top of page

2. İZ

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 31 Oca
  • 17 dakikada okunur

 

kafam senden bile güzel- kolpa

 

Okulun girişindeki mantar pano, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte "Geleneksel Ankara Liseler Arası Paragraf Yarışması" afişiyle donatılmıştı. Elimde edebiyat defteriyle afişin önünde durmuş, şartları okurken gözlerimin parladığına emindim.

 

'Konu "SINIR" , limit 200 kelime, kazananın eseri şehir kütüphanesinde sergilenecek.'

 

"Katılmalısın, kazanacağına eminim." Canım sıkkın olduğunda yazmayı severdim, beni rahatlatan en iyi aktiviteydi. Şans eseri defterimi görüp bakmak için izin istemişti İmge, çekinsem de birinin okuyup yorumlamasını istedim. İyi ki de okutmuşum, çok güzel yorumlarda bulunmuştu. "Adını yazalım hemen. " Eklemesiyle afişin yanında katılım sağlayanlar için bırakılan boş kağıda baktım. Şimdiye kadar beş kişi ismini yazmıştı. Hiçbirini tanımıyordum.

 

"Bende mi katılsam?" Özgüvenle yakasını düzeltti Ulaş "Bakarsın büyük bir yazar olurum."

 

Heyecanla ikisine de baktım "Yani neden olmasın? Hatta hepimiz katılalım! "

 

Elini rastgele havada savurdu İmge, yazı yazmayı sevmediğini biliyordum zaten. O daha çok bilgisayar üzerinden çalışmayı severdi. "Ay yok, ödevlerime zor yetişiyorum. Siz katılın canlarım."

 

Ulaş kalemi alıp ikimizin adını da eklemişti, omzuyla omzuma vurup güldü "Artık yardımcı olursun. " ağzı iyi laf yapıyordu aslında, yardımıma ihtiyacı olacağını hiç sanmıyorum.

 

"Hmm" Dedim düşünceyle mırıldanarak "Ne teklif ediyorsun? "

 

Hiç düşünmedi "Araba sürmeyi öğretirim." Uzun zamandır öğrenmek istediğimi dile getiriyordum, bunu bildiği için reddedemeyeceğim bir teklifle gelmişti "Sen var ya..." Kaşlarımı kaldırıp gülerken elimi uzattım "Anlaştık, on cümleye bir cümle eklerim."

 

"Düzenleme?"

 

"Bakarız." Elimi tutup sıkarak anlaşmayı imzaladı "Kabul."

 

"Kabul." Dedim gülerek, biraz yardımdan kimseye zarar gelmezdi sonuçta.

 

"Vay vay vay," dedi arkadan gelen o bilmiş ses. Bende sabahım nasıl bu kadar güzel ve huzurlu diyordum. Daha Furkan'ı görmemişim de ondan. İşte fazla sorgulamamak lazım, yoksa istemediğin ot burnunun dibinde bitiyor. Ceketinin önü açık, bir eli cebinde, kendince havalı bir yürüyüşle yanımıza geldi.

 

İmge ters ifadesiyle mırıldandı "Geldi gerzek. "

 

Furkan ne söylediğini anlayamamış olmalı ki İmge'ye tek gözünü kırptı "Solum çınladı. Ne dedin? "

 

İmge, bilmiş edayla kollarını göğsünde bağlayarak ona doğru bir adım attı. Tam karşısına dikilip sinirle güldü "Senin solunu si-" Elimle ağzını kapatıp kendime çektim "Canım benim, ağzını bozma bunun için. Gerek yok. "

 

Ofladı Ulaş "Tam da layığını buluyordu. "

 

Furkan olanlarla hiç alakadar değilmiş gibi davranarak güldü, yerine bıraktığımız kalemi alıp listeye, hemen altımdaki sıraya adını ekledi, yan yan İmge'ye baktı "Ne kadar ayıp, hiç yakışıyor mu sana?"

 

Sorun çıksın istemiyordum ama Furkan her zamanki gibi hiç yardımcı olmuyordu. İmge elimden kurtuldu "Az önce söyleyeceklerim sana çok yakışacaktı oysa."

 

Terslendi Furkan "Benim sizinle bir sorunum yok. Torpilli arkadaşınıza had bildirmem gerekiyor."

 

Sabaha kadar uyumamıştım, arkadaşlarımla geçirebileceğim tek vaktimde de bu çocukla uğraşmak yeterince canımı sıkmıyormuş gibi had bildirmekten mi bahsediyordu? Oysa ben haddimi iyi bilirdim, onun aksine.

 

"Burada had bilmesi gereken tek kişi sensin Furkan. " Diyerek bana destek çıktı Ulaş "Görüyorsun ki çalışan kazanıyor, çalış senin de olsun. Mevsim ile uğraşıp canımızı sıkma."

 

Furkan alay edercesine gülerek işaret parmağıyla üçümüzü işaret etti "Toplu paket misiniz siz? "

 

İmge öfkeli bir adım daha atarak dibinde bitti "Öyleyiz, ben toplu bir paketim. Bas git şuradan."

 

İkisini arkamda bırakarak öne çıktım, kollarımı göğsümde bağlayarak çenemi kaldırdım. Tek kaşımı kaldırıp hayırdır manasında başımı salladım "Ya senin derdin ne? Torpilli diyorsun ama kanıtın yok, haddimi aştığımı söylüyorsun ama her gün benimle uğraşan sensin. Açık açık konuşsana sen benimle."

 

Ellerini cebine koyup üzerime eğildi, alayvari gülümsemesi öyle sinir bozucuydu ki gösterdiği dişlerine yumruğumu geçirip hepsini dökme isteğimi uyandırıyordu. "Söyleyeyim canım, yıllardır sakladığınız gerçeği biliyorum. Okul müdürü senin dayın, odasında konuşurken duydum sizi. Sana, puanların için hocalarınla konuşabileceğini söylüyordu, bu torpil değil mi?"

 

Okul müdürünün dayım olduğunu Ulaş ve İmge'den başka kimse bilmiyordu, bunun sebebi tam da şu anı yaşamamaktı. Emeklerimin torpil olarak görülmemesiydi ama gel gör ki korktuğum başıma gelmişti. Bari tamamını dinleseydi, dayım zor bir dönemden geçtiğimi bildiği için öyle bir teklifte bulunmuştu ama hemen ardından reddetmiştim. Furkan sonuna kadar dinlememişti anlaşılan.

 

Sinirle bir soluk verdim, sesimi kontrol altında tutarak konuştum "Kapı mı dinledin?"

 

"Doğru zamanda doğru yerdeydim diyelim. Al sana kanıt."

 

"Of! Sonuna kadar dinleseydin anlardın zaten. Öyle bir teklifte bulundu ama ben kabul etmedim."

 

"Ben duyduğuma inanırım, hakkımı yedin."

 

Ulaş, ellerini Furkan'ın göğsüne koyup sertçe ittirdi, "Lan kız bu tip konuların gündemi olmamak için sakladı zaten." Furkan geriye sendeleyince üstüne gidip tekrardan ittirdi " Kabul etmedim diyorsa etmemiştir."

 

"Ulaş, dur." İmge ile aralarına girmeye çalıştık fakat Furkan üçüncü kez ittirilmeden önce Ulaş'ın çenesine sert bir yumruk indirmişti. "Furkan! Ne yapıyorsun sen?" sesim bütün katta yankılanmıştı, duymayana da duyurmuştum kavgayı. Ulaş, darbe yediği taraftan çenesini tutup sinirle solurken İmge, Ulaş'ı tutmaya çalışıyordu. Ben Furkan'ın önüne geçmiştim.

 

Furkan'ın üstüne yürümeye çalışan Ulaş'a, İmge sülük gibi yapışmıştı. Beline sarılıp hareket etmesine izin vermiyordu. "Bırak beni İmge! Göstereyim dünya kaç bucakmış!"

 

"Bırakmam, dur."

 

Furkan, kendini kaybetmiş gibi bir sağa bir sola hareket ediyor, işaret parmağını Ulaş'a sallıyordu "Gel göster, ne duruyorsun? Kızın arkasına saklanmak sığar mı lan adamlığa?"

 

Ulaş, Furkan'ın üstüne yürüyüp kavgaya kaldığı yerden devam etse bile İmge'nin bırakmayacağını biliyordu..ki yapmışlığı vardı. Bu nedenle İmge'ye zarar gelmesin diye Furkan'ın üstüne yürüyemiyor, kendini de yapışkan İmge'den kurtaramıyordu.

 

Ben Furkan'a öyle sarılamazdım ama ellerimi omuzlarına koyup Ulaş'a ulaşmasına engel olmaya çalışıyordum.

 

"Asıl sen saklanıyorsun, Mevsim tutmuyor bile seni. Gelsene adamsan!"

 

"Ulaş yeter!" insanlar etrafımıza toplanmış piyes oynuyormuş gibi izliyorlardı. Furkan'ın öne meyletmesiyle omuzlarından ittim "Sende bir dur of!"

 

"Çekil Mevsim." kolumdan tutup beni bir un çuvalı gibi kenara atmasına hazırlıksız yakalanmıştım, aslında ben onu tutmuyor muşum. Önünde göstermelik duruyor muşum. Beni itmesiyle fazla savrulmadan dengemi sağlamıştım fakat bir bedene çarpmaktan geri duramamıştım. Düşmemem için kollarımdan tuttu "Ne oluyor burada?" Bu ses.. Selim Çetin. Hemen kendime çeki düzen verip fütursuzca iki adım geri çıktım. "Müdür Bey." dedim şirince sırıtarak. Bu sırada geriye attığım ikinci adımımda farklı bir bedene çarptım, ne oluyor ya? Kapana kısıldım. "Yine ne bok yedi bu çocuk?"

 

Arkamdan gelen ses de hiç yabancı değildi. Başımı kaldırıp kim olduğuna baktım, arkamda dikilen bedenin çattığı kaşlarıyla etrafa öldürecek gibi bakan üstten bakışları düştü gözlerime. Anında kaşları kalktı, dudakları kıvrıldı "Mevsim Erten."

 

Kaşlarımı çatarak anlamsızca baktım "Tuğra Alpman?" nereden çıkmıştı birden?

 

"Ne oluyor burada dedim?!" Dayımın gürlemesiyle irkilerek başımı indirdim, ona döndüm. Ulaş ve İmge'de ellerini önlerinde birleştirmiş gelecek azarı bekliyorlardı. Furkan'ın ise hırsla parlayan gözleri bendeydi. "Sorun yok hocam, İmge sizinle halleder. Dayısısınız sonuçta, o anlatır size."

 

Gözlerimi kapatıp yanağımın içini ısırdım, gerizekalı. Gerizekalı! Bütün öğrenciler etrafımızdaydı ve bu muhteşem haberle uğultu artmıştı. Artık başarım torpilden ibaretti, yaptıklarımın hiçbir anlamı kalmadı.

 

"Hepiniz odama geçin." gözlerimi açıp Furkan'a baktım doğrudan. Onu eşek sudan gelene kadar dövmek istiyorum. Hayır, yirmi kişinin nefes aldırmadan dövmesini istiyorum. Ateş püsküren gözlerini bana çevirdi dayım "Sende geç!" diğerlerine göre daha gür bir sesle bağırması irkilmemi sağladı. Ağlamak istiyordum. Bütün emeklerim çöp olacaktı, kolay değildi.

 

Demir adımlarıyla önden giderken Ulaş ve İmge önden peşine takıldılar. Ben ise kalabalığın içinde bütün gözlerin üstümde oluşturduğu ağırlıkla yerimden kıpırdayamıyordum. Hemen buraya oturup ağlayabilirdim. "Mevsim." Tuğra'nın fısıltısıyla kirpiklerimin altından baktım yüzüne, bende ne gördüyse fazla bakmadı. Öne doğru atılıp gitmek üzere olan Furkan'ın kolundan tuttuğu gibi kendisine çevirip yüzüne sert bir yumruk attı.

 

Çok ani olmuştu, ne tepki vereceğimi bilemeyerek darbeyi alan Furkan'ın afallayışını izledim "Ne yapıyorsun lan sen?" en az benim kadar şaşkındı elbette, o morluk yüzüne yakışacaktı.

 

"Çoktan yapmam gerekeni." yakasından tutup öne doğru savurdu "Yürü lan şimdi." Furkan'ı alıp merdivenlerden çıkmaya başladı, "Bırak lan beni."

 

"Kes de yürü." Furkan dirense de Tuğra nasıl tuttuysa elinden kaçırmıyordu.

 

 Etrafıma bakındım. Hala neye bakıyorlardı? Sanki komik bir oyun dönüyordu, herkes dedikoduya ne kadar açtı?

 

"Mevsim!" Merdivenin başından seslendi Tuğra.

 

"Ne var?"

 

"Yürü hadi müdür bekliyor."

 

Bir anlık hafıza kaybı yaşamış olabilir miydim? Hemen harekete geçerek merdivenlere yöneldim "Doğru." hayatımın en kötü günüydü, en kötü günümdü. Furkan, ah Furkan! Seni mahvedeceğim!

 

Dayımın odasına girdiler, peşlerinden bende girip kapıyı kapattım. Dayım hepimizde oldukça öfkeli bir şekilde göz gezdirirken Tuğra'yı görünce anlamsızca bakıp tek gözünü hayırdır manasında kırptı "Senin burada ne işin var Tuğra? Sende mi dahilsin kavgaya?"

 

Saniyeler önce yumruk attığı kısmı gösterdi Tuğra "Burayı ben yaptım hocam." sırf bizimle buraya gelmek için mi yapmıştı yani? Ama neden?

 

Sabrının son demlerindeydi dayım, arkasına yaslanıp elindeki kalemi çeviriyordu "Önceki okulundan atıldığını hatırlıyorum." ne?

 

İtiraz etmedi Tuğra "Evet, doğru hatırlıyorsunuz, okula kaydımı yaparken de uslu durmam adına söz almıştınız benden ama uslu durmayan arkadaşlar var. Sözümde duramadım kusura bakmayın."

 

"Tuğra Alpman." aklını alırım senin tonlaması gözümden kaçmadı "Babanın ricasıyla aldım seni bu okula, babana güvenerek üstten davranma. Hata edersin." Babası nüfuzlu biriydi galiba?

 

"İsterseniz buradan da atabilirsiniz."

 

Bu çocuğun tam olarak amacı neydi? Okumak istemiyorsa okulu bırakabilirdi, zorla mı duruyordu? Aklında ne vardı?

 

Cıkladı dayım ciddiyetle "Bir şans daha vereceğim." aralarında geçen gerilimli bakışma ortamı daha da ağırlaştırmıştı. Ulaş ve İmge ile göz göze geldik, hiç birimiz bu konuşmadan bir şey anlamamıştık. Ulaş'ın çenesindeki kızarıklığa baktım, benim canım yanmış gibi yüzümü ekşittim. Fena vurmuştu.

 

"Size gelelim, derdiniz ne?" Furkan'a döndü sorgular manada "Anlat Furkan, az önce Mevsim'in dayısı olduğumu ilan ederken neyi amaçlıyordun?"

 

"Sizi duydum." dedi çekinmeden, "Mevsim için hocalarla konuşmayı teklif ettiniz. Notlarını yükselttirmek için."

 

Ne var bunda dercesine "Eee" dedi dayım "Bu teklifi yaptığım tek kişi Mevsim değil, geleceğini parlak gördüğüm herkese yapıyorum. Notları hep yüksektir ama hayat ya, kötü zamanlar geçiriyordur..." artık herkes zor zamanlar geçirdiğimi öğrenmişti. Özenle taktığım maskemi sırf kendi egosu için herkesin önünde düşürmüştü. Anlatsaydı anlatırdım zaten.

 

"...Kendisini derse verememiştir, çağırırım yanıma ve bu teklifte bulunurum. Çünkü güzel bir gelecek vadetmek istiyorum. Mevsim teklifimi reddedip daha sıkı çalıştı ve kendisi yükseltti notlarını Furkan, gelseydin anlatırdım. Böyle şeylere gerek yoktu."

 

Furkan hırsla sıktığı dişlerinin arasından histeriyle güldü, dayım fark etse de bir şey demedi. "Şimdi birbirinizden özür dileyin." Kimse böyle bir uğraşa girmeyince yüksek sesle tekrarladı "Hadi!"

 

"Hayır hocam, özür dilemeyeceğim. Bana pek mantıklı gelmedi bu durum."

 

"Ablan daha dün buradaydı Furkan, durumunu sordu. Bende bir sorun olmadığını söyledim, bir gün sonra bu saygısızlığını nasıl açıklayacaksın?"

 

"Her şeyi anlatırım hocam, ablam da eminim benim gibi düşünecektir. Şimdi izninizle." Odadan çıkıp kapıyı kapatınca arkasında toz duman bırakmıştı. Furkan, dayıma rest çekmişti. Okul müdürüne karşı gelmişti. Arkasından kapıya, kırıp peşinden gitmek ister gibi baktı bir süre. Bu süreçte kimseden çıt çıkmıyordu.

 

Ağır ağır bize çevirdi başını, doğrudan bana baktı "Kavgadan uzak durun."

 

Çenesini tutarak sinir bozukluğuyla güldü Ulaş "Kavga bizden uzak durmuyor hocam, şuna bakın. Gö- münasip yerleriyle yarım yamalak dinleyip olay çıkardı manyak."

 

"Tamam, siz uzak durun. Kimseye bulaşmayın. Ben ablasıyla görüşeceğim." Tuğra'ya döndü bu sefer ciddiyetle, "Sen iki katı uzak dur Tuğra, babana hesap verdirtme bana." Tuğra'nın bu anlamsız asi hareketlerinden dolayı bir anlık onu ve ailesini merak etmiştim, derdi neydi acaba?

 

Hepimiz dayımı onaylayıp odasından çıktık. Kapının önünde dikilip birbirimizin yüzüne baktıktan sonra birden gülmeye başladık. Sinirlerimiz bozulmuştu. Tuğra ise delirmişiz gibi bizi izliyordu. Bugünden sonra umarım hiçbir şey korktuğum gibi olmazdı.

 

Sınıflarımıza dağılmak üzere merdivenlere yönelmiştik ki Furkan yolumu kesti, az önceki bariz öfkesi yerini sinsi bir hale bırakmış gibiydi. "İddaya var mısın?" Dayım beladan uzak dur dedikten sonra mı gerçekten?

 

Ulaş öne attığı hırslı bir adımla "Daha yeni uyarı almadın mı sen?" deyince önüne geçip durdurdum. Merakıma yenik düştüm "Ne iddası?"

 

"Paragraf yarışmasını kaybeden, kazananı okul bahçesindeki o büyük çınar ağacının altında tebrik edip birinciliğini kabul ettiğini söyler ve özür diler."

 

"Beni de ekle." dedi Tuğra, bela içeren hiçbir şeyden uzak durmamaya yeminli gibi davranıyordu. Eski okulundan atıldıysa muhakkak böyleydi zaten. İkisinde gezdirdim gözlerimi, birbirlerine meydan okuyarak bakıyorlardı. Ardından bana döndü bakışları, Furkan'da büyük bir meydan okumanın hırsını görüyordum ama Tuğra umursamazca omuz silkip güldü "Ben tamamım."

 

Hırsla onayladı Furkan "Tamamdır.

 

Bir meydan okumada benden geldi "Tamamdır." bu iş bu şekilde bitecekti, benim torpilli meselesi de kapanacaktı. Bir taşla çok kuş.

 

********

Yazıyı yazmamız için verilen iki haftalık süreci iyi değerlendirmeye çalışıyordum. İlk haftası çoktan bitmişti, bu süreçte kütüphanenin demirbaşı haline gelmiştim. Bu yarışmayı, doğrudan iddayı kazanmaktan başka şansım yoktu. Yüzüme karşı söylenen bir şey yoktu ama işitiyordum, bu bir hafta çoğu kişiden tesadüfen duyduğum kadarıyla benim, Selim Çetin'in yeğeni olduğum herkesin diline pelesenk olmuştu.

 

Bir kaç kişiden notlarının niye iyi olduğu belli denildiğini duymak benim için bütün işi bitirmişti. Bu iddayı kazanıp Furkan'ı özür dilettirmekten başka şansım yoktu. O pisletmişti, yine o temizleyecekti.

 

Önümde açık duran yedi farklı sözlük, kenarları kıvrılmış şiir kitapları ve onlarca taslak kağıdıyla, adeta bir simyacı gibi doğru kelimeyi arıyordum. Her gece yatağa yattığımda zihnimde cümleleri evirip çeviriyor, "Sınır" kelimesini ruhumun en derin dehlizlerine indiriyordum.

 

Hiçbir şeyin önemi yoktu, bana söylediği her şeyi Furkan'a yedirecektim, bana söylediği torpilli iftirasından sonra karşımda özür dilerken fazlasıyla zevk alacaktım. Bana özür dilediği anı düşünerek aldığım zevkten dolayı dudaklarım kıvrılmıştı. O yarışma kazanılacak, o özür duyulacak. Başka bir seçenek yok.

 

"Güzel gidiyor herhalde." Karşımdaki sandalye çekildi, bir haftadır ortalıkta avare gibi gezen Tuğra karşıma oturdu. Onu gören, yarışmayı çoktan unuttuğunu sanırdı. Ne zaman görsem ya bahçedeki duvarın üstünde oturup uzakları izliyor ya kantindeki karmaşayı titizlikle süzüyordu. Ne bir kağıt parçasına ne bir deftere tek bir kelime bile yazdığını görmemiştim.

 

Kağıdıma düşen gözlerini fark edince hemen ters çevirdim, hızımı alamayıp faydalandığım kitapları da kapattım, dikkatle beni izlerken tebessümle gülüyordu.

 

Başımı hayırdır manasında salladım "Ne istiyorsun?"

 

"Hiçbir şey, görünce selam vereyim dedim."

 

"İyi tamam, şimdi gidebilirsin."

 

Tekdüze etrafına baktı, kalkmaya yeltenmedi bile. Defterini masaya koyarak daha da yerleşti "Başka boş masa yok, merak etme ses çıkarmayacağım."

 

Şaka mı yapıyordu? İki masa ilerimizde boş masa ben buradayım diye bağırıyordu. Masayı işaret ettim "Orada var."

 

Dönüp bakmadı bile, defterini açtı "Hadi ya, neyse yerleştim artık. Şimdi kalkacaksın da...gideceksin de...uzun iş."

 

Sinirle güldüm, neydi bu şimdi? Sabote mi ediyordu şu an?

 

"Yarışıyoruz biz farkında mısın? "

 

"Hı hı." Beni takmıyordu bile "Farkındayım." Çattığı kaşlarının altından gözlerime baktı "Kopya mı çekeceksin yoksa?" Sanki onu odada çıplak yakalamışım da beni görünce gömleğini önüne siper etmiş tavırlarına bürünerek defterini kapattı. "Eğer öyleyse açık açık söyle, giderim. "

 

Sinirle elimi yumruk yapıp sıktım, dişlerimi sıkarak sinir bozukluğuyla güldüm. Beni deli etmeye gelmiş belli ki. "Evet." Dedim netlikle "Kopya çekeceğim, git."

 

Ölçüp tartar gibi yüzüme baktı uzun uzun, gideceğini sandım ama cıklayıp defterini geri açtı "Yok, yapmazsın sen. Güveniyorum ben sana."

 

Ya sabır! "Sizi bana sırayla mı veriyorlar?" sesimi kontrollü tutmaya çalışsam da biraz yükselmişti. Etrafıma bakındım, rahatsız olan birini görmeyince geri ona döndüm.

 

Kalemini alıp bir şeyler yazmaya başlamıştı çoktan, eşek başı konuşuyordu sanki. "Sana diyorum."

 

İşaret parmağını dudaklarına bastırdı

"Dikkatimi dağıtıyorsun, biraz saygı." Resmen alay ediyor benimle alay!

 

Yan masamızdaki kız terslenerek tepki gösterdi. "Biraz sessiz olur musunuz lütfen? " Haklıydı, nerede olduğumu unutturmuştu bu öküz bana. Kalkıp gitsene Mevsim, kalk git yani ne uğraşıyorsun? Hazır boş masa var işte.

 

Sandalyeden kalkıp kitaplarımı kucağıma yükledim, ben toplanırken Tuğra en sonunda çevresindeki hareketliliğe kayıtsız kalamayıp bakmıştı. Her şeyi yüklenmiştim, boş masaya giderken biri benden önce davranıp boşluğu doldurmuştu.

 

Son dersim boş olduğu için erken gelip yer bulabilmiştim, şimdi ise okul çıkışıydı ve herkes buraya doluşmuştu. Kucağımda kitaplarımla boş masa bulma umuduyla etrafıma baktım. Yoktu işte yok!

 

Etrafıma bakınırken Tuğra'nın geniş geniş gülen yüzüyle karşılaşmak daha da çıkardı sinirlerimi. Olduğum yeri tekrardan unutturmuştu sinirim, tam ağzımı açıp iki çift laf edecektim ki az önce bizi uyaran kızı işaret edip işaret parmağını dudaklarına bastırdı.

 

Kimseyi rahatsız etme hakkım yoktu, el mahkum oturacaktım geri. Eşyalarımı geri yerleştirirken göz ucuyla karşımdaki pişkine kayıyordu gözlerim. Yaptığından zevk alır gibi bıyık altından gülerek yazıyordu yazısını.

 

Birdiler, iki oldular. Bahçenin ortasında pantolonları yırtılasıcalar.

 

Bir süre sonra yazıya o kadar odaklanmıştım ki etrafımda kimin olduğunu umursamamıştım bile. Sıcak bastığı için saçlarımı toplayıp topuzuma kalem geçirdim, saçlarımı toplamayı sevmediğim için yanımda toka taşımazdım. Kalemle toplamak daha kolayıma geliyordu.

 

Yazı yazarken önüme düşen perçemlerimi düştükçe kulağımın arkasına sıkıştırıyor, üflüyordum. Tuğra rahatsız olmuş olmalı ki "Mevsim." dedikten sonra öne uzanıp perçemlerimi tuttu. Ne yaptığını anlamayarak çattığım kaşlarımın altından bakarken refleksle başımı geri çekmiştim ama o tuttuğu perçemlerimi bırakmamıştı, bu nedenle fazla geri çekilememiştim. "Ne yapıyorsun be?" dedim huysuzca.

 

Perçemlerimi tepeden toplayıp diğer elindeki paket lastiğiyle topladı. Anten gibi tepeden toplayıp minik bir topuz yapmıştı. Geri çektiği ellerine elimin tersiyle vurup fısıldadım "Ne yapıyorsun sen ya?"

 

Telefonunu çıkarıp ekranını bana çevirdi, "Nasıl?"

 

Kafamda biri büyük biri küçük iki topuz vardı, birinin tam yüzümün üstünde olması ise işi komik hale getiriyordu. Tuğra'nın, telefonun arkasındaki gülen ifadesi beni sinir bozukluğuyla güldürdü "Ne bu? Selim Bey'in eşi tarafından boynuzlanan kadına yaptığı sade bir tasarım mı?" ikimizde homurtuyla gülerken etraftan işittiğimiz huysuz homurdanmalarla anında sessizliğe büründük.

 

"Selim Bey'in, turuncu ve dağınık saçlardan dikkati dağılan çocuğa yaptığı jest diyelim." diye fısıldadı, öyle mi dercesine kaşlarımı kaldırıp tebessüm ettim. Her şeye de bir lafı vardı. İşime döneceğim sırada masanın üstünde çalan telefonuna kaydı gözlerim. Tuğra telefonu alana kadar ekrandaki 'Selin' ismiyle bakıştım. Sevgilisi mi varmış? Yani olabilirdi.

 

Telefonu alıp kütüphaneden çıktı, beş dakikalık konuşma süresi boyunca yazıma odaklanmaya çalışmıştım. İşte gelmişti hep dikkatimi dağıtmıştı, uyuz çocuk. Sülük gibi yapışmıştı.

 

Geri geldiğinde hızla eşyalarını toplamıştı, 'İyi akşamlar' demeyi de eksik etmeden gitmemişti. Ne olmuştu şimdi? Bana ne sanki? Tuğra gitmişti, akşamım iyi olmuştu işte, uyuz çocuk.

 

Yarım saatlik odaklanma eziyeti çekmiştim, bir türlü odaklanamıyordum yazıma, bu süreçte Tuğra'nın kulaklarını çınlattığımı söylemeliydim. İyi anlamda(!)

 

Sonunda pes edip eve gitmek için eşyalarımı toplamaya başlamıştım, kütüphane de neredeyse boşalmıştı zaten. Babam hala görevde olduğu için annemde evde tekti, dün gece fazla uzun geçmişti. Bu gece daha iyi olurdu umarım. Eşyalarımı toplayıp çantamı sırtlandığım sırada kütüphane kapısından İmge girdi, elinde iki kahve bardağı vardı. Hala okulda olmasına şaşırmıştım, ders bitince hemen eve koşardı normalde. Okulda olduğunu da haber vermemişti.

 

Yüzüme garip bakışlar atarak masama kadar geldi, niye böyle bakıyordu? "Senin bu saatte okulda ne işin var?" dedim merakla, uzattığı kahveyi aldım. Attığı garip bakışlar sürerken histeriyle güldü "Aslında beden hocasına beraber saydıralım diye geldim ama-" gülerek, perçemlerimle yapılan minik topuza dokundu "Bu ne kızım? Boynuzun çıkmış." Ve ben bunu unutup böyle dışarıya mı çıkacaktım? Tek hamlede çekip çıkarmak istedim ama paket lastiği olduğu için saçımı çekmişti. Acıyla yüzümü buruşturdum

 

İmge kahvesini masaya koyup gülmeye devam ederek saçıma yöneldi "Bekle ben çıkarayım." elimi çekip ona bıraktım, huysuzca söylenmeyi de ihmal etmedim "Tuğra uyuzu bağladı, neymiş dikkati dağılıyormuş. Sanki gel otur diyen benim. Git dedim gitmedi, başka masa yokmuş. Var dedim gösterdim, çoktan yerleştim dedi gitmedi beyefendi. Uyuz ya uyuz, asıl benim dikkatim dağıldı. Denemeye gireriz birinci olur, münazaraya gideriz rakip olur, yarışmaya katılır iddaya gireriz, dahil olur. Ulaş'ın dediği gibi yırtık dondan çıkar gibi her yerden çıkıyor bu çocuk. Hayır amacı ne anlamadım. Hadi Furkan'ı anladım da ben niye? Münazarada birinci olduk diye mi yoksa, ay gerçekten ben başka-"

 

"Mevsim." hayretler içinde bakarak derin bir nefes aldı İmge "Ben nefessiz kaldım kızım, bir dur. Motorun soğusun. Sakin ol." perçemimi çözmüştü, düzeltirken soluklandım. Haklıydı, boğulmak üzereydim. Etrafına bakınıp koluma girdi "Milleti rahatsız etmeyelim, çıkalım hadi."

 

"Tamam."

 

Kol kola girerek çıktık kütüphaneden "Yapılacak voleybol turnuvası için son dakika antrenman çıkardı hoca, işim bitince de yanına geleyim dedim ama ne olmuş sana böyle?" imalı gülüşü büyüdü "Demek masana geldi"

 

İfadesizce cevapladım "Boş masayı görmemiş."

 

"Gösterdiğin halde masandan kalkmamış."

 

"Sorunlu çünkü."

 

"Ee saçını toplamış."

 

"Perçemlerimi çekti"

 

Bıkkınca nefes verdi "Ama saçını toplamış."

 

"Paket lastiğiyle."

 

Göz devirip ofladı "Tamam anladık, uyuz, öküz, salağın teki. Peki neden gitti?"

 

Omuzlarımı silktim umursamazca "Telefonu çaldı, telaşla çıktı."

 

"Kim aradı?"

 

Sorguda mıyım yoksa arkadaşımla sohbet mi ediyorum? Yüzüme dik dik bakarak cevabını bekliyordu, kesinlikle sorgudayım. "Selin diye biri İmge, bize ne. Gidelim hadi." daha fazla soru sormasına izin vermeden hızlı adımlarla ilerlettim ikimizi de konuyu olabildiğine değiştirmeye çalıştım ve başardım da, yoksa bu sorgudan sağ çıkabilmem olası bile değildi.

 

Telefonuma Ulaş'tan gelen mesaj ile duraksadım, omzumun üstünden İmge'ye baktım "Ulaş evine çağırıyor." kendi kendime güldüm "Abur cubur depomu açacağım yazmış bir de. Kesin yazısı için çağırıyor."

 

Hayretle telefonuma eğildi İmge, doğruluğundan şüphe etmişti. Bende ederdim doğrusu, market gibi deposu vardı ve her zaman, herkese açmazdı. Bize bile dokundurtmuyordu, cimri.

 

Bu sırada bize doğru gelen kedideydi gözlerim, genel anlamda hayvanlardan korkuyordum. Düşüncesini anlamlandıramadığım, ne yapacağını kestiremediğim şeyler beni korkutuyordu. Bunun başında kediler geliyordu. Üstümüze geldikçe geriye adımlıyordum "İmge gidelim." dedim telaşla, kocaman gözlü turuncu kedi bana dik dik bakıyordu. "Gidelim İmge."

 

Baktığım yöne bakıp güldü "Ya senin gibi turuncu şuna bak, ne yapabilir ki bu sana?"

 

Ben hiç öyle düşünmüyordum oysa, çok farklı bir korkuydu. Her şeyin bir anlamı olmamalıydı. yoktu işte. Korkuyordum. "Gidelim İmge."

 

Kediyle arama siper olarak geçirdi beni yanından, işte bunun için defalarca kez teşekkür edebilirdim, minnettardım.

 

Koluma girdi yeniden "Hadi gidelim, hadi. Bu fırsat kaçmaz." Ulaş ve zulası...

 

Saatime baktım tereddütle, epey geç olmuştu. Az önce konuşmuştum annemle, sesi gayet iyi geliyordu. Bir sorun olacağını sanmıyorum. Anneme, ödevim olduğunu ve Ulaş'a gittiğime dair kısa bir mesaj attım "Hadi gidelim."

 

.....

 

Ulaş'ın abur cubur deposunu açması, bizim ekip için Noel'in erken gelmesi gibi bir şeydi. Normalde o dolabın önünden geçerken bile Ulaş, sanki paha biçilemez bir tabloyu koruyormuş gibi önümüze set çekerdi. Şimdi ise "açacağım" diyordu. İmge ile birbirimize bakıp aynı anda "Yazısı kesin çok kötü oldu," diye mırıldandık.

 

Ulaş'ın odasına girdiğimizde, her zamanki gibi dağınıklık hakimdi ama masanın üzerindeki manzara bizi şaşırttı. Cips paketleri, çikolatalar ve jelibonlar gerçekten de "servis" edilmişti.

 

"Hoş geldiniz hanımlar, edebiyatın kraliçesi ve voleybolun ası," dedi Ulaş, sandalyesini geri iterek. Elinde bir kağıt tutuyordu ama yüzünde o 'yardım edin yoksa öleceğim' ifadesi vardı.

 

İmge direkt jelibon paketine daldı. "Hadi dökül bakalım kaptan, ne yazdın da rüşvet olarak stokları patlattın?"

 

Ulaş boğazını temizleyip masanın üzerindeki kağıdı bana uzattı. "Bak Mevsim, şimdi dürüst ol. Başladım bir yerlerden ama sonu gelmiyor."

 

Kağıdı elime aldım. Üstte dev harflerle "SINIRSIZ UFUKLAR" yazıyordu. Okumaya başladım: "Bir gemi için sınır, sadece rıhtımdır. Rıhtımdan ayrıldığın an sınır biter, ufuk başlar. Ama denizde de fırtınalar vardır, o fırtınalar insanın önüne görünmez sınırlar çeker..."

 

Okumam bittiğinde Ulaş heyecanla sordu: "Nasıl? Profesyonel bir edebiyatçı gözüyle bakınca... O on cümleye bir cümle anlaşmamız hala geçerli mi?" profesyonel değildim, edebiyatçı hiç değildim ama abartmakta üstüne yoktu.

 

Gülerek kağıdı masaya bıraktım. "Ulaş, metaforun çok güzel ama çok fazla 'deniz' demişsin. Sınır kavramını sadece fiziksel bir engel gibi anlatmışsın. Bizden istenen o sınırın insan psikolojisindeki yeri. Bak, buradaki 'görünmez sınırlar' kısmını biraz daha açabiliriz. Korkularımız mesela, onlar da birer sınırdır."

 

"Hah! İşte bunu diyorum!" dedi Ulaş, masanın üzerindeki çikolatayı bana uzatarak. "Sen bir cümle ekle, ben o cümleyi bütün paragrafa yedireyim. Söz veriyorum, ondan sonra sana bir hafta boyunca şoförlük yapacağım."

 

İmge ağzındaki jelibonla araya girdi "Mevsim'in şu an şoförden çok bir terapiste ihtiyacı var sanki." evet başlıyoruz, gelişi güzel sarfettiği sözler Ulaş'ta bomba etkisinde merak uyandırdı, kağıdı kalemi bıraktı. "Olay ne? İmge mesajda yarım yamalak bir şeyler saçmalamış. Tuğra Alpman bizim kızı sabote mi etmiş?"

 

İmge'ye baktım ters ters, gelmeyi bile beklememişti öyle mi? Kısa süreli bakışmamızın sebebini anlayarak omuz silkti "Ne var ya, yabancı mı sanki? Ağzımdan kaçtı."

 

İstemsizce güldüm "Mesaj atarken mi?"

 

"Yani." dedi şirince gülerek "Olabilir." bunlar insanı delirtirdi.

 

Konu açılmıştı bir kere, naz yapmaya gerek yoktu. İkisi beraber beni ezer geçerdi. Cips aldım. "Dikkati dağılıyormuş beyefendinin! Geldi masama çöktü, bir de paket lastiğiyle perçemlerimi tepeden bağladı. Boynuz gibi..."

 

Ulaş kahkahayı patlattı, devam ettim "Bence Furkan'la bir olup beni delirtmeye çalışıyorlar. Furkan zaten torpil diye tutturmuş, Tuğra desen yırtık dondan çıkar gibi her yerde. Neyse ki Selin diye biri arayınca telaşla kaçıp gitti. Uyuz işte, tam bir uyuz."

 

Ulaş, çenesini sıvazlayarak bana baktı. "Selin mi? O kim be?"

 

"Bilmem." omuzlarımı silktim "Umrumda da değil, şu yarışmayı kazanayım başka bir şey istemiyorum."

 

"Yalnız." dedi İmge, bizimle aynı frekansta değildi "Bu çocuğun tam olarak olayı ne acaba? Furkan'dan hoşlanmıyor onu anladık, bir anda ortaya çıktı falan. Furkan ile kavga ettiğimiz gün de bir anda yumruk atmış."

 

Bunu bende düşünüyordum o günden beri, ulaşabildiğim tek sonuç şuydu "Bence onu savaşı ailesiyle, okuldan atılmak için çabalıyor. Baksana Furkan'a yumruk atıp dayıma neler dedi, atılsa hiç problem yoktu. Otoriter bir baba olmalı."

 

Güldü İmge "Bu da iyice psikolog oldu başımıza." Görünen köy kılavuz istemiyor tabi, benimle hiç alakası yoktu.

 

Ulaş'ın zulasını patlatırken sohbetimiz şen şakrak devam etmişti. Yazısını bile tamamlamıştık. Bütün sıkıntıları unutmuş şekilde neşem sürerek evime gelmiştim ta ki manzarayı görene kadar.

 

......................

 

Son yarım saat!

 

Verilen iki haftalık sürecin ardından son yarım saatlik bir süreç kalmıştı. Yazılarımızın finali ve düzenlemesini yapmamız için yarışmaya katılan herkesi 12-C sınıfına toplamışlardı. Son otuz dakikadan sonra kağıtları teslim edecektik.

 

Masaların üzerinde sadece iki haftadır üzerinde çalışılan o kağıtlar ve kalemler vardı. Edebiyat hocası saatine baktı.

 

"Çocuklar, iki haftadır bu metinlerle uğraştınız. Şimdi sizden son bir şey istiyorum: Yazınıza öyle bir final cümlesi ekleyin ki, bütün metnin sınırlarını ya yıksın ya da tamamen mühürlesin. Yarım saatiniz var, başlayın. "

 

Sınıfa bir anda kağıt hışırtıları ve derin nefes alışlar hakim oldu. Önümdeki üç sayfalık metne baktım. Bir insanın kalbinin etrafına ördüğü duvarları anlatıyordum özetle. Finalim nasıl olmalıydı? Kalemimi elime aldığımda elim hafifçe titredi. O kadar çok şey söylemek istiyordum ki, son bir cümleye sığamıyordu.

 

Bakışlarım saniyeliğine yan sıramdaki Tuğra'ya kaydı. Tuğra, kağıdına bakmıyordu bile. Pencereden dışarıya, çınar ağacına bakıyordu. Sanki son cümlesi çoktan gökyüzüne yazılmıştı da o sadece kopyalamayı bekliyordu.

 

Furkan ise hırsla yazıyordu. Kaleminin ucu kağıda her değdiğinde çıkan o sert ses, sınıfın sessizliğinde yankılanıyordu. Kısa sürede noktayı koyduğunda "Bitti," dercesine sırıttı.

Onun için bu bir zafer turuydu.

 

Ulaş ise kağıdını vermek üzere bekliyordu, onunkini çoktan hazırlamıştık, teslime hazırdı.

 

Son beş dakikaya girdiğimizde Tuğra yavaşça hareketlendi. Kalemini sanki bir cerrah neşteri gibi tuttu ve kağıdının en altına tek bir satır ekledi.  Bunu fark edince panikledim. Kendi metnim çok mu uzundu? Çok mu ağdalıydı? Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Kalbimin sesini dinledim ve iki haftalık emeğimin altına, o sarsılmaz imzayı atar gibi son cümlemi yazdım "En büyük sınır, insanın kendine 'dur' dediği o ince çizgidir."

 

"Süre bitti." hoca cümlesini bitirir bitirmez Furkan hemen ayağa kalktı "Toplayayım mı hocam? " Of yalaka çocuk.

 

"Topla bakalım Furkan."

 

Furkan kağıtları toplamaya başladığında sınıftaki oksijen sanki geri gelmişti. Tuğra kağıdını verirken benimle göz göze geldi. Bakışlarında alay yoktu, sadece derin bir merak vardı. "Benden mi ilham aldın yoksa?" anında alaylı gülüşü yayıldı.

 

Hiç keyfim yoktu, gülecek halim de yoktu. "Konumuz uyuzlarla ilgili olsaydı belki." dedim keyifsizce. Öyle mi dercesine güldü "Bu kırıcıydı." Tek omzumu kaldırıp indirdim, kağıdımı Furkan'a verip bakmadan, sıraya koyduğum kollarımın üstüne başımı koydum. Bu da bitmişti sonunda.

 

Zil çalınca okuldan çıkmak üzere çantamı taktım, Ulaş'ı aradı gözlerim. Beraber gitmek için sözleşmiştik ama ortalıkta yoktu. Hangi ara gitmişti? Sınıftan çıkıp etrafıma bakındım, yangın merdiveninin önünde Tuğra ile konuşuyordu. Ulaş'ın Tuğra ile ne işi olurdu?

 

Yanlarına gitmek için attığım ikinci adımda Tuğra arkasını dönüp merdivenlerden indi, arkasından anlamsız bakışlar atarak Ulaş'ın yanına gittim. Beni fark edince abartılı bir şekilde kollarını iki yana açıp neşeyle şakıdı "Mevsim! Canım hadi gel birinciliğini kutlayalım."

 

omuzlarımdan tutup merdivenlere ilerletirken güldüm "Belki sen olacaksın?"

 

"Ben demek sen demek, o kadar yardım ettin canım. İmge'de dışarıda bekliyor, hadi kutlayalım." ortamı bozmak istemediğimden "Tamam." dedim ve ekledim "Tuğra ile ne konuşuyordunuz?"

 

"Bir haftadır moralinin bozuk olduğunu ve sebebini sordu."

 

omzumun üstünden baktım "Ne dedin?"

 

Terslendi "Ne biliyorum ki ne söyleyeceğim Mevsim, bize de söylemiyor dedim. Furkan canını sıktı sanmış."

 

'Hah' dercesine güldüm "Furkan kim ki canımı sıkacak? Hem ona ne?"

 

"Ne bileyim, merak etmiş işte...Ne sıktı o zaman canını?" şimdi değil, belki sonra.

 

Her zamanki gibi cevapsız bıraktım, öğrenmek istese de yine yeniden anlayışla karşıladılar. Bu yüzden onları seviyordum, yanımdaydılar, fark ediyorlardı ve yanımda olduklarını hissettirmekle kalmayı gösteriyorlardı. Onlar benim gerçek dostumdu.

 

........

 

Sonraki bölümde görüşmek üzere

🫠

 

Son Yazılar

Hepsini Gör
3. SINIRTAŞI

Düşün ki- Sancak   Her Yerde Sen- Zeynep Bastık   Gel Bana- Mustafa Sandal   Burada neler döndüğünü tam anlamıyla merak ediyordum. Polis, avukat, asker üçlemesinin bir araya gelmesi bana dehşet olayla

 
 
 
2.SINIRTAŞI

2.SINIRTAŞI   Arada bir-Tarkan   Dünya, tam o saniyede ekseni etrafında dönmeyi bıraktı. İçimdeki tüm kurgular, binlerce sayfalık betimlemeler ve o çok güvendiğim kelimeler bir anda anlamsız gürültüle

 
 
 
1. İZ

Lise bölümümüz Keyifli okumalaaar❤️       💌💌💌💌💌   1.İZ   Oğuzhan Koç - Takdiri İlahi   "Mevsim başkan oley!" Ulaş, koridordaki sonuç panosunun önündeki kalabalığı önümden ilerleyerek bana geçecek

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page