top of page

20.BÖLÜM

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 2 Eki 2025
  • 11 dakikada okunur

İfade verdikten sonra oyalanmadan eve gelmiştim ÇÜNKÜ annemin yirmi cevapsız aramasıyla karşılaşmıştım. Neyse ki Emre mesaiye kaldığımı ve yoğun olduğumu söyleyerek ikna etmişti annemi. Sabahta herkes işe gittiği için karşılaşmamıştık.


Bu sabah Oflaz'la bile denk gelmemiştik. Kendisinin gece işi çıkınca karakolda kalmak zorunda kalmıştı, kendim eve dönmüştüm. Bu sabah perdemi açmamıştım bile. Hazırlanıp kafeye gelmiştim.


Şimdi ise kafede fazla kişi olmadığından saatimi doldurmak için oyalanıyordum. Ya da ayılmaya çalışıyordum, dün geceki öpüşmenin etkisini atlatabilmiş değildim. Sarhoş gibiydim, algılarım kapanmıştı sanki. Elim dudağıma gitti istemsizce, şapşal gülümsemeyle o anı düşünerek tekrar yaşadım. Gerçekti. Gerçekten gerçekti.


Omzuma dokunulmasıyla irkilerek hayallerimden uyandım. Sırtına tezgaha yaslamış kollarını bağlayarak bana sorgular bakışlar atan kişi Merve'ydi. "Sen iyi misin?" Salak gibi gülmeyi bırakmazsam sorması normaldi. "İyiyim." Dedim normal bir tebessüm etmeye çalışarak. Normal tebessüm nasıldı, ben şu an sadece kahkahalarla gülmek istiyordum.


"O zaman bize dünü açıklarsın." İkinci bir irkilmeyle arkamı döndüm, ses Osman'a aitti ama dönüp baktığımda tek olmadığını gördüm. Hayri ve Yekta'da buradaydı, hepsi kollarını göğsünde bağlamış daltonlar gibi sıraya dizilmiş benden açıklama bekliyorlardı.


Merve'de onların yanına geçti "Evet Efil, o adamdan rahatsız olduğun belliydi. Peşine takılan bir sapık mı? Nakliyat gibi bir şeyler zırvalarken susturdun, ne nakliyatı? Taşınıyor musun?" Nasıl açıklayacaktım? Ayrıca daha Oflaz'a bile söylememiştim, onlara söylemem doğru olmazdı, sonra yayılır da Oflaz'ın kulağına giderse? Büyük sıkıntı.


"Şimdi şöyle ki...yanlış anlaşılmak istemem ama gelişmelerden daha Oflaz'a bahsedemedim. Önce onunla konuşmak isterim, lütfen yanlış anlamayın."


Kimsenin Oflaz ile sevgili olduğumdan da haberi olmadığı için Merve "Oflaz kim? Dün yanına koştuğun adam mı?"


Başımı sallayarak onayladım.


Hayri'nin kaşları önce çatıldı, düşünceyle yüzüme baktı, ardından anımsamış gibi aklına gelen herşeyi döküldü "İlk bıçaklandığında yanında duran ve benden hazetmeyen polis mi?"


Diğerleri dehşetle yerlerinde dikleştiler ve aynı anda seslerini yükselterek "Bıçaklandın mı?" Demişlerdi. Kısık gözlerimi Hayri'ye çevirdim, söylemedin söylemedin herkese bir anda mı söyledin yani.


Aklımdan geçenleri duymuş gibi hafif bir tebessümle "Pardon." Dedi "O zaman içten içe sizin beraber olabileceğinize dair teoriler kurmuştum. Tutunca heyecan yaptım."


Güldüm bu dediğine "Tebrikler gerçekten."


"Onu bunu geç." Dedi Merve panikle beni baştan aşağı süzüyordu "Ne zaman bıçaklandın ve biz nasıl anlamadık?"


"Anlayamadınız çünkü aşırı bir bıçaklanma değil sıyırmaydı. Adam yanımdan koşarak geçerken beni rehin aldı."


Heyecanlı bir film anlatıyor muşum gibi nefesini tutarak dinliyordu Yekta "Oflaz'da seni kurtardı."


"Yani." Dercesine salladım başımı "O adamı oyalarken başka bir polis arkadaşı arkadan müdahale etmiş. Kendimde olmadığımdan anlayamadım."


"Dizi gibi lan." Dedi Osman, müşteri gelince kasaya yönelecekken duraksadı "Aa enişte, iyi insan lafının üstüne gelirmiş."


Oflaz mı gelmişti? Başımı çevirip baktığımda sadece Oflaz'ı değil dün geceki anımız da gözümün önüne gelince gözlerimi kırpıştırarak görüntüyü silmeye çalıştım. Oflaz sol gözünü kırpıp başını belli belirsiz sallayınca"Oflaz." Dedim gülümseyerek, kasaya yaklaştım "Neden geldin?"


"Kulak çınlamamı takip ettim, sanıyorum ki bana olan aşkını anlatıyordun?" Alayla güldüm "Maalesef, yanlış tahmin."


Yekta "Dün-" dediği an araya girdim "Dün sıkıntılı bir müşteri gelmişti de, sevgilim olsa ağzının payını verirdi diyordum. Çıkarırdın silahı çat çat çat."


Başını hafifçe arkaya yatırıp dişlerini göstererek gülüşünü izledim bir süre, "Katil miyim ben kızım? Ne çat çat vuracağım adamı." Kasanın üstünden yaklaşıp çapkınca göz kırptı bu sefer "Ama canını sıktıysa tek çatla bitiririm işini."


Allah'ım eriyorum galiba, bu sıcakta ne? İkimizin de gözleri dudaklarımıza kaydığı an elektrik çarpmış gibi geri çıkmıştım, dün gece ki öpüşmemiz, taşınacak olmamız, Kerem'in hala burada olması hepsi üst üste gelmişti ve ben hala hiçbir adım atmıyordum.


Boğazımı temizleyip gülümsedim "Ne..ne olmuştu, yani-" gözlerimi kapatıp içten içe küfrettim kendime, niye doğru düzgün cümle kuramıyorum. Heyecandan dilim dolanıyordu. Gözlerimi aralayıp düzgün cümle kurmak için çabaladım "Neden gelmiştin?"


Müşteri gelince tezgahın arkasından çıkmıştım, o da yanıma gelmişti "Dün ki yemek çok güzledi, tadı damağımda kaldı. Bugün de çok güzel bir yere götüreceğim seni."


Dün gerçekten güzeldi ama her gün böyle dışarıda mı yiyecektik? Yine de hevesini kırmamak için onayladım "Tamam, işim bitmişti zaten. Çantamı alayım gidelim."


Tezgahın arkasına geçip çantamı aldım "Size kolay gelsin." Demiştim hepsije ithafen


Hepsi "Sağ ol görüşürüz." Dedikten sonra Oflaz ile çıkmıştık kafeden.


Bugün gayet günlük giyinmişti, benim kıyafetlerimin de sakıncası olmazdı o zaman "Nereye gidiyoruz?" Dedim merakla.


"Gidince görürsün, bakalım beğenecek misin?" Bakalım bugün ne sürprizler bekliyordu beni.


Arabamın anahtarını verip onun sürmesini istedim, nereye gideceğimizi o biliyordu. Fazla sürmedi, yaklaşık yirmi dakika sonra sahil kenarındaydık. İnip sahil boyunca yürümeye başladık. "Yoksa beni sahil kenarında köfte ekmek yemeye mi götürüyorsun?"


Tahminim doğru olacak ki gülümseyerek döndü, başını salladı "Evet, sever misin?"


Omuz silktim "Severim tabi ki, temiz olduğuna da güveniyorsan sorun yok."


"Güveniyorum, bizimkilerle sık sık gelirdik. Şimdi fındıkta kaybettiği vakitlerden dolayı hepsi yoğun ama ilk müsait anda hep beraber gelelim."


İlk müsait anda hep beraber gelelim. Artık söylemeliydim gideceğimizi, yoksa iyi olmayacaktı.


"Ofl-"


"Burası." Demişti hemen sözümü keserek ardından duraksadı "Bir şey mi diyordun?" Tamam yemekten sonra söyleyebilirim, şu anın içine etmeye gerek yoktu. Ama bugün kesin söylemeliyim.


"Burası çok güzelmiş diyecektim."


"Öyledir" sahil kenarına koyulan bir kaç masa ve sandalyelerden birine oturmuştuk karşılıklı. "Tam mı yersin yarım mı?"


"Yarım."


"Soğanlı soğansız?"


"Soğanlı olsun."


"İçecek ne olsun?"


"Ayran olur."


Onaylayıp kalktı, siparişi verdikten beş dakika sonra ekmek ve içeceklerle geri dönmüştü. "Al bakalım prenses."


Karnımın açlığını şimdi daha net hissediyordum, Oflaz beklemeden ekmekten bir ısırık alınca bende almıştım. Gerçekten çok güzeldi, ağzımın doluluğunu umursamadan elimi siper ederek "Çok güzel." Demiştim.


Dişlerini göstererek güldü bu halime "Öyledir ama sen yine de yavaş ye."


"Acıktığımın farkında bile değilmişim. İyi ki geldik."


Gözlerini kısarak alayla "Ben geldiğimde bu kadar sevinmedin."


Ekmeği kaldırıp işaret ettim "Ekmeği mi kıskanıyorsun yani?"


"Seni her şeyden kıskanabilirim." Güzel sözlerini eksik etmiyordu ama nedendir bilmem garip durgunluk vardı, belli etmemeye çalışsa da soğukluk vardı.


Uzun uzun baktım yüzüne, o ise ekmeğinden koca bir ısırık daha almıştı. Durmadım "Sorun mu var?"


Duraksadı, çiğnemeyi bırakıp gözlerini yavaşça gözlerime çevirdi. Omuzlarını düşürüp ağzındaki lokmayı yuttu "Kerem denen iblisi gördüm gelirken, hala neden buralarda?" Hayır lütfen, söylemek istiyorum ama şu an herşey çok güzel, yemek yiyoruz. Gideceğimizi söylemenin sırası değil, özellikle onunla ortak olmamızı söylemek için hiç sırası değildi.


"Görüşmeleri varmış herhalde, bende tam bilmiyorum." Başımı belli belirsiz salladım "Yani bikmekte istemiyorum aslında, seninle beraberken sinirimizi bozan insanlar hakkında da konuşmak istemiyorum." Elimi elinin üstüne koydum nazikçe "Seninle olduğum her dakika benim için çok önemli."


Ellerimize baktı önce, ardından gülümseyerek salladı başını "Haklısın, boşverelim bunu şimdi. Yarın akşam nereye gidelim?" Hissetmiş gibi her gün bir yere gitmek istemesi beni hem üzüyor hem de mutlu ediyordu. Her günü beraber geçirelim istiyordu.


"Yarın da sahil kenarında sadece oturalım, baş başa. Olur mu?"


"Olur tabi, ne istersen olur." Her kelimesinden öyle çok sevgi akıtıyordu ki sessiz kaldıkça altında eziliyormuş gibi hissediyordum, umarım benimde onu çok sevdiğimi hissettirebiliyorumdur.


Dün yemekte iltifat edince utanışı gelmişti aklıma, güldüm istemsizce, hatta kısa süre içinde gülüşüm kahkahaya dönünce Oflaz anlamsız bakışlarını bana çevirmiş neye güldüğümü açıklamamı bekliyordu. Hemen anlatırdım.


"Neye güldün bu kadar?"


Gülüşümü zar zor durdurup kalan ekmeğimi kenara bıraktım ve bir yudum ayran için kendimi konuşabilecek kıvama getirdim, zordu.


"Dün yemekte utanışın geldi de gözümün önüne. Çok tatlıydın."


Hava kararmak üzereydi, etrafı aydınlatan sokak lambalarından biri tepemizde olduğu için rahatlıkla tekralanan utanışını izliyordum. Yanakları kızarıyordu.


Kaşları çatıldı "Ne utanması? Hava çok sıcaktı. Yüzümü yıkamaya gitmiştim."


Başımı iki yana sallayıp gülmeye devam ettim "Duş almaya diyecektin herhalde, hava bu kadar sıcak olmasa hasta bile olurdun o ıslaklıkla."


Gözlerini çekip ekmeğine döndü "Abartıyorsun."


"Abartmıyorum."


"Abartıyorsun."


"Abartmıyorum canım, haklıyım." Sol gözümğ kırptım "Merak etme aramızda."


Tek kaşı havalandı sorgularcasına "Sen bana mı benzemeye başladın biraz?"


Bundan gurur duyacağım aklıma gelmezdi "Üzüm üzüme baka baka diyelim."


İtiraz eder gibi cıkladı "Ben olsam insan sevdiğine benzer derdim, hala tam olarak ben olamamışsın."


"Biraz farklılıklarımız olsun ki birbirimizi tamamlayalım değil mi? Senin yetmediğin yerde ben, benim yetmediğim yerde senin olman, tamamlaman lazım."


Memnuniyetle onayladı "Tabi ki, senin yettiğin yetmediğin her yerde olurum."


Buna şüphem yoktu nedense "O güveni veriyorsun şüphem yok." Elini yanağıma uzatıp baş parmağıyla okşamıştı hafifçe, yetmemiş olacak ki yanağımı parmaklarının arasına sıkıştırıp sıktı, acıyla çatıldı kaşlarım "Ne yapıyorsun?"


"Biraz hırpalayarak sevmek istedim, bazen böyle çıkıyor tadı."


"Kedi miyim ben?"


"Biraz andırıyorsun tabi."


"Salak." Dedim gülerek, ilişkimiz yavaş yavaş çekingenlikten çıkıyor, yolunu buluyordu sanırım. Bu iyiydi.


Yemeğimizi bitirdikten sonra çimenliklere oturmuştuk, Oflaz bacaklarını uzatarak oturuyordu, bende başımı bacağına koyarak uzanıyordum. Denizi böyle izlemek çok daha güzelmiş, tattığım yeni hisler yerimi doldurulabilecek gibi değildi. İlkti ve çok güzeldi.


Oflaz saçlarımla oynarken eli durunca istifimi bozmadan "Ne oldu?" Dedim, gayet iyi gidiyordu oysa, mayışmıştım.


"Ben seni yeterince sevmiyor muyum?" Bu sorusu nedensizce korkuttu beni, yanlış bir şey mi yapmıştım? Neden sormuştu?


Uzandığım yerden kalkıp karşısına oturdum "O nereden çıktı?"


Ciddiyetle "İnternette sevilen her kızın saçı dalgalanır yazıyordu, " saçlarımı işaret etti "Seninki hala düz." Oflaz'ı gerçekten bir gün tokatlayacaktım, bu iki olmuştu. Sinir ediyordu ama bir o kadar da tatlıydı ki kızamadım. Kahkaha atmamakta zorlanıyordum, safım benim ya.


Saçlarım normalde dalgalıydı ama ben düz sevdiğim için her duştan sonra saçlarıma sürdüğüm krem düzleştiriyordu.


Kendince bir çıkarım yapmıştı "Benim aşkım fazla gelmiş olacak ki ters tepki yaptı, kendine sahip çık uçabilirsin. bile."


Usul usul yanına yanaşıp cilveyle gülerek eğdim başımı "senin yanındayken ayaklarımın yere bastığını kim söyledi?"


Başını eğip güldü, gözlerinden etkilendiğini görebiliyordum. "Benim saçlarım zaten dalgalı, bonus kafa olayım mı istiyorsun?" Utanınca her zamanki gibi saçmalıyordu ve bu çok hoşuma gidiyordu. Yarın saçlarımı kremlemeyeyim de görsün bakalım, kim daha çok seviyormuş.


"Olabilirsin, neden olmasın? Eminim çok yakışır."


Yüzünü ekşitti "hiç sanmıyorum." Şöyle bir hayal edince, bence de şu anki hali gayet iyiydi. Yeterince yakışıklıydı.


"O zaman yarın tekrardan görüşüyoruz." Dedim söz almaya çalışarak.


Cevabı netti "Sorman hata." Memnuniyetle tekrardan bana ait olan yere kıvrılmıştım. O kadar rahattı ki günlerce burada yatabilirdim, gayet huzurluydu. Bir yandan aklımı kurcalayan düşünceler peşimi bırakmıyordu.


"Oflaz." Dedim merakla.


"Hımm." Mayışmıştı galiba, uykusu mu gelmişti?


"Birine kırıldığında ilk tepkin ne olur?" Duruldu bir süre, cevap gelmedi. Neden sorduğumu düşünüyordu belki de. Ya da kırıldığı anları canlandırıyordu zihninde. "Konuşurum."


İnsan kırılınca nasıl konuşurdu ki, ben kabuğuma çekiliyordum ve...


"Seninle konuşurum." Diye ekledi "İnsanların beni kırmasına izin vermem ama sen beni yerle bir edebilirsin. Bu olmasın diye önce konuşurum."


İnsanların beni kırmasına izin vermem ama sen beni yerle bir edebilirsin. Bu yaşansın istemiyordum, onu yerle bir etmek en son isteyeceğim şey bile değildi.


"Peki ya sen? Kırılırsan tepkin ne olur?" Onun kadar çok düşünmedim, benim yıllardır süregelen tek bir tepkim vardı "Giderim." Demiştim net bir şekilde. "Kalbim kırılsa, ne kadar üzülsem aklıma ilk orayı terk etmek gelir."


"Benden de mi?"


Onaylamak istemezdim ama gerçek buydu "En çok senden, en çok sevdiklerime daha çok kırılırım ve sen en çok sevdiğimsin. Bu da daha çok kaçmak demek."


Elleri saçlarımda geziniyordu "Kaçarak nereye varacaksın?"


Omuz silktim "İnsan illa ki bir yere varmak için mi kaçmalı?"


"İnsan kendisine ızdırap çektirenden kaçar, nefes aldığı yere doğru koşar. Ben sana ız-"


"Senden kaçacağımı sanmıyorum Oflaz, sormadım say. Hiç hoş bir konuşma olmadı bu." Elleri saçlarımda oyalanmaya devam ediyordu, derinden bir nefes vererek saçlarıma yaklaştı, başımın üstüne koyduğu öpücük içimde bir şeyleri harekete geçirdi yine ve yeniden. Elleri saçlarımdan hiç ayrılmasın istiyordum.


Oflaz'ın saçlarımla oynaması ciddi derecede uyku yaptığı için gözlerimi kapatmıştım, rüzgarı hissediyor, anın keyfini çıkarıyordum ancak tam bu sırada işittiğim tanıdık ses içimde, buradan ışınlanma isteği uyandırmıştı. Bu teknoloji şu an icat edilmeliydi, tam şu saniyelerde gerekliydi.


"Merhaba." Ayça'nın sesiydi, ne alaka olduğunu bilmiyordum ama yanında Kerem'de vardı. Bunlar hangi zaman diliminde gece dışarıya çıkacak kadar yakınlaşmışlardı?


"Merhaba buyur?" Dedim ters ters, ilk başlarda yeterince açık kapı bıraktığımı düşünüyordum, o kapatmıştı. Bundan sonra da sevgilime takıntılı birine samimi davranacak değildim.


Oflaz ile köfte yedimiz yeri işaret etti "Burası her zaman geldiğimiz köfteci. Ayşe abla Oflaz'ın seni denemek için buraya getirdiğini söyleyince bende Kerem'i getirmek istedim. Bayadır da yemiyordum zaten."


Seni denemek için derken, köfteyi denettirmek için demek istemişti sanırım. Kelimeleri öyle kullanıyordu ki altından başka anlamlar çıkmaya müsaitti.


Oflaz'ın "Ayça ne için geldiyseniz oraya gidin." Diye çıkışmasıyla ters bir şeyler olduğu hissine kapıldım, sormaktan korkuyordum. Öyle korkuyordum ki az önce ki anı bozmak istemiyordum ama hislerim beni yer bitirirdi.


Oflaz'ın kolundan tutup dikkatini çekerek susturdum, Ayça'ya döndüm ters bakışlarımla "Seni denemek derken neyden bahsediyorsun?"


"Efil, saçmalıyor." Oflaz'ın bu açıklamaları soruma daha da değer katıyordu, Ayça'nın bu sefer saçmalamayacağı açıktı.


"Oflaz sus, Ayça ne demek istedin?"


"Hay Allah, pot kırdım herhalde." Yapmacıktı, zaten bunu yapmak için gelmişti "Ama madem başladık artık söyleyeyim. Ayşe abla senin eski zengin hayatına alışık olduğunu, Oflaz ile beraber olunca istediğin olmayınca evde huzursuzluk çıkaracağını, Oflaz'ı bastıracağını ve batıracağını düşünüyor. Oflaz'ın ömür boyu senin doyumsuzluğun için çalışmasını istemiyor muş. Oflaz itiraz etmiş ama aklında soru işare-"


"Kes sesini Ayça! Yeter." Öyle gürlemişti ki Oflaz, sahilde küçük, büyük, hayvan herkesin dönüp bizi izlediğine emindim ama umrumda değildi, gözlerimi Oflaz'dan alamıyordum. "Dün restorana götürüp bugün buraya getirmenin sebebi bu muydu?" Gırtlağıma kadar hayal kırıklığıyla dolmuştum. Saçmalıktı, yaptığı büyük saçmalıktı.


"Efil bak-"


"Efil," Oflaz'ın sözünü keserek araya girmişti Kerem, o da taşınacağımızı yumurtlayacaktı değil mi? "Biz gidelim, nakliyatı da en erkene çekip yarına ayarladım. Haberin olsun." Kahretsin! KAHRETSİN!


Bu sefer sorgulama sırası Oflaz'daydı, Kerem ve Ayça memnuniyetle, içten içe kahlahalar atarak uzaklaşırken biz burada birbirimize sorgularcasına bakıyor, fırtınadan önceki sessizliği yaşıyorduk.


"Ne nakliyatı Efil?" Benim aksime öyle sakin sormuştu ki bunu, onun gözlerinde ki sorguyu ve hayal kırıklığını en net şekilde görebiliyordum. Kırılınca konuşurum demişti, hayır seninle konuşurum demişti ve dediğini yapıyordu. Beklediğimden sakindi. "Gidiyor musunuz?"


Ağlamak istiyordum, öyle iğrenç hissediyordum ki oturup ağlamak istiyordum. Daha beş dakika önce her şey çok güzeldi.


"Gidiyoruz, İstanbul'a taşınıyoruz. Babam ve Kerem'in babası ortak oldular," ellerimle çimenleri koparıyordum hırsla " eski doyumsuz hayatıma geri dönüyorum Oflaz."


Derin ve sıkıntılı bir nefes verdi "Senden yana şüphelerim yoktu Efil, sadece haklı olduğumu görmek istedim. Yaptığım çocukça ama annem o kadar üstüme geldi ki kafam karıştı. Yanlış yaptım hatalıydım."


"Hatalıydın" dedim onaylayarak "Annen bana iftira attı, hakkımda neler söyledi. Yılmadım, karşısına geçip seni sevdiğimi söyledim. Dikkat çekiyorum, kendi akrabalarım da varken yaptım bunu. Yetmedi eve geldim, anneme söyledim seni sevdiğimi. Olmaz dedi, annesi böyleyken mutlu olamazsınız dedi, oluruz dedim Oflaz. Çünkü sen annem normalde böyle biri değil dedin, sana güvendim bende beklemek istedim. Görmek istedim." Soluklandım "İftira atılırken kafası karışmayan kafa tutan benim ve annenin üstüne gelmesiyle kafası karışan sensin." Sinirle güldüm "Ne güzel ya."


Sonuna kadar sakince dinledi fakat artık sonuna gelmişti "Tamam hatalıyım, sen değil misin? Bu herifle, eski sevgilinle İstanbul'a dönüyorsun ama benim haberim yok. Bu ağzı leş kokan itten öğreniyorum gideceğini, neden?"


"Çünkü güzel anlarımızı bozmak istemedim Oflaz! Seninle yaşadığım her an değerli derken yalan söylemiyordum. Söyleyecektim ama doğru zamanı bekliyordum."


"Ben yalan mı söylüyordum Efil?"


Şu an sakinlik yanımızdan bile geçmiyordu, herkes tiyatro izler gibi bizi izliyordu.


"Bunu iddaa etmedim, kafan mı karışıyor hala? Düzgün düşünemiyor musun?" İçimde ki hayal kırıklığı büyüyerek öfkeye dönüşüyordu. Tutamıyordum.


"Efil yeter, aramızı bozmak için yaptılar anlamıyor musun?"


"Olmayan bir şey söylemediler, sen bana güvenmeyip denedin, bende senden taşınacağımızı gizledim. Hadi ben doğru zamanı kolluyordum, sen bana güvenmediğini, hakkımda doyumsuz olduğumu düşündüğünü ne zaman söyleyecektin?"


Duraksadı bu dediğimle, ikimizinde öfkeden göğsü hızla inip kalkıyordu, ellerimiz yumruk olmuş yüksek sesle tartışıyorduk. Beş dakika önce çok iyiydik oysa, o zamana dönmek istiyorum. Lütfen.


Sessizliği uzadı, sinirle güldüm "Bende öyle tahmin etmiştim. En çok da neye üzüldüm biliyor musun? Benimle gerçekten vakit geçirmek için yemeğe çıktığını, birlikteyken ilişkimizin ne kadar güzel ilerlediğini, beni ne kadar çok sevdiğini düşündüğünü, anın tadını çıkardığını sanmıştım. Çünkü ben öyle yapıyordum." Yumruğumu iyice sıktım "Hata bende ki kendi fikirleri olan, başkalarının lafına bakmayacak, annesinin himayesinde olmayan birini sevdiğimi sanmıştım."


O da sinirle güldü "Birbirimiz için hayal kırıklığıyız o zaman." Senin için dememişti, birbirimiz için demişti. Haklıydı, öyleydik.


Yerdeki çantamı hışımla alıp parkın çıkışına koşar adım ilerledim, kalbim ağrıyordu. O kadar saçmaydı ki bağıra çağıra ağlamak istiyordum. Her şey mahvolmuştu. Birbirimizi sevmekte ne kadar iyiysek kırmakta da bir o kadar iyiydik ve bu can yakıyordu.


Kısa süre içinde evin önündeydim, arabayı durdurup kontağı kapatmıştım fakat arabadan inecek gücüm yoktu. Ağlamaktan helak olmuş, olmaya da devam ediyordum. Buraya gelince hak etmediğim kadar haksızlığa uğramıştım, Giresun bana hiç iyi gelmemişti, o kadar umutsuzluğun yanında Oflaz'ı vermişti. Onu da gitmemin cezası olarak geri alıyordu benden.


Normalde hafta sonu taşınacaktık, Kerem şerefsizlik yaparak erkene çekmişti. Daha eşyalarımızı tam toplamamıştık bile. Hem beni aldatıyor hem de geri dönüp mutlu olmama engel oluyordu. Şerefsizliğin vücut bulmuş haliydi.


Arabadan inip eve doğru ilerledim, bu gece sabah olmayacaktı benim için.



...... OFLAZ'DAN


Her şey güzel giderken anca bu kadar boktan devam ettirilebilirdi. Canımdan çok seviyordum, bunu bilmemesine imkan yoktu, canından çok seviyordu ve bunu bilmememe imkan yoktu. Gözlerine bakınca her şeyi görüyordum, o da görüyordu. Her şeyi mahvetmiştim. O kadar mahvetmiştim ki gitmeden önce o son bakışı kalbimi paramparça etmişti.


Ondan duymak isteyeceğim şeyi Kerem denen sik kafalıdan duyunca kan beynime sıçramıştı. Yapmamam gereken bir şeyi yapmıştım bir de kendimi savunmuştum. Asıl sik kafalı benim!


Gece arabasına binene kadar takip etmiştim, sonrasında taksi çevirip peşinden gitmiştim. Sağ salim eve girdiğini görünce de meyhaneye gidip bok var gibi içmiştim, meyhaneye girdikten sonrasına dair hiçbir şey hatırlamıyordum.


Eve nasıl geldiğimden bile haberim yoktu, başım öyle ağrıyordu ki yastıktan kaldırmak istememiştim. Her şeye rağmen işe gitmem gerekiyordu. Kalkıp hazırlanmış kimsehe gözükmeden evden çıkmıştım. Efil dışında kimseyi görmek istemiyordum, kimseyle konuşmak istemiyordum. Gerekirse ayaklarına kapanabilirdim, hatalıydım. Hayvandım.


Binadan çıkınca nakliyat aracını beklemiştim ama yoktu, çoktan gitmişler miydi? Vücudumu esir alan panikle etrafıma dönerken sol tarafımdan gelen darbeye dair önlem anlamamıştım. Yüzüme yediğim yumrukla geri geri sendeleyip sırtımı binaya çarpmıştım. Kafamda hala sersemlik vardı, kendimi toparlayamadım bir süre. Karşımdakinin de beklemeye sabrı yoktu belli ki.


Yakalarımdan tutup sarsmıştı "Haneye tecavüz olmasın diye çıkmanı bekledim Oflaz Şahinoğlu." Emre'ydi bu. Fazla öfkeliydi. "Ablama ne yaptın?"


"Nerede Efil?"


Savurarak duvara doğru itip bırakınca bu sefer savrulmamıştım, karşısında dikildim hareketsizce. "GİTTİ!" Bedenim titredi.


Gitti.


Gitti mi?


"Taşınıyordunuz." Dedim fakat sesimi ben bile duyamıyordum, başımı kaldırıp Emre'ye doğru ilerledim "Bugün taşınıyorsunuz, benim yüzümden gidiyormuş gibi konuşma!"


"Senin yüzünden gitti lan, Kerem gerizekalısı aranızı daha çok bozmak için böyle saçmalamış. Hafta sonu gidecektik, ablam da sana bunu söylemek için evden çıkmıştı, evine gitmişti ama geri geldiğinde gittiğinde ki gibi değildi! Ne yaptın lan ablama? Güvenmişti sana, güvenmiştik."


Kerem aramızı daha çok bozmak için kolpa sıkmıştı.


Emre tehditvari sesiyle işaret parmağını sallayarak bağırdı "Bir daha, sakın bir daha seni ablamın yanında görmeyeceğim."


Gitmişti.


"Peki ya sen? Kırılırsan tepkin ne olur?"


"Giderim. Kalbim kırılsa, ne kadar üzülsem aklıma ilk orayı terk etmek gelir."


"Benden de mi?"


"En çok senden, en çok sevdiklerime daha çok kırılırım ve sen en çok sevdiğimsin. Bu da daha çok kaçmak demek."


Efil gitmişti.

Son Yazılar

Hepsini Gör
30.BÖLÜM

2 AY SONRA   "Neden bu kadar hızlı? Neden bu kadar hızlı evleniyorsunuz?" Emre karşıma geçmiş bana hesap sorarcasına sorguluyordu, kollarını bağlamış bir sağa bir sola yürüyordu "Nereye aceleniz var,

 
 
 
29.BÖLÜM

Oflaz'la yüzük taktığımız, bize göre rüya ailemize göre kabus olan gecenin üstünden üç gün geçmişti. Ne annelerimiz tekrar birbirine girmiş, ne de farklı bir sorun çıkarmışlardı. Oflaz'ın annesi ve ba

 
 
 
28.BÖLÜM

Oflaz'ın yanından ayrılınca telefonuma Emre'den gelen mesajla babaannem ve dedemin eve geldiğini öğrenmiştim. Attığı mesaj şöyleydi.   Emre: Ecelinin sebepleri geldi abla   Efil: O ne demek?   Emre: B

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page