15.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 12 dakikada okunur
Araca binince yorgunluktan bütün bedenimin ağrıdığını iliklerime kadar hissetmiştim. Şu yaz bitsin bir daha gelir miydim meçhuldü. Eğlenceli olmasını es geçiyordum tabi, bu ortamı normal zamanda da bulacak kadar içlerindeydim, bunun için fındığa gelmeme gerek yoktu nasıl olsa.
Eve ulaştığımızda sofra hazırdı, oturup essizlikle yemeğimizi yiyorduk, çünkü yorgunluktan kimsenin ağzını açacak hali bile yoktu. Öyle ki Emre, yol boyunca tuvaleti olduğunu söylenirken eve geldiğimizde mabadını koltuktan kaldırıp da tuvalete gitmemiş bir süre uyuklamıştı. Neyse ki Mert sarsarak kaldırmış söve söve de götürmüş, götürürken de “tuvaletini koltuğa yaparsan ben temizlemem” serenomisini okumuştu. Ablası olarak bunu benim söylemem gerekirdi ama dediğim gibi bu durumdan memnundum. En azından anlaşabildiği ve eğlendiği biri vardı.
“Nasıl geçti gününüz, baya yoruldunuz anlaşılan?” ahh bir de, yetişkinlerin oturduğu masada oturmak yerine gençlerin masasında, Oflaz’ın yanında oturan annesi Ayşe Hanım aramızdaydı. Oflaz’ı elinden alırım diye yanından ayrılmıyordu sanırım. Bu yetmezmiş gibi bir yanında biricik oğlu, diğer yanında biricik gelini Ayça vardı. Bunu bile umursamayacak kadar yorgundum şu an. Sonuçta Oflaz beni seviyordu.
“İyiydi Ayşe Hanım, gerçekten baya yorulduk.” Diyen, hiçbir fırsatı kaçırmayan Ayça’ydı. En başta Oflaz’a hissettikleri masum, incitmeyeyim diye düşünüyordum ama Ayşe Hanım’ın yanında otururken bana nispet yapar bakışları, konuşurken sesini inceltip cici kız gibi davranması diş bilememe sebep oluyordu. Hissettiklerim üstünde fazla durmazdım, belki de yanlış anlıyorum derdim ama gördüklerime inanırdım. Buna oranla hissettiklerimde doğru olmalıydı. Çünkü gördüğümü yorumluyordum. Yorumum ise şuydu, bu kız rahat durmayacak.
Ayşe Hanım, Ayça’nın sırtını şefkatle sıvazladı “Kıyamam kızım, hemen yatın da dinlenin bari.” Tebessümle herkeste göz gezdirirken beni es geçmişti, bu iki olmuştu.
“En çok kim topladı bakalım bugün, ilk gün yarışması yaptınız mı?” bu yarışma gerçekten gelenek miydi? Benimle yemeğe çıkmak için uydurmamış mıydı? Ne fark ederdi ki? Sonuçta topladığı fındıkları bana yazıp kendisi tek fındıkla gelmişti.
Oflaz beklemeden saniyesinde “Efil.” Deyince Ayşe Hanım’ın gözleri fal taşı gibi açıldı, sorgularcasına önce masadakilere, sonra bana ve ardından Oflaz’a döndü. “Her yıl gelen gençler değil de şehirli kız mı kazandı?” hakkımda şehirli kız diye mi bahsediyordu? Ne diyeyim, başka şeyler bekliyordum. Oğlumun peşindeki gurursuz gibi.
“Evet.” Dedi Oflaz göz ucuyla bana bakıp gülümsedikten sonra annesine döndü, Dicle ekledi “Hemde on çuval, şehirli deyip geçmemek lazım mış demek ki, eli baya hızlı.”
Sorgular bakışları yine ben dışında herkesteydi, neden bu kadar inanmamıştı anlamadım. Bana bakınca bu kadar imkansız mı gözüküyordu?
“Maşallah benim yeğenime, bizim kanımızı taşıyor ya ne olacaktı?” diyen Kadir amcama baktım gülümseyerek.
“Aynen öyle, biraz daha kalsaymışız yirmilermiş demek ki.” Diyen de babaannemdi. Herkes beni savunmaya geçmişti resmen, bu birazda olsa rahatlatmıştı.
Oflaz “Evet anne, ödülünü versene.” Demişti. Ödül? Yine bilmediğim bir şeyler dönüyordu.
“Ne ödülü?” dedim anlamayarak, annesine değil de Oflaz’a ithafen sormuştum.
“Annem her yıl fındığın ilk günü, en çok toplayana gram altın takar.” Bunu bilseydim söylemelerine asla izin vermezdim. Ayşe Hanım tepkimi ölçmek ister gibi bakınca bende gözlerimi gözlerine diktim. Hiç olmadığım kadar sert ve nettim. “İstemez, illa ki bir şey vermesi gerekiyorsa o güzel sesiyle annem ve benim adıma özür rica edeyim.” Odada çatal kaşık sesleri kesilmişti, öyle ki nefes sesi bile yoktu. Gerginlik bir anda esir almıştı herkesi.
Celallenerek dizlerinin üstüne oturdu “Ne özrüymüş o? Ne yapmışım da sizden özür dileyecek mişim?”
Oflaz’ı seviyordum, benim de artık bu konuda şüphem yoktu fakat bu durumu çözmemiz gerekiyordu. Yoksa ne benim ne de ailemin ne gururu ne de yüzsüzlüğü kalacaktı. Arkamızdan herşeyi söylerlerdi.
“Hakkımda iftiralar attınız ve aileme dolandırıcı, görmemiş muamelesi yaptınız. Bunları bir özür ile kapatamayacak olsanız bile ben ve annem yüce gönüllü bir insanlarızdır, affedebiliriz.”
“Efil.” Dedi dedem, gayet sakince ona döndüm “Sen torunlarını kovmuş biri olarak üzerimde söz hakkına sahip değilsin dede. Daha ilk günden torunlarını ve gelinini reddettin sen.” Dudakları aralık şekilde, ne diyeceğini bilemez halde kalmıştı. Ne yeri ne de zamanıydı ama benden bu kadardı. Görmezden geliniyordum, hakkımda iftiralar atılıyordu ve hiç hak etmediğim tavırlara maruz kalıyordum.
“Oflaz.” Dedi Ayşe Hanım öfkeli sesiyle, her an sofrayı yerle bir edebilirdi. ”Şu kıza cevap vermeyecek misin? Annene neler söylüyor?”
Oflaz ikilemde kalmış halde gözlerini bana çevirdi “Efil biliyorum, haklısın ama bunu sonra halledebilir miyiz?” Tamam Efil, onun için bunu erteleyebilirsin. Sakin ol sadece, derin nefes al ve sakin ol. Evet böyle.
Sakinleşmeye çalışarak başımı aşağı yukarı sallamıştım fakat ben sakinleşirken annesi daha da harlanmıştı. “Haklısın biliyorum mu? Bu saatten sonra susmasının ne manası var? Sen denilecek herşeyi söyledin zaten Oflaz!”
Gözlerini sakinleşmek adına kapatıp nefes aldıktan sonra geri açıp annesine döndü Oflaz “Anne, sonra halledelim.”
Avcunu sertçe masaya vurup bu istediğini reddetti Ayşe Hanım “Bu kızla aranda bir şey mi var? Bu saygısı bir de bana gelin diye mi getireceksin?”
Oflaz’ın da sabrı kalmamıştı “Sana bir şey getirdiğim yok anne, evleneceksem ben evleneceğim. Seninle ne alakası var?”
“Ha evleneceksin yani?” sesi öyle yüksekti ki bütün köyde yankılanmış bile olabilirdi. Oflaz bana döndü, gözleri onay almak ister gibi parlayınca başımı salladım. Bekledikçe işer sarpa sarıyordu resmen.
Annesine “Biz sevgiliyiz.” Dediği an öfkeyle yanan gözleri bana çevrildi Ayşe Hanım’ın “Amacına ulaştın yani? Oğlumla Ayça’mın arasını açtın. Yuva yıkanın yuvası olur mu sanıyorsun sen?”
“Söylediklerinizin aksine geceleri başımı yastığa o kadar rahat koyuyorum ve koyacağım ki belki ileride ne kadar masum olduğumu anlayacaksınız.”
“Anne yeter artık, Ayça ile benim aramda düşündüğün gibi bir şey hiç olmadı. Neden inanmıyorsun buna anlamıyorum.”
Öfkeyle ayağa kalktı Ayşe Hanım, işaret parmağıyla beni işaret ederken gözleri Oflaz’daydı ve bağırıyordu. “Yoksa yok, bu kız da olmayacak.”
“İnanır mısınız?” dedim gayet rahatça “Görülmediğim yerde daha çok varolmak gibi felsefelerim vardır. Bundan sonra beni daha çok göreceksiniz.” Sinirle birkaç nefes alıp verirken beni işaret eden eli indi, bu sefer hayal kırıklığı ile mesken altına almıştı beni, bu anında kalbime etki etmişti ve pişmanlığa dair ılıklıkla yumuşamak üzereydim. “Oğlumla aramı bozacaksın.”
İnanamıyorum, oğlunun sevdiği kadını istemeyen kendisiyken aralarını bozan ben miydim? Başka bir şey demeden odadan çıkmıştı Oflaz’da peşinden “Anne bekle.” Diye seslenerek çıkınca oda tam bir ölüm sessizliğine gömülmüştü.
Leyla’nın elini sırtımda hissedince ağlama isteğiyle doldum, haklı olduğumu biliyordum ama neden böyle olmuştu? Kimseden ses çıkmazken Enis abinin “Biraz fazla mı?” oldu demesiyle başımı kaldırdım, zaten ağlamak üzereydim, kafam karışıktı. Bir de sen gel üstüme.
Ömer destekledi.“Evet sanki, haksızsın demiyorum ama yeri değildi sanki.”
“Ne demek yeri değildi, ne demek fazla olmuş? Kadın sabahtan beri kızı görmezden geliyor, onu geç hakkında iftiralar attı. Boş boş konuşmayın.” Diyen Leyla’ydı, en az benim kadar sinirli olduğunu sesinden ve gerginliğinden anlıyordum.
“Haksız demedik zaten Leyla, Gökay’ın annesi böyle yapsa milletin içinde mi konuşacaksın?” demişti Ömer, tansiyon yükseliyordu. Leyla’nın cevabı netti “Lafı ne zaman açılırsa o zaman söylerim. Bu hareketi yapmadan önce düşünmesi gerekir. İftira basit bir şey mi?”
“Nasıl yani?” dedi Gökay “Ortamda annemi rencide mi edersin?”
“Milletin içinde masum bir kızı rencide edip hakkında dedikodu çıkaran bir kadını ortamda rencide etmemem için bir sebep söyle? Sen sadece annen için düşünüyorsun ama kız kardeşine yapılsa bu ne yapardın?”
“Evde kendi aramızda hallederdik tabi ki leyla’m.”
“Sen evde hallet o zaman Gökay.”
“Yeter.” Dedi Cenk gür sesiyle “Sizin için yapılması gereken oymuş, Efil için ise buymuş. Ne önemi var? Sonuçta şu an bunu yaşayan Efil değil mi? Neyi tartışıyorsunuz siz?”
“Ne demek neyi tartışıyorsunuz? Koca kadına yapılan saygısızlığı tartışıyoruz. Sen böyle mi seviyorsun Oflaz’ı, annesine saygın bile yok.” Ayça yine fırsatı kaçırmıyor.
“Ya ablama yapılan saygısızlık?” demişti bu sefer Emre öfkeyle
“ Ablan kaldırabilir, sonuçta İstanbul’da da benzer olaylar yaşamadı mı? İstanbul’da ki sevgilini de sevdiği kızdan böyle ayırmıştın değil mi?” içimdeki öfke anında filizlenip harlandı, beni mi araştırıyordu?
“Sen beni mi araştırıyorsun?” sinirden ellerim karıncalanmaya başlamıştı bile, bu kadar öfke fazlaydı. Pişkince güldü “Sakıncası mı var? Bir şey mi saklıyorsun?” Oturduğum yerden kalkacağım sırada Leyla ve Dicle buna izin vermeden tutmuşlardı. Emre’de kalkıp yanıma gelmişti “Abla sakin ol lütfen.”
“Bana bak Ayça, sen bana nasıl gelirsen ben sana öyle on katı gelirim anladın mı beni? Attığın ve atacağın adımlara dikkat et.” Ayağa kalktım, hızlı adımlarla çardağa çıkıp kapıyı sertçe kapattım. Kendimi koltuğa atıp cenin pozisyonunda yatarak ellerimi yüzüme kapattım. Ağlamak istediğim zaman uzun süre tutamıyordum, bu huyumdan nefret ediyordum.
Bu halde ne kadar ağladığımı bilmiyordum, şükürler olsun ki kimse gelmemişti peşimden. Yalnız kalıp kafa dinlemek istiyordum ama bir yandan da bir kişi istiyordum yanımda. O niye gelmemişti? Benim amacım böyle büyük bir olay çıkarmak değildi, zaten yabancı kimse yoktu. Ayrıca anneme konuştuklarından sonra bu ortamda mı rencide olacaktı? Hadi oradan!
Ayça…ondan nefret ediyordum. Göğsümdeki ağrı basit bir öfke gibi hissettirmiyordu, nefes aldırmıyordu. Beni araştırmak için kiminle irtibata geçtiğini bilmiyordum, bilmek de istemiyordum. Kiminle konuştuysa hakkımda yine ileri geri saçmalamış olmalıydı.
Çardağın kapısının açılma sesini işitince başımı hafifçe kaldırıp merakla gelene baktım, yine ve yeniden beklediğim kişi gelmişti. İfadesizdi yüzü fakat göz göze geldiğimiz an gözlerindeki telaşı gördüm “Ağladın mı sen?” dedi şefkatle, uzandığım yerden kalkacakken müsaade etmeden omuzlarımdan tuttu, başımı koyacağım yere oturup başımı bacağına koydu.
İşaret parmağının tersiyle göz yaşlarımı silerken fazla sakin, dokunuşları fazla hafifti. “Neden ağladın?”
Burnumu çekip gözlerimi gözlerine değdirmeden başımı manzaraya doğru çevirdim “Haksızlığımdan değil, zamanı tutturamadım galiba.”
"Haksız olduğunu iddaa etmezdim, hiç etmedim. Zamanlama konusuna gelirsek sen sadece özür istedin, büyüten annemdi ama ortamda olmasaydı daha iyi olurdu tabi. Yine de yapacak bir şey yok, savaşı başlatan kendisi, sevgili olduğumuzu da kabullenecek eninde sonunda.” Parmakları saçlarımda gezindi “Ayça konusuna gelirsek-“
“Gelme.” Dedim direk “Onun adını söyleme bile, nefret ediyorum.” Elimi kalbimin üstüne koydum “Neden bilmiyorum ama öyle öfkeliyim ki daha önce birine böyle öfkelendiğimi hatırlamıyorum. Düşün aldatan sevgilime bile.”
“Ayça istediğini elde edene kadar durmaz, hep böyleydi. Çalışmak istediği hastanede kadro dolu diye birine iftira atıp işten çıkarılmasını sağlayıp kendi çalışmaya başlamış.”
Ciddi olamazdı, bu kadarını da yapamazdı. O zaman ona karşı hissettiklerimde haklıydım. “Dünya’da böyle insanların olması kanımı donduruyor.”
“Aynen öyle, annem normalde böyle nefret dolu değildir. Birine öfkelenmek için önce kendi gözleriyle görmesi gerekir, bu sefer ne oldu anlayamıyorum ama düzelteceğim. Üzülme lütfen.” Elde değildi.
"Konuyu değiştirelim." Elinin tersiyle yanağımı okşaması çok iyi hissettiriyordu, rahatlamıştım.
Konuyu dağıtmak için uzun zamandır sormak istediğim o soruları sorabilirdim, eminim ki bu geceyi tatlı bitirmemizi sağlardı.
Başımı ona çevirdim "O zaman sorularıma cevap verir misin?" İstekli bakışlarıma karşı koymamıştı, burnumun ucunu işaret ve orta parmağının arasına alıp hafifçe sıkarken güldü "Sen böyle hevesle bakarken nasıl hayır diyebilirim ki?"
İçim saniyesinde sıcacık olmuştu bile, ben Oflaz'ı gerçekten seviyordum. "Beni ilk görüşün Güresun'a geldiğim zaman değilmiş ya, ne zamandı?"
Şaşkınlıkla kaşlarını kaldırmıştı, neye şaşırdığını anlamadım. Anlatmamıştı ki zaten. "Kızlara veya Mert'e falan sormadın mı hiç?"
"Hayır, asıl gören ve hisseden kişiden dinlemek varken neden başkalarından dinleyeyim." Uzandığım yerden kalkıp ona dönerek oturdum heyecanla biraz daha yaklaştım "Hadi anlatsana, hazır fırsat varken."
Kolunu koltuğun üstüne koyup önüme düşen bir kaç tutam saçı işaret parmağına dolarken gülümseyerek anlatmaya başladı.
"Günlerden pazartesi, işe gideceğim sırada sizin binanın kapısı açıldı. Nenem kapının önüne koli itekliyor 'Aman nenem ne yaptın.' dedim hemen koştum yardıma. Dolaplardaki kağıt çöpleri toplamış kolilere koymuş çöpe itekliyor ama gözleri de yaşlı, ağlamış belli..."
Flashback -OFLAZ'DAN-
"Nene, neyin var? Dün beni dövdüğün için pişmanlıktan ağlıyorsan tamam affettim ben seni üzülme." Ellerimi yanaklarına koyacaktım ki bastonuyla kalçama bir tane geçirdi, geri kaçmak zorunda kalmıştım. "Şu densize bak, yürü git işine. O ne olduğu belirsiz yiyecekleri dağıtıp insanları hasta ediyorsun, gel benim yemeklerimi dağıt."
Yaklaşacakken bastonu bir kere daha havaya kaldırınca olduğum yerde durdum " Arkadaşımın acil işi vardı onun yerine dağıtıyorum, benim alakam yok."
Bir elini beline atıp diğer eliyle bastonu havada salladı "Normalde yemiyor musun?"
"Yalan söylersem çarpılır mıyım?"
"Çarpıl."
"O zaman konuyu kapatalım. Niye ağladın?"
Konuşmamak için arkasını dönüp içeriye giderken peşinden gittim "Kaçma nene." Durmamıştı, kapıyı yüzüme kapatacakken ayağımı araya koyup engel oldum "Kaçma kız, gel buraya konuşacağız."
"Defol git işine, de hayde Oflaz."
Aralık kapıdan girdim, söz dinlediğim hiç görülmemiştir, bu yüzden umursamadı. Salona geçip koltuğa oturunca evin kapısını kapatıp salona ilerledim.
"Neden susuyorsun anlamadım, Ahmet dede mi sıktı canını?"
Huysuzca göz süzdü "O daha limon sıkamıyor, benim canımı mı sıkacak."
Keyifle güldüm, ikisinin atışması, sinema filmlerine bedeldi. Milyon paralar yatırabilirdim izlemek için.
Koltuğa oturacakken yere düşmüş kağıdı gördüm, çöpe atarken düşürmüş olabilirdi. Alıp oturduktan sonra belki önemlidir diye diğer tarafına baktım.
Gördüğüm şeyle gözlerimin parıldadığına emindim ama şöyle bir parıldamaydı. Ay gibi. Ben bu fotoğrafı çevirmeden çöpe atsaydım kendimi affedemezdim, kendimi ondan mahrum bıraksaydım kahrolurdum.
Bir kafede olmalıydı, kollarını masanın üstünde uzatıp ellerini birleştirmişti, omuzları hafif hafada, başını ise omzuna yatırmıştı. Saçları bir tarafa salınırken kocaman gülüyordu, bir de yüzüne Güneş vurmuş ki o Güneş olmak istemiştim.
Göğüs kafesimi kaplayan garip bir his vardı, vücudum saniyelik karıncalanmış, nefesim tıkanmıştı. Bana ne olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Vücudum mutasyon mu geçiriyordu?
Fotoğrafa çok uzun baktığımı fark etmemiştim bile nenemin "Beğendin mi?" Demesiyle kendime gelmiştim, siktir çok uzun bakmıştım. Vücudum da garip şeyler bile olmuştu.
Sorusuna cevap vermeden fotoğrafı da uzatmadan tutmaya devam ettim "Kim bu?"
"Torunum Efil. İstanbul'da yaşıyorlar, uzun yıllardır görmüyorum."
Ben görmeyi bırak Efil ismini duymamıştım bile, biz taşındığımızdan beri gelmediyseler gerçekten uzun yıllardır gelmemişlerdi.
Gözleri yeniden dolmuştu, anladım ki bu fotoğrafa bakarak ağlamıştı. Elindeki diğer fotoğrafı da gösterdi, burada ailecek çekinmişlerdi ve Efil yine muhteşemdi. Her zaman Güneş'in yüzüne yansıması tesadüf müydü? Güneş gibi kızdı.
"Gelseler biraz, görsek. Hepsini özlüyorum, hep meşguller . Hiç gelemiyorlar."
Güneş'den gelen ışıkla Dünya'yı aydınlatıyordu. Benim de gözlerimdeki parıldama, başkalarına yansıttığım yaşama sevinci Güneş'ten dolayıydı.
"Nene dert ettiğin şeye bak, sen iste ben seni götürürüm. Benim bebeğimle bir kaç saatte İstanbul'dasın bak söz."
Elini hemen omzuma geçirdi, yana sarsılarak gülmeye başladım "Hah, bebeğinmiş. Sen o tenekeyle bizi İstanbul'a mı yoksa öteki tarafa mı gönderirsin bir kaç saatte bilmiyorum."
Doğrulup alıngan tavırla baktım "Ayıp kadın ayıp, motoruma teneke demek ne demek? Yanında sakın öyle konuşma, alınır."
Ayağa kalktığı an fotoğrafı çaktırmadan avucumun içine alıp cebime koydum, bende ayağa kalktım. "De hayde git bakalım işine. Oyalama beni daha işim gücüm var."
"E kovdun sen beni."
"Kovarım tabi boş boş konuşuyorsun." Kapıya kadar çıkarıp bir de üstüne kolileri ayağıyla iteklemişti "Hem kov hem de çöp kitle, where is the adalet?"
"Bana gavur gavur konuşma, hep gavur milletlere özendiğinizden kendi dilinizi unutur oldunuz." Anlaşıldı bugün ters tarafından kalkmış.
Koliyi kucakladım "Neyse nene sohbetine doyum olmuyor. Ben gideyim en iyisi biraz da Ahmet dedeyi haşla." Kapıyı suratıma kapatınca gülerek bahçeden çıktım.
Bugün hayatımda ilk defa böyle hissetmiştim ve iyi gelmişti, ilk görüşte aşk mıydı? Daha yüz yüze bile görmemiştim ama insan evleneceği insanı hisseder diyorlar, ben hissettim. Tam olarak evleneceğimi hissettim!
GÜNÜMÜZ, EFİL'DEN
"Gözlerinin parıltısını Ay'a benzettin ama Ay ışığını Güneş'ten almıyor mu?" Dedim merakla, Oflaz kolunu koltuğun üstüne boylu boyunca uzatınca bende başımı koluna yaslamıştım.
"Bende senden alıyorum." Bunu beklemediğim için kalbimin güçlü atışıyla baş başa kalmıştım, umarım bedenim titremiyordur. Gözlerimin parıldadığına emindim, içimdeki sevgi dışıma çıksaydı bütün dünyayı kaplar gibi hissediyordum.
"Bende ki ışık senin yansıman Efil, sen olduğun sürece hiç sönmez. Yeterki yanımda ol." Gülüşüm büyürken artık dişlerim belki bademciklerim bile gözüküyordu, o kadar mutluydum ki hissettiklerimi kelimelere dökemezdim sadece geleceğim Oflaz ile olsun istiyordum.
"Yanında olmak istiyorum." Dedim hevesle.
"Bende bunu istiyorum."
Bir süre hissettiklerimizle baş başa kalıp sessizliğe gömüldük, sadece gözlerimiz kenetlenmiş bekliyorduk. Bence sevgi en güzel gözlerden akardı, şu an gözlerine bakarken sevgisini net hissediyordum, onun da hissettiğime eminim.
"Peki sen benden önce Emre'ye itiraf etmiş olabilir misin?"
"Emre çok belli etti değil mi?"
"Sence?" Dedim bilmiyor musun der gibi "Söylemez ama söylese daha az belli eder. Ne geçti aranızda?"
"İş görüşmesinde yanına gelmiştim, işe girmene yardım edince sonraki gün olması lazım, karakola geldi..."
FLASHBACK OFLAZ'DAN
Günüm her zamanki gibi yoğun geçiyordu, sorgulanacak bir kaç kişi vardı stresten kan şekerim düşmüştü tam bu sırada duymayı beklemediğim o sesi duymuştum "Oflaz abi." Ellerimde dosyalarla sorgu odasının önünde beklerken Emre'nin sesiyle arkamı döndüm, neden geldiğini soracaktım ki benden önce davranmıştı.
"Sen ablamdan hoşlanıyor musun?" Bu çocuk kamera şakası falan mıydı? Etrafta polis topluluğu varken böyle dan diye konuya mı girilirdi?
Çevremizdeki polis arkadaşlara döndüm, Dinçer komiser de buradaydı. Hepsi bıyık altından gülerken Dinçer komiser hiç gizlemeden apaçık gülüyordu, Emre rezil ettin beni Emre!
Komiser elini omzuma koyarak, gülmeye devam ederken "Senin açıklığa kavuşturman daha önemli sorguların var sanırım Oflaz, bu sorguyla ben ilgilenirim. Sana kolay gelsin."
Cevap verememiş sadece tebessümle başımı sallamıştım, Ulan Emre! Elimi ensesine koymuş boş odalardan birine götürecekken Dinçer komiserin arkamızdan seslenmesiyle durup döndüm "Bak şu sorgu odası boş." Deyip seslice gülünce "Komiserim ama ayıp oluyor." Dedim alıngan tavırla. Elini 'hadi hadi' der gibi sallayıp kendi sorgu odasına girince bıkkınca bir nefes verip önüme döndüm.
"Emre dışarıda da buluşabilirdik, neden buraya habersiz geliyorsun. Hadi geldin de neden ortalıkta böyle saçma konular konuşuyorsun?"
"Ne demek saçma?" Diye yükselince ensesindeki elimi hafifçe sıktım, sesini kısalttı "Ablam senin için saçma bir konu mu?"
Odalardan birine girip kapıyı kapattım, karşılıklı koltuklardan birine oturup sırtımı yasladım "Hayır tabi ki ama herkesin bilmesine gerek yoktu."
Karşıma oturup Efil'in abisi edasıyla sorgulamaya başladı "Onu bunu boşver Oflaz abi, ablamı seviyor musun sevmiyor musun onu söyle sen."
Çekinmeme gerek yoktu, enin sonunda herkes öğrenecekti, bu ne kadar erken olursa o kadar iyiydi. "Evet."
"O zaman neden işine yardım ediyorsun, yakın davranıyorsun, duygularıyla mı oy-" duraksadı, hayır diyeceğimi düşünerek söyleyeceklerini ezberlemişti anlaşılan. Hayretle kaldırdı kaşlarını, işaret parmağını bana doğrulttu "Sen evet mi dedin?' şapşal çocuk.
"Evet dedim Emre, ablanı seviyorum. Kalbi kırık olduğunu fark ettim, o da söyledi zaten. Biraz toparlanmasını bekliyorum, sonra söyleyeceğim. Doğru kişi yanlış zaman olsun istemem, yıpratmayalık birbirimizi diye. Yeterince açık oldu mu?"
İdrak etmeye çalışıyor olmalı ki elini ağzına kapatıp bekledi "İnanamıyorum, ilk defa düzgün biriyle olacak."
Gözlerimi kısarak sorgularcasına baktım "O ne demek?"
"Eski sevgilileri, hepsi maldı. Sonuncusu zaten aldattı, hemde en yakın arkadaşıyla. Ablam hep iyi niyetlidir bu yüzden etrafında olan biteni hep iyiye yorar bütün suçu kendinde bulur. Ben biraz onun pusulası gibiyim."
"Bunu ablana söyleyeceğim."
Omuz silkti "Aramızı bozarsın."
Aynı şekilde omuz silktim "Umrumda değil."
"Seninle iyi bir ikili olacağımızı sandım."
"Baştan falso." Dedim ayağa kalkarak "Karakola rezil ettin beni."
"Ablama, ondan hoşlandığını karakoldakiler öğrenince senin rezil hissettiğini söyleyeceğim."
"Aramızı bozarsın." Dedim aynı onun gibi ama bu sefer sinirle.
Umursamazca omuz silkti "Umrumda değil."
Belimdeli silahı gösterdim "Emin misin?"
"Telefon joker hakkımı kullanıp ablamı aramak istiyorum."
U dönüşü yapmasına gülerek odanın kapısını açtım "Konuşmamız bittiğine göre çıkabilirsin, sorguya girmem gerek."
"Tamam enişte, sen yeterki iste." Enişte...hemen benimsemişti. Odadan çıkıp karakolun çıkışına kadar eşlik etmek için beraber yürüyorduk, susmuyordu.
"Bana silah kullanmayı öğretir misin?" Demişti hevesle
"Hayır, polis olursan öğrenirsin."
"Sorguları nasıl yapıyorsunuz anlatır mısın?"
"Hayır."
"Kötü adamlarla nasıl dövüştüğünü öğretir misin?"
"Dövüşmüyorum."
"O zaman bütün gün yatıyorsun burada?"
"Evet." Dedim çıkışa gelince ona doğru dönerek "Müsaadenle şimdi de yatmaya gideceğim, görüşürüz sonra."
İçeriye yürürken arkamdan "Görüşürüz enişte." Diye bağırmıştı, bütün karakolda gürültü kesilmiş herkes Emre'ye dönmüştü, bende dahil. O ise dünya yansa umrunda olmayan şebekliğiyle bana el sallıyordu.
Ya sabır!
GÜNÜMÜZ
Kahkahalarım bütün köyü inletebilirdi "Racon ezberleyip seni sorguya çekmeye geliyor. Sonra da hemen ikna olup enişte demeye başlıyor. Bu Emre akıllanmaz, doğduğundan beri tutarsız. Canı nasıl isterse öyle davranır, içi dışı birdir."
"Öyle, içi dışı bir maşallah."
Oluşan yeni bir sessizliğin ardından artık gözlerim uykuya esir olmak üzereydi, başım hala Oflaz'ın koluna yaslı şekildeydi ve ben buradan ayrılmak istemiyordum. Zaten kalkacak gücümde kalmamıştı.
Uykuya dalmadan önce kesik kesik hatırladığım şey Oflaz'ın "Biz artık sevgili miyiz yani?" Demesi olmuştu "Efil'im, seni asla üzemeyeceğim." Dedikten sonra alnıma öpücük kondurmuştu. Bunu bekler gibi rahatlıkla atlamıştım uykunun kollarına.
Yorumlar