17.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 17 dakikada okunur
Aşk çok evrensel bir kelimeydi, içinde aşkın olduğu herşey herkese herşeyi yaptırabilirdi...ki yaptırıyordu da. Daha bir kaç haftadı tanıdığım birinin aşkı için son gaz geldiğin havaalanındaydık, söylediğim gibi yetiştirmiştim ama nasıl yetiştir miştim?
Gerekli kontrollerden geçiyorduk "Arabasında polis olan birinin bu hızda gitmesi ne kadar mantıklıydı?" Oflaz'ın nefesini ensemde hissedince şirince gülümseyerek ona döndüm, koluna sarıldım. Daha çok koala gibi yapıştım da denilebilir "Polis bir sevgilim olduğu için çok şanslı olduğumu daha önce hiç söylemiş miydim?"
Kaşlarını öyle mi dercesine havaya kaldırıp yanağımı sıktı hafifçe "Bunu başka bir zaman başka bir yerde söylersen benden daha çok verim alırsın."
Güzel bir şey mi söyledi yoksa tam olarak terbiyesiz bir ima mıydı anlayamadım? Ona yapışık şekilde yürümeye devam ederken, bu anlamsızlıkla kaşlarım çatıldı. "Sen bana şu an müstehcen bir şey mi ima ettin?"
Gözlerini kapatıp dişlerini göstere göstere gülmesi anında içimi eritmişti, bu polis bey benim başımı döndürüyordu. Başını iki yana sallayarak gözlerini araladı "Öpmekten bahsediyordum, kaybettiğin iddaayı unutmayalım."
Yine sinirlendirmek için çok çaba sarfetmiyordu "Ben kaybetmedim, sen hile yaptın."
Dudağının bir tarafı kıvrılırken alaylı ve kendinden emin gözüküyordu "Anlamadığım olay şu güzelim." Kolunu omzuma atıp beni kendisine çekti, başımın üstüne koyduğu öpücük ilkti ama bir o kadar da bana aitti "Kaybeden kazananı öptüğüne göre ben kaybetsem, ben seni öpecektim. Sen kaybettiğine göre sen beni öpeceksin. Senin tam olarak sinirlendiğin, ilk öpen kişinin sen olması mı yoksa yoksa sorun-"
"Hile yapman." Dedim net sesimle, öpmekte sorun yoktu. Vardı ama yoktu, sevgiliydik aşılırdı... Kimi kandırıyorum? Sorun başlı başına öpmekti! Ben kimseyle öpüşmemiştim ki, elbette çok zordu.
"Tamam ben kaybettim sayalım, ben öperim." Açık açık söylesem ne olurdu ki? Hiçbir şey olmazdı, rahatsız olacağımı bildiğinden bu konuyu tamamen kapatabilirdi.
"Aslında-" dememe kalmadan Doruk'un "Nasıl bilet yok?!" Sesiye cümlem yarıda kalmıştı. Hepimiz etrafına toplandık.
"Hanımefendi, ben yolda gelirken sekiz kişilik boşluk gördüm, yedisini bize aldım. Kartımdan para bile çekildi." Telefonunu çıkarıp bankayı açıyordu."
"Anlıyorum beyefendi fakat-"
"Anlamıyorsunuz." Dedi bu sefer Doruk sertçe, başını telefonundan kaldırdı "Bilete ödediğim para geri yatmış. Kahretsin! Bir yere yetişmem lazım, başka bilet var mı?"
Kadın bilgisayarına dönüp bir süre sessizlikle inceledi, başını kaldırıp Doruk'a baktığında biz çoktan cevabı almıştık "Maalesef, en erken yarın akşama bilet var."
Gergince arkasını dönüp giderken "Mükemmel." Demiş, hızlı adımlarla geldiğimiz yönün tersine ilerlemişti, Cenk'te peşinden gitmişti.
"Ne oldu şimdi ya?" Dedim Ömer'e dönerek, biletleri alınca oyun havası bile açmıştı arabada. Bir anda nasıl aksilik çıkar?
"Biletleri aldığını gözlerimle gördüm ama internetten dolayı sıkıntı olmuş olmalı, zaten dengesiz çekiyordu." Sıkıntıyla ofladı "Bu kötü oldu."
Telefonunu çıkarıp ekrana baktı Oflaz "Yarına kadar en az on saatimiz var zaten, yetişiriz. Sıkıntı yapmaya gerek yok. Hadi arabaya geçelim."
Havaalanından gerisin geri çıkarak arabaya dönmüştük. Doruk'un yüzü sirke satıyordu, Cenk ve Eda ise onu teselli etmeye çalışıyorlardı. Bu durumda birinin ortamı şenlendirmesi gerekiyordu, bu sefer Emre değildi.
Ellerimi birbirine vurup karşılarına geçtim, sağım da Oflaz, solumda Emre ve Ömer vardı. "Evet arkadaşlar, ehliyeti olanlar el kaldırsın."
Eda harici herkes el kaldırmıştı "Güzel, bundan sonra nöbetleşe araba kullanıyoruz." Doruk ve Eda'nın arasına girip elimle Doruk'u işaret ettim "Bu güzel arkadaşımızı sevdiğine kavuşturmak için zorlu bir yol bizi bekliyor. Bilet aldık sandık ama alınmamış," sesimi gazlamak amacıyla yükselttim "Bu bizi yıldıracak mı?" Doruk'un buruk tebessümü hariç herkes kocaman gülümsüyordu "Evet." Demişti hepsi.
"Duyamadım?" Dedim bağırarak, hepsi daha yüksek sesle "Evet!" Demişti, bu sefer Doruk'ta dahil olmuştu hatta.
Yedi kişinin bağırışıyla sokak inlediği için herkes bize bakmıştı, benim de gazım buraya kadardı. "Ne bağırıyorsunuz be, binelim arabaya." Demiştim utanarak. Yargılayarak bakan teyzelerin derdi neydi?
"Ben sıramı savdım, kim sürecekse geçsin. Ben her türlü öne otururum arkada midem bulanıyor." Sağ koltuğa geçmiştim hemen, Oflaz'da hemen sürücü kapısını açıp binince kalan herkes arkaya geçmişti. Zorlu bir yolculuk bizi bekliyordu.
10 SAAT SONRA
Mardin'e son yarım saatimiz kalmıştı. Mert, babaannemlerin bizim hakkımızda fazlasıyla soru sorduğunu, ailemizi aramak istediğini söylemişti. Hepsinin numarasını silmiş. Güldüm istemsizce, gerçekten kafadan çatlaktı.
Yol boyunca Cenk ve Doruk hariç herkes geçmişti sürücü koltuğuna. Doruk'un aşktan kafası yerinde değil diye, Cenk ise her ben süreyim dediğinde Oflaz'ın öne atılıp ben sürerim demesiyle geçememişti. Sebebi açıktı, yanıma oturmasını istemiyordu. Benim keyfim ise gayet yerindeydi, bir kere daha iki saate yakın sürmüştüm, onun dışında sağ koltuk prensesiydim.
Şu an yine Oflaz vardı yanımda, boş bırakmıyordu yanımı. Dikiz aynasından Doruk'a çevirdi gözlerini "Doruk açık adres var mı? Konumu aç da ona göre gidelim."
"Ben sana tarif ederim, düz ilerle."
Arkadan gelen guruldamayla Emre sızlandı "Önce kahvaltı yapsak ya, akşam yemeği de yemedik." Yol üzerinden sandviç alıp yemiştik ama çoktan öğütmüştük. Benim karnım çok acıkmıştı, Doruk'un planını bilmediğimden, kızı ne zaman isteyeceklerini de bilmediğimden bir şey dememiştim.
"Vaktimiz var mı?" Demişti Oflaz, Doruk'a ithafen sorgularcasına.
"Şu an saat ona geliyor, kahvaltı yapmak için vaktimiz var."
"Oh be" dedi Emre hevesle "Şükürler olsun midem yemek görecek, güzel bir yere gidebilir miyiz? Tatmin olmak istiyorum."
Arkamı dönüp uyarır bakışlar attım "Buraya yemek için gelmediğimizin farkındasındır umarım kardeşim."
"Biliyorum ablacığım ama etten kemikten insanız ya, aşk kadar açlıkta önemli."
Eda omzuyla Emre'nin omzunu itti "Tamam şampiyon, doyuracağız seni sakin ol."
"En azından biri halimden anlıyor." Başını Eda'nın omzuna koyarak bana nispet yapıyordu. Sinirleneceğimi mi sanıyordu? "Bundan sonra Eda'nın kardeşi olmaya ne dersin?" Başımı eğip şirince gülümsedim.
Eda elini Emre'in başına koyup omzuna bastırdı "Olsun kız ne var?"
"Vay vay, sende beni başından atacak insan arıyor muşsun abla! Hayırdır ilk fırsatta şutlandım? Kocayı bulunca kardeşe yol mu?"
Oflaz'ın gülüşünü işitince göz devirip Emre'nin dizine vurdum "Gerizekalı, senin derdin benimle mi Oflaz'la mı anlamıyorum bazen."
"Tabi ki eniştemle." Saniyeler sonra "Şaka yaptım, ablamla var." Demesinin sebebini öğrenmek için döndüm. Oflaz'ın belinde ki silahı göstermek için tişörtünü kaldırdığını gördüm, omzuma hafifçe vurup güldüm "Sen gerçekten görevini kötüye kullanan bir polissin."
"İkinizi de seviyorum diyene kadar zorlayacaktım, benimle derdi olanın da olmayanın da seninle derdi olamaz."
Vay be dercesine dudak büzüp kaşlarımka Emre'ye Oflaz'ı işaret ettim "Görüyor musun kardeşim, ayağını denk alman için büyük bir sebep."
"Ayıp be abla, sevgilin kardeşini tehdit ederken keyif alman ne kadar normal?"
Uzanıp çenesinden sevdim "Şaka olduğunu biliyorsun."
İşaret ve orta parmağını alnına koyup gözlerini kapattı "Karnım açken beyin fonksiyonlarım çalışmıyor, ortamın neşesi olamıyorum."
"Ama çenen de durmuyor maşallah, yemek çenene yarıyor belli." Cenk'in alayla Emre'ye sataşınca karşılık olarak yüzünü şekilden şekile sokup başını aşağı yukarı salladı.
Dişlerini göstererek güldü Cenk, Eda'ya göz ucuyla bakıp Emre'ye çevirdi "Ne o, sende mi yakışıklı olduğum için sevmiyorsun beni?"
Eda bir anda öksürmeye başlayınca utançtan kızardığına şahit oldum. O gece bilinçsizce söylemişti fakat bugün karşısına çıkıyordu.
Hala öksürmeye devam eden Eda durmayacak gibiydi, torpido gözünden suyu alıp uzattım. Cenk alarak kapağını açtı, yüzündeki gülümseme büyürken açtığı suyu Eda'ya uzattı "Helal helal."
Eda ters bakışlarını Cenk'e çevirip uzattığı suyu sertçe aldı, fazla mı susamıştı yoksa anın verdiği rehavetle mi bilmem bir şişe suyu tek dikişte içmişti.
Boş şişeyle de Cenk'in alnına vurmuştu. Gözlerini kapatıp gülerek geri açtı Cenk, Eda’yı sinir etmekten zevk alıyor gibi gözüküyordu. Giresun’un erkeklerinde genetik olmalıydı. Sinir ederek zevk almak.
“Sözümün arkasındayım, Allah zekanızdan almış tipinize vermiş herhalde. Mesela şu an laf atmanın sırası mıydı?” Cenk yarım ağız gülüyordu “Oyun oynarken bir anda bunu duymanın bana neler hissettirdiğinin farkında mısın?” elini göğsüne koydu “Resmen gururum okşanmıştı.”
Göz devirdi Eda, omzundan iterek uzaklaştırmaya çalıştı ama arkası fazla sıkışıktı. “Söylediğimin benim açımdan gurur okşatacak bir tarafı yok, zekan kıt diyorum.”
“Yakışıklı olduğumu duymak yeterli.”
Eda, senden adam olmaz bakışlarını atarak önüne dönmüştü. Oflaz arabayı sağa çekip arkaya döndü “Cenk, flört yeteneklerini biraz geliştirmen lazım. Bütün işler bittikten sonra yanıma gel sana ders vereceğim.”
Onayladı Eda “Bence de bilirkişiden eğitim almalı, ilk ders de geç olmadan flört etmeyi bırakmak olsun. İlk dersten bitirin bu işi.”
“Hadi ya.” Dedi Cenk inanamayarak “O kadar mı kötüydü?” Doruk hariç herkes başını onaylar anlamda sallayınca Oflaz’a döndü Cenk “Bana bu taktiği o verdi zaten.”
İnkar edecek gibi oldu Oflaz, “Ben sana bodoslama dal mı dedim lan? Tatlı tatlı inatlaş dedim. Sen egonu bıraktın ortaya.”
O benimle tatlı tatlı inatlaştığını mı düşünüyordu? Tamam biraz öyle olmuştu, tatlılık yapmıştı inkar edemezdim ama egosunu yok sayamazdı. “Benim yakışıklı suratım.” Diyerek Oflaz’ı taklit ettim “Sen hiç egolu değildin.”
Elini yumruk yapıp göğsüne koyarak kahraman edasıyla dikleşti “Ben o aradaki ufak dengeyi ayarlayabildim. Biraz ondan biraz şundan. Seninle şakalaştım.” Yumruk yaptığı elinde baş parmağını kaldırıp arkada ki Cenk’i işaret etti “o daha toy, abarttı.”
Öyle mi dercesine kaldırdım kaşlarımı, Cenk toydu ama o master mı yapmıştı? Bunun için kaç kişiyi etkilemişti? Bu tecrübeleri nasıl kazan mıştı? Alt dudağımı içeriden ısırıyordum sinirle gülerek “Devam et.”
Tavrımdan dolayı olsa gerek duraksayıp bağladığım kollarıma ve yüzüme baktı, az önceki kendinden emin tavrı yıkıldı “Hayır, sanırım yanlış bir şey söyledim.”
Tam olarak öyle yapmıştı, benim yerime Eda cevap vermişti “Tam olarak öyle yaptın.”
“Sıvadın enişte.” Dedi Emre, o bile anlamıştı ama Oflaz hala yüzüme aval aval bakıyordu.
“Hem de ne sıvamak kardeşim, kolay gelsin sana.” Ömer fitili ateşleyip arabadan inmişti, arkasından Emre ve Eda’da inmişti. Cenk ve Doruk’da inerken Doruk ters bakışlarını bize çevirdi, yol boyunca bir kere gülmemişti. “Bunlar bugün sevgili olmak zorunda mıydı?”
“Dün.” Diye düzeltti Oflaz, buna karşılık göz devirdi Doruk. Oflaz’ın koltuğuna yaklaşıp “Tebrikler.” Diye bağırdı neşeden yoksun sesiyle “Gel birazdan ikinci gün kutlama pastası keselim.” Cevap vermesini beklemeden arabadan inmişti, gidişini izledim. Adam birkaç saatte çökmüştü resmen, o kızı almalıydık.
“Siz de geç kalmayın.” Dedikten sonra inip kapıyı kapatmıştı Cenk. Aslında büyütülecek bir olay değildi, geçmişte yaşadığı ilişkileri olabilirdi, bunlardan ders çıkararak hareket etmesi mükemmeldi fakat bir yandan geçmiş ilişkileri mi vardı?! Tarzı bir tepki içine girmiyor değildim.
Dirseğini direksiyona yaslayıp bedeninin üstünü bana doğru çevirdi, yanağını da yumruk yaptığı eline yasladı. Gözleri doğrudan gözlerimde, dudaklarında şefkatli bir tebessüm vardı. “Söyle bakalım ne yaptım ben de herkes kaçıp gitti?”
“Anlaman için yardımcı olacağım, aynı konuşmayı tersi şekilde gerçekleştirelim.” Onu taklit ederek kurduğu cümleyi tekrarladım. ”Ben o aradaki ufak dengeyi ayarlayabildim. Biraz ondan biraz şundan. Seninle şakalaştım.” Yumruk yaptığım elimin baş parmağını kaldırıp arkada biri varmış gibi işaret ettim “o daha toy, abarttı.”
Gözlerini kısarak izliyordu, anlaması uzun sürmedi neyse ki. Başını elinden çekip dikleşti “Sen toyluğunu nerede tamamladın, nerede nasıl tecrübe kazandın mı demek istiyorsun?” evet tam olarak anlamıştı.
“Evet onu söylüyorum.” Dedim sorgularcasına kıstım gözlerimi “Nereden geliyor bu tecrübe?”
Çapkın gülümsemesiyle yanağını tekrardan yumruğuna yasladı “Yavrum ben aylardır seni bekliyorum, ilişkimizi içimde yürüterek toyluğumu attım.”
Ağzı iyi laf yapıyordu değil mi? Elimin tersiyle karnına vurdum “Ağzın iyi laf yapıyor ama yemezler.”
“Ağzım iyi laf yapıyor ama olanları harmanlıyorum, olmayan bir şey çıkmaz benim ağzımdan. Fotoğrafını gördüğüm günden itibaren nenemin ağzından senin hakkında çaktırmadan bilgi almakla geceleri senin yanımda olduğunu hayal ederek geçti günlerim. Yani aslında benim seninle bugün ikinci günüm değil, senin benimle ikinci günün.” İşte bunu duymayı hiç ama hiç beklemiyordum. Oflaz’ın içinden daha ne kadar romantik biri çıkabilirdi bunu sorguluyordum.
Yüzümde büyüyen tebessüm içimde hissettiğim duygunun onda biri olabilirdi, benim tebessümümle onun da gülüşü büyümüştü. “Ha şöyle gül güzelim, böyle saçma düşüncelere kapılmana gerek yok.” Kolunu uzatıp iç tarafını çevirdi, damarını gösterip “Şu damarı kessen Efil akar be Efil.”
Çenesinden tutup sevecenlikle sıktım, bir elim çantamda ki törpüyü arıyordu. Çıkarıp törpüyü gösterirken başımı hafifçe omzuma eğip sevecenlikle güldüm. Oflaz ise kaşlarını çatmış bir bana bir törpüye bakıyordu.
“Akmazsa bozuşuruz ama.”
Gözleri açıldı dehşetle, ardından gülmeye başladı “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır dedik, uyuyan yılanı uyandırdık iyi mi?”
Gülerek geri çekildim, törpüyü çantama geri koydum “En başta güzelim dedin, yavrum dedin, şimdi de yılan mı olduk?” öyle olsun der gibi salladım başımı “İnelim geç kalmayalım.” kapımı açmaya yeltenmiştim ki bileğimden tutup durdurdu “Öyle demek istemedim.”
Bileğimi çektim, kapıya doğru uzattım kolumu “İner misiniz beyefendi?”
“Efil.”
“Sus ve inin beyefendi.” İkimizde birbirimizin alayla sataştığımızı bildiğimizden gülerek indik arabadan.” Önden dolaşıp Oflaz’ın yanına geçtim, beraber karşıya geçip restorana yürüdük “Ne yani?” dedim bir anda Oflaz’a dönerek “ben bir yılan olsaydım-“
“Hayda.” Dedi gülerek “Başladı bizim de mesai, gönder gelsin bakalım.” Tabi ki başlayacaktı bunlar ilişkinin şanından değil miydi?
Koluna girdim hemen “Yılan olsaydım” kaşlarım ciddi bir soru soruyor muşum gibi çatık, bakışlarım alaydan uzak ciddiyetle kuşanmıştı. Kaderimi belirleyecek bir soruymuş gibi davranmam kaç puandı? “Beni yine de bekler, babaannemden hakkımda bilgi alır ve geceleri beni düşünerek uyur muydun?”
Düşündüğüne dair mırıltılar çıkarıp bekledi bir süre, “Zehirli misin zehirsiz mi?”
“Fark eder mi?” dedim sitemle “Fark eder tabi ki öleyim mi?” öyle mi dercesine salladım başımı, “Pekala.” Dedim meydan okuyarak. “Ben büyük tepsi pizza olsam ama Dünya’nın en büyük pizzası olsam.” Yarım ağız gülerken ee dercesine salladı başını, azıcık sinirlenmiş olabilirdim. “İnsanların beni yemesine izin verir misin yoksa” bu sefer anında yüzü gerilip sitemle gözleri kısılan o olmuştu, bunun içten içe keyif vermesi saçma, çocukçaydı ama keyifliydi.
“Ee.” Dedi bu sefer alaydan uzak sesiyle, diğerlerinin bulunduğu masaya gelmiştik. Bize bırakılan boş sandalyelere oturduk. “Yoksa beni yiyip bitirip hastanelik mi olurdun?”
Emre olayın başını bilmediğinden olsa gerek ne içiyorsa duyduğunun şokuyla ağzındaki sıvıyı karşısında oturan Cenk’e püskürtmüştü.
Onun kadar büyük tepki vermeselerde “Ne?” diyen Ömer’in arkasından Cenk “Ne oluyor bu aşağılık masada?” demişti Eda ise olayı anlamış gibi gülüyordu.
“Abla.” Dedi Emre, peçete alıp ağzını sildi “Kim kimi yiyor lan?” Oflaz’a döndü “Enişte?” dedi dehşetle, ikimizden de cevap bekliyordu.
“Ben yiyorum lan, olurum hastanelik.” Az önce yılanın zehirli olup olmamasını sorgulayan Oflaz, beni başkalarının yemesi düşüncesiyle düşünmeden yerim demişti. “Hızlı cevap verebilmen için beni illa birilerinin yemesi mi gerekiyordu?” dişlerini sıkışına şahit oldum. O zaten gerginken bir de Emre araya girmişti “Kim kimi yiyor diyorum, ne oluyor burada?”
“Ben yiyorum lan.” Dedi tekrardan Oflaz, az öncekine göre daha sinirliydi. Eda ile birbirimize bakıp gülüyorduk. “Başkalarının yemesini mi tercih edersin?” diye bir soru yöneltti Oflaz Emre’ye.
Emre’nin cevabı ise makul ve kabul edilirdi “Kimsenin yememesini tercih ederim. Bu ne saçma bir muhabbet böyle?”
Kendimi tutamayıp kahkaha attığımda Eda hariç hepsinin anlamsız bakışlarının odağı olmuştum. Sinirlendiği şeyin saçmalığının mantığına varmış olacak ki oflayarak açıklama yaptı “Pizza olsam herkesin beni yemesini mi tercih ederdin yoksa beni yiyip hastanelik mi olurdun dedi. Ortada aksi bir şey yok.”
“Solucan olsam beni sever miydin tarzı bir soru mu bu?” başımı sallayarak onayladım Ömer’i “Korkunç” dedi dehşetle gözlerini açarak “Gün geçtikçe kendilerini geliştiriyorlar, nutkum tutuldu.”
Önünde duran çaydan bir yudum aldı Oflaz “Benim de tutuldu, hepiniz şahitsiniz.”
“Ben az önce şuraya bıraktım.” Diyerek olaya noktalayan kişi ise her zamanki gibi Emre olmuştu.
“Salak.” Dedim gülerek. Doruk’un az da olsa güldüğünü görmek de keyiflendirmişti hepimizi, bugün o kızı alacaktık.
………………….
Kahvaltımızı şen şakrak sohbetler eşliğinde yaptıktan sonra hesabı ödeyip çıkmıştık mekandan, arabaya binip sıradaki rotamıza ilerleyecektik. Asu’yu almaya. Arabaya binmeden önce çalan telefonumdan dolayı durup kimin aradığına baktım. ANNEMDİ. Açmazsam köye bile gelirdi, bu nedenle riske atmak istemedim.
Açıp kulağıma yasladım telefonu. “Efendi-“
“Neredesiniz siz Efil? Arıyorum ulaşamıyorum kimseye.” Fazlasıyla gergin, umarım haberi yoktu ya da anlamaz. Hiç düşünmeden Mardin’e gelirken ne düşünüyordum acaba? Hiçbir şey, düşünsem yapamazdım.
“Tarladayız anne, fındık topluyoruz.”
“Kiminle.” Demesiyle sessizleştim, bu sorunun sebebi Oflaz’ın burada olduğunu öğrenmesi olabilir miydi? “Kim geldiyse onlarla anne, bizimkiler işte.
“Bizimkilere seninki de dahil oluyor mu?” öğrenmişti işte.
“Benimki kim anne, neden şifreli konuşuyorsun anlamıyorum?” sırası değildi, hemde hiç. Diğerleri arabaya binmişti, Oflaz ve Emre ise sorgularcasına verdiğim cevaplardan kiminle konuştuğumu anlamaya çalışıyorlardı. Emre dudaklarını oynatarak ‘Kim?’ deyince aynı şekilde ’Annem’ dedim. Hemen sağıma geçip kulağını telefona yasladı, Oflaz’da hiç çekinmeden aynı şeyi yapınca gülmeden edemedim. Meraklı Melahatler.
“Oflaz diyorum Efil, annesiyle denk geldik az önce. Dün sabah köyden dönmeden önce sizi sarmaş dolaş uyurken görmüş. Kızım senin amacın o kadını haklı çıkarmak mı? Öyleyse başardın. Hemen buraya dönüyorsun. Bu akşam evde göreceğim seni.” Hemen anneme mi yetiştirmişti yani? Oflaz’ın bunu duyması hiç iyi olmamıştı.
İkisinin arasından çıkıp uzaklaştım “Anne, erken dönemem. Bunu vaktinde geldiğimde konuşuruz.”
“Efil!” öyle bir bağırmıştı ki Giresun çevresindeki illerde hissedilebilirdi. “Mantıklı ol Efil, seviyor musun o çocuğu? Sevemezsin kızım. Annesi sana neler dedi, mantıklı mı bu? Oflaz annesinin bu tavırlarına dayanabilecek mi, arkanda durabilecek mi? Günün sonunda bıkmayacağı ne malum? Bu durumdan sıkılıp seni bırakmayacağı ne malum? Sevince ailesiyle evlenmeyeceğim diye saçma bir düşünceye kapılıyorsun Giresun’a geldiğimiz ilk gece sofradan nasıl kovulduğumuzu hatırla.”
Kalbime oturan ağırlığı hissettim, ağırlık git gide büyüyordu ama bir tarafım Oflaz’ın böyle biri olmadığına emindi, emindim. “Herkes öyle olmak zorunda değil anne, lütfen daha fazla tartışmayalım. İşime dönmem lazım.” Konuşmasına izin vermeden telefonu kapatıp sessize aldım. Bu ihtimalleri düşünmedim, düşünmek de istemiyordum. Oflaz böyle biri değildi. İki kişi birbirini sevdikten sonra herşey aşılırdı.
Arabanın önünde bekleyen Oflaz ve Emre’ye döndüm “Hadi gidelim.”
“Sorun mu var?” diyen Oflaz’dı, sorun olduğunu biliyordu ama söylemek isteyip istemediğimi sorguluyordu. “Sonra konuşuruz, şimdi gidelim.” Bütün keyfim kaçmıştı zaten, konuşmayı ertelememiz daha iyi olurdu. Zaten daha kavuşturacağımız bir çift vardı.
Sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdım. Doruk’un tarifleriyle on dakikada eve gelmiştik. Ev demeye bin şahit isteyen bir yerdi aslında, konak deniliyordu sanırım. Dizilerdeki gibi kocaman bir konaktı. Arabadan indik, Eda ile yan yana yavaş adımlarla yürürken diğerleri hızlı adımlarla ilerleyen Doruk’un peşinden gidiyorlardı.
Kapının önündeki adamlardan biri Doruk’u görünce “Yine mi sen?” demişti küstahça “Ölmek için mi geldin?”
“Gerekirse.” Demişti Doruk, soğukkanlılığı benimde kanımı dondurmuştu, buradan bir kişi eksik değil bir kişi fazla dönmek için gelmiştik. Gelene kadar herşey güzeldi, bundan sonra gerginlikten mideme kramplar girmesine sebep oluyordu.
“Buraya girmen yasak, bas git ağamın canını sıkma.” Onca yoldan gelmiştik, içeriye bile almayacaklar mıydı?”
Doruk çevik bir hareketle kapıda bekleyen adamın belindeki silahı alıp kendisine doğrultunca istemsizce çığlık atmıştım, Eda ile ileriye doğru panikle birkaç adım atmıştık ki Oflaz elini bize doğru uzatıp durmamızı işaret etti.
“Lan avukatlık yapmaya geldim, kendini öldürmeni izlemeye değil.” Haklıydı Ömer, avukatımız vardı polisimiz vardı, kendine silah doğrultmak da neydi?
“Asu’yu istemeye geldim, ya beni içeriye alırsınız ya da kendimi vururum.”
“Cenk.” Dedi Oflaz Doruk’u işaret ederek “Ne duruyorsun bir şey desene.”
Omuzlarını düşürdü Cenk, yüz ifadesinde bıkmışlık vardı. Doruk’a yaklaşıp silahı tutan elini sardı “Gerizekalı, kendini öldürürsen Asu’yla evlenme ihtimalin sıfırlanır, kızı başkasıyla evlendirirler. Ahirette beraber olun diye senden sonra Ahu’yu ben öldürürüm.”
Hiçbirimiz böyle bir cümle kurmasını beklemediğimizden şaşkın nidalarla dehşetle bakıyorduk Cenk’e. Diğer görevli silahını çıkarıp Cenk’e doğrulttu “Ne diyorsun lan sen?”
“Gerizekalı.” Dedi Oflaz içtenlikle “Kafanı si-“ diyecekken sustu. Doğru anda edilen küfür şiir gibi gelir sözü doğruymuş, keşke tamamlasaydı. Eda ile el ele tutuşmuş olacakları izliyorduk, Emre’nin yanına gittim “Yanımıza almamız gereken o süper zekan çıkış yolu söylüyor mu?”
“İnan bana düşünüyorum.”
“Sadece Ağa ile görüşmek istiyoruz.” Pantolonunun arka cebinden cüzdanını çıkarıp polis rozetini gösterdi adamlara Oflaz “Ben polisim, sadece konuşacağız. Gerekirse onları içeriye almayın ben konuşayım.” Ne demek tek girmek? “Bende geleceğim.” Eda’nın kolundan çıkıp Oflaz’ın yanına yürüdüm “Abla her yere girme be, bırak büyükler halletsin.” Duymamazlıktan geldim. Oflaz’ın koluna girdim bu sefer “Tek giremezsin, ne yapacakları belli değil. Bende geleceğim.”
“Bende geleceğim!” diye bağırdı Doruk. Başını umutsuzca iki yana salladı Oflaz “Asıl ne yapacağı belli olmayan iki aptal burada.” Cenk ve Doruk’u işaret etti “İnanamıyorum gerçekten.” Haklı olabilirdi.
Kapıda bekleyen adamlardan silahı alınan telefonla konuşup Oflaz’a döndü “Hepiniz girebilirsiniz ama en ufak ters hareketinizde” Cenk’i gösterdi “Öldürmeye senden başlarım.”
Yüzünü ekşitti Cenk “İyilik edersin.” Bunlara bu cesaret nereden geliyordu? Azıcık bize de verselerdi ya da böyle iyiydi, boş cesaret insanı ölüme sürüklüyordu. Şekil A da gözüküyor.
Oflaz Cenk’in ensesinden tutup içeriye sürükledi “Amacın ne ulan senin, hepimizi öldürtmek mi?”
“Kendine güvenerek hareket edersen hiçbir şey yapamazlar.”
“Kendine güvenmek mi?” dedi Oflaz alay eder gibi gülerek “Aptala benziyorsun, kendini öldürtecektin. Bu gece bitene kadar ağzını tekrar açarsan bu sefer ben deşerim seni.”
Arkalarından ilerleyen bana döndü Cenk “Görevini hep kötüye kullandığını fark ettin mi? Beni öldürmekle tehdit ediyor.”
“İnan bana Cenk.” Dedim netlikle “Dediğini yapmazsan kanıtları kaldırması için yardımcı olurum.”
Göz devirip önüne döndü “Tencere kapak, dönünce hakkınızda şikayet oluşturacağım.”
“Aynen.” Dedi Oflaz onaylayarak “Yap bunu.” Ama sesi yaparsan belanı sikerim der gibiydi. Bakışları da aynen öyleydi, bir insan tehdit ederken bile nasıl çekici olabilirdi?
Kendine gel kızım, sırası mı?
Cenk önden giderek uzaklaşınca Eda’ya seslendi. Eda hemen Oflaz’ın yanına geldi “Cenk’in yanından ayrılma, buradan gidene kadar ağzını açmasın.”
Yüzünü ekşitti Eda “Ben yapmak zorunda mıyım? Emre yapsın.”
“Şu anda tek aklı başında davranan biziz, sen yapsan buradan sağ çıkmamız yüksek olası.” Doğruluk payı yüksekti. Biz gelmeseydik Doruk’un ölüm haberi gelecekti herhalde. Eda’da farkındaydı bu nedenle kabul ederek Cenk’in yanına ilerledi. Bende Emre’yi yanıma çekip Oflaz’ın yanından yürüdüm.
Ömer yanımıza yanaştı “Bana çok da ihtiyaç yokmuş, yasa dışı işlere bulaşmak için gelmemiştim.” Omzuna elini koydu Oflaz “Halledeceğiz, bende kanun adamıyım. Buraya bu yüzden geldim.” Baştan böyle olacağını tahmin etmiş olmalıydı. Peşine takılarak iyi yapmıştım, ne faydam olacaktı emin değildim ama kalabalık olmamız bile güven veriyordu.
“Emre sakın yanımdan ayrılma.”
“Tamam abla, korkma seni korurum.”
“Kendini korumaya bak sen.” Kız istemeye değil de savaşa gelmiş gibiydik, fındık toplarken bir anda kendimi Mardin’de bulmak hayatımda yaptığım en illegal şey olabilirdi. Tehlikeli ve çılgınım(!)
Salona girdiğimiz de bizi karşılayan oda o kadar şatafatlıydı ki küçük dilimi yutabilirdim. Elmaslı avizeler, altın işlemeli duvarlar ve şamdanlar. Kocaman masa ve ağır işlemeli koltuklar. Fazlasıyla büyük ve ağır bir odaydı ama bir o kadar da güneş alan ve ferah.
“Hoş geldiniz. Ben Yusuf Ağa” Salonun ortasında elinde tesbihle dikilen 55-60larında olduğunu düşündüğüm, saçında ve sakallarında yer yer beyazları olan bir adam vardı.
Önden giderek ağanın uzattığı eli sıktı Oflaz, kolunu bırakmayarak onunla beraber ilerlemiştim. Şu an ne kadar yapışık göründüğümün farkındaydım ama haklıydım. Oflaz “Hoş bulduk, ben Oflaz.” Diyerek elini sıkmıştı, benimle el sıkışmayıp baş selamı verince aynı şekilde salladım başımı “Yavuklun mu?”
Gülerek onayladı Oflaz “Evet, yavuklum Efil. Kapının önünde biraz telaşlandı.” Kolunu sardığım ellerimin üstüne ellerini koydu “Sakinleş yavuklum, sıkıntı yok.” Benimle dalga mı geçiyordu? Gerçekten telaşlanmıştım.
Elinin altındaki bir elimi çıkarıp onun elinin üstüne koyup çaktırmadan tırnağımı batırdım “İyiyim canım yavuklum.” Tırnaklarımdan dolayı kolu kasıldı “İyi iyi.” Demişti bu sefer gözlerini büyütüp tırnaklarımı işaret ederek, durmamı mı istiyordu? Çok beklerdi.
“Ne hoş,” dedi ağa “Böyle sevenleri görünce gözüm gönlüm bir hoş oluyor. Buyrun oturun.” Hepimiz koltuklara oturduk, anında çay ve atıştırmalık servisi başlamıştı. Şaşırmıştım çünkü içeriye girerken aklımdakiler farklıydı.
“Biz hayırlı bir iş için geldik.” Diyen Doruk’a döndük hep beraber, hemen konuya girmesi iyi miydi emin olamadım.
“Biliyorum.” Dedi ağa “Sizi ben çağırdım zaten.” İşte bunu hiç ama hiç beklemiyorduk, sorgularcasına Oflaz’a baktım, o da bilmediğini belirterek başını salladı. Kaos çıkmayacak mıydı yani?
“Nasıl yani?” dedi Ömer hepimizin sesi olarak “Nasılı şöyle, kızım Doruk’ta Doruk diye tutturdu. Her gelen görücüye bahane sundu. Doruk’ta ev ve araba almadan gelmeyeceğini söylüyor muş. Bende ciddiyetini test etmek için böyle bir oyun oynadım. Hatta uçak biletlerini de ben aldım, azmini görmek istedim.” Şaka mıydı bu? Çocuk hayata küsmüştü bunun yüzünden ama Doruk hiç oralarda değildi. “Siz bana evin, araban var mı deyip evden kovduğunuz için gelmedim.”
“Oğlum ben sana bunları sorarken halini tavrını gördüm. Kendine güvenmeyen ama gazlanmaya ihtiyacı olan bir gençtin. Biraz kıvılcıma ihtiyacın vardı, ben fitilini ateşledim. Araba da alınır, evde. Bunlar bahaneydi, senin kendi içindeki cevheri görmen gerekiyordu.”
Vurulmayı beklerken karşılaştığımız manzarayla nutkum tutulmuştu. Odaya sessizlik çökmüştü, herkes birbirine bakıyor olacağı bekliyordu.
Başını kaldırdı Doruk usulca “O zaman, Asu ile evlenebiliyor muyum?” küçük bir çocuktan farksızdı bu hali, gülümsetmişti. “Çiçeğini çikolatanı al, gel iste.”
“Ama..” çekingendi, neyden çekindiğini merak ettim “Annem de babam da yok, aile büyüğüyle-“
“Onlar teferruat, artık annen de babanda var.” Başka bir odaya açılan kapıdan salona giren iki kişi vardı, ikisinin de yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Biri ellilerinde tatlı bir kadındı, yanındaki ise Asu olmalıydı, siyah, beline kadar uzanan saçları, ok gibi kıvrımlı kirpikleri, incecik beli uzun boyu vardı. Fazla narin ve güzel gözüküyordu.
Doruk ile birbirlerine bakarken kocaman sırıtıyorlardı, gözlerinin dolduğunu buradan görüyordum. “Teşekkür ederim.” Diyerek ayağa kalktı Doruk, hemen babasının ve annesinin ellerinden öptü, Asu’ya giden adımları ulaşmadan ise Yusuf Ağa ensesinden yakaladı “Höst ulan, evlenmeden dokunamazsın.”
“Bari tokalaşsaydık.” Gerçekten aptaldı, güldüm.
“Höst dedik ulan yerine geç.” Emir büyük yerdendi, hemen yerine geçti ama gözlerini Asu’dan alamadı.
“Sen tamamda” Cenk’e döndü ağa “Bu çocuğun olayını anlamadım. Kızımı öldürmek mi?”
Kendini ortamdan soyutlayan Cenk kendisine yönelen soruyla korkuyla kaldırdı başını, gülmeye çalıştı “Siz duydunuz mu onu ya?”
Oflaz yaklaşıp fısıldadı “Bunun başımıza iş açacağını söylemiştim.”
“Hayır söylemedin.” Dedim aynı şekilde fısıldayarak.
“Söyleseydim inanacak mıydın ki?”
İnançla omzuna koydum elimi “Bundan sonra inanacağım sanırım.”
Memnuniyetle salladı başını “Boşuna dememişler bir musibet bin nasihattan iyidir diye.”
“Bugün deyimler sözlüğü mü olasın geldi?” soruma karşılık kendini tutamayarak gülünce etrafıma baktım, herkes Cenk ve Ağa’yı dinlediği için bizi umursamamışlardı. “Bilgili ve kültürlü oluşumdan gurur duymalısın.”
Gözlerine baktım samimiyetle “En başından beri dikkatimi çeken bu olmuştu zaten.”
“Öyle mi?” gözleri dudaklarıma kaydı, yavaş yavaş yaklaşması zihnimin oyunu olabilir miydi? Değildi, burada olmaz, şimdi olmaz!
“Abla.” Panikle yanımda oturan Emre’ye çevirdim başımı hızla, o da bana çok yaklaşmıştı, sonucunda başlarımız öylesine şiddetli çarpmıştı sarsıntı geçiriyorum sandım. Ben elimi alnıma koymadan çoktan sarmalayan bir el vardı. Oflaz benden önce davranıp elini koymuştu “İyi misin?”
Neler oluyor bu aşağılık bedende? Fazladan sevgi mi üretiliyor benden habersiz? Bedenimde fazladan hareket var!
“İyiyim, sorun yok.” Eli soba gibiydi, çok sıcak olmuştu.
“Benimde alnım acıdı.” Diyerek ortamı baltalayan Emre’ydi “Ama onu geç, Cenk abiye idam kararı verildi.”
“Ne?” dedik Oflaz ile aynı anda, sesler şimdi daha netti. “Yusuf ağam valla ciddi söylemedim ben onu.”
“Ya neyle söyledin? Kızımı öldürüp ikisini kavuşturmaktan bahsettin.”
“O anın rehavetiyle söyledim valla.” Doruk’a döndü sitemle “Bir şey desene oğlum!”
“O kendince racon kesmek istedi, bir kerelik mazur görün.” Doruk’un savunması da ikna etmemişti. “Yok, kabul edemem. Kendini öldürmek farklı başkasını öldüreceğini söylemek farklı.”
‘Ne hoş böyle sevenleri görünce gözüm gönlüm bir hoş oluyor.’ Aşka inancı var, adamın aşka saygısı var.
Ayağa kalktım, “Nereye?” diyen meraklı Oflaz’a cevap vermeden bakışları eşliğinde koltuğun arkasına geçip Cenk ve Eda’nın arkasında durdum. “Cenk, Eda’ya çok aşık. Hep sana bir şey olursa öbür dünya da buluşmak için kendimi öldürürüm orada kavuşuruz dediği için kapının önünde öyle bir cümle kurmuş olmalı.”
Hepsi ciddi misin sen manalı bakışlarını bana çevirmişti. Eda ve Cenk’in ise durumu farklıydı, önce şaşkın gözlerle arkalarındaki bana döndüler, ardından birbirlerine bakıp yüzlerini ekşittiler. Tekrardan bana döndüklerinde Cenk’e, kaşlarımla Yusuf Ağa’yı gösterip başka seçeneği olmadığını belirttim.
Sızlanarak kapattı gözlerini, Yusuf Ağa görmediği için bana bakarken rahattı ama hemen role girmesi gerekiyordu. Boğazını temizleyip önüne döndü. “Evet.” Eda’nın omzuna kolunu atıp kendisine çekti “Eda benim hayatımın aşkı. Hep ona bir şey olacak korkusuyla öyle cümleler kurduğum için bir anda ağzımdan çıktı. Ne bu dünya da ne öbür dünya da sevenler ayrı kalmasın diyeydi sitemim.”
Elimi ağzıma kapatıp güldüğümü gizlemeye çalıştım, usulca yerime geçip oturdum, Oflaz gülerek yaklaştı “Sen çok fenasın, zekana kurban.” Şakağımdan öpüp diğerlerine döndü fakat ben hala aptal aptal sırıtıyordum.
“Abla gerçekten zehir gibisin. Günü kurtardın.”
Saçını karıştırdım “Sağ ol aşkım.”
“Demek öyle.” Dedi Yusuf Ağa, Doruk ve Eda’ya baktı dikkatle, en ufak mantığına uymayan harekette ortalığın altını üstüne getirecekmiş gibi duruyordu.
“Öyle.” Dedi Eda, dişlerini sıktığını görebiliyordum ama zorla gülümsemeye çalışıyordu “Gerçekten öyle, birbirimize aşığız.”
“Evet çok aşığız.” İyi rol kesiyorlardı, bu gidişle en iyi çift ödülüne aday olurlardı.
Yusuf Ağa’yı ikna ettikten sonra iki hafta sonrasına kız isteme merasimi için anlaşılmıştı, ne için gelirken nasıl bir ortamla karşılaşmanın şokundaydım hala. Ama amacımıza ulaşmanın sevinci içindeydim. Bir gece kalmamız için ısrar etse de köydekilerden dolayı tehlikeli sulardaydık. Kalmak için vaktimiz yoktu, hemen köye dönmek için yola çıktık.
Her güzel günün gecesinde keyfin içine eden bir olay olurdu ya, keyifle arabaya binmiş giderken tam da bu olmuştu. Günahım kadar sevmediğim misafir çocuğu rahatsızlığı veren o kişi yazmıştı.
Gonca: Konuşmamız lazım.
Yorumlar