16.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 12 dakikada okunur
Güzel bir uykunun bağrındaydım, çimenlerin üstünde koşuyor, akan şelalenin sesiyle dinleniyordum. Taa ki karşıma dikilen Ayça'yı görene kadar. Pişkin gülüşüyle kollarını göğsünde bağlamış gözlerini benden ayırmadan bekliyordu. "Hayırdır?" Dedim karşısına dikilip, bu anın içine de etmeseydi iyiydi.
Konuşmayınca direttim "Sorun mu var Ayça?"
"Abla." Demesiyle kaşlarım çatıldı, anlayamadım.
"Ne ablası, ne diyorsun?" Omuzlarımdan tutup sarsarken tekrardan "Abla!" Diye bağırınca itmeye çalıştım "Abla kalk abla, basılacaksınız!" Sesi değişerek Emre'ye benzeyince afallamıştım. Rüyada mıydım?
Daha çok sarsılınca irkilerek gözlerimi araladım. "Emre, yavaş olsana." Bu da Oflaz'ın sesiydi.
"Ne yapayım enişte? Ablam sana koala gibi yapışmışken bir de bu yüzden mi tartışma çıksın?" Gözlerimi ovalayıp ayılmak istedim ama ellerimin üstünde büyük bir ağırlık vardı.
"Ellerim nerede?" Üstüne yattığım şey hafif yükselince ellerimi kurtarmıştım, üstüne yattığım şey? Başımı kaldırdım, bu koku tek bir kişiye ait olabilirdi zaten ama emin olmak istedim.
Oflaz ile göz göze gelince afallayarak üstünden kalkıp yana oturdum. "Ne oluyor burada?"
Emre ellerini beline koymuş anne edasıyla ve kinayeli bakışlarıyla karşılık verdi "Bu soruyu benim sormam lazım. Tamam enişte dedik bağrımıza bastık, ablamız seviyor dedik sustuk ama bu yakınlık fazla. Evlenmeden olmaz bakın baştan söylüyorum."
Ayağa kalkıp Emre'nin koluna ard arda vurdum "Salak nasıl konuşuyorsun sen öyle?"
"Ben en azından konuşuyorum, siz icraate geçiyorsunuz." En son kaçarken "Emre!" Diye bağırıp kapıdan içeriye girmeden önce kalçasına bir tekme geçirmeyi başarmıştım. "Yuh abla yuh!" Kapıyı kapatıp arkasından bağırmıştı.
"Terbiyesiz!" Emre gülerek gözden kaybolunca nefes nefese Oflaz'a döndüm, istifini bozmadan koltukta uzanmaya devam ederken gülerek beni izliyordu.
"Biz niye burada uyuya kaldık?"
"Sen uyumuştun, bende seni izlerken uyuya kalmışım." Beni mi izlemişti? Tamam hoşuma gitmişti, şapşalca gülümseme Efil!
Üstündeki örtüyü gösterdi "Anlaşılan biri bizi çoktan basmış."
"Nasıl yani?" Dedim sorgularcasına "Onu sen getirmedin mi?"
Cıkladı rahatlıkla "Hayır, yerimden bile kalkmadım. "
Oflayarak bir sağa bir sola adımlamaya başladım gergince "Nasıl böyle bir şey yaparız, ya annen gördüyse?"
"Onun üstümüzü örtmek dışında herşeyi yapabileceğine eminim." Uzandığı yerden doğrulup oturdu "Ayrıca, iyi ki burada yatmışız. Bugünü takvimime not etmeliyim, ilk beraber yatışımız."
"Et et, üstümüzü örten kişi annemlere bilgi geçerse son yatışımız olacak. Hatıra kalsın, yad ederiz."
"Hep kötü düşünmek zorunda mısın? Sana verdiğim olumlamaları yapmadığın açık."
"Evet yapmadım, yapmaya niyetlendim ama hiç aklıma gelmedi." Koltuğa ilerleyip yanına oturdum "Aslında senin yanında ihtiyacım kalmadı sanırım."
Bunu duymanın memnuniyetiyle gülerek kolunu omzuma atınca hemen kolunu geri ittim "Sırası değil, gören olacak. Ben içeriye geçiyorum, sen sonra gel."
Ayağa kalktığım sırada bileğimden tutup durdurdu "Dün gece herkes öğrendi zaten Efil, amcanlar, yengenler ve dedenler oradaydı, hepimiz aynı salondaydık unuttun mu?" Dün geceyi aklıma getirmeseydi bugün daha iyi hissedebilirdim.
Kalktığımda yere geri oturup omuzlarımı düşürerek arkama yaslandım "Bok gibi gündü."
"Seni üzmek için söylemedim ama ailen de eninde sonunda öğrenecek."
"Bu yinede yatakta sarmaş dolaş yatmamızı açıklamıyor, bundan hoşlanmazlar. Yine de hareketlerimize diklat edelim."
Tekrardan kalkıp mutfağa açılan kapıya ilerledim Oflaz'da ayaklanarak peşimden geldi "Pekala, öyle olsun."
.....
An itibari ile biz kalkmadan önce Ayça ve Ayşe Hanım apar topar gitmişler. Bu kadar acil ne işleri vardı ve ya farklı bir sorun mu vardı bilmiyorduk, Oflaz annesini arıyordu ama açmıyordu. En sonunda babası açınca çoktan evde olduğunu ve uyuduğunu söyleyince rahatlamıştık. Ayça ile de Ömer görüşmüştü, teyzesinin yanına gideceği için Ayşe Hanım ile döndüğünü söylemişti. Yaşananlar adına kendimi kötü hissetsem de şimdilik görüşmememiz hepimizin açısından iyi olacaktı. Hem geri döndüğünde salim kafayla mantıklı ve doğru konuşabilir, sonucu tatlıya bağlayabilirdik.
Şimdi yine yeniden fındık toplamaya gelmiştik, biz gençler olarak bu tarlayı toplarken aile büyükleri başka tarlaya geçmişti. Bakıcı gibi sürekli başımızda olmamaları iyiydi. Bugün dünden daha sıcaktı ve dün ki tarlaya göre daha yokuştu.
Her on dakika da bir başımızdan aşağı su döktüğümüzden rahat geçiyordu. Köylerde suyun sınırsız olması ve buz gibi olması kadar güzel bir şey yoktu.
"Şalvara alıştın herhalde." Yanımdan bir an olsun ayrılmayan, sürekli benimle aynı fındık ağacından toplayan Oflaz yine iş başındaydı.
"Yani alıştım sayılır, bu toza toprağa kendi kıyafetlerimle gelmesem daha iyi diye düşündüm."
"İyi yapmışsın, çok da yakıştı tam Giresun güzeli oldun."
Doruk arkadan sessizce yaklaşıp elinde yarısı fındık dolu kovayı Oflaz'ın kalçasına vurdu "Yavşama kardeşim yavşama, aile var."
"Uzaklaş o zaman birader burada aşıklar var." Deyince utanmıştım, her ne kadar günlerimizi beraber geçirip fındık toplamaya bile beraber gelsek de Doruk benim patronumdu.
Uyarırcasına "Oflaz!" Dememe rağmen gülerek çapkınca göz kırpmıştı. Uslanmaz biriydi.
"Ahh ahh" dedi Doruk içli içli "Bizde aşığız kardeşim, kavuşturmuyorlar."
"Hala vazgeçmedin mi? Adam seni vuruyordu Doruk!" Doruk'un sevdiği biri vardı ve kızı vermemek için Doruk'u vuruyorlar mıydı? "Nasıl yani?" Dedim hayretle, yanımda konuştuklarına göre bilmem de sakınca yoktu.
Yarısı dolu kovasını yere koyup kovanın kenarına oturdu, karşı dağa doğru bakarken gözlerinde hüznü görebiliyordum "Üniversiteden sevdiğim biri vardı, ben maddi sıkıntılardan dolayı okulu yarım bırakmıştım. O bitirip memleketine dönmüş güzel bir meslek sahibi de olmuştu. Telefonla görüşmeye devam ettik bu sürede, en sonunda çiçeğimi çikolatatımı alıp gitmiştim ama erkenden iş hayatına atılsam da kafede garsonluk yapmamı hoş bulamadılar, evim arabam yok."
Şakaklarını ovdu gerginlikle "Benimle evlendirmek istemediler tabi. Günlerce kapının önünde yattım kalktım, her türlü işi yaparım kızınıza bakarım onun çalışmasına bile gerek kalmaz dedim ama kabul etmediler. Babası ve abileri en sonunda silahlarla kovalamışlardı beni."
İçtenlikle gülümsedi, "Asu'ya dedim, kendi işimi kuracağım. İyi para kazanmaya başlayıp ev ve araba alınca seni tekrardan istemeye geleceğim bekler misin dedim. Beklerim dedi, çok mutlu olmuştum."
Konuşmakta zorlanıyormuş gibi gerginlikle yutkundu, anlattıkları Türk dizisi gibiydi.
"Korkak biriydim, iş kurmak büyük ve zor gelirdi, hiç cesaret edememiştim ama Asu sayesinde içimdeki potansiyelin farkına vardım, başlarda çok korkmuştum ama kredi çekip kafeyi açtım, sonra herşey çorap söküğü gibi geldi. Bir yıl oldu açalı, evimi aldım, araba almak üzereyim, az bir meblağ kaldı. Sonra gidip isteyeceğim Asu'mu."
Nutkum tutulmuştu "Kafeyi açmanın arkasında böyle bir hikaye olmasını hiç beklemiyordum ama Asu çok şanslı. Konuşuyor musunuz hala?"
Başını sallayarak onayladı "Hafta da en az bir, bilemedin iki kere. Babası telefonunu kontrol ediyor. Çok baskıcılar ama eninde sonunda sevdiğime kavuşacağım."
"Umarım." Dedim içtenlikle, gerçekten hayatta o kadar değişik yaşanmışlıklar vardı ki insan kendisini nerede bulacağını bilemiyordu.
Aslında içindeki potansiyeli keşfedemeyen Doruk'un iyi bir gelecek için o silahların karşısında durması gerekiyordu.
Şöyle bir bakınca bende de değişimler vardı. Şu zamana kadar herşeyi içime atan ben, dün zamansız da olsa içimdeki herşeyi dökmüştüm. Üzülsem de kendimi çok farklı hissediyordum. Sanki figüranlıktan başrole geçmiştim. Buraya gelirken umutsuzdum, şimdi ise içimdeki umut filizleri çiçek açmak üzereydi. Bunun için Giresun'a kadar gelip Oflaz ile tanışmam gerekiyormuş. Buraya geldiğimiz ilk gün dedemin bizi o masadan kovması gerekiyormuş.
Hala sindirilebilecek şeyler değildi fakat bugün için beni ben yapan şeylerdi, aldatılmam, iflas etmemiz, buraya gelmemi, Ayşe Hanım'ın iftiraları ve Ayça.
Şer olarak görünüyordu ama beni şekillendiriyordu, eskiye göre daha özgür hissediyordum.
Gökay bir metre uzaklıktan "Yarış yapıyoruz!" Diye bağırarak gelince Oflaz'a döndüm "Ne yarışı?"
"Çuval, buradan aşağıya kayacağız."
Aşağıya doğru baktım, şaka yapıyor olmalılardı, ya taşa, ağaca çarpar da yaralanırsak?
Hepsi ellerinde çuvallarla koşarak buraya gelince bunu düşünenin tek ben olduğumu fark ettim, sonuçta bunu sık sık yapıyor olmalılar. Sakıncası yoktur.
Oflaz, Ömer'den iki çuval alıp birini bana uzattı "Hadi bakalım ne kadar hızlısın görelim." Meydan okuyan bakışlarımla uzattığı çuvalı aldım "Görelim." Az önce şüphe ederken şimdi heveslenmem arasında dakika bile yoktu.
Doruk hala kovanın üstünde oturmaya devam ediyordu "Sen gelmiyor musun?" Umarım o kovanın içine düşmezdi.
Başını kaldırdı "Yok, tribe girdim. Azıcık overthıngistana gideceğim." Dudaklarımı birbirine bastırıp üzgün gözlerle başımı salladım. Hayat hikayesinin böyle olduğunu hiç düşünmemiştim, kırk yıl düşünsem de olmazdı zaten. Tek sıkıntı çeken biz değildik.
Oflaz'ın "Hadi." Diyen sesini işitince düşüncelerimden sıyrılıp ona döndüm, hevesli hevesli çuvalın üstüne oturmuş beni bekliyordu, bu hali güldürmüştü. Onun gibi çuvalın üstüne oturdum.
"Sana yemek sözüm var, buna bir yarışma daha ekleyelim."
"Ne yarışması?" Dedim merakla.
"Kaybeden kazananı yemek yediğimiz akşam öper." Dediği ben daha idrak edemedim kendini bayır aşağı bırakmıştı.
"Oflaz!" Dedim sitemle bağırarak, beklemeden kendimi bayır aşağı bırakırken hem bağırıyor hem de söyleniyordum "Kabul ettim demedim, hile bu!" Aşağıdan gelen kahkaha sesini işitince sinirlerim bozulmuştu, resmen beni oyuna getirmişti.
Sona yaklaşırken ne olduysa dengemi kaybetmiştim ve yuvarlanmaya başlamıştım, çığlıklarımdan başka bir şey duymamak tedirgin etmiş, korkudan yüreğim ağzıma gelmişti.
En sonunda durduğumu anlayınca gözlerimi aralayabildim "Efil iyi misin?" Gökyüzüne açılan gözlerim Oflaz'ın telaşlı ifadesini de görünce rahatlamıştım. Bir an daha çok gittiğimi sanmıştım.
Uzandığım yerde başımı yan çevirip nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum "İyiyim, sadece korktum." Tekrardan başımı ona çevirip sitemle "Ben onaylamadan yarışa başlamak da neyin nesi? Hilebazsın."
İyi olduğumu anlayınca yüzünü esir alan çapkın ifadesiyle güldü "Ne yani? Kabul etmeyecek miydin?"
Kaşların çatıldı, kabul edeceğime çok emin gibi duruyordu "Belki etmezdim! Neden öyle dedin öpmek zorunda mıyım sanki?"
"Artık zorundasın" tek gözünü kırpıp açtı "İddaayı kaybettin güzelim."
"Kaybetmedim!" Dedim inatlaşarak "Sen hile yaptın." Kollarımı göğsümde bağlarak omuzlarımı kaldırdım, şu an tam anlamıyla çocuk gibi hissediyordum ve bu iyi hissettiriyordu.
Gülüşünü işittim, dişlerini gözler önüne sererek gülüyordu yine "Kötü bir şey için yapmadım sonuçta, bu kadar kızmana gerek yok."
Gözlerimi kısarak inat ifademle bakmaya devam ettim, sessizliğimiz sürerken hızla yaklaşan başka bir ses araya girmişti "Efil!" Bir çok kişinin ağzından yükselen adımla irkilmiştim, daha kafamı çevirip bakamadan kendimi Oflaz'ın omzuna atılmış baş aşağı şekilde bulmuştum. Koşarak bulunduğumuz konumdan uzaklaşmıştı.
Başımı kaldırıp ne olduğuna baktım, saniyeler önce yatmış olduğum yere Dicle, Leyla, Eda, Gökay ve Ömer kayarak üst üste binmişlerdi.
"Pestilim çıkacaktı." Dedim dehşetle, hepsi acı nidalarla beraber gülerek birbirlerine vuruyorlardı.
Çevik hareketle omzundan indirip sırtımdan ve bacaklarımın altından tutarak kucağında taşımaya devam etti, kahraman edasıyla saçını yana savurup bana bakarak tek gözünü kırptı "Kahramanın seni sayamadığımıncı kez kurtardı."
Bu sefer ona uymak, hayır hayır içimden geleni yapmak istiyordum. Sevdiğimi belli etmek istiyordum ama gülmekten ve terslemekten başka bir şey yapmadığımı fark etmiştim. Ben hala çocuğa açık açık onu sevdiğimi bile söylememiştim. Artık bir adım atmam gerekiyordu, fazla naz aşık usandırırdı.
Yokuştan yukarıya bu sıcağın bağrında beni kucağında çıkarıyordu. Bir itirafı hak etmişti çoktan.
Düşünmeden kollarımı boynuna doladım, düşünürsem utanır yapamazdım. Kalbim öyle hızlı atıyordu her an vazgeçebilirdim. Bu hamlemden dolayı bedeninin kasıldığını hissettim, göz ucuyla bana bakarken ben çoktan gözlerine kenetlenmiştim. "Hayırdır?" Dedi alayla gülerek "Aşkını ilan etmeyeceksen bu hareketler fazla cesur, benden söylemesi."
Düşünme Efil, heyecan yapma, sakin ol! Söyle gitsin kızım!
Önüne dönüp yürümeye devam ederken derin bir nefes aldım, beklemeden söyledim gitti "Seni seviyorum." O kadar hızlı söylemiştim ki anlamamış bile olabilirdi fakat adımları durdu, kaşları çatıldı ve gözleri ciddi misin dercesine yüzümü yokladı "Anlamadım, ne dedin?" Yüzündeki sinsi gülümsemeye bakılırsa anlamıştı ama tekrar etmemi istiyordu.
Göz devirdim "Bu sefer inat etmeyeceğim." Boynuna sardığım kollarımı çekmeden sağ elimi ensesine yerleştirip başını biraz daha yaklaştırdım, başımı hafif yan yatırıp cilveli olduğunu düşündüğüm bir gülümsemeyle, yavaşça "Seni seviyorum Oflaz." Dedim, ilkine göre daha iyiydi. Hızlı mı alışmıştım ne?
Göz bebekleri büyürken gülüşüde büyümüştü, heyecanla yüzümü süzdü, sırtımdaki elinin sıcaklığı vücudumu yakacak kadardı, bir anda ortam daha da ısınmıştı.
Hiç beklemediğim bir hamle yaparak uzanıp alnımdan öptü, öpmesini beklemiyordum. "Uzun zamandır bu anın hayalini kuruyordum Efil, anlayamazsın. Bende seni seviyorum." Alnımdan tekrar öptükten sonra beni kendisine çekip sarılınca bende kollarımı daha sıkı sarmıştım boynuna, içimde tarif edemediğim bir duygu, anlamlandıramadığım büyük bir şapşallık ve çocuksuluk hissediyordum, normal miydi?
"Oha be yuh, aile var burada aile!" Gökay'ın tarlayı inleten sesiyle herkesin dikkatini çoktan çekmiştik. "Sonunda sevgili olmuşlar!" Diyen Enis abiyle herkes alkışlamaya başlamıştı. Huzurlu hissettiğim nadir anlardan birindeydim ve hiç çıkmak istemiyordum.
Emre yine Emre'liğini yaparak yorumunu ortaya koymuştu. "Sonunda eniştem gerçekten eniştem mi?"
"O gün parkta üstüme gelip beni vatan haini ilan etseniz de sizi affediyorum." Olmayan göz yaşlarını silerek dram yapıyordu Mert.
Bu anı bölen hiçbir şey olmaz sanıyordum ya da olmasın istiyordum. Gayer mutluydum fakat illaki bir sıkıntı çıkması gerekirdi ya, çıkmıştı.
Doruk'tan gelen "Ne dedin sen?!" Sesini duyduktan sonra hemen arkasından gelen "Lan!" Nidası ve Cenk'ten yükselen "Doruk nereye?!" Nidası hepimizi iyice meraklandırmıştı. Bu merak uzun sürmemişti zira Doruk'un kalçası fındık kovasına sıkışmış şekilde yanımızdan yuvarlanarak aşağıya inmesi bir olmuştu.
Onu kovaya oturmaması konusunda uyarmalıydım.
...... Dakikalar sonra
"Doruk nereye mi? Ciddi misin Cenk? Hava alıp geliyorum, yok hayır. Kovayı gezmeye çıkarıp geleceğim, düşüyorum lan düşüyorum, gözünün önünde yuvarlanıyorum!"
"Ne yapsaydım lan? Arkandan yuvarlanıp seni mi tutsaydım? Geldim işte peşinden."
Doruk ve Cenk'in tartışmaları eşliğinde kovayı, Doruk'un kalçasından çıkarmaya çalışıyorlardı. Kırk yıl düşünsem patronumu kalçası kovaya sıkışmış şekilde bayır aşağı yuvarlanırken göreceğim aklımın ucundan geçmezdi.
Gülmemek için verdiğimiz çaba devasaydı, normalde sıkıntı olmazdı ama Doruk'un psikolojisi şu an hiç iyi değildi.
Oflaz ve Enis abi kovayı, Mert ve Cenk'de Doruk'u çekince sonunda kovayı çıkarabilmişlerdi. Doruk sızlanarak dümdüz zemine yatmış gözlerini kapatmıştı. Ne olduysa hiç iyi gözükmüyordu.
Oflaz herkesin merak ettiği o soruyu Doruk'a sordu "Ne oldu da kendini böyle kaybettin?" Sıkıntıyla şakaklarını ovan Doruk'tan cevap gelmeyeceğini anlayınca Cenk'e döndü "Sende yanındaydın, ne oldu?"
"Asu," sıkıntıyla nefes verdi Cenk "istemeye geliyorlarmış."
Emre dışında herkes Asu olayını biliyor olmalı ki kimse o kim diye sormamıştı, Emre'de meraklı bakışlarla bana dönmüştü. Dudaklarımı oynatarak 'sonra anlatırım.' dedim. Anlayışla başını sallayıp uzatmadı.
İlk tepki Ömer'den geldi "E hani bekleyecekti bu kız seni?" Yanlış tepkiydi Ömer, adam zaten iyi değil, bir de sen yangına körükle gidiyorsun.
Gözlerini aralayıp oturur pozisyona geldi Doruk, omuzları düşmüş, yüzü sirke satıyordu. Her zamanki dik duruşundan eser yoktu. Adam beş dakika da yirmi yaş almış gibiydi.
"Babası yeter artık demiş, o heriften adam olacağı yok demiş. İstemeye gelen kişi de Mardin'in zengin ailelerinden biriymiş."
"Mardin mi?" Dedim dehşetle gözlerimi açarak "Dizilerdeki gibi silahlı adamları var mı? Ağa kızı falan mı?"
Başını belli belirsiz salladı "Denilebilir, merhametsiz bir adam değil ama katı kuralları var." Ayağa kalkıp telefonunu çıkardı, ekrana bakarken düşünceliydi "Yarın istemeye geleceklermiş, hemen yola çıkmalıyım."
Oflaz hışımla kalkıp kolundan tuttu "Nereye gidiyorsun Doruk? Adam seni vuracaktı, şimdi içeriye alır mı sanıyorsun?"
"Kapıdan almazsa bacadan girerim kardeşim, verdiğim emeği siktir et ben Asu'yu seviyorum. Sen Efil için neleri göze alabilirsen ben de Asu için alırım." Benim için neleri göze alabilirdi?
Oflaz göz ucuyla bana bakınca bende ona bakıyordum, buruk bir tebessümle gözlerini kısa süreliğine kapatıp araladığında Doruk'a döndü, bu kabullenişti sanırım.
"Bende geliyorum seninle, tek gidemezsin." Hızla ayağa kalktım "Bende geliyorum o zaman." Onun tek gitmesine izin veremezdim.
Hayır dercesine salladı başını "Olmaz, ne olacağını bilmiyoruz."
Kollarımı bağlayarak öyle mi dercesine başımı dikleştirip kendimden emin tavrımla gülümsedim "Hiçbiriniz arabayla gelmediniz, sadece benim arabam var. Yani benim gelmem şart."
Cıkladı Oflaz "Hayır, değil. Anahtarı kime versen kullanabilir, hepimizin ehliyeti var."
Omuzlarımı kaldırıp indirdim "Ama vermeyeceğim, benden başkası süremez."
"Allah Allah." Dedi sinirle gülerek "Ne zamandan beri?"
Aynı sinirli gülüşümle karşılık verdim "Şimdiden beri." Ellerini omuzlarıma koyunca derin bir ikna çabasına gireceğini anladım, ona fırsat vermeden sağ elimi kolunun altından geçirip sağ omzuna koydum "İtiraz edebileceğin bir konumda değiliz. Üstelik bu durumu anlattığında kimse sana arabasını vermez." Haklılığıma inadım da eklenince elbette kazanan ben olmuştum.
"Gerçekten konuşacak kelime bırakmıyorsun." Omzuna iki kere hafifçe vurup pişkince güldüm "Kendini yorma diye, değerini bil."
'Sen akıllanmazsın' der gibi bakarak başını iki yana sallayınca şirince sırıttım, bu ilişki de sözü geçen çoktan belliydi.
"Arkadaşlar aslında kimsenin gelmesine gerek yok." Doruk şurada kazanmışım, ikna etmişim ne diye zorluyorsun?
Ömer "Avukata ihtiyacınız olabilir." Deyip yanımıza gelmişti, bu onunda bizimle geleceği anlamına geliyordu.
"Doruk benim yakın arkadaşım, ben zaten kesin geliyorum." Diyerek yanımıza geçmişti Cenk.
Eda'da yanımıza gelmişti "Öğretmene ihtiyacınız olursa diye bende geleyim." Bu güldürmüştü, kesinlikle öğretmene ihtiyacımız olurdu.
Emre'de atladı hemen "Benim de zekama ihtiyacınız olacağı kesin." Göz devirip güldüm, her zaman kendini ön plana atacak bahaneleri vardı.
"Sen gelemezsin, karşımıza ne çıkacağını bilmiyoruz."
Oflaz hemen "Aynı şeyi ben söylemiştim, ciddiye alınmadım."
"Tamam gelmem, gelmiyim." Dedim omuz silkerek, elimi savurup "Siz yürüyerek gidersiniz o zaman" işaret parmağımı salladım "Ama kızı vermeden önce ulaşır mısınız?" Omzularımı kaldırıp indirirken ellerimi bilmiyorum dercesine salladım "Hiç bilemiyorum." Eda'ya döndüm "Ulaşabilir misiniz?"
Eda'da bana katıldı "Hiç sanmıyorum, yürüyerek hayatta olmaz."
Oflaz'a arkamı döndüm "Katılıyorum."
Arkamdan ard arda cıklama sesini işittim "Hareketlere bak, gel gel. Sana siper olurken vurulayım da gör."
"Olma bana siper, ben kendimi korurum."
Oflaz'dan cevap beklerken Doruk'un bıkkın ve sabırsız sesini işittim "Siz burada cilveleşeceksiniz diye ben hayatımın aşkını kaybedeceğim lan! Gelen gelsin ben gidiyorum."
Doruk dediği gibi beklemeden bayır yukarı çıkınca Cenk "Adam haklı, hemen yola çıkalım yoksa Doruk'un aşkının ceremesini çekmek vurulmaktan beterdir." Doruk'un peşinden yukarıya çıktı.
"Kararlaştırdıklarımızla gidelim, zaten benim arabam daha fazla almaz."
Enis abi aramızdaki en mantıklı insan olarak "Fazla tehlikeli, emin misiniz?" Demişti "öncesinde vurmaya yeltendiklerini söylüyorsunuz."
"Bir şey olmaz canım, kızı alacağız geleceğiz. Siz diğerlerine çaktırmayın yeter." Oflaz'ın koluna dokundum "Hadi gidelim."
"Ya sabır." Dedikten sonra ne söylediğini tam olarak anlayamamıştım, "Ne diyorsun sesli söyle."
"Yok bir şey." Dedikten sonra sessizlik hakim olmuştu, şu an hiçbir şeyin önemi yoktu. Sevenleri kavuşturacaktık!
Eda ve Ömer'de yanımızda yürürken Emre'de peşimize takılmıştı "Beni almazsanız sizi ifşa ederim, ifşa olmakla kalmaz oraya gidince keşke Emre ve zekası olsaydı diye ağlarsınız abla!"
Kurtuluş yoktu bundan. "Gel başımın belası gel!"
Hemen yanımdaki yerini alarak bize katıldı, bu sırada Oflaz'ın bana olan bakışlarıyla denk düşmüştük. "Bu sahne bana bir yerden tanıdık geldi, çok uzak değil yaklaşık beş dakika öncesi."
"Allah Allah." Dedim tek gözümü kırparak "Ne oldu beş dakika önce?" Bana bir anda cilve güncellemesi gelmiş olabilir miydi? Sadece seviyorum demekle yeni sürümüm yüklenmişti. İmdat!
"Az önce anlayamayıp sorduğun zaman bende gel bakalım başımın belası demiştim ama korkum şu. Emre senin baş belan, sen benim. Ya da katlanarak ikiniz benim belam mı oluyorsunuz?"
"Şöyle düşününce ikimiz oluyoruz gibi, Emre karakola düşünce sen kurtardın, beni de sen kurtarıyorsun."
Emre bütün konuşmalarımıza şahit olarak hemen kendini dahil etmişti "Aslında ablamın polis bir kocaya ihtiyacı olduğu açıktı, kendisi çok kavga eder. Sayamadığım kadar akşam karakol-" yanağını sever gibi gibi yapıp canice sıkarak susturdum, herşeyi anlatmasına gerek yoktu "Canım kardeşim sen biraz sussan mı? Ablam haksızlığa gelemez, haddini bildirir demen yeterli."
"Bıraksana çocuğu." Dedi Oflaz gülerek "Tam anlayamadım, ablamın karakola düşme bağımlılığı mı var dedi?"
"Evet Oflaz! Her gece bir fırt almazsam günüm aymıyor." İkisinin arasından sıyrılıp hızlı adımlarla önden yürüdüm "Ne saçma muhabbetler ya."
Kahkahasını işittim, tekrardan yanımdaki yerini aldı "Tamam canım, sinirlenme. Sırrın aramızda güvende." Hala dalga geçiyordu benimle, Emre seninle sonra hesaplaşacağız.
.....
Ev boş olduğu için rahatça hazırlandıktan sonra yanımıza eşya alıp yola koyulmuştuk. Arabayı ben sürüyordum, Eda'yı da yanıma oturtarak erkekleri arkaya atmıştım. Doruk, Cenk, Oflaz, Ömer ve Emre kucak kucağa binerek oturmuşlardı.
Bir yandan Doruk uçak bileti arayışı içindeydi "Buldum!" Doruk bir anda yükselince Eda korkup baş parmağını damağına bastırdı "Ay ne buldun?"
"Uçak bileti buldum, Allah'ın sevgili kulu muyum neyim? Tam sekiz kişilik boş yer açılmış."
"Saat kaçta?" Dedi Ömer, yetişebilirdik umarım.
"Saat 19.00'da üç saat sonraya."
"Al." Dedim hiç düşünmeden.
Oflaz itiraz etti "Biraz riskli, yetişebileceğine emin misin?"
"Elimden geleni yapacağım, alın biletleri." Bu yola çıkmıştık artık, yetiştirmem gerekiyordu. Gaza daha çok yüklendim, yol zaten boştu.
"Doğru soruyu sormadım bekle," dedikten sonra tane tane doğru soruyu sordu Oflaz "Bizi sağ salim götürebilecek misin?"
"Bana güven, 18 yaşımdan beri araba kullanıyorum."
"21 yaşındasın!"
"Ee yani? Dört yıl işte, neyine yetmiyor? Gel bide sınav yap istersen."
"Allah aşkına!" Dedi Eda bağırarak "Siz sevgili olmadan önce daha sakin anlaşıyordunuz. Şimdilik ayrılın, hepimizin iyiliği için."
Güldü Ömer "Cilveleşiyorlar."
"Ben sizi cilveleyeceğim, inelimde şu arabadan." Oflaz'ın yine söylenme modu açıldığına göre radyoyu açma vaktimiz gelmişti anlaşılan.
Radyoyu açıp rastgele bir kanalda durdum, telefonu bağlayıp dinlemektense tesadüfen gelen güzel şarkıları dinlemek daha çok hoşuma gidiyordu. Tesadüfen hayatımıza giren güzel insanlar gibi.
"Aşk sevene yük olmaz,
biz böyle bilir böyle yaşarız..."
Yorumlar