım ki omzuma vurup sitemle bağırdı "Abla gülme fena rezil oldum kıza! Sıçtım ama sıvadığım tarafı anlatmadım!"
"Dahasıda mı var?" Demiştim gülerken zorlukla, uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyordum.
Moral bozukluğuyla ofladı, "Tek dizimin üstüne düştüğüm için o an rezil olmayayım diye spor yapıyormuş gibi diğer dizimi yere koyup diğerini de kaldırdım. Bunu bir kaç kere tekrar ettim. Sonra bir şey demeden ayağa kalkıp elimi uzattım." İkinci gür kahkahamı da attığımda bu sefer daha sert itti beni omzumdan, direnmeden kendimi yatağa attım "Gerizekalı."
"Abla gerçekten, hadi sen yabancı değilsin de, kız da gerizekalı olduğumu düşünecek. Ne yapacağım?"
Uzandığım yerden onu izledim, "Bundan sonra dizinin bağlarına hakim olacaksın yakışıklı." Uzmadığım yerden kalkıp oturdum "Yalnız bu, anında dizlerinin bağını çözüp sana diz çöktüren kız kim, nasıl biri çok merak ettim. En kısa zamanda şirkete geleceğim."
Onayladı "Gel ve onunla arkadaş ol, hakkımda bilgiler ver."
Kaşlarım çatıldı alayla "Pezevenk miyim lan ben? Kendi işini kendin hallet. Ben yengemi merak ettim."
"Abla rezil oldum diyorum." Yalvarırcasına bakıyordu "Rezil oldum diyorum anlasana, yardım et." Koluma asılınca böcek gibi silkelemeye çalışarak savurdum kolumu "Bırak be, kıyafetimi sündüreceksin. Tamam yaparız bir şeyler bırak."
Bırakmadı, aksine kollarını boynuma sarınca gülsem, hoşuma gitse de itmeye çalıştım "Tamam cıvıma."
Ayağa kalkıp asker selamı verdi "Emredersin patron, senin için kolilerini taşıyacağım." Kolilerden birini kucakladı "Bana da oda ayarladın mı?" Evimde yaşamak için başından beri baskı kuruyordu, hazırlamamak mümkün müydü?
"Evet baş belası çocuk, hazırladım. Bu gece evimde kalacağım."
Tek kaşını kaldırdı "Bu gece evimizde kalacağız?"
"Bu gece kafamı dinlemek istiyorum, annemin tanışmam için gösterdiği adamlardan, babamın 'Böyle dava araştırırsan ekmek kemirirsin' cümlelerinden uzakta bir gece lütfen."
Şirince gülümsedi "Benim hakkımda bir şey demedin."
"Seninle alakalı bir sorunum yokta ondan canım."
"Pekala, ikna ettin beni. Sana bu gece ceza, bensiz kalacaksın." Gözlerini kıstı "Izdırap gibi olacak." Yaaa ne demezsin şapşal.
......
Kıyafetlerimi eve taşıdıktan sonra Emre gitmişti, tek başıma yeni evimdeydim, ev 2+1 di. Emre'nin beni yalnız bırakmayacağını bildiğimden ona da oda hazırlamak için 2+1 tutmuştum, yoksa bana 1+1 de yeterdi. Emre ile üniversiteden beri daha da yakın olmuştuk, tabiri caizse götle don gibiydik. Şikayetçi değildim, bana iyi geliyordu. O şakacı halinden hiçbir şey kesilmemişti, aksine artmıştı.
Salona geçip yarın ki görüşmeme dair bilgi içeren dosyaları masanın üstüne koydum, biraz bilgi edinmem gerekiyordu.
Bir saatlik çalışmanın ardından kazınan karnımla telefonuma yöneldim, saat geç olmuştu ama bir pizza iyi giderdi. Sipariş edip koltuğa oturdum. Sosyal medya hesabımdan arama motoruna girdim, beynim benden bağımsız ellerime emir vermiş gibi parmaklarım 'Oflaz Şahinoğlu' yazmışlardı.
Karşıma çıkan ilk profille içli bir nefes çektim, ayda bir kere kendimi bu profilde buluyordum ama hiç açmamıştım. Hayatına devam ettiğini görürsem kalbim kırılırdı, biliyordum. Hakkım da yoktu, bunu da biliyordum.
Komiser olmuştu, adına çok sevinmiştim. Leyla söylediğinde düşündüğüm tek şey ise bunu hevesli hevesli arayıp bana kendisinin söylemesiydi.
Anlamıyordum, annem bir ay sevgili oldunuz bu kadar unutamayacak ne var diyordu hep. Bilmiyordum, Belki yarım kalmışlık belki aşk, bilmiyorum ama olmayacağını biliyordum. O da bildiği için bir kere olsun adım atmamıştı.
Profile bastım düşünmeden, karşıma çıkan ekran da tek bir kare vardı. O da iki bedenin fotoğrafıydı, karşılıklı otıruyor, masanın üstünden el ele tutuluyorlardı. Yüzleri yoktu, bel ile boyun arasını kapsayan bir fotoğraftı. İçimde alevleri harlayan şey ise fotoğraftakinin ben oluşuydu. Restorana yemeğe gittiğimiz gece çekildiği belliydi ama ne ara çekilmişti onu bilmiyordum.
Başıma giren ağrılarla kafamı geriye atıp koltuğa yasladım, fotoğrafın tarihi yemeğe çıtkığımız geceydi, ondan önce ve sonrasında fotoğraf yoktu. Hikaye atmamış olsaydı terk edilmiş bir hesap olduğunu düşünürdüm ama hayır buradaydı. O da beni unutmamıştı.
Çalan kapıyla irkilerek kaldırdım başımı, sipariş ettiğim pizza gelmiş olmalıydı. Ayaklanıp kapıya ilerledim, sorgulamadan kapıyı açtım. Karşımdaki kuryenin uzattığı pizzayı aldım "Teşekkürler" ücreti ödediğim için beklemeden kapıyı kapatacaktım ki araya koyduğu ayağıyla çatıldı kaşlarım, bedenimde gezinen panik adrenalinle birleşmişti ama ne yapacağımı bilemedim.
Kapıyı itince bende itmeye çalıştım "Ne istiyorsun?"
"Sizi Efil Hanım." Ses tanıdıktı ama kim olduğunu anımsayamadım, kapıyı tüm gücüyle itince sendeleyerek sırtımı duvara çarpmıştım, başında kask olduğu için kim olduğunu göremiyordum. Bana kolaylık sağladı, gözünün önündeki paneli kaldırıp yüzünü gözler önüne serdi, Sinan Bey'di. Buraya selam vermek içim gelmemişti. Kalbimin atışını bütün bedenimde hissediyordum. Ellerim uyuşmaya başlamıştı.
"İmdat! Yardım ed-" avazım çıktığı kadar bağırırken ağzıma kapattığı elle sesim sonlara doğru boğuk çıkmıştı. Karşımdaki adam delirmiş gibiydi "Sen beni karımla ayırdın avukat, cezanı çekeceksin. Merak etme Sahra'nın canını seninki kadar çok yakmayacağım."
Hayır hayır, böyle olamaz. Olmamalı, olmamalı! Bir eli ağzımdayken diğer eli boğazıma uzandı, aklıma gelen ilk hamleyle dizimi bacak arasına geçirdim, acıyla kısık bir inilti dökülmüştü dudaklarından. Hareketleri duraksayınca omuzlarından ittim, yarım adım bile gitmemişti ama bana sağladığı alan yeterliydi. Koşarak evden çıkıp merdivenlerden aşağı indim.
Arkamdan gelen adım sesleri yaklaşınca daha da panikleyerek kendimi binadan dışarıya attım, yüreğim ağzımdaydı. Çıplak ayakla güvenliğe koştum, adam beni gördüğü gibi kulübesinden çıkmıştı "Efil Hanım, iyi misiniz?"
"Değilim!"
Durup arkamı döndüm, adam yoktu. Elimi kalbimin üstüne koyup soluklanmaya çalıştım "Nerede bu karolası adam?!"
Güvenlik yanıma geldi "Kimden bahsediyorsunuz?"
"Piz...pizzacı, kurye." O kadar kötüydüm ki nefes darlığı çekiyordum. Aldığım nefesler yetmiyordu sanki. Kendimi olduğum yere bırakıp oturdum.
"Siz sipariş vermediniz mi?"
"Verdim! Adam kurye kılığına girmiş, beni öldürmeye çalıştı!"
"Hemen polisi arıyorum." Dediğini yaparak telefonunu çıkardı, bu sırada yerde oturmaya devam ederek soluklanıyordum. Yavaş yavaş düzelen nefesimle sakinleşmeye başlamıştım ki polis arabaları siteye giriş yapmıştı.
Arabadan inen polisler etrafımı sarınca ayağa kalktım, sordukları sorulara cevap vermiş, sabahki davadan da bahsetmiştim. Evimde geçen boğuşma da alabildikleri delilleri almışlardı. Kapımda durması için polis görevlendirmişlerdi, bu işlemler yaklaşık iki saat sürmüştü. Bitap düşmüştüm, bu geceden sonra uyuyabileceğimi hiç sanmıyordum.
.......OFLAZ
Hayatımın en verimsiz beş yılının sonunda terfi ettiğim komiserlik hayatımın en önemli mihenk taşıydı.
Efil ile son görüşmemizden sonra mahalleden taşınmıştım, annemle görüşmelerimi azaltıp kendi kabuğuma çekilmiştim. Arkadaşlarımla görüşmelerim dışında o mahalleye uğramıyordum. Her sabah kalktığımda karşımdaki camın boş olması Efil'in gitmiş olması ve yaşadıklarımızla yüzleşmek ağırdı.
Son görüşmemizde ona 'Beni istemiyor musun?' demiştim, cevabı 'İstemiyorum.' olsa da gözleri 'istiyorum' der gibiydi. Umutsuzlukla ayrılmıştım, dilinin de gözleri gibi dürüst olmasını isterdim ama bir yandan da anlıyordum yine bizim için istemiyordu beni, böyle giderse birbirimizi çok yıpratırdık.
Zaman tanımak istedim, iletişim kurmamak, rahat bırakmak istedim ama bir hafta sürebilmişti. O bir haftadan sonra evine çiçekler yollamaya başlamıştım, çiçekler evine ulaşıyordu ama tek bir mesaj yoktu. İstemeseydi mesaj atardı, rahat bırakmamı isterdi. Bu nedenle yollamaya devam ettim, çiçek, çikolata, hediye, gördüğümde Efil'i aklıma getiren her şeyi alıp yolllamıştım.
Bu dört ay devam etmişti, o mesaj atmayınca belki de benden mesaj bekliyordur düşüncesiyle mesaj atmıştım, ulaşmamıştı. İnterneti kapalıdır diye aramıştım fakat beklemediğim, beni yerle bir eden olayla karşılaşmıştım. Beni engellemişti. Tekrardan evine gitmek istemiştim ama kendime engel olmuştum. İstemiyorsa istemiyordu, zorlamanın manası yoktu. Ben onu içimden de severdim, sıkıntı yoktu. Yine de darmadağın olmadım değildi, yıkılmıştım. Sonra kendimi işime vermiştim.
Çokta verememiş olmalıyım İstanbul'a istediğim tayin onaylanmıştı. Annemin yapma etme demelerine aldanmadan yoluma bakmıştım. Yaptıklarından sonra kaybettiği oğluna yanabilirdi. Ayça ile birlik olmuştu.
Sinirle güldüm, Ayça...Efil olmayınca da ona yüz vermeyeceğimle yüzleşince peşimi bırakmıştı. Bu iki yıl kadar sürse de sonunda bırakmıştı. Bunu baştan anlasaydı hiçbir şey böyle olmayacaktı.
Derin bir nefes verip toplantı masasını çevreleyen polislere baktım. İstanbul'a çoktan gelmiştim, işe başlamıştım bile. Pekala, koskoca İstanbul'da onunla nasıl karşılaşırdık bilmiyordum ama kaderimse ve her şey yoluna girecekse denk gelirdik. Eğer kaderim değilse ve her şey eskisinden kötü olacaksa denk gelmezdik.
"Hoş geldiniz Oflaz komiserim. Ben Nejat Uysal."
Herkes sıradan ismini söylemeye başlamıştı.
"Orhan Şimşek."
"Lizge Coşkun."
"Efe Sözen."
"Zeynep Yılmaz."
"Emre Kurt."
Emre ismiyle anımsadığım insanla karşımdaki insan farklıydı, Emre'yi de özlemiştim.
Emre devam etti "Bir de Naim Seçim var ama o görevde komiserim."
Bana bildirilmemişti, kaşlarım katıldı"Ne görevi?"
"Dün gece saldırıya uğrayan Efil Aydın'ın güvenliğinden sorumlu."
Efil Aydın? Nefesim kesilmişti, benim bildiğim Efil Aydın mıydı? Hadi ama Dünya'da kaç tane Efil Aydın vardı, belki de değildi.
Nefesimi kontrol altına aldım, belli etmeden sert tavrımla tek kaşımı sorgular anlamda kaldırdım"Ne saldırısı?"
"Anlattığı kadarıyla müvekkilinin eşi, boşanmayı hazmedememiş. Kurye kılığıyla binaya girmiş, avukat hanıma saldırmış."
Kasılan bedenimi kontrol altına almak güçtü, onun yanına gitme dürtüsüyle baş etmekte zordu. Burada işlerimi halletmem gerekiyordu, o Efil olduğundan bile emin değildim. Ya oysa? Saldırıya uğrayan kişinin kim olduğu önemli değildi, saldırıya uğradıysa her türlü korunmalıydı fakat bu kişinin benim bildiğim Efil Aydın olması soluğumu kesiyordu.
..... EFİL
Geceyi zor sabah etmiştim, dün gecenin kalıntıları hala zihnimdeydi. Beni öldürmek isteyen, öfkeyle bakan bir çift göz, boynuma boğmak için sarılmaya yeltenen el ve ağzıma kapanan el. Uyumaya çalıştığım an zihnimdeydi, boşluğa daldığım an, hiçbir şey düşünmediğim an hep zihnimdeydi. Geceyi zor sabah ettiğim gibi, sabahı da zor gece etmiştim. Kapımda bekleyen bir polis vardı zaten, güvendeydim ama içimde ki huzursuzluk geçmiyordu.
Bu gece Emre kalmaya gelecekti ama gelmemesi için binbir türlü yalanlar söyleyerek engel olmuştum, yine kimseye bir şey anlatmadım, ortalığı velveleye verlemelerini istemiyordum.
Demlediğim çaydan iki bardağa boşalttım, Naim'in nöbeti bitiyordu, yerine başkası devralacaktı. Gitmeden önce demlediğim çaydan koyarak aşağıya indim, sitenin içinde arabasında bekliyordu. Tepsiyle beraber arabasına ilerledim, şoför camına tıklattım. Beni gördüğü an gülümseyerek arabadan indi, yanında biri daha oturuyordu, devralacak polis olmalıydı.
"Buyrun Efil Hanım, bir ihtiyacınız mı var?"
"Yok, çay getirdim sıcak sıcak için diye. İyi ki iki tane getirmişim," yan koltukta oturan adamı işaret ettim, üstten baktığım için yüzünü görememiştim. "Devralacak arkadaşınız mı?"
"Evet." Diyen Naim'den sonra yan kapı açıldı. Gözlerim anında arabadan inen kişiye döndü, nasıl biri olduğunu merak etmiştim fakat tanıdık biri olması beklemediğim bir şeydi. Hatta çok yakından tanıdık olması, hiç beklemediğim bir şeydi.
Bir adım geri çıkarak anlamlandıramadığım bakışlarımı üstünde gezdirdim. Sert duruşu, net bakışları yabancı değildi ama bir o kadar da yabancıydı. Bana hep yumuşak bakardı.
Oflaz'ın İstanbul'da, güvenliğimi devralan polislerin arasında ne işi vardı?
Yorumlar