22.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 9 dakikada okunur
1 HAFTA SONRA
Eski seyrimizde gitmeye başladığımız zaman dilimi içindeydik, evimize tam anlamıyla yerleşip eski durumumuza döndüğümüze şükürler eden ailemin yanında keşke yan evimizde Oflaz'da olsa diye düşünen benim depresif halim birleşince çokta ferahlatıcı vakitler ortaya çıkmıyordu.
Kimsenin neden ayrıldığımızdan haberi yoktu, kimsenin onu böyle tanımasını da bilmesini de istemezdim, özellikle ailemin. İçimde adını koyamadığım duygular yer edinirken, daha kendimde açıklığa kavuşturamayıp çözüm bulamamışken kendimle arama bile üçüncü kişiyi sokmak istemiyordum. Kimsenin beni yönlendirmesini istemiyordum.
Aslında çözüm de yoktu, olmuş bitmişti. Yaşadıklarım bana seçimlerimin hiçte doğru olmadığını yüzüme tokat gibi çarparak öğretmişti. Böyle depresifte duramazdım, zaman akıyordu.
Emre derhaneye yazılmıştı, bana sormadam benim kaydımı da yaptırmış. Kızmıştım ama içten içe iyi yaptığını düşünüyordum, bana kalsa daha çalışmaya da başlamazdım. Zaman akıyordu, daha şimdiden bir hafta su gibi geçmişti. Birde içime sormak lazımdı.
Doruk'un nişanını yapmıştık, bir daha ki yaza düşün düşünüyorlardı. Bizde düğün bitmezdi, haftaya da Gonca ve Kerem'in düğünü vardı. Bu yoğunluk arasında bize yemeğe gelmeye nasıl vakit bulmuşlardı muammaydı.
Annemle babam Kerem'e üst seviyede bir sevgi beslerken Gonca'yı da bağrına basacaklarına emindim, buradan taşınırken kapımıza gelen Kerem hakkında 'Sen böyle insanlarla mı takılıyorsun?' diyen babam bu seferde 'Ben nereden bileyim Ali Saygın'ın oğlu olduğunu, onlar iyi insanlardır. Aranızdaki ufak bir anlaşmazlığı büyütmüş olabilirsiniz.' demişti. Annem ise şu an ki durumumuzdan o kadar memnundu ki gerçeği söylemeye cesaret edemiyordum.
Babamın başarılarından dolayı değil de sırf Kerem'in beni yanında istemesinden ve evlenmeye şart koştuğu için burada olmamızdan nasıl bahsedebilirdim?
Babasını bilmezdim ama Kerem kadar soyadının hakkını vermeyen biri tanımıyordum.
Zil çalınca göz devirip kalktım yatağımdan, saygın misafirlerimiz gelmişlerdi. Annem sabahtan beri yemekler için koştururken tek yaptığım yatmaktı, şimdi de emindim ki özenle giyinmiş heyecanla kapıda bekliyordu. Ben ise kot pantolonla düz bir tişört giyinmiştim, saçlarımı da aşağıdan gelişi güzel toplamıştım.
Sinirle güldüm, eski sevgilimle beni aldattığı yeni sevgilisini evimde ağırladığım yetmiyormuş gibi bir de özenle giyinecek miydim?
Bulunduğum duygu durumum zaten yerlerdeydi, eksi sıfıra düşmüştü ve bu olanlar daha da sinir ediyordu.
Odamdan çıkıp aşağı indim, şen şakrak sesleri inletiyordu evi. Bu kadar güzel olan neydi? Basit bir akşam yemeği, yapmacıklık boyumu aşıyordu.
Giriş kata indiğim de yemek masasına oturduklarını gördüm, hepsi bana dönüp ilgiyle bakarken Kerem'in bakışlarından midem bulandı. Yanında müstakbel eşi vardı. Gonca'da Kerem'in bakışlarının farkındaydı ama oralı olmadı.
"Efil! Hoş geldin kızım." Ali Saygın'ın bu samimi olmaya çalıştığı için kullandığı 'kızım' tabiriyle kaşlarım çatıldı "Siz de hoş geldiniz."
"Hoş bulduk canım." Diyen ise eşi Meltem Saygın'dı "Zayıfladın mı sen?" İmalı lafları gecikmemişti, benim için bırakılan boş sandalyeye oturup samimiyetten uzak gülümsemeyle döndüm kadına "İflas edip Giresun'a gittiğimiz için açlıktan nefesimizin koktuğunu mu düşünüyorsunuz?" Yanımda oturan Emre'nin gülen homurtusuyla annem ve babam öfkeli gözlerini ikimiz arasında gezdirdi "Efil, lütfen!" Diyen annemdi. Meltem Saygın'ın imalı cümlelerini tek ben duymamıştım herhalde.
Omuzlarımı silktim, umrumda değildi. İstedikleri gibi alınabilirlerdi. Meltem Saygın ne diyeceğini bilemez halde bakarken Kerem araya girdi "Annem öyle demek istemedi Efil, yanlış anladın."
İfadesiz yüzümü ona çevirip yapmacık şekilde güldüm "Tasarruftan kısarak annenle beraber bir beyin mi kullanıyorsunuz? Nereden biliyorsun?"
"Efil, kalk masadan." Babamın gürlemesiyle tabağımın yanındaki bıçağı alıp masaya sapladım öfkeyle "Ben de can atıyorum bu andaval aileyle yemek yiyeceğim diye ya, ayaklarınıza kapanabilirim şu an!" Herkesin şaşkın bakışları üzerimdeyken Kerem'e döndüm öfkeyle, Giresun'da evim koridorunda söyledikleriyle yüzüne karşı tükürürcesine "Yavşak!" Demiştim. "Yavşaksın sen! Sapık, önce ben aldattın. Sonra da sevdiğimden ayırdın! Yavşak herif! Şerefsiz!"
"Efil, kızım." Babamın gür sesiyle seslenmesiyle irkilerek gözlerimi kırpıştırdım. Kendime gelerek babama döndüm "İyi misin?" Emin değildim, kendimi öyle soyutlamıştım ki yaşadığım her şey gerçek gibiydi.
Şakaklarımı ovdum "Dalmışım."
Meltem Saygın'ın 'Zayıfladın mı sen?' sorusundan sonrası bende yoktu, andan koparak zihnimin içinde yaşamıştım. Kerem'e bağırdığım anlar gerçekten yaşansaydı bir nebze rahatlayabilirdim belki. Yine de o kadar gerçekçi gibiydi ki kendime gelince afallamıştım.
Üstümde hissettiğim bakışlarla gözlerin sahibine çevirdim başımı Kerem'di, büyükler sohbetin içindeydi o ise bana bakmakla meşguldü "İyi görünmüyorsun." Demişti sorgularcasına, merak etmek senin ne haddineydi?
"Karşımda sen varken ne kadar iyi olabilirim ki?" Yanında Gonca varken beni merak etmemeliydi, beni Gonca yokken de merak etmemeliydi, benim hayatıma müdahale etmemeliydi. O sevmese de Gonca onu seviyordu.
"Şimdi değilse de yakında olacaksın." Masanın diğer ucunda olduğumuz ve ailelerimizin derin bir sohetin içinde olduğunda dolayı fısıltıyla duymayacakları şekilde rahatça konuşuyorduk. "Aileme her şeyi anlatacağım Kerem, bu ortaklık bitecek."
Küstahça güldü "Sözleşme üç yıllık, vazgeçerseniz yüklü bir meblağ ödemek zoruna kalırsınız, şu halde hiç sanmıyorum." Küçümseyici bakışları benim kadar Emre'inde canını sıkmıştı, dişlerini sıktı "Seni sikerim." Demesi benim içinde beklenmedik olmuştu, normalde küfür etmezdi "Sen kimi tehdit ediyorsun yavşak?" Gözlerimi kocaman açarak Emre'ye döndüm, "Ne yapıyorsun Emre?" Dedim şaşkınlıkla.
Kerem'in ve Gonca'nın yüzündeki afallamış ifade her şeye rağmen görmeye değerdi, Kerem dişlerini sıkarak eğilerek yaklaştı "Emre, haddini aşma."
"Baştan beri had bırakmayan senken ne haddinden bahsediyorsun?"
Bu konu çok uzayacaktı belli ki gürültüyle sandalyemi iterek ayağa kalktım "Biz en iyisi bahçeye çıkalım, orada sohbet edelim."
Ailelerimiz kaynaştığımızı düşünerek memnuniyetle onaylarken ben Emre'nin koluna girmiştim. Bahçeye sürüklerken Gonca'da Kerem ile geliyordu. Bahçeye çıkıp kapıyı kapattıktan sonra Kerem anında Emre'nin yakasına yapışmıştı, buna müsaade edemezdim.
Çenesinden kavrayarak var gücümle sıktım "Kardeşimi bırakacaksın."
Öfkeli gözleri yüzümde gezinirken bırakmaya niyeti yok gibiydi.
"Dediğini yap yoksa senin yolunu yordamını sikerim puşt." Ağzından nadiren küfür duyduğum ikinci kişinin duyduğum sesiyle kalbim kuş misali cıvıldamaya başlamıştı. Bu haksızlıktı, onca şeyden sonra haksızlıktı. Burada ne işi vardı? Hangi yüzle gelmişti, ne yapmaya çalışıyordu?
Evin arkasından çıkan Oflaz ile göz göze geldim, elimi Kerem'in çenesinden çekerek vücudumla ona döndüm. Kot pantolonu ve vücut hatlarını belli eden beyaz tişörtüyle büyük adımlarla geliyordu. Göz göze geldiğimizde gözlerinde ışıldayan parıltı Kerem'e çevirdiği an sönmüş, yerini ciddiyete bırakmıştı.
Hala Emre'nin yakalarından tutan Kerem'in öfkeli gözleri Oflaz'daydı, fırsattan istifade iki elimle Kerem'i iterek uzaklaştırdım kardeşimden. Emre'de fırsattan istifade etmek istemiş olacak ki Kerem'in yüzüne geçirdiği yumrukla karşısındaki adamın sendeleyerek yere düşmesini sağlamıştı. Bunu neden yapıyordu?
"Emre ne yapıyorsun?"
Öfkeyle bana döndü Emre, Kerem'e duyduğu öfke öyle büyüktü ki nefesi sıkışıyordu, kıpkırmızı olmuştu "Geçen sizi duydum abla, " bedenim titredi telaşla, içeridekiler duymasın diye bağırmıyordu ama öfkesini de gizleyemiyordu. "babam umurlarında değil. Gonca'yla evlenmek için senin buraya gelmeni şart koşmuş! Seni ikinci kapı olarak yakınında tutmak istiyor!"
Gözlerimi kapatarak soluklandım, kaosa doğru sürükleniyorduk. Arkamdan işittiğim sesli ve sık nefes alış seslerinden Oflaz'ın da burada oldunu hatırladım. Attığı tek ve sert adımla ona dönüp ellerimi göğsüne koydum."Dur."
Gözlerini gözlerimle buluşturdu, burnundan soluyordu, durdurulmaktan hoşmut olmayan ifadesiyle kas katı kesilen bedenini hissettim, zor duruyordu.
Gecenin başından beri sessizliğini koruyan Gonca, geceye bomba gibi düşen o cümleleri sarf etti "Sizin iflas etmeniz de babasının işiydi, Kerem senden ayrılmıyor diye Ali amca yaptı her şeyi. " Bu artık bardağı taşıran son damla olmuştu. Hepimiz için.
Hepimizden önce ilk hamleyi yanımdan sıyrılarak ilerleyen Oflaz yapmıştı, Kerem'in üstüne çıkıp indirdiği tek yumrukla kırılan kemik sesini işittim, Kerem'in acıyla inleyişi bütün bahçede yankılanmıştı.
Yüzümü acıyla ekşitip ifadesizce Oflaz ve Kerem'i izliyordum. Daha ne olabilir ki diye düşünürken evim kapısının açılmasıyla birazdan şahit olacağımı anlamıştım.
Babamın "Ne oluyor burada?" Gürleyişinin ardından Oflaz'ın yumruğu havada kalmıştı, Kerem'in burnundan kan akıyordu, Emre Oflaz'ın yanında dikilmiş Kerem'e bakığırırken yakalanmıştı. Ben ve Gonca ise film izler gibi izlerken yakalanmıştık.
Benim ailem ve onun ailesi kapıdan çıkıp bu tabloya dehşet içinde bakarken annemin kendince asıl olaya parmak basması ise hiç iyi olmamıştı "Oflaz, senin ne işin var burada?"
Bulunduğu halin farkına vararak ayağa kalmış, yakasını düzeltmişti. Tek sorun kıyafetin olsun Oflaz, Kerem yerde acıyla kıvranıyordu.
Meltem Saygın devasa bir panikle aralarından çıkıp oğluna koştu "Kerem! Ne yaptılar sana?" Kerem'in yanına eğilip Oflaz'a döndü dehşetle "Vahşi! Kerem söylemişti, Efil'in sevgilisi medeniyetten uzak vahşinin önde gideni demişti! Seni polise şikayet edeceğim!"
Oflaz söylenilenlerden etkilenmemiş gibi gurur duyar tavırla cüzdanını çıkarıp polis rozetini gösterdi "Polis işi tamam, başka bir isteğiniz var mı?"
Meltem Saygın aldığı karşılıktan sonra eşine dönerek pası ona atmıştı. Ali Saygın, babam ve anneme dönmüştü "Bu saçmalık hakkına ne diyeceksiniz? Bu çocuğu mahkemeye vereceğim."
Oflaz yine devasa bir rahatlıkla dilini damağına vurdu, alayla "Benim onlarla bir alakam yok, ne yapacaksan bana söyle."
Hiddetle Oflaz'a döndü Ali Saygın "Seni mahkemerde süründüreceğim!"
Şoförüne seslenip oğlunu kaldırırken arabaya götürüyordu, bu durumda sessiz kalamazdım. Bizim vermemiz gereken tepkiyi Oflaz vererek haksız duruma düşse de onların yaptıklarını yok sayamazdım.
"Neler oluyor burada?" Diyen annemi duymamazlıktan gelerek Ali Saygın'ın yanına gittim, arabasına binmişti. Koşar adım yetişip arabanın kapısını hışımla açtım "Bana bak şimdi." Dedim net sesimle, kaşlarını çatarak dinledi "Kerem'den ayrılmam için babamın iflas etmesini sağladın." Bedeni kasıldı, nereden bildiğimi merak ediyordu, inkar edecekken "Sus ve dinle." Dedim sesimi yükselterek "Oflaz'ı ne polise şikayet edeceksin, ne de mahkemelerde süründüreceksin. Aksi takdir de dışarıdaki sesli kamera kayıtlarını mahkemeye vererek elimden geleni ardıma koymam, babamı iflas ettirmek için hangi hesaplarla oynayıp ne sahtekarlıklar yaptıysan hepsini ifşa ederim. Ya efendi gibi işinize bakın ya da anlaşmayı iptal edip yolunuza bakın. Yoksa seni mahkemelerde ben süründürürüm Ali Saygın."
Benden beklemediği bu tepki ve itirafla dumura uğramıştı, işler beklediği gibi gitmeyecekti "Oğlunu da benden uzak tut, gördün. Sevgilim fazla kıskanç ve vahşi, ne yapacağı belli olmaz. Sonra mahkemelere düşüp rezil olma."
Sevgilim.
Meltem Saygın'ın hiddetle "Sen ne hakla-" kurduğu cümleyi kapıyı kapatarak kesmiştim. Dinlemeye niyetim yoktu.
Bahçeye döndüğümde herkesin evin kapısında beni izlediğini gördüm, bu gece de uzun geçeceğe benziyordu.
Annem bahçeye girdiğim an "Efil neler oluyor burada?" Demişti öfkeyle, geceleri istedikleri gibi geçmemişti, benim içinde öyle.
Oflaz'a baktım göz ucuyla, gözlerini kırpmadan beni izliyordu ufak bir tebessümle. İçli bir nefes alıp annemle babama döndüm "Oflaz'a karşı ters ters konuştu, aralarında tartışma çıktı bu kadar."
Babamın karşları hayretle havalandı, Oflaz'a çevirdi gözlerini "Burnunu kıracak kadar?" Bunu sorgulamakta biraz haklıydı.
Oflaz omuzlarını kaldırıp indirdi "Vahşiyim, ne dersiniz ki?" Hala alay ediyordu, annem babama göre daha sinirliydi "Senin burada ne işin var Oflaz? Neden geldin? Ayrıldığınızı anlamak güç değil."
Netti Oflaz "Kendimi affettirmeye geldim efendim."
"Ne yaptın?" Dedi bu sefer babam tok sesiyle "Ne yaptın da üzdün kızımı?" Sinirle güldüm, ne kadar da önemsiyorlardı beni.
"İlişkilerime üçüncü kişinin dahil olmasını istemiyorum ve burada beş kişiyiz." Sıkıntılı bir nefes verdim. "Oflaz ile konuşacağım. Bize müsaade eder misiniz?"
"Etmiyorum!"
"Anne." Dedi Emre bıkkınca "Bırak da konuşsunlar." Annemin koluna girip zorla içeriye sürüklemişti, ona her an daha da minnettar oluyordum.
Babam ellerini cebine koyarak sessizlikle, sert gözlerini Oflaz'ın üstünde gezdirdi. Bir şey diyeceğini sanmıştım fakat göz ucuyla bana bakıp içeriye geçti ve kapıyı kapattı.
Sıkıntılı bir nefes daha verip bahçede bulunan masaya ilerledim "Gel, şuraya oturalım."
Beni takip etti, masa da karşılıklı oturduk. Sessizlik sürerken gözlerini bir an olsun çekmiyor konuşmuyordu da.
Ters ters "Konuşmayacaksan neden geldin Oflaz?" Demiştim. Ne söyleyecekse söylemeliydi artık ve gitmeliydi.
"Seni her sabah karşı camımda görmeye alışmışım, biraz izlemek istedim."
Hayretle güldüm "Yaşadığımız anın güzelliğini korumak için hiçbir şey yapmadık, bu halde olmamıza şaşmamalı. Sen sarhoşken Ayça'nın adını sayıkladın, hemde bana bakarken." Derken öylesine bir şeyden bahseder gibi konuşmuştum "Ama ben" az öncekinin aksine dünyanın sonundan bahseder gibi devam ettim, "Taşınacağımızı gizledim."
Söylediğimim aksine onun yaptığının benimkinden daha büyük bir olay olduğunu vurguladığımı anladı, sinirle gülerek yaklaştı "Kerem'in ailesiyle ortak olduğunuzu ve bu gece öğrendiğim hiçbir şeyi de anlatmadın Efil. Neden anlatmadın?"
"Önemsizdi çünkü!" Kerem ile ilgili her şey benim için uzun zamandır önemsizdi. "Senden sonra onun esamesi bile okunmadı bende, ortak olmuşuz veya başka bir şey önemi yoktu."
Dilini damağına vurup reddetti dediklerimi "Önemi vardı, benim ailem Ayça'nın ailesiyle ortak olsaydı ve taşınacak olsaydık bilmek istemez miydin?"
İsterdim, kahretsin ki isterdim.
Sessizliğimden içimde verdiğim savaşı biliyordu, buruk bir tebessüm etti "İsterdin. Yanlış şeyler oldu, büyük tepkiler verdik, hepsinin açıklaması vardı ama birbirimizi dinlemedik. Gururumuza yediremedik. Bizde ki en büyük sıkıntı empati yapmamak Efil."
Yanılıyordu "Bu bir sıkıntı olabilir ama en büyüğü değildi Oflaz, en büyüğü baştan beri yanlışlara açtığımız alandı. Olmaması gerekiyordu, oldu. Ben annenin yaptıklarını sindirmeden seni sevdiğimden dolayı geldiğim odanda bunları yaşamamalıydım."
"Ve bende" gözlerime bakarak devam etti "Dinlenilmeyip bir gece de terk edilmeyi hak etmiyordum."
Başımı arkaya atıp sinirle güldüm, benimle dalga mı geçiyordu? Başımı indirip aynı alaycılıkla başımı yana eğdim "Az önce söylediğin o empati denilen zımbırtıyı yap bakalım. Bir gece sarhoşken beni odama Kerem'in bıraktığını ve sen bana aşkla bakarken benim sana bakarak Kerem dediğimi düşün." Dişlerini sıktı, çenesi kasılmıştı "Çekinme düşün, düşün Oflaz. Sonrada defalarca aynı konuyu konuşmamızın ne kadar saçma olduğunu anla."
Yumruğunu sıkarak boşlukta gezdirdi gözlerini, düşündüğünü, gözlerini kapatarak düşünmemek için verdiği savaşı görebiliyordum. Dediğim gibi tekrar tekrar konuşulup deşilecek bir konu değildi
Sessizlik sürdükçe ağırlık çöküyordu içime, onun karşımda olması ama eskisi gibi sevgiyle izleyememek. Kısa sürmüştü yine mutluluğum.
Ayağa kalktım "Neyle geldin, yarın döneceksen bu akşam burada kalabilirsin."
Sorumu es geçti, ayağa kalkıp karşıma dikildi "Vazgeçmeyeceğim, hayvanım, hatalıyım ama vazgeçmeyeceğim Efil."
Kollarımı göğsüme bağladım "Zorlama Oflaz, ilişki istemediğime karar verdim. Kendi hayatıma bakacağım."
Ellerini omuzlarıma koyup aramızda mesafeyi azalttı, yüzüme eğildi. Nefesi nefesimle karışıyor, içime çöken ağırlığı daha da ağırlaştırıyordu. "İnşa edeceğin gelecekte ben yok muyum?"
Midem bulanıyordu, gergindim ve ağlamak istiyordum. İnşa ettiğim gelecekte ne ben böyleyken ne de o böyleyken olamazdık. Yerine oturmayan şeyler vardı.
"Yoksun Oflaz, lütfen daha fazla zorlama." Uzun baktı gözlerime, burnuma, dudaklarıma, her bir noktasında gezindi yüzümün, hafızasına kazımak ister gibiydi.
"Kerem'in ve Ayça'nın oyunlarına mı yenildik?" Sinirle gülerek başını kaldırdı "İnanamıyorum." Bende inanamıyorum. Gerçek değil gibiydi, olmamasını dilerdim.
"Efil." Gözlerimizi birleştirdi "Beni istemiyor musun?" Son şansım olduğunu hissettirmişti, vereceğim cevaba göre o da kendine yol mu çizecekti? Ben de yoluma bakacağımı söylemiştim, onun yapması neden canımı yakıyordu? Daha az önce vazgeçmeyeceğim demişti, dakikalar içinde ne değişmişti içinde?
Gelecekte ne olacağını bilemezdim, belki affedecektim içimde, belki düşündükçe mantığıma oturacaktı bir şeyler ve kalbime yenik düşecektim ya da her şey aynı şekilde gidecek istemeyecektim, alışacak tım. Ne olacağını bilmiyordum. Tek bildiğim içimdeki bu kırgınlık ve güvensizlikle onunla devam edemeyeceğimdi. O da edemezdi, birbirimizi yıpratırdık. Şu an yaptığımız gibi.
Sesimin titrememesine ve gözlerimin kararlıymışım gibi gözükmesine özen gösterdim. "İstemiyorum."
İstediğim gibi olmuştu, ne sesim titremişti, ne de güvensiz çıkmıştı. Aksi takdir de gözlerinde gördüğüm yıkım olmazdı. Hayal kırıklığıyla bir adım uzaklaştı, başını usulca salladı "Pekala." Bir şey diyecek gibi oldu, dudakları aralandı ama yuttu, geri kapattı. Sessizlikle arkasını dönüp giderken bahçe kapısına yöneldiği sırada Emre çıktı evden. Durduğu yerde elleri cebine Oflaz'a verdiği baş selamıyla yüreğim sancıdı.
Oflaz gidiyordu, bir daha dönmeyecekti.
Kapanan bahçe kapısı, içimde yeni duvarların inşasına başla emri vermişti sanki. Duvarlarımın içine duvarlar örüyor, kalınlaştırarak kendime alan oluşturuyordum. Karanlık ve Oflaz'sız bir alan.
Sokağa çevirdim gözlerimi, kimin olduğunu bilmediğim arabasına binmişti, gözleri bendeydi. Bir baş selamı da bana vererek beklemeden gaza basmıştı.
O gitmişti.
Yorumlar