21.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 11 dakikada okunur
Hayatımın en berbat bir haftasını geçirmiştim. Düşünmekten ve üzülmekten kafayı yemek üzereydim. Yaşadıklarımın kamera şakası olduğuna dua ettiğim günler geçirmiştim. Bu kadardı işte, mutluydum ama hızlı olmuştu. Hızlı yaşayıp hızlı bitmişti.
Oflaz’ı yara bandı yapmamak için çok düşünmüştüm ama onun beni aylar öncesinden beklediğini öğrenince su koyvermiştim. Sakince düşününce anlamıştım. Yara bandı yapmamıştım, gerçekten seviyordum, bir haftadır yaşadığım ruh halim bunu kanıtlar nitelikteydi ama Oflaz ile aramızda ki ilişki çok hızlı olmuştu. Birbirimizi tanımadan ilişkiye başlamıştık, mesela daha uzun süre konuşsaydık belki de beni kullanacağını anlayabilirdim ya da o gece…
“Abla!” irkilerek sıyrıldım düşüncelerimden, ben o gece Kerem ile dönmüştüm İstanbul’a. Evde eşyalarımız durduğu için dönünce direk eve gelmiştim ve bir daha da çıkmamıştım. Emre’ler geleli ise iki gün olmuştu, babam hemen işe koyulduğu için pek görüşememiştik ama annem ve Emre geldiklerinden beri başımda dikiliyorlardı. Aile evinde rahat rahat aşk acısı bile yaşayamıyordun.
Başımı yorganın altından çıkarmadan bağırdım “Ne var?”
“Kahvaltıya gel, yüzünü görelim artık hadi.” Yorganı saniyelik açıp geri kapattım “Gördün, defol şimdi.” Ofladıktan sonra ayak seslerini işittim, yaklaşıyordu “Git dedim Emre!” dinlemedi tabi, yorganın üstünden kollarını vücuduma sararak omzuna atmıştı, bağırarak çırpınıyordum “Bırak diyorum Emre, acı çeken birisine saygınız olsun! Bırak beni uyumak istiyorum.”
“Kendisini üzenler için acı çekenlere saygım yok benim, hiç kusura bakma abla.”
“Senin şu akıl vermelerin beni deli ediyor. Kendi işine bak.” İçimde bitmek bilmeyen öfke patlamaları vardı, Emre’ye değildi ama insan en çok nazı geçene sinirleniyordu farkında olmadan. O farkındaydı, bu yüzden alttan alıyordu. “İşime bakıyorum, karnını doyur. Gebereceksin, sonra yasını tutarken üniversite sınavına hazırlanamayacağım.”
“Pisliksin.”
“Sağ ol.”
Rahat bir yere sırt üstü bırakmıştı, yorganı kaldırmadan olduğum yerde hareketsiz durmaya devam ettim. İçimde yer alan öfkenin yanında büyük bir inatta mevcuttu, yersi bir inat. Yorgan havalanıp köşeye atılınca vücudumu esir alan soğukla iki büklüm oldum, havalar hafif hafif serinliyordu. Yorganın içinde kendi habitatımı kurduğum için uyum sağlamam zaman aldı.
“Efil.” Annem ve babamın başıma dikildiğini yeni fark ediyordum. Annem elini beline koymuş o sorgular bakışlarıyla hesap soruyordu “Ne bu halin? İstanbul’da acil işim çıktı Kerem ile gitmem lazım dedin ses etmedik. Geldiğimizden beri yüzünü görmedik kızım. O gece de iyi değildin zaten, Oflaz sıktı canını değil mi? Ben sana de-“
“Anne.” Ayağa kalkıp yorganı toparladım, sırtımdan kendimi sarmalayarak karşısına dikildim “Ben sana demiştimli cümleler duymaya hazır değilim. Demiştin, sende kalsın. Ben şimdi odama çıkıyorum, akşam Mardin’e yola çıkacağım, Doruk'un sözü var.”
Yanlarından geçeceğim sırada babam omzumdan tutup durdurdu “Efil, ne olduğunu anlat. Ne yaptı Oflaz? Bu halin ne?” Halimde ne vardı? Diz izi çıkmış pijamalarım, günlerdir çözmediğim ve bu nedenle taramadığım dağınık saçlarım, belki çapaklı gözlerim vardı. Yer yer çok uyumaktan yer yer uyuyamamaktan uyku düzenimin içine etmiştim, belki biraz da göz altı morluklarım vardı.
“Bir şey yapmadı, okulla alakalı işim vardı. Acildi, yarın ki söz de acil. Söz verdim geleceğim diye. Gece kalmayacağım merak etmeyin, tören bitince döneceğim.” Başka bir şey demelerine müsaade etmeden merdivenlere koşup odama çıktım, “Abla.” Bu çocuk yapışık mıydı?
Odama girip kapımı kapatmadım, arkamdan girip kapatmıştı zaten. Kendimi yüz üstü yatağa bırakıp öylece kaldım, konuşup gitmesini istiyordum. “O gece ne oldu gerçekten? Gerçekten seni üzmese o halde olmazdın ama polis adama yumruk attım, sebebini bilsem iyi olur.” Yumruk attım dedikten sonrası uğultuydu, yumruk mu atmıştı? Başımı yan çevirip yüzümü kapatan saçlarımın arasından bakıyordum Emre’ye, ciddi ciddi yumruk mu atmıştı yani?
“Abla.” Bir adım atıp yaklaşınca göz göze, hafifçe eğilerek yaklaşıp saçlarımın arasından baktığım gözlerime odaklandı “Tövbestağfurullah.” Geri geri adım atmaya başlayınca yataktan kalktım “Sen düzelince konuşalım abla.”
“Dur! Ne dedin sen?”
Kalkıp karşısına dikildim, yakasından tutup sarstım “Ne dedin sen, yumruk mu attın?” ne diyeceğini bilemeyerek duraksadı, tepkilerimi ölçmeye çalışıyordu ama ölçemezdi, ben de ne tepki vereceğime emin olamıyordum. “E..evet, kötü mü yap mışım?”
Gülerek başımı iki yana salladım “Saçmalama, bunu o kadar hak etmişti ki?” rahatlıkla nefes verdim “Hak etmişti, gerçekten hak etmişti. Bir de utanmadan günlerdir mesaj atıyor.” Aynı rahatlıkla Emre’de nefes verip kendince sorularına devam etti “Tamam, hak etmişti ama ne yaptı?”
Yatağa oturup ters ters yüzüne baktım, her şeyi bilmesine gerçekten gerek yoktu. Hayatımla bu kadar ilgilenmesine gerek yoktu. Abla bendim ama daha çok o abi gibiydi son zamanlarda. “Bilmene gerek yok, sadece şunu bil Oflaz ile ben yokken görüşebilirsin. Sen onu seviyordun.”
“Saçmalama abla, seni üzen kimseyle görüşmem. Görüştürmem de bu yüzden Mardin’e bende geliyorum.” Şapşal çocuk, zaten gelecekti. “Kendince bahaneler üretmene gerek yok-“ işaret parmağını dudağıma bastırıp susturmuştu “Hayır abla, geleceğim. İtiraz etme, boşuna nefesini tüketme.” Göz devirip elini ittim “İtiraz etmeyecektim zaten, tabi ki geleceksin. Beraber gideceğiz.”
Gözleri hayretle büyüdü, gittiğim her yere zaten onunla beraber gidiyordum ama şu mağdur küçük kardeş havasından bir türlü kurtulamıyordu. “Şaşırtıyorsun beni." deyince omzundan tutup sıkarak sarstım “Abartma ve çık odamdan. Tek kalmak istiyorum.”
“Of iyi be.” Israr etmeyip çıkmadığı için mutluydum, kapıyı kapatınca tam yatağa uzanacaktım ki günlük rutinim haline gelen cama bakıp Oflaz’ı düşünme olayına çekilmiştim. Şimdi şu perdeyi çekince karşı camımda onu görsem her şey çözülürmüş gibiydi. Ama problem zaten oydu.
Telefonum titreyince beklemeden elime aldım, düşüncelerimden sıyrılmanın en iyi yoluydu telefona bakmak, son günlerde iyice yürüyen android olmamı saymazsak tabi.
Leyla grubun ismini ‘EFİL GERİ DÖN’ olarak değiştirdi.
Gülerek baktım bildirime, büyük ihtimalle gittiğimi öğrendikten sonra erkekler olmadan grup açmışlardı. Hepsi çok mesaj atmıştı ama Oflaz’dan bahsederler, soru sorarlar diye cevap vermemiştim. Cesaret edememiştim. Şimdiyse benden cesuru yoktu, gruba basıp son mesajları okudum.
Leyla: Kızım cevap versene, iyiyim de bari.
Eda: İ yazsan da olur, biz anlarız.
Dicle: Yengemden aldım haberleri, odasından çıkmıyormuş.
Of anne!
Efil: İ
Eda: Oha ayzdı!
Leyla: Neredesin kızım sen? Meraktan öldük burada.
Dicle: Sonunda yaşam belirtisi!
Leyla: Bu kadar mı Efil? Konuş artık bizimle.
Efil: İnanın yorgunum, başka zaman konuşuruz.
Dicle: Yarın geliyorsun değil mi?
Efil: Tabi ki geliyorum. Siz?
Eda: Tabi ki
Leyla: Geliyoruz
Dicle: Kaçırmayız. Mardin’i görmek istiyordum uzun zamandır, sonraki gün gezeriz.
Efil: Ben o akşam döneceğim, benim yerime de gezin.
Eda: Efil, böyle yapma. Oflaz ne yaptı bilmiyorum ama kendini mi cezalandıracaksın?
Leyla: Hem mantıklı bir açıklaması vardı, konuşsanız?
Dicle: Biz karışmayalım kızlar, onların kararı.
Leyla: Dışarıdan bir göz olarak konuşmak istedim, hem Oflaz’ı tanıyoruz. Şapşaldır ama kötü niyetli değildir.
Eda: Sonuçta bir erkek, bilemeyiz. Ben Efil için konuşuyorum.
Leyla: Hepimiz onun için konuşuyoruz.
Efil: Yarın görüşürüz kızlar
…………………………………
Son dakika kararıyla arabayla gitmek yerine uçakla gitmeyi tercih ettiğimiz için sabah yola çıkmıştık. Şimdi ise Mardin’e iniş yapmıştık. Mert bizi almaya gelecekti, onu bekliyorduk. “Oflaz abi de gelmiştir, ne yapacaksın?”
Emre’nin beni depresyona sürükleyen sorularının sonu gelmiyordu. “Hiçbir şey, Cenk benim kadar onun da arkadaşı tabi ki gelecek.”
“Ayça’da geldiyse?”
Omuzlarımı silktim umursamazca “Hoş gelmiş.”
“Öyle diyorsan.” Ne dememi bekliyordu acaba? Önümüzde duran arabadan inen kişinin Ömer olduğunu görünce az da olsa hayal kırıklığı yaşamadım desem yalan olurdu, Mert’in gelmediğinden değil de belki Oflaz konuşmak için gelirdi, saçma bir düşünceydi.
“Mert’in işi vardı”
“Sorun yok.” Dedim gülümseyerek, ellerimize baktı “Valiz yok mu?” hayır anlamında salladım başımı “Sırt çantamıza koyduk.” Onaylayarak arabaya binince bizde binmiştik. Ben öne, Emre arkaya binmişti.
“Ee nasılsınız görüşmeyeli? Emre ile görüştük de sen kaçtın.” Tek Oflaz’a değil, herkese yapmam gereken bir açıklamam vardı.
Mahcup bakışlarımı çevirdim yüzüne “Kusura bakma her şey çok ani gelişti.” Sorun yok anlamında gülerek “Saçmalama, olur öyle. İyiysen sorun yok.” İçimi bir nebze de olsa rahatlatmıştı cevabı. “Sağ ol.”
“Sen nasılsın Emre?”
“Turp gibiyim Ömer abi, sen nasılsın?”
“Süperim.” Her şey gayet güzeldi güzel olmasına da neden gitmiyorduk? “Ömer?” dedim sorgular tonda “Neden gitmiyoruz?”
Bir bana bir Emre’ye bakıyordu çekingen tavırla “Nasıl desem..Oflaz’da uçaktan yeni indi. Sizinle denk düşünce hepinizi beraber alayım dedim.” İkisi de merakla ve korkarak vereceğim tepkiyi bekliyorlardı ama benim bu mutlu günde vereceğim tek tepki sessiz kalmaktı. Ön taraftan inip arka kapıyı açarak cam kenarına yapıştırdım kendimi, başımı camdan ona çevirmeyecektim. Gidene kadar dışarıyı seyredecektim.
Birkaç dakikalık sessizliğin ardından kapı açıldı, o gelmişti biliyordum. “Selam!” demişti, kapıyı kapattı. “Naber Ömer, naber Emre?” sesi gayet iyi geliyordu, capcanlı.
“İyi oflaz, sen nasılsın? Yolculuk nasıl geçti?” Ömer cevap vermişti ama Emre’den cevap yoktu. Ömer ve Oflaz sohbetine devam ederken dizimle Emre’nin dizine vurdum, gözlerimi kısarak başımı salladım, bu ‘Sen ne yapıyorsun?’ demekti. O da anlamayarak ‘ne yapmışım’ manasından sallayınca gözlerimle Oflaz’ı işaret ettim, tam bu sırada onu bana bakma ihtimalini göz önünde bulundurmamıştım. Bir hafta sonra sevgi barındırmasa da göz göze gelmek o kadar iyi hissettirmişti ki bundan nefret ettim. Hemen cama dönüp dışarıyı izlemeye devam ettim.
Ona özellikle baktığımı düşünecekti, bunu istemiyordum. Onunla yüzleşmeyi başkasının mutlu gününde yapmak istemiyordum.
Oflaz ve Ömer'in gündelik sohbeti devam ederken tek yaptığım sessizce camdan dışarıyı izlemekti, burada kalıp gezmeyi istiyordum ama gezecek mentalim yoktu.
Çok geçmeden araba durunca konağı aradı gözlerim ama farklı bir yerdeydik. Öne doğru uzandım "Ömer, neredeyiz?"
"Yusuf ağa hazırlanmamız için ev ayarlamış, Cenk otelde hazırlanırız demiş ama ne Yusuf ağa ne de esin Yeşim hanım sıcak bakmadığı için burayı ayarlamışlar."
İçtenlikle gülümsedim "Ne güzel, en azından birileri çocuğunun mutluluğu için çabalıyor." Ağzımdan hırsla ama bir o kadar da sakin çıkan cümlelerin rotası belliydi. Ömer'in başı yanında oturan Oflaz'a dönerken ben arabadan çoktan inmiştim. Emre'de arkamdan inince karşımızda duran iki katlı eve baktım. Bir kaç saatlik için fazla güzel bir evdi. Minik bir bahçesi olsa da bakımlıydı, yemyeşildi.
Kapıda Dicle'yi görünce gülümseyerek hızlı adımlarla ilerledim "Dicle!" Ayağında topuklularla koşuyordu. Seslendiğimi duyunca ağlamaklı ifadesiyle durup bana döndü "Efil, Emre! Hoş geldiniz."
"Hol buldukta sana ne oldu?"
"Harbi, neden deli dana gibi koşturuyorsun Dicle abla?"
"Sus be" dedi Dicle gözlerini kısarak Emre'ye "Ayakkabılarımın deli dana gibi koşturulmaya ihtiyacı var." Dokunsam ağlayacaktı "En sevdiğin ayakkabılarımdı, sıkıyor! Kilo almışım inanabiliyor musunuz?"
Emre homurtulu gülmesiyle "Ayaklarından mı?" Demişti, Dicle dayanamayıp koluna okkalı bir tokat çakınca arsız gibi kahkaha atarak bir adım geri çıkmıştı. "Ne var? Ayaktan kilo alındığını ilk defa senden duyuyorum."
"Of Emre!" Dicle çıkışınca ağzına fermuar çekerek susacağını söylemişti ama eminim ki susmayacaktı, çünkü o Emre'ydi, gayet geçerli bir sebepti.
Ayakkabıları gerçekten güzeldi "Ayakkabıların kaç numara?"
"37"
Emre tahmin ettiğim gibi susmamış, araya girmişti "Ben giyeyim mi?" Emre dahil üçümüz Emre'nin ayaklarına bakıp bir düşünmedik değil. "Neyse, kötü bir fikirdi." Diyerek elini boşluğa savursa da Dicle'nin kafasına yatmış gibiydi "Yo, gayet iyi fikir."
Dehşetle açıldı Emre'nin gözleri "Hayır değil, " kendi verdiği fikirke paniklekmişti, şapşal çocuk "Hem benim ayaklarım 40, sonra sağdan soldan pamuk tıkamaya çalışma."
Göz devirip ofladı Dicle, şimdi ikna olmuştu iyi bir seçenek olmadığına. "Ben 38 giyiyorum, ver birazda ben koşayım."
Cıkladı "Yok canım, sen yoldan geldin. Ben başka kurban bulurum." Arkasını dönüp koştura koştura içeriye geçerken bir yandan "Hadi gelin içeriye." Demişti.
Peşine takılıp içeriye girdik, dışına göre içi daha geniş ve ferahtı. Böyle evler güzeldi ama şu anki düşüncemle küçük sade evler daha sıcak ve hoş geliyordu. İleride öyle bir evde yaşamak istiyordum. Emre'ye göre bu düşüncem ruhumun fakir olmasından kaynaklıydı. O ne anlardı minimal ve sade yaşamdan?
Herkes salondaydı, bizi görünce "Hoş geldiniz!" Diye neşeyle şakımışlardı, bizi görünce böyle sevinileceğini ömrüm boyunca düşünmezdim. Herkes salonda oturuyordu, koltuğa sığmayanlar bağdaş kurarak yerde oturuyordu.
Oflaz'da koltukta oturuyordu, içten içe Ayça'nın olmamasına hayret ediyordum. Nasıl gelmemişti?
Bizde salona ilerlerken "Hoş bulduk!" Demiştim neşeyle, koltuklar dolu olduğu için yete oturacaktım fakat Oflaz bana bakarak oturduğu yerden kalkmıştı, oturmayacaktım. Yere oturmaya meylettiğim sırada Mert kolumdan tutup oturduğu yerden kalkmıştı "Buraya geç."
"Gerek yok."
"Geçer misin Efil, hadi." Daha fazla itiraz etmeden yerine oturdum. Ortamda ki gerginlik hatsafadaydı, herkesin hissettiğine emindim. Bu nedenle olacak ki Cenk "Ee yerleşebildiniz mi eve?"
Onaylayarak salladım başımı "Zaten eski evimizdi, eşyalarımız duruyordu."
"Anladım."
Benim kaçırmadığım fırsat gibi Oflaz'da fırsatını kaçırmıyordu. "Bir düzenden kopamadan başka bir düzen kuramazsın."
Sinirle gülerek alt dudağımı içten ısırdım, benim suçum muydu yani? "Kopamadım değil, koptuğum düzene geri döndürüldüm." Ortamda ölüm sessizliği vardı, sadece Oflaz ve ben konuşuyorduk, aramızda geçen bakışmanın gerilimi bile bugünü özetliyordu. Doruk olmadığı için bu kadar rahattık ama daha gün bitmemişti.
"Konuşmak istiyorum, telefonlarıma bakmazsan nasıl anlaşabiliriz?" Odadaki herkeste gezindi gözlerim, kimse rahat değildi "Gerçekten burada, milletin içinde mi tartışmak istiyorsun?"
"Hayır." Dedi netlikle "ama benimle görüşmek istemezsen buna mecbur bırakılırım."
"Ne sen mecbur ol, ne de ben konuşayım. Bu günü sakince tamamlayalım Oflaz."
Başını itiraz edercesine sallayarak ayağa kalktı "Ya benimle üst kata gel konuşalım ya da burada konuşacağız. Sen kararını ver."
İstifimi bozmadım "Bana seçenek sunamazsın." Öyle mi dercesine havalandı tek kaşı, bir kaç büyük adımla yaklaşıp belimden kavradığı gibi omzuna atmıştı. Ne diyeceğimi bilemezken bağırmaktan başka bir şey yapmadım "Bırak beni, konuşmak istemiyorum Oflaz!" Emre'ye baktım, diğerleri gibi öylece gidişimi izliyordu. "Emre!"
Konuşarak anlaşmamızı mı istiyorlardı, yanılıyorlardı? Anlaşacak hiçbir şey kalmadı!
Merdivenleri çıkıp herhangi bir odaya girmişti, beni indirmeden kapıyı kilitleyip cebine koydu. Ardından beni indirip kollarını bağlayarak karşıma geçti. Öyle öfke doluydum ki ağzına yüzüne vurmak istiyordum.
"Konuş, ne saçmalayacaksın?"
Sıkıntıyla nefes verdi "Efil, annem senin doyumsuz olduğunu söyledi ama inkar ettim tabi ki. Sonra bana seni denememi söyledi, yapmayacağımı, iyice kafayı yediğini söyledim. Restorana gittiğimiz günden önceki gece karakoldan arkadaşım Nihat eşiyle restorana gitmiş, eşide çok beğenmiş. Bana da bunu anlatınca seninle gitmek istedim çünkü hiç dışarıda baş başa yemek yemedik. Çok güzel bir gece değil miydi?"
Onaylatarak beni yumuşatmaya çalıştığının farkındaydım, evet çok güzel bir geceydi, günlerdir o geceye dönmek istiyordum ama bunu bilmesine gerek yoktu. İfadesizlikle devam etmesini bekledim.
Gerginlikle yutkunup cevap vermeyeceğimi anlayınca devam etti "Sonraki gün Mert'e restorana gittiğimizden ve çok güzel vakit geçirdiğimizden bahsettim. O da 'Restoran ne Allah'ını seversen, sahilde ki seyyar köfteciden daha çok zevk alırsın.' deyince bir de oraya gitmek istedim seninle. Birbirimizin sevdiği şeyleri öğrenmek, tanımak değil miydi amacımız?" Ne söylerse söylesin onaylamayacağım, yumuşamayacaktım. Şahit olduğum şeyi bilmiyordu.
"Anneme evden hazırlanıp çıkarken seninle yemeğe gideceğimi söylemiştim iki günde de. O da onun dediğini yaptım sanarak kendince yorum yapmış, üstüne gitmiş Ayça'ya söylemiş. Ayça'da bize söyleyince o an annemin yaptıklarına dur diyemediğim için kendime sinirlendim ama bir o kadar annemin yaptığını yediremediğim için bunları o an anlatmadım. Önce annemle konuşup sonra sana açıklayacaktım ama sen" duraksadı, bunu söylemek onun için zor olmalıydı "Gitmiştin!" Buraya kadar her şeyi sakin anlatmıştı ta ki ona göre sebepsiz gidişime gelene kadar.
"Bir gün daha konuşmayı bekleyemez miydin?" Bunu öyle çaresiz sormuştu ki asıl şimdi boğazım düğün düğüm olmuş, gözlerimin ardı sızlamıştı.
"Sen o an anlatabilirdin, kendi ihmalkarlığınla beni suçlama."
"Tamam." Bana doğru bir adım atınca iki adım geri çıktım, hala her şey çözülmüş değildi. Attığım geri adımlardan dolayı kaşları çatıldı "Anlattım, her şey bu kadar Efil. Benim sana karşı duyduğum en ufak şüphe yok. Her şey bir kenara ben bir ömür senin için kendimi harap ederim, yeter ki istediğin olsun."
Yine tatlı dili, artık zehir gibiydi. Her şeyin fazlası zarardı, tatlı dilin de fazlası zehirdi artık.
"O gece içmeye gittin." Duraksadı, bunu nereden bildiğimi sorguluyor olmalıydı, devam ettim "Hafta sonu taşınacaktık, Kerem'in söylediği yalan ortaya çıkınca konuşmak için seni aradım. Gerçekleri bilmediğim halde seni aradım." Son cümlenin üstüne basarak söylemiştim, anlaması gerekiyordu. "Açmadın, Mert'i aradım. O da belki uyuduğunu söyledi. Ben ne haldeyken senin uyuman da koymuştu. Mert'le plan yaptık. O size gelince benim de gizlice evinize girmemi sağlayacaktı, yaptık. Mert içeriye girince beni de eve aldı ve direk odana girdim. Odanda yoktun, bende gelmeni bekledim, Mert gitti, ailen yattı ve sen gece yarısı" devamı benim içinde zordu.
"Sarhoş geldin, yanında Ayça'yla." Bunları nasıl hatırlamazdı? "Annen ve Ayça odaya taşıdı seni, ben dolabında saklanıyordum. Ayça ve annen sohbet eşliğinde gülüşerek odadan çıktıktan sonra dolaptan çıkıp yanına geldim Oflaz. Sen ne yaptın biliyor musun?"
Göz bebekleri titredi, gelecek olandan korkuyordu. "Benim yüzüme baka baka, gülerek Ayça'yı sayıkladın." Afallamıştı, gözümün önünde sendelemiş, içten içe dağılmıştı. "Ayça'yla geldin, bana bakarak Ayça'yı sayıkladın." Bir kaç sağlam adımla yaklaşıp yumruğumla göğsüne vurdum sertçe, normalde hareket etmezdi ama bu sefer tek dokunuşumla dağılmıştı " Şimdi ben sana söyleyeyim Oflaz, bir düzenden kopmadan başka bir düzen kuramazsın."
Sersemliğinden faydalanarak cebinden anahtarı almıştım, kilide takıp çevirdim. "Efil, ben sana aşığım. İçmeye gitmeden önce-"
"Biliyor musun hiç merak etmiyorum, her halta bir açıklaman var ama ben o geceyi biliyorum. Gözlerimin içine bakıp Ayça dediğin anı biliyorum, zihnimden çıkmıyor!"
Çıkacağım sırada kolumdan tutup kendisine çekerek kapıyı kapatmıştı, sırtımı kapıya yaslayı beni kapıyla arasına sıkıştırdı, yüzüne yüzüme yaklaştırıp gözlerimin içine baktı, burnundan soluyordu, burnumdan soluyordum ve bunun sonu gelecek gibi değildi. Bu öfkenin sonu gelecek gibi değildi.
"Ayça ile aramda bir şey olmadı, içmeye gitmeden önce annem Ayça ile daha uyumlusunuz demişti. Bu cümleyle alay ederek güldüm saatlerce, anlıyor musun? Benim zihnimde de kalbimde de senden başkası yok."
"İnanmıyorum. Anladın mı inanmıyorum. Buna inandım diyelim, hadi buna inandım diyelim ya. Ne annen ne Ayça durmayacak, git Ayça ile evlen tamam mı? Belki dediği gibi mutlu olursun." İtmeye çalıştım ama bir milim bile oynamadı.
"Ya Kerem? O gece de hiç mi payı yokta arabasına binip gittin İstanbul'a?" Bunu kimden öğrenmişti? Gecenin bir yarısı bizi kim görebilirdi?
"Sen bütün ilişkimizde katran karası payı olan Ayça ile sarhoş eve döndün, benim İstanbul'a kadar yol arkadaşı olmamda hiçbir sıkıntı olmaz!"
"Sarhoştum!"
"O zaman sarhoş olunca yaptıklarımızdan mesul tutulmuyorsak sarhoşken aldatmakta affedilsin. Ben seni sarhoşken aldatsaydım" dişlerini öyle sıkıyordu ki kurulacağını düşünüyordum. "Efil, sus."
Susmadım, bundan sonra ne derse tersini yapacaktım "O gece sana sinirlenip, içseydim de Kerem ile seni aldatsaydım!"
Uzaklaşıp öfkeyle solumaya devam etti "Efil, gerçekten sus!"
"Sarhoştum deseydim affederdin yani, öyle mi?" Sinirle güldüm "Çık bu kafadan Oflaz, iki taraflı düşün. Dünya senin etrafında dönmüyor."
"Yeter, sonra konuşalım." Bu sefer o odadan çıkacakken önüne geçerek ben engel oldum, şimdi konuşup bitirecektik. Sonraya sarkmasını istemiyordum.
"Şunu kabul edelim, fazla hızlı davrandık. İkimizde ilişkiye hazır değildik. Doğru zaman yanlış kişi mi dersin, yanlış zaman doğru kişi mi yoksa her ikisi de yanlış mı bilmem. Belki de sadece derstik birbirimize. Şunu da kabul edelim ki bize rahat yok, ne annen kabul edecek ne de Ayça kabullenecek." Bundan sonra olacak belliydi, boğazımdaki yumru gittikçe büyümüştü. Söylememi engellemeye çalışıyordu, kesinlikle kalbimin oyunuydu ama mantığım daha baskındı artık. Bu iş olmazdı.
"Ben bu ilişkiye devam etmek istemiyorum. Bir daha görüşmeyelim." Odadan hışımla çıkıp kapıyı arkamdan sertçe kapattım. Rahatlamam gerekirdi ama üstüme daha büyük bir yük binmiş gibiydi, altında ezilerek ufaldıkça ufalıyordum. Bundan sonra ne yapacaktım ben?
Yorumlar