18.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 13 dakikada okunur
Şoför koltuğumu yeniden Oflaz'a teslim etmiştim. Yine nöbetleşe sürecektik fakat Doruk'a veremezdim, gelirken ne kadar depresifse şimdide o kadar hülyalıydı. Hepimize o toz pembe dünyasında duvara toslatabilirdi, güvenemezdim.
"Hala inanamıyorum ya, dün sabah hakkında konuştuğumuz kızı isteyeceklerini öğrendik. Yola çıktık Mardin'e geldik" işaret parmağımı kaldırdım "Ha ama dur, uçak bileti aldık adam bizi yıldırmak için biletlerimizi iptal edip aldı. Mardin'e geldik kızı istedik."
Doruk şapşal aşıklar gibi gülerek "Güzel oldu." Deyince öyle mi oldu der gibi gülerek baktım "Güzel oldu tabi, hem" yan yan Eda ve Cenk'e baktım "Bir çiftimiz daha oldu." Eda bu konuda bana diş bilediği için koluma bir şamar geçirmişti "Sana inanamıyorum, resmen ortaya attın beni."
Hemen kendimi savunmaya geçtim "Cenk vurulmasın diye."
"Banane." Hiddetliydi "Saçmalığının cezasınu çekerdi. Giresun'dan adamın kızını istemeye gelmişiz, gerekirse öldürürüm demek akıl mantık işi mi?"
Cenk elini yumruk yapıp kalbinin üstüne vurdu bir kaç kere hafifçe "Biz sevdik mi böyle severiz işte, gerekirse "
Ters bakışları Cenk'tedi Eda'nın "Allah aşkına sus." Kollarını göğsünde bağlayıp Cenk'i iterek iyice arkasına yaslandı "Neyse bir daha denk gelmeyiz herhalde, gelirsek de anlaşamayıp ayrıldığımızı söylerim."
"Sen denk gelmeyebilirsin ama ben denk geleceğim, Doruk'un yakın arkadaşıyım tabi ki her programda olacağım. Sen de benim kız arkadaşımsın, yanımda olmak zorundasın."
Cenk'in kulağının üstündeki minik saçları tuttu Eda hırsla, çektiği gibi acıyla inledi Cenk "Ne yapıyorsun manyak karı?"
"Ben senin hiçbir şeyin değilim, tek gider ayrıldığını söylersin. Canımı kurtardım bitti, seninle mi uğraşacağım be?"
Cenk acıya rağmen başını sertçe çekip kurtuldu Eda'nın elinden, onları izlemek o kadar keyifliydi ki bir an bu kaosun olma sebebinin ben olduğumu unutmuştum.
"Hep yakışıklıyım diye değil mi bunlar?" Öyle kendinden emin ve küstahtı ki Eda onu bir celse de parçalayabilirdi. Aç bir kurt gibi baktığını görebiliyordum.
"Hayır canım, küstah, kendini beğenmiş, kendi isteklerinden başkasını umursamayan, karşısındakine değersiz hissettiren biri olduğun için." Nefes almak için duraksadı ama o kadar sinirliydi ki onu bile yarım almıştı "eski sevgilim olduğun için."
NE?
Cenk ve Eda sevgili miydi?
Ortamda anında ölüm sessizliği diyebileceğim kadar büyük bir sessizlik hakim olmuştu. Oflaz şok ile frene basmış olacak ki bir anda öne doğru sendeledik. Ben arkama döndüğüm için tutunamayıp öne doğru kayacakken önüme siper olan kol engel olmuştu. Yol kalabalık olmadığı için çok şanslıydık yoksa bir kazaya sebep olabilirdik.
Oflaz kolunu önümden çekerken gözlerime bakarak "İyi misin?" Demişti telaşla, başımı sallayıp onayladım "İyiyim sen?"
"İyiyim." Dikiz aynasından arkadakilerw baktı "Sorun var mı?"
Hepsinden sorun yok cevabını aldıktan sonra yolumuza kaldığımız yerden devam ettik.
Cenk ile önceden beri tanıştıklarını hiç çaktırmamışlardı, hiç muhattap olmamışlardı. Bir dakika, Eda eski sevgilisi tarafından aldatıldığını söylemişti. Bu eski, gözlerimi kısarak tehditvari bakışlarımı Cenk'e çevirdim. Bu eski miydi?
Ne var dercesine başını sallayınca Eda'ya döndüm "Seni aldatan eski sevgilin Cenk miydi?"
Herkesten "Ne, nasıl yani?" Nidaları dökülürken sorgulayıcı bakışlarımız Cenk ve Eda'daydı.
"Bir rahat durun, araba kullanıyorum, arkayı görmem lazım." Oflaz'ın sitemiyle herkes oturuşunu düzeltmişti ama odak noktamız değişmemişti.
Eda sonunda cevap verme tenezzülünde bulunmuştu. "Cenk değil, o sondan bir önceki."
"Vay" dedi Cenk uzatarak "Sondan bir önceki ha? Harem kuruyoruz herhalde, bir adı var mı kurduğunuz haremin."
Yapmacık gülümsemesiyle "Var." Dedi yüzüne bakarak "Kırk haramiler." Boğazına elini sarıp sıktı Eda, Cenk neye uğradığını şaşırmıştı. Doruk, Cenk'in arkasından Eda'nın ellerini Cenk'in boğazından ayırmaya çalışırken Ömer'de Eda'nın arkasından Eda'yı çekmeye çalışıyordu.
"Harem kurmak ha? Senin kurduklarını ne yapacağız? Bunun var ya bunun, her gittiğimiz yerde bir kız arkadaşı vardı, hepsi 'Cenk nasılsın canım?' diyerek çekinmeden yanımıza oturuyorlardı. Kaç tanesiyle savaşayım be?"
En sonunda Oflaz dayanamamış olacak ki arabayı sağa çekti "Yeter! Silahı çıkarıp topuklarınıza sokacağım şimdi. Susun!"
Bu durumda Oflaz'a hayran hayran bakması gereken kişi benken Emre yine rol çalıyordu "Of be enişteme bak, bir sen bir ben sıkalım mı enişte? Hem silah kullanmayı öğrenmiş olurum."
Uzanıp omzuna geçirdim bir tane "Yükselme lan sevgilime, korkutuyorsun beni artık."
Dehşetle açtı gözlerini Emre "Ona değil silaha yüksekiyorum, yuh abla artık." Öyledir canım, anlamadık sanki. Bu gidişle ben polis olacağım demezse benim adım da Efil değil.
Oflaz gülmekle ciddiyeti arasında kalınca Ömer girdi devreye "Gerçekten susun, yol boyunca sürecek mi bu? Ya şimdi çözün bu olayı ya da dava süresince bana çok para ödemek zorunda kalırsınız." Ömer'de ekmeğinde.
Eda fazla keskindi "Neyi çözeceğim be? Sırf canını kurtarmak için sevgili rolü yaptım yoksa aynı havayı solumak bile istemem."
"Günlerdir benimle fındık topluyorsun ama? Oyun oynarken bile iltifat etmeden duramadın." Cenk'te fazla vıcıktı.
"Yakışıklıların gerizekalı olduğuna dair bir tez yazıyorum, kanıt olarak adını geçireceğim. Çünkü gerçekten aptalsın."
Göz ucuyla Oflaz'a baktım, o tezi çürütmek için adını verebilirdim ama kadın dayanışması, Eda için yapmayabilirdim de.
Oflaz neden baktığımı anlamış gibi işaret parmağıyla kendini gösterip başını hayır anlamında salladı "Ben gayet yakışıklı ve zekiyim. İkisini aynı bedende taşıyabiliyorum, bu konuda başarılıyım."
Şapşal sırıtışımla başımı onaylar anlamda salladım, haklıydı. Doğru söze ne denirdi ki?
"Tezin çoktan çürüdü, şunlara bak." Bizi gösterdi Cenk "hemcinsin çoktan onayladı." Cenk'inde gözünden hiçbir şey kaçmıyor.
Hala emin adımlarla ilerliyordu Eda "Bende sana özel bir tez yazarım, tipine kanmayın. Dışarıdan baktım yeşil türbe içina baktım estağfurullah tövbe."
"Benlik sorun yok, bu tez için. Senin için diyorum yani, iyi araştırabil diye sık vakit geçirmemiz gerekiyor sanırım."
Sabrının son damlalarında olan Eda bu sefer daha güçlü sarılmıştı Cenk'in boynuna, hırsla sıkarken Doruk, Ömer ve Emre'de yetmemişti, önden doğru Oflaz ve bende müdahale etmek zorunda kalmıştık. Umarım bu yol biterdi.
...10 DAKİKA SONRA
Cenk'i bir uca, Eda'yı bir uca oturtup tekrardan yola koyulmuştuk sonunda. Sessizlik var, huzur var gerçekten. Bu tartışma hiç bitmeyecek sanmıştım.
Başımı geriye yaslayıp yolu izlerken tek eksiğin müzik olduğunu düşündüm, fakat evren tek eksiğin moral bozucu bir mesaj olduğunu düşünmüş olmalı.
Telefonumdan gelen mesaj bildirimiyle cebimden çıkarıp kimin yazdığına baktım. Her güzel günün gecesinde keyfin içine eden bir olay olurdu ya, sonunda keyifle arabaya binmiş giderken tam da bu olmuştu. Günahım kadar sevmediğim misafir çocuğu rahatsızlığı veren o kişi yazmıştı.
Gonca: Konuşmamız lazım.
Sana göre lazım da bana göre lazım mı bakalım? Ne onu ne de Kerem'i merak etmediğimden, konuşacağı konuya da gram ilgi duymadığımdan anında engelledim numarasını. Benim artık İstanbul'la hiçbir alakam yoktu.
....1 HAFTA SONRA
"Bugün tam havamdayım
7/24 ayardayım dört dörtlük
Bi moddayım altın günüm bugün"
Mardin'den köye dönünce aile büyüklerinin sorgularına karşı Giresun'da acil işimiz olduğunu söyleyip renk vermedik, hepimizin sırrıydı artık. Biraz haşlasalar uzatmamışlardı. Şimdi ise fındık sonunda ŞÜKÜR bitmişti, Giresun merkeze yeni dönmüştük. Arabayı yine Oflaz kullanıyordu, ben yanındaydım, diğerlerini evlerine bıraktığımız için Emre vardı arkada. Geri kalan amcamlarla dönmüştü zaten.
Şarkı açmış eşlik ederek eve doğru yol alıyorduk
"Sağımdan kalkmışım
Gülerek uyanmışım
Özlenecek meraklanacak bir sevgili var artık
Saçını bi sağa bi sola savuruyorsun ya
Baka baka doyamıyorum
Gözünü süze, süze havalı, havalı
Gülünce hayran oluyorum
İzlediğimi bile, bile tatlı, tatlı
Bel altı çekinmeden vuruyorsun ya"
Emre iki koltuğun arasından öne uzanıp radyoyu kapatınca ters ters baktım "Neden kapattın?"
"Sizi yakıştırıyorum ve onaylıyorum ama abla" gözlerini kocaman açarak uyarırcasına "Ablamsın." Diyerek üstüne bastırdı "Ve ben bir erkek kardeşim. Sizin cilveleşmenize bir yere kadar göz yumabilirim. Bel altı falan bu işler bize ters." Ne içindi bu tepkisi? Şarkının sonunda bel altı vuruyorsun dediği için miydi?
Göz devirip güldüm, aptal çocuk.
"Çok da katlanmayacaksın, zaten geldik." Etrafa bakındım, bugün pazardı bu yüzden annem evde olmalıydı, babamı bilmiyordum fakat gözüme çarpan farklı bir şey vardı.
"Bu araba kimin?" Kaldırımın kenarına park edilen farklı bir araba vardı, geldiğimden beri görmemiştim bunu.
"Bende bilmiyorum." Dedi Oflaz, o da bilmiyorsa kesin yabancıydı.
"Ben biliyorum sanırım." Emre'nin donuk sesinden terslik olduğunu anladım, arkamı dönüp ne olduğunu soracakken kilitlenerek baktığı yöne baktım. Kan beynime sıçramıştı, bunun burada ne işi vardı?
Oflaz arabayı park edip el frenini çektikten sonra baktığımız yöne döndü "Kim bu?" Sesi az öncekine göre öyle sertti ki, yanımda nadiren ortaya çıkan o otoriter polisi hissettim.
"Kimse." Kapıyı açıp indiğim gibi diğerlerinin kapılarını açtığını işittim, umrumda değildi. Gelebilirlerdi, asıl sorun şuydu "Kerem senin burada ne işin var?" Bahçeden girip üstüne yürüdüm sakince, sinirlendiğimi belli edersem yüz bulabilirdi.
Ellerini cebinden çıkarıp bana, ardından arkamdan gelen Emre ve Oflaz'a baktı, Oflaz'da daha çok oyalandı gözleri. İkisi de yanımdaki yerini alınca bana döndü tekrardan. "Babanla görüşmemiz gereken bir konu vardı, seninle de öyle. Sana herşeyi açıklayacağım, bu yanlış anlaşılma-"
"Seni dinlemek istemiyorum." Yanaklarını şişirip nefes verdi bıkkınca "Efil, herşey değişebilir. Dinle, herşeyi değiştireceğim, biz-"
"Kerem." Dedim sinirle, Oflaz'ın yumruklarını sıktığını görünce acele ettim "Biz diye bir şey yok." Oflaz'ın koluna girip yaslandım "Biz diye bir şey var." Oflaz'ın elimin altındaki bedeninin gevşediğini hissedince rahatladım "Gonca ve sen, siz diye bir şey var. Bana açıklama yapman zaman israfı olur, babamla ne konuşacağınız da beni zerre ilgilendirmiyor."
Sol tarafta kalan Oflaz'ların binasında, oturduğu katta camda birini gördüm, Ayşe Hanım pür dikkat bizi izliyordu. Bu konuşma daha fazla uzamamalı.
"Şimdi lütfen çekil önümden." Kerem beni duymuyormuş gibi inatla konuma uzanacakken Oflaz benden önce davranıp bileğnden kavradığı gibi büküp acıyla inlemesini sağladı, bu gram umrumda değildi. Hayır dememe rağmen bana yeltenip hak etmişti.
"Sevgilim sana istemiyorum dedi nesini anlamadın lan?"
"Anlamadım lan, biz ayrılalı daha ne kadar oldu da hemen sevgili yaptı? Yara band-" bileğini bırakıp boğazından tuttuğu gibi bizim binanın duvarına yasladı Oflaz, Kerem'i.
Söylediğine sinirlenmiştim ama Oflaz daha önemliydi, polis olabilirdi, böyle şeyler yapması uygun muydu? Ya öldürürse? Panikle Kerem'in boğazını sıkan eline uzanıp bileğinden tuttum "Oflaz tamam." Camlara çıkan insanları görünce daha da panikledim "Millet bize bakıyor."
O ise beni duymuyordu, transa girmiş gibiydi "Ne diyorsun lan sen? Sevgilimin eskisiysen eskisi gibi davran, kaliten belli olsun. Cibiliyetini siktiğim."
"Emre bir şey yapsana." Kerem'in yüzü çoktan kızarmıştı.
"Hak etti abla, ne yapayım yani?" Birde umursamazca omuz silkiyordu. Gerçekten etrafım düşüncesiz barzo erkeklerle doluydu.
"Oflaz! Yeter bırak şunu." Elini gevşetmişti ama bırakmamıştı, Kerem öksürerek bağırdı "Sen benim kim olduğumu biliyor musun lan?"
Biliyorum anlamında başını salladı Oflaz sinirle "Biliyorum, sik kafalı herifin tekisin."
Alkışladı Emre "Doğru anda edilen küfür kulağa şiir gibi gelir derlerdi de inanmazdım."
"Emre!" Dedim uyararak "Sus artık." Beni dinlemeyen barzo erkek sürüsü arkamızdan gelen "Yeter!" Sesiyle durmuşlardı, bu ses fazla tanıdık ve otoriterdi. Daha bir hafta önce tartıştığım, sevgilimin annesi olan Ayşe Hanım'dı.
Dur durak bilmeden sinirle üstüme yürüdü "Kendin yetmedin bide peşindekileri mi getirdin, amacın oğlumun başını yakmak mı?"
Yine benim başıma nasıl kalıyordu bu olay? Kerem'i ben çağırmadım, ben kavgaya tutuşturmadım, ben de yeni öğrenmiştim.
Bu sefer Kerem saf dışı edilmişti, oyun yeniden kurulmuştu. Oflaz "Anne, sen karışma." Dese de Ayşe Hanım geri durmayacaktı.
"Ne anne? Sen polissin Oflaz, serseri veya mafya değil. Bu çirkin hareketler ve sözler de ne?"
"Bana o hareketleri ve sözleri Efil söylettirip yaptırmadı ya. Gerektiği yerde gerektiği gibi, kocaman adam oldum artık, sorguladığın şeylere bak."
Öfkeyle oğluna dönüp kolundan tuttu Ayşe Hanım "Kocaman oldun ama ben seni böyle kocaman etmedim, şu hale bak." Küçümseyici bakışlarıyla süzdü beni.
Emre dayanamamış olacak ki araya girdi "Ayşe Hanım, yeter ama artık. Biz de böyle olsun istemedik ayrıca tek erkek çocuk da sizde yok. Ne bu tavırlar?" Kolundan tutup aramızdan çektim Emre'yi.
"Sizin benimle gerçekten derdiniz ne? Bunu şu an çözelim ya? Kim ne dedi benim hakkımda size? Para avcısı mı? Hani bana Oflaz'a aldırdığım tek bir şey söyleyin, Oflaz'ı ayartmaya çalıştığımı mı? Ayartınca amacım ne olacak veya iyi yetiştirilmiş oğlunuzu madem çok iyi yetiştirdiniz benim ayartmalarıma niye kansın? Oflaz'ın aklı veya kalbi yok mu? Düşünemez, sevemez mi?" Sinirden kuduruyordum, derin bir nefes alıp Ayşe Hanım'a doğru yaklaştım "Ben daha yirmi bir yaşındayım Ayşe Hanım, derdim birinin oğlunu ayartıp evine kapak atıp parasını harcamak değil. İş buldum, paramı kazanıyorum, okula da gideceğim inşallah. Bunların çözümü bulunur ama sizin bu zihniyetinizin çözümü ne olur onu bilmiyorum."
Karşımda ne diyeceğini bilemeyen bir kadınla bakışıyordum, ağzına gelen her cümleyi yutkunarak içine göm müştü, derdinş bilmiyordum ama ben artık susacak noktayı geçtiğimi hissediyordum. Sokağın ortasında azarlanacak bir şey yapmamıştım.
Oflaz'a çevirdim gözlerimi, üzgün gözlerle bir bana bir annesine bakıyordu. "Anne." Demesine kalmadan arkasını dönüp gitmişti kadın, binaya girdiği gibi kapıyı çarparak kapatmıştı.
"Ben az önce gelin kaynana faciasına yakalandım sanırım." Hala konuşuyor, gerçekten hala konuşuyor.
"Lan sen hala konuşuyor musun ibne?" Oflaz, Kerem'in üstüne yürüyecekken kolundan tutup durdurdum
"Emre, al götür şunu babasının yanına yoksa Oflaz'a kalmadan ben parçalayacağım."
Hırsla tutarak binadan içeriye sürükledi Kerem'i, kapıyı kapatmayı da ihmal etmedi. Oflaz, camda bizi izleyen insanlara baktı sinirle "Bitti oyun bitti, hadi herkes işine!" Herkes haklıymış gibi söylenerek içeriye girerken ben Oflaz'ın yüzüne bakmış konuşmayı bekliyordum.
"Oflaz-"
"Ben gidip annemle konuşacağım, bu saçma şey daha fazla devam etmemeli." Beni dinlemeden arkasında bırakıp binaya girince olduğum yere mıhlanmıştım, annemin telefonda söyledikleri yankılanıyordu zihnimde.
"Hayır." Dedim fısıltıyla "Olmayacak, biz birbirimizi seviyoruz." Halledeceğiz, annesinin güvenmesi ve anlaması gerekiyor sadece.
Annesinin peşinden gitmesi sorun değildi ama beni dinlememesi kalbimi bin parçaya bölmüştü, şakaklarımı ovarak başımı kaldırdım, Oflaz'ın odasının camına baktım fakat onun altındaki camda takıldı gözlerim, Ayça gelmişti. Teyzesinin yanından ne zaman dönmüştü? Tartışmayı keyifle izlediğine eminim.
Göz göze gelince gülümseyerek el salladı, bu hareketi düşüncelerimi onayladı. Aynı şekilde gülümseyerek el sallayıp arkamı döndüm, katlanamıyorum artık!
Binaya girip evin olduğu kata çıktım, kapı açıktı ve içeriden fazla gürültü geliyordu. Ayakkabılarımı çıkarıp içeriye girdim, salonda bizim aile fertleri, Kerem, annesi ve babası vardı. Buraya kadar ne konuşmak için gelmişlerdi?
Salonun kapısında durdum "Hoş geldiniz." Sesimdeki meraklı Efil'i gizlememiştim. Bizimkiler olmasa hayırdır neden geldiniz demek isterdim.
Kerem, anne ve babası bana bakarak başlarını sallamıştı, onlarla ilk defa yüz yüze geliyordum. Kerem ise az önceki olay yaşanmamış gibi keyifle "Hoş buldum Efil." Demişti, pişkin herif.
Boş tekli koltuğa oturup konuşulanları dinledim. "Dediğim gibi size ortaklık teklif ediyorum. İşinizde ne kadar iyi olduğunuzu biliyoruz, namınız hala İstanbul'da. Bizimle ortak olup İstanbul'a dönerseniz iyi ve karlı işlere imza atacağımızı düşünüyorum."
Bu anş teklif çok saçma ve şüpheli gelmişti, neden iflas ettiğimiz an veya bir hafta sonrası değilde bir buçuk ay sonra? Kerem'e güveniyordum, sebebi belliydi ama babası da güven vermiyordu.
Annemle babam birbirine bakarak beklediker bir süre, onaylayacak givi duruyorlardı ama kimse mi sorgulamıyordu. Mantığıma yatmayan şeyler vardı.
"Efil, bana lavaboyu gösterir misin?" Şu an tuvaletin sırası mı Kerem?"
Emre cevap verecekken annem araya girip"Hadi kızım." Demeseydi o mesanesini zor boşaltırdı da neyse. Ortam zaten gergindi, efendi efendi kalkıp tuvaleti gösterdim.
"Altmış yetmiş metrekare ev, biraz kafanın içindekini kullansan bulurdun tuvaleti."
Yarım ağız gülerek "Amaç o değil, seninle konuşmak istiyorum." Demişti. "ama ben istemiyorum, o sevgilin de yazdı bana bir hafta önce. Ona da söyle, konuşmak istemiyorum."
Yanından geçip gidecekken kolumdan tutup tekrardan karşısına getirdi, içerdekiler duymasın diye sessiz konuşuyorduk ama bir bağırsam ortalık karışırdı.
"Babam zorladı, şirketleri birleştirmek için Gonca ile evlenmemi istedi. Geri kafalı adamlar işte, " parmağındaki yüzüğe bakıp güldüm "Bunu bana neden anlatıyorsun?"
"Emre fotoğrafımızı çekmiş, yukarıya çıkarken söyledi. O zaman Gonca beni aniden öptü, evlilik de ailemizin zoruyla. Gonca bana karşı bir şeyler hissedi-"
"Lütfen sus, sus ya merak etmiyorum. Tek merak ettiğim madem ortak olacak bir şirket var, sırf bunun için kızıyla evleniyorsun. Babamla neden ortak olmak istiyorsunuz?"
Ellerini omzuma koyunca geri çekilip uzaklaştım "Ben seni seviyorum Efil, babama siz İstanbul'a dönmezseniz Gonca ile evlenmeyeceğimi söyledim." Dehşetle dinliyordum söyledikleriniz Kerem kafayı yemişti, bu iş amacından sapmıştı.
Daha da uzaklaştım "Gonca ile evlendikten sonra yakınında olsam ne olmasam ne Kerem? Benim sevgilim var gördün, çok seviyorum onu. Lütfen defolun bu evden."
Bu sırada Emre salondan çıkıp yanımıza geldi, memnuniyetsiz ifadesiyle Kerem'e göz devirip bana döndü "Anlaşmayı imzaladılar, bu ne yangından mal kaçırır gibi?" Kalbim öyle korkuyla ve hiddetle atıyordu ki konuşamadım, Kerem'e yaklaştı Emre "Amacınız ne lan?"
Kerem'in anne ve babası salondan çıkıp kapıya ilerlerken "Hadi Kerem." Dediler, Kerem'de zaferle gülerek Emre ve ben de gezdirdi gözlerini "Hayırlı bir iş." Yanımızdan geçip gitti, olduğum yerden hareket etmeden boş duvara bakmayı sürdürüyordum. Hastalıklı herif, hasta!
"Abla ne oluyor?"
Başımı iki yana sallayıp kendime çeki düzen verdim "Bir şey yok, saçma sapan konuşuyor işte." Direk Emre'ye söylersem Kerem'e saldırırdı. Hep beraberken anlatmalıydım, hemen şimdi.
Salona girdim, annemle babam neşeyle gülerek konuşuyorlardı "Sonunda İstanbul'a döneceğiz." Diyen annemdi, buraya hiç alışamadığı belliydi. Babam da aynı neşeyle "Hemen toplanıp gidelim." Demişti. Gerçekten bu kadar sevinmişler miydi!
Tek bir mimik oynatmayan bana döndü hepsi, annem, "Dışarıda ne oldu Efil?" Dışarıda? Evet.. dışarıda. Ayşe Hanım.
"Mahalle duyup cama çıkmayan kalmadı, duymadınız mı?" Dedim ters ters, içimdeki ateşe engel olamıyordum.
"Duydum ama görmen gerektiğini düşünerek müdahale etmedim, çocuğuyla sevgiliysen benim savaşım yersiz olur. Sen sevgili olarak zaten o kadının söylediklerini kabul etmiş oldun." Öyle mi olmuştu? Olmamıştı, bizim ilişkimiz böyle bir şey değildi.
"Oflaz ile sevgili misin?" Diyen babam oturduğu yerde dikleşti, boğazını temizleyip o her zaman kullandığı otoriter sesiyle "Efil gerçek mi bu?" Demişti.
İnkar etmedim "Her konuda arkamda olacağınızı söylemiştiniz, yanlış bir şey yapmadığımı biliyorsunuz ama beni suçluyorsunuz. Neden?"
"Çünkü yanlış yaptığını söyleyenleri haklı çıkarıyorsun Efil, Oflaz'ın annesi böyle yaptığı sürece mutlu olacağını mı sanıyorsun?"
"Sanmıyorum anne." İçimde etraftaki herşeyi yakıp yıkma isteği vardı, umarım normaldir. Kapılmamak için kasıyordum kendimi "eminim, mutlu olacağım. Herşey sizin ihtimallerinize göre olmak zorunda değil."
Öyle mi dercesine hayretle kaldırdı kaşlarını "Yaşa ve göre kızım ama sonra bana ağlayarak gelme."
Yerinden kalkıp salondan çıktı hışımla, ağlarsam ona gitmem gerekmez miydi? Neden doğrularıma inanmamı, hataysa da yüzleşmemi, duyguları zamanında yaşamama izin vermiyorlardı?
Babamla bakıştık bir süre "Kendine saygın olsun Efil." Dedi, az ve öz konuşuyordu bu da beni kırk yerimden parçalıyordu. Babamda çıktı salondan, Emre ile baş başa kaldık. Yerinden kalkıp yanıma oturdu, gözlerim öyle dolmuştu ki tek bir temas bekliyorlardı sadece. O temas benim bam telim Emre'den gelince anında saldılar kendilerini. "Ne zaman ne için ağlarsan bana gelebilirsin abla, merak etme benim senin o güzel başını da göz yaşlarını da yaslayacağın güzel bir omzum, kaslı kollarım var."
Her zamanki gibi Emre'liğini yaparak güldürmeyi başarmıştı. Ve ben o gece Emre'ye sarılıp ağlayarak, Oflaz'ın yüzüme bakmadan gidişini düşünerek uyumuştum.
...İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Efil'in sözünü tamamlamasına müsaade etmeden gittiği içim anında pişmanlık duymuştu Oflaz fakat Efil'e kötü bir şey dememek, kalbini kırmamak için aceleci davranmak istemişti.
Gönlünü en güzel şekilde almayı aklının bir kenarına not ettikten sonra annesinin peşinden eve girmişti, neden böyle davrandığını anlamıyordu. Hiç açık açık konuşmuyordu, neden böyle davrandığını anlatmıyordu Ayşe Hanım ama artık sonuna gelmişti Oflaz, herşeyi bugün çözecekti. Ne annesinin ne de sevdiği kadının kalbinin kırılmasını istemiyordu. Orta yol bulana kadar devamdı.
"Anne, otur da konuşalım artık."
"Ne konuşacağız a benim salak oğlum hı? Ne konuşmak istersin? Sen az önce ağzından çıkanları duydun mu? Yaptığını gördün mü?" Koltuğa oturup dizlerine vurdu Ayşe Hanım, Oflaz'da karşısına geçti "Duydum da gördüm de. Ben polisim anne, görevim vatandaşı korumak, riskli ihtimalleri sıfıra indirip güven oluşturmakken sevdiğim kadın için ne yapmamı bekliyordun?"
Daha da celallendi Ayşe Hanım, seviyorum dedikçe beynine kan sıçrıyordu sanki "Hala seviyorum diyor, inanamıyorum sana. O kız o çocuktan ayrılalı uzun olmamış, sende Ayça ile beraberdin! Ne yapıyorsun sen oğlum?"
Yüzünü serçe sıvazlayıp dirseklerini bacaklarına koydu Oflaz, ellerini ortada birleştirip derim bir nefes aldı ve annesine döndü "Anne, tane tane tekrar söyleyeceğim. İyi dinle. Ben Ayça ile hiç beraber olmadım, bana geldi sevdiğini söyledi bende ona, hiç o gözle bakmadığımı ve başkasını sevdiğimi söyledim."
"Efil girmedi mi aklına?"
"Hayır, hayır Allah aşkına kim sokuyor bunları senin aklına?"
"Ayça bana benden utandığın için açık açık konuşmadığını, Efil'in sana yaklaşmaya çalıştığını, senin rahatsız olduğunu ama Ahmet beylere hürmeten Efil'e bir şey diyemediğini söyledi. Ayça müdahale ettikçe de Efil üste çıkıyor, Oflaz beni seviyor diyr kafasında kurduklarını söylüyormuş. İstanbul'da da böyle şeyler yaşamış, bunlar zengin insanlar huyu suyu belli olmaz seni kullanırlar diye-"
Burnundan soluyordu Oflaz ama belli etmiyordu, karşısında annesi değil de başkası olsaydı şu an yumruk yumruğa girişirlerdi diye düşündü.
"Anne, bende gerizekalıyım çünkü değil mi? Sana aylardır anlatmaya çalıştım dinlemedin beni, konuşmaya çalıştım sözümğ kestin. Kıza iftira attın anne ne olacak şimdi?"
Çenesini kaldırıp göz süzdü Ayşe Hanım, Ayça'nın dedikleri bir yana yine de gözü tutmamıştı Efil'i "Yine de o kız olmaz oğlum, biz onlara ayak uyduramayız."
"O bize çok güzel ayak uyduruyor ama biz ona niye uyduramayalım. Köye geldi, fındık topladı, temizlik yaptı. Eline bez almamış insan, hiç çalışmamış insan işe girdi sıfırdan iş öğrendi çalışıyor. O ayak uyduruyorken biz neden ona ayak uyduramayalım. Uyduramadık diyelim boğazımıza yapışmaz anne. Zengin şımarıklığı yok Efil'de, bir kere oturup konuşsaydın, içtenlikle dinleseydin, izleseydin anlardın."
Ne diyeceğini bilememişti Ayşe Hanım, oğlunu ilk defa canla başla birini böyle savunurken görüyordu, Ayça arada bir gelir onda da Oflaz'dan bahsederdi. Son zamanlarda sık sık gelmeye başlaması ve Ayşe Hanım'a sürekli Efil'den bahsediyor olması onu da işkillendirse de kendi oğlunun duyguları söz konusuydu. Hiçbir şeyi görmemişti, hata yapmıştı. Bir kere bile oğlunun gözlerine baksaydı anlardı, Efil'den bahsederken gözleri parıldıyordu adeta.
Yaptıklarından utandı hemen ama yine de Efil için çok da emin olamadı, statü farkları vardı. Eski hayatına dönmek istemeyeceği, o zamanki gibi herşeyi elinin altında istemeyeceği, istediği herşey olsun diye şımarmayacağı garanti değildi. Oğlunun kendisini para için paralamasını istemiyordu, mutlu olsun istiyordu.
Umarım bulurdu.
Yorumlar