top of page

19.BÖLÜM

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 2 Eki 2025
  • 15 dakikada okunur

Ağlayarak uyuduğum gecenin sabahında saçma bir huzurla uyanıyordum ya da rahatlamışlık hissi denilebilirdi.


Gece uykuya dalmadan önce düşünmüştüm. Annemle babam mutluydu, bana takındıkları tavra rağmen, şu ana kadar gösteremedikleri sevgilerine rağmen doğuştan öğrendiğim bir merhamet vardı ki susmuyordu. Onlar benim annemle babamdı, elbette mutluluklarını gözetecektim, onlarda bu kadar sert olmayı bırakamazlar mıydı?


Kerem'in olayını söylemeyecektim, zaten evlenecekti. Babamla babası ortak olmuşlardı, bu işin benimle bir alakası yoktu. Her ne kadar İstanbul'a dönmek istemesem de orayı özlemiştim. Dönmek istemememin sebebi uzun zaman sonra burada yaşadığımı hissetmemdi, Oflaz'ı bulmam, arkadaşlarımı bulmamdı.


Yine de orada yaşamaya alışıktım, eski hayatımı özlüyordum. Oflaz ve buradakilerle de irtibatı tabi ki kesmeyecektim. Özellikle Oflaz ile her gün konuşacaktım, belki sık sık görmeye Giresun'a gelirdim.


En büyük sorun ise burada Ayça varken ve annesi hala beni sevmiyorken gitmekti. Sıkıntıyla oflayarak uzandığım yerden kalktım. Ayaklarımı sallandırarak halıyı izledim boş boş. Peki ya Oflaz'a gideceğimizi nasıl söyleyecektim, annemler fazla beklemezdi en geç bir haftaya taşınırdık.


"Asaletin kabul

Yine sende dursun

Varsa sen yoksa sen

Bir adım gelebilsen"


Yükselen müzik sesiyle cama çevirdim gözlerimi, gözlerimi kapatıp güldüm usulca. Başından beri anlaşma şeklimiz ne hoştu öyle.


"Yazarım söylerim

Nasıl bir son istersen"


Ayağa kalkıp cama ilerledim


"Buzlarım çözülür

Gül yüzünü göstersen

Aşkı bir dinlesen"


Perdeyi çekip bahsettiği gül yüzümü gösterdim fakat tek bir mimik yoktu, ifadesizlikle camı da açtım. Ne var dercesine başımı salladım "Hayırdır?"


Uykudan yeni uyandığı belli olan alıklığı, dağınık saçları ve pijamalıyla, mahcup ifadeyle bakıyordu. Şu an gözüme aşırı tatlı geliyordu ama sırası değildi. Sessizliğini koruyup telefonunda bir yere bastı. Farklı bir şarkı çalmaya başlamıştı.


"Böyle bir aşık gördün mü hiç İstanbul'da?

Kapına da yatarım,

Camına taş atarım

Alırım, kaçarım

Ben seni yaşatırım." Gülmemeliyim, gülmemeliyim. Elimi ağzıma kapatıp yavaşça kıvrılan dudaklarımı gizledim.


"Seni üzen olursa

orayı dağıtırım

Yanına bir daha yaklaşanı yakarım." Madem böyle anlaşıyorduk, benimde ona ithafen açmak istediğim bir şarkı vardı.


İşaret parmağımı kaldırıp bir dakika beklemesini işaret ettim, şarkıyı durdurup dediğimi yaparak bekledi. Telefonumdan hemen istediğim şarkıyı bulup sesi fulledim ve play tuşuna bastım. O kadar ortama cuk oturan bir şarkıydı ki aklıma sağlık.


"Sevdim götün kalktı,

egon tavan yaptı"


kahkahası yankılandı


"Kendini bir hal sandın

Yordun seven gönlümü."


Hala gülmeye devam ederken camı kapatmadan perdeyi çekip içeriye girdim "Efil dur." Diye seslense de durmadım, ona özel aldığım bir şey vardı, haftalardır kullanamamıştım. Çekmeceden su tabancasını çıkarıp makyaj masamdaki suyla içini doldurdum. Bana verdiği ilk tavsiye buydu, bende pek işe yaramamıştı ama onda yarıyordu.


"Efil dün için özür dilerim, kalbi-" perdeyi açtığım gibi yüzüne sıktığım su ile cümlesi yarıda kalmıştı. "Akşam iş çıkışı beni al, kuru kuru özür olmaz. Ne de olsa kalbi kırılmış bir kızım."


Koluyla ıslanmış yüzünü silip gülerek "Emriniz olur güzeller güzeli hanımefendi." Çapkınca göz kırptı "Kaybettiğim yemek iddaasıyla beraber kaybettiğin o iddaayı bu gece yürürlüğe geçiriyoruz demek ki."


Kalbim dik bir yokuş çıkmışım gibi anında panik haline bürünüp atmaya başladı, paniktim. Ben o iddaları tamamen unutmuştum, yemek tamamdı ama öpücük falan. Ben kaybettim ben öpeceğim, neresinden öpeceğimi de ben karar veririm değil mi? Evet ben karar veririm canım, ona neymiş.


Şimdi derin nefes alıp sakinleşiyoruz ve işimiz için hazırlanıyoruz, "Tabi, iddaalar ya. Unutmuşum. Hallederiz, sen hiç canını sıkma."


"O zaman görüşürüz yavrum."


"Görüşürüz." El sallayıp hemen içeriye kaçtım, ben niye hem maraton koşucusu gibiydim, tek günüm normal geçemez miydi?


....


Doruk çok yorulmuş olacak ki bugün kafeye gelmemişti, zaten kız istemesine de bir hafta kalmıştı. Onun hazırlıklarıyla uğraşıyor olmalı.


Bugünü bitirmek üzereyim, çıkmam için tam tamına yarım saatim vardı. Şu an fazla yoğunluk yoktu bu nedenle etrafı topluyorduk.


"Demek bir hafta fındık topladığın için gelmedin, hiç izin yapmamışsın ki o zaman." Diyern Merve'ye onaylayaj mırıltılar çıkardım, dün gelmiştik onu da kaosla tamamlamıştık. Beden yorgunluğuna nazaran ruh yorgunluğu daha ağırdı.


"Siz neler yaptınız?"


"Aynı, buralardaydık işte. İş günümde de evde takıldım. Havalar çok sıcak, dışarıya çıkılacak gibi değil. Evimde yuvarlanmayı tercih ettim."


"Süper seçim, bende akşam gidip yuvarlanmak istiyorum." Yemeği bile iptal edesim vardı, çok yorulmuştum ama Oflaz ile dışarıda yediğimiz ilk yemek olacaktı, erteleyemezdim. Üstelik İstanbul'a dönecekken. İnsanlara nasıl açıklayacaktım şimdi? Burada tanıştığım herkesle o kadar güzel bir bağım olmuştu ki bunu koparmak istemiyordum. İstanbul'u da özlüyordum.


"Buyrun?" Osman gelen müşteriyle ilgilenirken tezgahı siliyordum.


"Hangisini önerirsiniz?" Tanıdık gelen ses ile başımı kaldırıp emin olmak istedim, oydu. Bu herif hala niye gitmemişti buradan?


"Nasıl kahve seversiniz?" Osman'ın yanına geçip onu boğmak isteyen gözlerimle karşısına geçtim "Senin ne işin var burada?"


Gülümsedi pişkince "Kahve içmeye geldim, yoksa bitti mi?" Alay etmekyen o kadar çok zevk alıyordu ki onun o zevk alan hislerimi koparmak istiyordum.


"Herkese var sana yok, defol git buradan."


Beni ilk defa böyle gergin gördükleri için bir bana bir Kerem'e baktı Osman ve Merve.


"Efil ne oluyor, kim bu?"


"Eski bir tanıdık Osman, şimdi gidecek olan eski bir tanıdık."


"Size nakliyat aracı ayar-" Oflaz'ın içeriye girdiğini görünce cihaza döndüm, konuyu dağıtmak lazımdı "Filtre kahve veriyorum o zaman, Osman hazırlar mıısın lütfen?"


"Tamam da ne oluyor?"


"Lütfen soru sormayın, sonra anlatacağım." Önlüğümü çıkarıp Oflaz'ın yanına koştum, Kerem öylece panik halimi izliyor bundan zevk alıyordu. Tezgah altındaki dolaptan çantamı alıp Oflaz'ın yanına koştum, Kerem'i görmemeliydi.


Panik halimi heyecana çevirip koluna girdim "Hadi gidelim, çok açım." Bu halimr gülerek karşılık verdi "Tamam ama" telefonundan saate baktı "Daha on dakikan vardı, ben erken gelmiştim. Patron kızmasın sonra?"


"Patron onun için Mardin'e gitmeme sayarsa sevinirim."


İkna olmuştu hemen "Haklısın, hadi gidelim." Sokağın ortasında durup ona şöyle bir baktım, baştan aşağı süzdüm, takım elbise giyinmiş, saçlarını özenle yapmıştı. Her zamankinden kat kat şık giyinmişti, sebebi yemeğimizse biz nereye gidiyorduk?


Arkasından gelmediğimi fark edince durup bana döndü, kendi kıyafetlerime baktım. İşe geleceğim için gündelik giyinmiştim. O böyle giyinirken ben böyle gidemezdim.


"Efil sorun ne?"


"Sen neden böyle giyindin, nereye gidiyoruz? Ben öylesine bir akşam yemeği sanıyordum."


"Birincisi seninle yaptığım hiçbir aktivite öylesine olamaz, ikincisi de ilk akşam yemeğimiz. Sen her halinle güzel olduğun için teklifte bulunmadım ama istersen önce eve gidelim, üstünü değiştir." Yine o tatlı sözleriyle beni hipnoz ediyordu.


"Tabi ki değiştireceğim. Önce eve gidelim."


Onayladıktan sonra beraber eve gittik. Dolabımdaki en şık kıyafetimi giyindim. Hava sıcaktı ama akşamları hafiften bir serinliği oluyordu. Bordo, uzun kollu saten bir gömlek giyindim, ortadan iki düğmesini ilikleyip uçlarını toparlayıp iliklediğim yerden bir düğüm attım. Gömleğin takımı olan dizimin bir karış üstüne denk gelen saten bordo eteği de giyindikten sonra sabah yaptığım ama dağılan makyajımı toparladım, saçlarımı da tarayıp kremledim ve dağınık bıraktım. Aynanın karşısına geçtim, gayet güzel olmuştum. Bağcıklı, ince topuklu, siyah ayakkabılarımı giyindikten sonra siyah mini çantamı da aldım. "Süper oldum."


Etrafımda dönüp aynadan kendime baktım, çok beğenmiştim. Uzun zaman sonra ilk defa böyle özenerek giyinmiştim. Enerjimin yerine geldiğini hissediyordum.


Toparlanıp odadan çıktım, annem ve babam gelmeden evden çıkmam gerekiyordu. Evin kapısına giderken salonda, televizyonun karşısında uyuya kalan Emre'ye baktım, uyanmış televizyon izlemeye devam ediyordu. Beni görünce baştan aşağı süzdü beğeniyle. "Böyle hayatsız gibi yaşamaya devam mı?"


İstifini bozmadı "Sosyal medyada dolaşıyordum, bir de ne göreyim? Japonya'da bir yıl boyunca yataktan çıkmadan yaşayacak insanlar arıyorlarmış, ne yapmaya çalıştıklarına da bakmadım ama ilgimi çekti. İnternet, telefon, ye, iç, yat. Ne dersin?"


"Kendine gel derim, hiç ders çalışmıyor musun sen?"


"Sorunu algılayamadım, sonra tekrar dene."


Göz devirdim bıkkınca, ona doğru bir kaç adım atmıştım ki dış kapının kilidinden ses geldi. Beni böyle görmemeliler. Aklıma ilk gelen yer salon kapısının arkası olmuştu. Sessiz ama hızlı adımlarla kapının arkasına saklandım. Emre yine istifini bozmadan televizyona çevirmişti gözlerini.


Annemle babam büyük bir gürültüyle içeriye girdiler. "Emre, hala bıraktığım yerdesin oğlum. Sabahtan beri bir santim oynamamışsın yerinden."


"İnan bana bende Maldivler'de deniz kenarında ananas bardağımın içindeki limonatamı yudumlarken güneşlenmek isterim ama gel gör ki Giresun'da olmaktan başka şansım yok anneciğim."


Dış kapıyı kapattılar ama salona girmeden koridordan konuşmaya devam etti annem "Ablan nerede? Aşağıdaki çocuk ablanı mı bekliyor?"


"Kim o çocuk?" Gözlerini bir kere bile bana çevirmeden o kadar profesyonel oynuyordu ki buradan çıkınca o alnından öpecektim.


"Oflaz işte, annesi patavatsız olan." Of anne!


"Ablam eve gelmedi, onu da görmedim, duymadım, bilmiyorum, konuşmadım. Zaten dediğin gibi yerimden hiç oynamadım anne. O yüzden bana sorma, ablama sor." Babamın sesi çıkmadığına göre gelmemişti, sadece annem gelmişti.


"Emre, kafamı yoruyorsun yavrum." Annem bıkıp gitsin diye uzun uzun cümleler kuruyordu, bıyık altından gülmesinden anlamıştım.


Koridordan gelen adım sesleri uzaklaşırken bir yandan "Ablanı ara neredeymiş? O çocuktan haberi yoksa da söyle, belki de ablanın arkasından iş çeviriyor. Başla kızlarla fingirdeşiyor. Haberi olsun." Bana destek olmaya mı çalışıyor yoksa aramızı bozmaya mı çalışıyor anlayamıyordum bazen. İyiliğimi istediği açıktı ama bunu böyle sert dillendirmesi kalp kırıcıydı.


"Ararım şimdi."


Kapı kapanma sesini duyunca yerimden çıkacaktım ki eliyle durmamı işaret etti, kalkıp karşıma geçti "O topuklularla olmaz." Diyerek fısıldamıştı. Aslında zor da olsa ses çıkarmadan yürünüyordu, sadece parmak uçlarıma güç uygulayarak. Yine de bu Emre'nin beni kalçamın altından kolunu sarıp taşımasına engel değildi. Bir çırpıda kucağına alıp sessiz adımlarla kapıya götürdü, kapıyı da yavaşça açıp çıkarmıştı evden. İndirmeden önce kafasının üstünden öptüm. "Çok sağ ol yakışıklı."


"Ablasını kıskanıp attığı her adımı şikayet edenlerin yanında benim çaba işte. İlk defa görenler beğensin." Haklıydı, güldüm bu dediğine. Omzundan tutup tekrar çektim ve bu sefer yanağından öptüm. "Beğendim canım." Daha fazla beklemeden koşar adım aşağı indim, topuklulardan ses çıkmasın diye çabalarken ne kadar hızlı inebilirsem o kadar.


Sonunda binadan çıkmıştım, Oflaz beni bahçe kapısında bekliyordu. Kalçasını arabaya yaslamış elleri cebinde yere bakıyordu. Topuklu ayakkabılarımın zeminde bıraktığı sesten olsa gerek başını kaldırdı, göz göze gelişimizden sonra arabadan bir adım uzaklaştı ve onun beni baştan aşağı süzüşü o kadar yavaş olmuştu ki karşısına geldiğimde anca bitmişti. Gözlerini gözlerime çıkarıp yutkundu.


Elini alnına koyup geriye sendeleyince panikle tuttum, "Sanırım bayılacağım." Deyince daha çok panikledim. Bayılan birine ne yapılacağına dair fikrim yoktu! Yavaşça arabaya yaslandı "Ne oldu Oflaz, iyi misin?" Yarım saattir sıcağın alnında bekletirsem olacağı buydu işte. Kan şekeri, tansiyon ne varsa düşmüştü adamda. "Beklettiğim için mi, karnın da açtı tabi, istersen gitmeyelim, kötü müsün? Sonra gideriz."


Elini alnından çekip çenemi tuttu hafifçe, başımı kaldırıp gözlerimizi kesiştirdi. Dudaklarında peyda olan gülümseme soğukta donmak üzere olan birinin hissettiği ilk sıcaklığın içine kadar işlemesi gibi hissettirmişti. "Güzelliğinden sanırım bayılacağım." Nefesimi tuttuğumu fark ederek rahatlıkla verdim, benimle alay ediyordu resmen. Koluna vurdum bir kaç kere, sert değildi ama tepkimi gösterir nitelikteydi "Oflaz! Korkuttun."


İçtenlikle gülerek çenemdeki elini omzuma atıp beni kendisine çekti, vuruşlarım umrunda değildi. Başımdan öpmüştü tekrardan. Her seferinde başımdan öpüşü evim hissini bütün hücrelerime yayıyordu. Oflaz ilk defa bir yere aitmişim hissini bana yaşatıyordu.


"Özür dilerim, yemek ısmarlarsam beni affeder misin?"


Kirpiklerimim altından ters ters baktım ama gülümsemeyi de eksik etmiyordum, onunlayken gülmemek imkansızdı "Bakarız." Anahtarı uzatıp sağ koltuğa bindim onu beklemeden. Bu hayatta en çok zevk aldığım ve vazgeçemeyeceğim şeylerden en başta geleni araba sürmekti ama ben Oflaz ile sağ koltuk prensesi olmaya o kadar alışıktım ki sürmemek umrumda değildi.


Oflaz'da bindikten sonra kısa süre içinde güzel bir testorana gitmiştik, kahvaltı dışında bu ilk akşam yemeğimizdi. Güzel, şatafatlı bir yere getirmişti. Üstümdeki kıyafetlere pek uygun bir yer değildi ama mekanın bir ışıltısı vardı. Elmas aksesuarlarla ben varım diyordu resmen.


Ayırttığı masaya yöneldik, sandalyemi çekip yardımcı olunca yerleşip oturdum. Oflaz'da karşıma geçince manzaram tamamlanmıştı çoktan.


"Ne yiyeceğimizi seçelim." Menüyü açıp neler olduğuna baktım, hepsi o kadar pahalıydı ki dudağım uçuklayacaktı. Menüyü ağzıma siper ederek Oflaz'a yaklaştım "Oflaz, bunlar çok pahalı. Ben daha maaşımı almadım, sen ne kadar maaş alıyorsun Allah aşkına?"


Halimi gülerek izledi, menüyü indirdi "Parayı dert etme, keyifle bir yemek yiyeceğiz hadi." Keyif mi kaldı? İtiraz etmedim yine de, menüdeki en uygun şeyleri seçmiştim, bu pahalılıkta böyle bir mekana gerek yoktu ama belli ki beğenmişti. Hevesini kırmak istemezdim.


"Dün o lavuk sana bir şey dedi mi?" Lavuk diye Kerem'den bahsediyordu. Anlatmalıydım ama bu güzel gecemizi, ilk yemeğimizi mahvetmek istemiyordum. En kısa zamanda...


"Ne diyebilirki? Boş boş konuştu, aynı şeyler."


"Dün aslında size gelecektim ama annenin telefonda söylediklerini ve annemin yaptıklarını düşününce seni xor durumda bırakmak istemedim. Yine de Kerem'in sizin eve benden daha kolay girip çıkıyor olabilmesi sinirimi bozuyor."


"Ne tesadüf." Dedim alayla "Benim de Ayça bu konuda canımı sıkıyor ama bu gereksiz konuları bu güzel akşam yemeğimizde mi konuşmalıyız gerçekten Oflaz?" Duraksadı bir süre, anlayışla başını sallayıp masanın üstündeki elimi avucunun içine aldı, bu dokunuşuyla kalbim kıpır kıpır oldu. Gözlerimin içine baktı "Tek söylemek istediğim, dün seni dinlemeden gittiğim için özür dilerim. Kafam karışıktı ve gergindim, kalbini kırmaktan korkarak hareket ettim ama yine aksi bir şey yapmadım."


Sözleri, söyleyişi o kadar öylesine değil ve içtendi ki gözlerinden içime akan sıcaklığı hissettim. Kalbimin uzun zamandır ilk defa böyle attığını fark ettim. Gözleri öyle narin geziniyordu ki yüzümde, bebeğe bakar gibiydi.


"Dün kendimi gerçekten kötü hissettim, değersiz hissettim ama hatanın hemen farkına varıp telafi etmen affedilebilir. Yine de ikimiz için söylüyorum, hata bir kere yapılır, ikincisi tercihtir."


"İkincisi olursa seni şutlayacağım diyorsun yani." Güldüm bu dediğine "Hayır, birbirimize değer verdiğimizi göstermekten geri durmayalım. Yanlış anlaşılmalara mahal vermeyelim diyorum."


Yerimde dikleşip elimi tuttuğu elim dışındaki diğer elimin dirseğini masaya koyup elime de çenemi yasladım "Ben belki hissettiremeyebilirim ama değer veriyorum...yani seviyorum seni."


Sarmaladığı elimi hafifçe sıkıp yaklaştı "Şunu cümleyi senden duymak" içli bir nefes çekti gözlerini gözlerimden çekmeden "Fazla uzaktı."


"Benim için de yeni bir ilişkiye başlamak çok uzaktı ama işte karşımdasın." Hoş bir sessizlik esir aldı ortamı, gülümseyerek gözlerimizle konuşmaya devam ettik bir süre. Bu sırada siparişlerimiz gelmişti, yemek yerken bir yandan sohbetimize devam ediyorduk.


"Senin hakkında, 25 yaşında olduğunu, asıl mesleğinin polis olduğunu ama mesleğine kadar boş vakitlerinde sanayide çalıştığını, polislik yaparken bile Mert'in yerine kuryelik yaptığını biliyorum." Çatalımdaki parçayı ağzıma atıp mırıldanarak düşündüm, o ise gülümseyerek merakla beni dinliyordu. Gözlerini bir an olsun çekmiyordu.


"Ha bir de yılan olsaydım zehirlenmekten korktuğun için beni sevmeyeceğini ama kocaman bir pizza olsam kimse beni yemesin diye yiyeceğini biliyorum."


Başını belli belirsiz salladı "Başka ne bilmek istiyorsun?"


"En sevdiğin renk?"

Saçlarımda gezindi gözleri "Kahverengi."


"Peki çay mı, kahve mi?"

Gözlerimde gezindi bu sefer gözleri "Kahve."


Gözlerimi kısarak güldüm "Hayırdır sen?" Ne dediğimi anlamış gibi güldü "Bütün sorularına vereceğim her cevabın içinde senden bir parça oluyor ve olmaya devam edecek gibi gözüküyor."


Düşüyorum tutun beni, ağzı iyi laf yapan erkeklerden korkulur deniliyordu. Gerçekten haklılar, Oflaz'dan korkulur! Her şeye verecek bir cevabı var. Hepsi o kadar güzel ki ben verecek bir cevap bulamıyorum.


"İtiraf et, sosyal medyadan falan mı ezberliyorsun sen bunları?"


Dişlerini göstererek güldü bu sefer, fazla keyiflenmişti "Sana bakınca başka bir yere bakmaya gerek kalmıyor. Şiir gibisin mübarek."


Tamam bu da güzeldi, bu çok güzeldi. Oflaz ise mükemmeldi. Karşımda çok güzel bir manzaraydı ve ben bu sefer gerçekten onu öpme isteğiyle dolmuştum. Sırası değil Efil, hemde hiç değil.


Sessizliğimden dolayı "Mest oldun değil mi?" Demişti egosuna bürünerek. İnkar etmedim "Ne yalan söyleyeyim oldum, benim ağzım o kadar laf yapmaz ama kendimi geliştirene kadar idare edeceksin artık."


"İnan bana." Dedi gözlerime sevgiyle bakarken "Gözlerine bakmak yetiyor, gizliyor değilsin. Gayet anlaşılır beni sevdiğin." Bu mutlu etmişti beni, o bana sürekli güzel şeyler söylerken kendimi eksik hissettiriyordu.


"Buna sevindim, sende böyle göstermeyi dene lütfen. Sürekli iltifat edince sana nasıl karşılık vereceğimi düşünmekten başım çatlıyor ve sohbet yürümüyor."


Ağzına bir lokma atarken onaylayan mırıltılar çıkardı ama tam olarak onaylamadı, bu söz veremem demekti sanırım. Benim de bu konuda kendimi geliştirmem gerekiyordu ama böyle olmazdı.


Aklımda ki sorulara devam ettim. "En sevdiğin şarkı ne?"


"Kulağıma hoş geleni dinlerim, ayırmam öyle. Müzik listem karışık." Bunu sormasam da anlayabilirdim, çoğunlukla eğlenceli şarkılar dinliyordu ama her telden çalıyordu. Göz kırpıp başını belli belirsiz salladı "Senin sevdiğin şarkı hangisi?"


"Ben de aslında kulağıma hoş gelen şarkıları dinlerim ama bir tanesinden vazgeçemem. Mabel matiz- a canım. Ben hep bana bu şarkının nakaratı gibi hissettirecek bir ilişkim olsun istedim. Yani sevgilimle vakit geçirirken kafamın içinde hep bu şarkının nakaratı çalsın." Bunu anlatırken şapşal şapşal gülümsediğime eminim.


Öyle mi dercesine kaldırdı kaşlarını "Hissediyor musun bari, benimleyken o şarkının nakaratı çalıyor mu kafanın içinde?" Çalıyordu, onu gördüğüm an kafamın içinde çalan tek şarkı buydu.


Dudaklarımı birbirine bastırıp gülerken usulca salladım başımı, "Şu an bile."


"Hiç susmamasını sağlayacağım." Her türlü güveni sağlıyordu, ona inanıyordum.


Garson gelince sessizliğe gömüldük, boş tabakları alıp tatlılarımızı getirmişti. Tatlısından bir kaşık alırken "Tatlı yiyelim tatlı konuşalım." Demeyi de eksik etmemişti. İkimizde farklı tatlı sipariş etmiştik. Tatlılarımızı yemeye başlamıştık ama benim aklım bir yandan da onun tatlısında kalmıştı.


Söylese miydim acaba? Belki de paylaşmak istemezdi. Bunu düşünürken tatlısına uzun uzun bakmış olacağım ki yarısını bölüp tabağıma uzatırken telaşla engel olmaya çalıştım "Gözüm dalmış, sen ye."


"Boğazımda kalmasın diye, boğulursam heimlich manevrası biliyorsun değil mi?" Göz devirip başımı eğdim gülerek "Bilmiyorum, belki de sadece izlemeliyim."


"Yakışıklılığımı göz önünde bulundurursak tercih etmekten kaçınacağın bir seçenek olmaz." Evet işte yine başlıyorduk, artık inkar edeceğim bir şey değildi. "Bende en son gördüğüm yüz senin olacağı için mutlu ölürüm." Konunun birdenbire ölüme gelmesinden gerilmiştim.


"Bu akşam için hoş bir konu değil. Güzel şeylerden bahsetmek isterim."


"Haklısın." Dedi hemen farkına vararak "Biraz da ben sorayım o halde." O soru düşünürken bende tatlımın yarısını bölerek onun tabağına koymuştum. Kaşığımı çektiğim yerden bir kaşık alıp hemen ağzına attı. Zevkle yerken mırıldanarak gülüyordu. Bu gece beni fazlasıyla güldürüyordu.


"En sevdiğin çiçek ne?"


Aslında bunu pek düşünmemiştim, genel olarak çiçekleri severdim ama en sevdiğim ve beni etkileyen...biraz düşünmem gerekiyordu. "Her çiçeği severim ama sanırım beni en çok etkileyen yıldız çiçeği olmuştu. Canlı olarak görmedim, en sevdiğim çiçeği de yeni fark ettim zaten. Sanırım Yıldız çiçeğini seviyorum."


"Hemen beynimin yüzde doksanını kaplayan Efil deposuna notumu alıyorum."


"Öyle mi?" Dedin cilveyle "Yüzde onunda ne var?"


"Güzelim suçluları yakalamak için aklıma ihtiyacım var, biraz müsaade edersen kullanmak isterim."


"Ben varken kullanamıyor musun aklını?"


Cıkladı hemen, bu hayır demekti "Güzelliğin aklımı başımdan alırken kullanabildiğim bir an hatırlamıyorum. Yüzde onluk kısmı da zar zor kullanabiliyorum. Her yanım Efil olmuş." Geçen arabada yaptığı gibi kolunu uzatıp bileğindeli damarları kesiyormuş gibi yaptı "Damarımı kessen Efil akar be Efil."


Tanıştığımızdan beri ilk defa böyle baş başa vakit geçirmiştik ve o kadar keyif alıyordum ki, Oflaz'ın bu halleri benim de aklımı başımdan alıyordu. Onun yanında, karşısında veya arkasında olmak farketmiyor, yörüngesine girdiğim an prenses gibi hissediyordum.


Boğazımı temizledim gergince, bunu yapmam gerekiyordu. Evet yapabilirim, o sürekli yapıyor. Sakin ol Efil, sakin!


"Başlarda bu sataşmaların ne kadar sinirimi bozsa da geldiğimiz hale bak. Biraz hızlı oldu gibi ama güzel oldu ve eminim, kısa zamanda içime o kadar işledin ki benim gözlerime bakan herkes senin yansımanı görüyordur." Bir dakika bir dakika, bunları ben mi söyledim? Başlangıca göre fena değildi. Aşk insanı gerçekten şair yapıyor! Fena değildi değil mi? Değildi ya değildi.


Karşımda afallamış yüz ifadesiyle durup yüzüme aval aval bakmaya devam eden Oflaz'ı görünce kaşlarım çatıldı. Bir hareket bekliyordum evet. Gülümse bir şey yap be adam.


Kızarıyor muydu? Yanakları kızarmıştı! Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Hafifçe yaklaşıp gözlerime baktı, ne yapıyordu? Gözlerime öyle bakıyordu ki gerçekten yansımasını oraya kazımak ister gibi. "Gerçekten görürmüş." Şapşal! Gerçekten şapşal. Gergince boğazını temizleyip ayağa kalktı, hareketlerini kontrol edemiyor gibiydi. "Ben bir lavaboya gidip geliyorum. Bekle."


"Yok ben gideceğim." Dedim ciddiyetle, şaka yaptığımı anlamamışt. Kaşlarını çatarak döndü, "Nereye, neden beklemiyorsun?"


Ciddi olamazdı değil mi? Elini tutup gülümsedim alayla "Sen iyi olduğuna emin misin bebeğim?" Onun bu şapşal, ne yapacağını bilmez hali komiğime gittiğinden bebeğim diye hitap etmiştim. Bu hali hoşuma gitmiş, daha fazlasını yapmam için cesaret vermişti.


Gözlerini kapattı bir süre, bir şeyler mırıldandı ama duymadım. Gözlerini araladı "İyiyim, geliyorum hemen." Ten renginin domates gibi kırmızıya dönüşünü izlemek o kadar keyifliydi ki, onun benimle neden böyle alay edip sürekli iltifat ettiğini anlama fırsatı vermişti. Bundan sonra bende çekinmeden iltifat edecektim, bunu izleme keyfini kaçıramazdım.


Sırıtmaya devam ederken tatlım yemeye de devam ettim, çok geçmedi, bir dakika sonra gelmişti ama ne geliş. Banyo yapmış gibi ıslaktı üstü. Saçlarının önü ıslaklıktan alnına düşmüştü. Sakalında yer yer su vardı, gömleğinin yakası da ıslaktı. Karşıma oturunca hayretli bakışlarımla yüzünü inceledim "Duş mu aldın, bu ne hal?"


Hiç memnun değildi, üsteledim "Utandın mı sen?" Memnuniyetsiz bakışları bu sefer yüzümdeydi "Sen güzel sözler söylemesen de olur. Ben söylerim, sen sus gözlerin konuşsun."


"Yok." Dedim başımı kaldırıp itiraz ettim "Tek sen mi beni utandırıp keyifleneceksin. Bundan sonra bende varım, hodri meydan."


"Sen sussan da anlıyorum ben, beni ne kadar çok sevdiğini."


Cıkladım bu sefer "İçim rahat etmez, içsel rahatlığıma önem veririm."


Alayla salladı başını "Tabi tabi, çok." İnanmıyor muydu? İnanmasındı zaten.


Tatlılarımızda bittikten sonra hesabı ödeyip restorandan çıktık. Çok güzel bir geceydi, o kadar mutluydum ki dünyanın en şanslı kadını gibi hissediyordum. Fakat artık Oflaz'a söylemem gerekiyordu, dün olanları, taşınacağımızı ve Kerem'lerle babamın ortak olduğunu. İmzaları bu kadar hızlı atmalarını beklemiyordum yoksa engel olmak için herşeyi yapardım. Araştırmadan hemen ayaküstü imza atılması çok mantıksızdı.


Arabada söyleyeceğim, bu yüzden arabayı benim kullanmam daha iyi olurdu. Ne tepki vereceğini bilemiyordum. Vale arabayı getirince binmek için kapıları açmıştık ki bir gürültü durdurmuştu bizi.


"Rahat bırak beni artık rahat." Bu bir kadın sesiydi.


"Kimdi o adam Elif? Kimdi, sen kimlerle görüşüyorsun?" Bu da nefret dolu bir adam sesi.


"Biz ayrıldık Kaan, yıllar oldu. Defol git, bırak peşimi artık!"


Oflaz'a döndüm hemen, o ise çoktan sesin kaynağına yürümeye başlamıştı. Peşinden gidecekken eliyle durdurdu "Gelme, yüzde onluk kısma ihtiyacım var."


Duramazdım, duramazdım ama durmalıydım. Başımı sallayıp olduğum yerde beklemeye başladım. Dur diyorsa durmalıydım, burada polis oydu.


Restoranın solundaki ara sokağa doğru ilerledi, onu görebilmek için sokağı gören tarafa doğru ilerledim. "Ne oluyor burada?" Diyerek düz bir giriş yapmıştı.


Adam kadının kolundan tutmuş duvar dibine sıkıştırmış sarsıyordu.


Adam Oflaz'a döndü, sokak lambasının izin verdiği kadar seçebiliyordum yüzlerini, onun dışında hareketleri anlaşılırdı.


"Sen işine bak, biz hallederiz."


"Pek hallediyor gibi gözükmüyorsunuz." Ceketinin cebinden cüzdanını çıkarıp adama gösterdi, büyük ihtimalle polis olduğunu kanıtıyla göstermişti.


"Yine de sizi ilgilendiren bir şey yok. Çiftler arasında olur böyle şeyler. Araya girmeyin." Hala daha polise mi dikleniyordu yani?


"Bana bak kardeşim, hanımefendiyi bırak gitsin yoksa seninle karakolda görüşmek zorunda kalacağım." Sevgilim gayet efendi bir dille uyarıyordu, dinle işte ölür müsün? Gecemizi mahvetme ya.


Alayla güldü adam "Bas git gece."


"Gitmiyorum lan, bırak kadını."


"Lan sizi bana sayıyla mı veriyorlar?" Yanlış biliyorsunuz beyefendi, ondan bir tane var ve benim.


Adamın yumruğunu havada ve Oflaz'a inmek üzereyken bağırmamak için kendimi zor tuttum. Oflaz havadaki yumruğu hemen yakalayıp boştaki elini yumruk yapıp adamın yüzüne indirdi. İçim rahatlıkla kıpır kıpır oldu ama bu kadar ile kalmadığını görünce kenara kaçan kadının yanına koştum.


Adam ve Oflaz birbirine girmiş vurmaya çalışırken adamın Oflaz'a indirdiği yumrukla sendelemişti. Hemen yanına koştum "Oflaz!"


Kendini toparlayamadan arkama baktığında ne gördüyse sarılıp adama sırtımı dönerek beni önüne almıştı. Yediği darbeyle öne sendeleyince bende geriye sendelemiştim ve ayaklarım birbirine dolanınca yere düşmüştüm. Benimle beraber Oflaz'da düşmüştü fakat düşerken nasıl yaptıysa o sırt üstü düşmüştü ve ben üstüne düşmüştüm.


"Sana yüzde onluk kısmımı olsun bana bırak dedim!" Cevap vermeme fırsat vermeden etrafında dönüp benim yere yatırdıktan sonra üstümden kalktı, kadını tutmuş götüren adamı arkasından koşup dizinin arkasına geçirdiği tekmeyle adam dizinin üstüne düşmüştü. "Lan şerefsiz!" Polise şerefsiz demek mi? Kendi yaşadıkları ülkenin polisine şerefsiz demek mi?


Oflaz, nereden geldiğini anlayamadığım kelepçeyi adamın bileklerine geçirmesi saniyeler içinde olmuştu. "Ben şerefim için buradayım lan, sen ne için buradasın sik kafalı?" Doğru anda edilen küfürün mükemmelliği der susarım.


Kadın köşeye geçmiş korkudan titriyordu. Oflaz'ın beni bıraktığı yerde şokla olanları izlerken ayağa kalkmayı akıl etmiştim sonunda.


Kızın yanına gidip koluna girdim ve sırtını sıvazladım "İyi misin?"


Bedeniyle beraber çenesi de titrediği için konuşamıyordu, başını sallamakla yetindi sadece. Üstümde bir şey olmadığından örtememiştim ama arabama kadar götürebilirdim.


Oflaz telefon görüşmesi yaptıktan on dakika sonra polis arabaları gelmişti, bu süreçte kadınla ve yemeğe geldiği adamla arabamda oturduk. Yemeğe geldiği adamın merak edip dışarıya çıkması ve olanları öğrendikten sonra şerefsiz adamla kavgaya tutuşması an meselesiyken Oflaz yine müdahale ederek ortamı yatıştırmıştı. Tabi ki şerefsiz adama indirdiği bir yumrukla.


Hepsini polise teslim ettikten sonra bizim de karakola gitmemiz gerekmişti ifade için. Oflaz ile arabama binmiş karakolun yolunu tutmuştuk.


Başımı arkaya yaslayıp Oflaz'a çevirdim, dikkatle araba kullanıyordu. Son zamanlarda gözüme daha da çekici gelmesi normal miydi? "Yine kaos dolu bir gün değil mi?"


Göz ucuyla bakıp tekrar yola döndü "Günlük dozumuzu aldık." Diye ekledim, gülerek onayladı "Yine de ben tam dozumu alamadım."


Ne demek istediğini anlayamadığım için sorgular bakışlarımla başımı belli belirsiz salladım "Yani?" Arabayı karakolun yanındaki otoparka çekti, bana döndü "Yüzde onluk kısmı doldurduk ama doksanlık kısım hala boş." Gözleri usulca ve çekinmeden dudaklarıma kayınca ne demek istediğini anladım. İddaadan bahsediyordu. Ne de güzel bahsediyordu. Sanırım artık direnemeyecektim.


Benimde gözlerimi dudaklarına indirmem onaylar nitelikteydi, beklemedi, dizilerdeki gibi yavaşta olmadı gayet hızlı ulaştı dudaklarıma. Önce yavaşça başlasada devamında doksanlık kısmı kapatmak ister gibi hoyratça öptü dudaklarımı. Onun yanında fazla çelimsiz kalıyordum, yine de durmadım nefeslerimizi tüketene kadar devam ettik.


Ayrılıp alınlarımızı birbirine yasladığımızda nefessiz kalmaktan, sık sık nefes almaktan göğsümüz hızla inip kalkıyor, nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Elini yanağıma koyup baş parmağıyla okşadı "Seni çok seviyorum Efil."


Gözlerimizi ayırmadık "Bende seni seviyorum." Ayrılmadık, öylece durup nefesimizin düzene girmesini bekledik "Yalnız." Dedim gülerek "Hızlı davrandın, sen yemek sözünü tuttun ama benim sözümü tutmama izin vermedin. Hakkımı yedin."


Diliyle dudaklarını ıslatıp güldü "Fazla naz yapıyor gibiydin."


Gözlerimi kıstım alayla "Fazla naz aşık usandırır mı diyeceksin?"


"Hayır, benim nazlı sevgilimin nazını da yerim diyecektim."


Gülerek geri çıktım, alınlarımızı ayırdım ama fazla uzaklaşmadım. Elimi bu sefer ben yanağına koydum "Ben yine de sözümü tutmak isterim."


Dudaklarımı dudaklarına kapatmadan önce söylediği son şey "Canıma minnet." Olmuştu.

Son Yazılar

Hepsini Gör
30.BÖLÜM

2 AY SONRA   "Neden bu kadar hızlı? Neden bu kadar hızlı evleniyorsunuz?" Emre karşıma geçmiş bana hesap sorarcasına sorguluyordu, kollarını bağlamış bir sağa bir sola yürüyordu "Nereye aceleniz var,

 
 
 
29.BÖLÜM

Oflaz'la yüzük taktığımız, bize göre rüya ailemize göre kabus olan gecenin üstünden üç gün geçmişti. Ne annelerimiz tekrar birbirine girmiş, ne de farklı bir sorun çıkarmışlardı. Oflaz'ın annesi ve ba

 
 
 
28.BÖLÜM

Oflaz'ın yanından ayrılınca telefonuma Emre'den gelen mesajla babaannem ve dedemin eve geldiğini öğrenmiştim. Attığı mesaj şöyleydi.   Emre: Ecelinin sebepleri geldi abla   Efil: O ne demek?   Emre: B

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page