13.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 14 dakikada okunur
“Bana bak.” Dedi gözlerimin en derinine bakarak “Sana hayatında ne olursa olsun şüphe etmeyeceğin tek bir şey söyleyebilirim.” Kocaman gülümsedi “Seni seviyorum.”
Başımı eğip gülümsedim, eli hala yanağımdaydı. Yerinin orası olduğuna inandığım için kendimi geri çekmedim. Başımı kaldırıp yüzüne baktım "Sen bu işi sonuçlandırana kadar kurduğun son cümlenin karşılığını alamayacaksın."
Öyle mi dercesine yana eğdi başını "Yani hallettiğim an karşılık bulabilecek miyim?"
Gözlerimi onaylar anlamda kapatıp açtım "Öyle." Yanağımdaki elinin üstüne elimi koyup tuttum, içli bir nefes çekip yanağımdan uzaklaştırdım "Şimdi çık buradan, yanlış anlayacaklar." Yanağım anında buz gibi olmuştu, o el orada iyiydi aslında.
Memnuniyetle güldü "Çıkıyorum, en kısa sürede halledeceğim." Geri geri kapıya doğru gidiyordu"Halledip yanına geleceğim."
Ellerimi arkamda birleştirip bir sağa bir sola hafifçe sallanarak, yüzümdeki alık gülümsemeyle izliyordum gidişini. "Tamam, çık artık."
Kapıya ulaşınca kilidini açıp arkasını döndü, bende vileda kovasını alıp arkasından çıktım, o sırada Oflaz söylenerek geri döndü "Ben zaten buranın camlarını sileceğim için gelmiştim." Kapının önüne bıraktığı kovayı ve bezi aldı. Yanımdan geçerken yan bir bakış atarak çapkınca gülümsedi "Akıl mı kaldı sanki."
Resmen cilveleşiyorduk!
Kendime kaç kere aynı şeyi söylesem de hayır, ben Oflaz'ın Ayça ile olumlu yönde gitmesini kaldıracak kadar hafif duygular beslemiyordum. Bu kalp atışı, bakışlar, onu görünce hissettiklerim, daha önce hiç yaşamadığım kadar büyüktü.
Ben bunu halledemezdim.
.....
Temizlik bitmişti, sırada akşam yemeği vardı. Mutfak bittikten sonra yengemler yemek yapmış olmalıydı, baya iyi döktürmüşlerdi.
İki sofra kurulmuştu, birinde büyükler diğerinde gençler oturuyordu. Bizim oturduğumuz yer sofrasında sağımda Emre, solumda Oflaz, tam karşımda da Ayça vardı. Her yerde karşımdaydı, bu bir mesaj mıydı?
Eline aldığı çatalı sızlanarak geri bıraktı Emre, ne olduğunu anlamak için ellerine baktım "Ellerimi hissetmiyorum." Deyince avuç içlerine baktım ama bir şey varmış gibi gözükmüyordu.
"Bir de bayıl istersen Feriha." Dedi Mert inanamıyormuş gibi hayretle "Sadece hortum tuttun, arada da kovaya doldurup döktün."
"Saatlerdir hortum tuttum." Diyerek düzeltti Emre, özür dileriz paşam ya. Biz en azından işimiz bitince giriş kattaki diğer odaları da temizlemiştik, yorulmak için sebebimiz var. Beyefendi hortum tutmuş.
"Narin vücudun kaldıramadı mı beyefendi? Dizlerimi açtırtma bana, dizlerimin üstüne çöküp halı fırçaladım, paramparça oldular."
"Al benden de o kadar." Dedi Ömer dizlerini ovalayarak "Enis abi 'Ben sizden büyüğüm bana halı mı fırçalattıracaksınız bu yaşta?' diyerek duygu sömürüsü yaptı- ah." Enis abi yanında otururken böyle şeyler söylememeliydi, sırtına dostane bir darbe yapıştırmış Ömer'in, çok dostane de değil gibiydi, Ömer'in acıyla inlemesinden anlaşılıyordu.
"Dilim sürçtü, dile getirmesi diyecektim. Öyle dile getirince ben de dayanamadım, aldım fırçayı elime yıkadım." İşte korku insana neler yaptırıyordu.
"Bende Emre gibi düşünüyorum." Dedi Enis abi pişkin gülüşüyle "Sonuçta saatlerce hortum tuttuk, üstümüz ıslandı."
Mert homurdandı "Aman Allah razı olsun. Ben hortumu kemerle benlime bağlar kendim de hallederdim."
"Bir dahakine öyle yaparsın o zaman Mert abiciğim." Emre biraz kaşınıyor gibiydi sanki. Aklına gelen şey ile gözleri kocaman açılıp bana döndü "Abla, Mert abi beni hortumla boğmaya çalıştı."
"Yalan söyleme bari, bir kova suyu üstüme boca edince elinden hortumu alıp onu ıslatmaya çalıştım ama o hortumu kendi boynuna dolayıp bağırmaya başladı. Manyak!"
Gülmeye başladım, tam da Emre'nin yapacağı hareketti. Masadaki herkes Emre'ye gülmüştü, buna Emre'de dahil. Çoğu zaman evin neşe kaynağı mı yoksa bela kaynağı mı karar veremiyordum.
"Hint dizilerine taş çıkaracak bir sahneydi." Dedi Ömer gülerek.
Ensesinden tutarak sarstım Emre'yi. "Öyle, oscarlık oyunculuğu ile sürekli senaryo peşinde."
"Ben olmasam sıkıntıdan patlayacağınızı hepimiz biliyoruz, ben gittiğim her yerin neşe kaynağıyım."
"Ay." Dedim Emre'ye bakıp göz süzerek "Çok da mütevazi."
Yakalarını düzeltip havalara girdi "Öyleyimdir."
' tabi tabi ' dercesine başımı sallayıp yemeğime döndüm.
Doruk, tavuk tabağından bir but tavup alıp Cenk'e uzattı "Cenk, tavuk ister misin?"
"Olur." Uzanıp alacakken Oflaz ondan önce davranıp Doruk'un elindeki butu aldığı gibi bir ısırık aldı "Çok acıkmışım." Cenk'in elinin havada kalışıyla Oflaz’ın ağzındaki zafer ısırığı birbirini tamamladı. Bu, basit bir tavuk değil, bir meydan okumaydı. Masadaki herkes ile hayretle Oflaz'a baktık. "Ne yapıyorsun?" Dedim şaşkınlığımı gizleyemeyerek "Çocuk musun sen?"
"Acıkmışım, hepimizin tavuğu değil mi?" Bu adam kaç yaşındaydı böyle? Cenk'e olan siniri bu hareketleri bile yaptırmıştı.
"Neyse sorun, bugün çok yorulmuş olmalı." Diyen Cenk'e "Çok." Dedikten sonra tavuğunu yemeğe devam etti Oflaz. "Sana inanamıyorum." Dedim fısıldayarak, gülmeden de duramıyordum. Yaptığı çok saçmaydı.
"Tavuğuma göz koyacak kadar sevmiyormuş beni, onu anladım."
"Komşumun tavuğu bana kaz göründü bir an." Oflaz'ın şaka gibi biri olduğunu her defasında dile getirmekten yorulmuştum ama anlatacak başka bir cümle yoktu.
.....
Yemeğimiz bittikten sonra mutfağı toplayıp rahata ermiştik sonunda. Uzun zamandır böyle yorulduğumu sanmıyorum.
Babaannemler ve yengemler hepsi odalarına çekildikten sonra evin çardağındaki koltukta oturuyordum, buradab manzara şahaneydi. Heryer yeşillik, pek sokak lambası olmadığından yıldızlar net, temiz oksijen kokusu...çok iyi gelmişti. Yorulmuştum ama şu manzaraya değmişti.
Kapının açılma sesinin işitince kimin geldiğine bakmak için çevirdim başımı, Oflaz'dı. Tam da gelmesini istediğim kişiydi.
"Ne yapıyorsun burada tek başına?"
"Hiç." Dedim omuz silkerek "Dinleniyorum."
Yanıma oturdu "Ben de dinleneyim bari. İçeridekiler oyun oynayalım diyorlar."
"Ne oyunu?"
"Tam da ona karar veriyorlardı ki seni bulmak için kaçtım. Oyundan sonra da Ayça ile konuşacağım."
Başımı olumlu anlamda salladım "İyi yaparsın." Sakin kalmaya çalışsam da elim kaşınmaya başlamıştı bir yerden. Elimden bir kaza çıkabilirdi artık, önce Oflaz'ın halletmeye çalışması daha mantıklıydı. Baktım olmuyor, devreye girmek için bir saniye beklemezdim.
Ama konuştuklarını nasıl duyacaktım? Dinlediğimi Oflaz'ında bilmeyeceği bir yöntem bulmalıydım, bilirse söylemek istediklerini tam söylemeyebilirdi belki.
"Sizin hiç whatsapp grubunuz yok mu?" Kimsenin telefon numarası yoktu, önceliğim numaraları almak için bahaneydi.
Başını hayır anlamında kaldırıp cıkladı "Yok. Aslında vardı ama Mert sürekli mesaj atıp meşgul ettiği için kapattık. Tabi istersen tekrar kurarız." Hiç şaşırmamıştım.
"Olur aslında, sohbet ederiz."
Onaylayıp telefonunu çıkardı, ekleyeceği kişileri seçerken bende izliyordum. Kişiler arasında aşağı kayarken parmağı Ayça'nın üstünde durdu, bakışları anında beni buldu.
Onay mı istiyordu? Bu hareketi fazlasıyla hoşuma gittiğinden gülümsedim "Ayıp olmaz mı?"
"Sen istemiyorsan pek bir önemi yok." İçimde tufanlar kopuyor!
"Al sen, bir şey olmaz. Konuşmadan sonra kendisi çıkar belki." Benden önceden beri arkadaşlardı, bir anda grup kurup almamak olmazdı, baktım hala canımı sıkıyor zaten çıkarırdım.
"Sen öyle diyorsan."
Herkesi seçip Cenk'i es geçmişti, "Ya şu çocuğu da seçsene, ayıp olur."
Aynı cümleyi kurmuştu "Ben istemiyorsam pek bir önemi yok."
Göz devirip güldüm "Köyden dönünce çıkarırsın."
Elini kalbine koyunca panikle çatıldı kaşlarım, hafifçe geri çekilip yüzüne baktım fakat o gülüyordu "Şu sesin, hemen ikna oldum."
Sitemle koluna vurdum "Salak." Bir şey oldu sanmıştım.
"Korkma korkma iyiyim." Görebiliyorum canım. Grubu kurduktan sonra bir de isim seçmemiz gerekiyordu "İsim ne olsun?"
Aklıma ilk geleni söyledim "Kırk haramiler." Ne kadarda özgün bir isimdi öyle!
Sorgulamadan yazarak grubu oluşturdu. İşte şimdi sıra bendeydi, şov başlasın!
Telefonu cebine koydu, kolunu koltuğun üstüne uzatıp başını uzattığı koluna yaslarken bana bakıyordu "İsteğiniz oldu hanımefendi, başka bir isteğiniz var mı?" Böyle sorarsan yapacağın bir sürü şey bulabilirdim.
Başımı hayır anlamında salladım "Ayça ile nerede konuşacaksın?"
"Burada olabilir ya da herkes yattıktan sonra boş kalan odalardan birinde olabilir. Dışarıda konuşmak iyi olmaz, köy halkına Ayça ile meze olmak istemem." Mantıklıydı.
Net sesimle "İyi olur." Dedikten sonra ayağa kalktım "Ben tuvalete gidiyorum, ben gelene kadar oyun seçmiş olursanız iyi olur. Yoksa uyuyacağım."
"Uykun varsa uyu, sonra da oynarız."
Elimi hayır anlamında salladım "Olmaz, topluluğa uymalıyım." Sakin adımlarla içeriye geçtikten sonra tuvalete girdim, kapıyı kilitleyip telefonumu çıkardım.
Oflaz'ın oluşturduğu grupta herkesi kaydedip Ayça hariç kızlarla başka bir whatsapp grubu kurdum. Etrafa çaktırmasınlar diye de grubun ismini "Çaktırmayın GİZLİ" yapmıştım.
Efil: Kızlar kırmızı alarm
Efil: Ben Efil bu arada.
Emre: Kızlar mı? Alındım abla, tamam küçükken kıza benzetmişler ama şimdi gayet yakışıklı bir bireyim.
Efil: Seni de mi almışım ya!
Emre: Atarsan herkese ayrı grup açtığını söylerim ki🫢
Efil: HAİNSİN
Emre: İnkar edemem, yerine göre var öyle haylazlıklarım.
Leyla: Emre sus bir, kız derdini anlatsın.
Leyla: Ne oldu kız?
Dicle: Ay aksiyon var, anlat kız anlat.
Eda: Gerçekten NE OLDU? DÖKÜL!
Efil: Bugün Ayça benimle konuştu, Oflaz ben geldim diye onu reddetmiş.
Dicle: Hele sen şu Ayça'ya bak.
Emre: Saçını başını yolarım ben bunun
Emre: Saçını başını yolarım ben bunun
↪Cevaplayan Eda: imposter
Leyla: Eee sonra.
Efil: Hiçbir şeyin sorumlusu ben değilim gidin aranızda çözün dedim. Oflaz'a anlattım, o da Ayça ile konuşacak.
Emre: Eee
Efil: Başbaşa konuşacaklar ama ben dinlemek istiyorum, ya çardakta ya da boş odalardan birinde konuşacaklarmış.
Dicle: Planın nedir?
Efil: Oyundan sonra kayıt açıp her odaya ve çardağa telefon saklasak aslında fena olmaz.
Efil: Planım bu
Enis abi: Şeytanın aklına gelmez
Enis abi: Ne var kız sizin aranızda?
Eda: Bir imposter daha.
Efil: Elimin ayarına tüküreyim.
Enis abi: Ne var kız sizin aranızda?
↪Cevaplayan Dicle: Asker arkadaşı abi. Silah arkadaşını kaptırmamak için planlar planlar işte.
Enis abi: Sus kız dalga geçme.
Enis abi: Sevgili misiniz?
Enis abiden sır çıkacağını sanmıyorum ya, çıkarsa da yapacak bir şey yoktu artık, olan olmuştu.
Efil: O itiraf etti ama ben daha karşılık vermedim, şu iş sonuçlansın öyle.
Enis abi: Aferin, işini şansa bırakmayan insanları severim. Benden sana 100 puan
Dicle: Sağ ol abi, ne kadar mutlu oldu şu an anlatamaz. Bu gece başını yastığa rahat koy Efil.
Enis abi: Dicle kaşınıyorsun gibi abiciğim.
Dicle: Sadece kalabalık ortamda böyle rahat rahat kaşınabiliyorum abiciğim, rahat bırakta tadını çıkarayım.
Enis: Çıkar bakalım, evde görüşürüz.
Efil: Benimle misiniz? Ona göre Başka bir şey düşüneceğim.
Emre: VARIM!
Dicle: Sorman hata.
Leyla: Beni de yazın!
Eda: Bende varım, bir aşk daha başlamadan bitmesin.
Leyla: Akıl sağlığımız için sen bir süre odandan çıkmasan mı Eda?
Eda: Ya bakıyorum da Emre ablasına sürekli destek oluyor, Efil'de ona. Sen neden beni sevmiyorsun?
Leyla: Başladık gene.
Enis abi: Beni bulaştırmayın, haberim yokmuş gibi yaparım ama gruptan çıkmam da, gelişmeleri öğrenmek istiyorum.
Emre: Eniştem seni merak etti tuvalete geliyor abla!
Enis abi: Hani cevap verilmemişti daha?
Leyla: Oooooo
Dicle: Yakışır.
Eda: Vay be, vaayyyy beeee eksik anlatılmış.
Efil: Emre senin ağzının yayına ****
Emre: Küfür etti gördünüz değil mi?
Emre: Halbu ki ben sadece iyiliğini istemiştim.
Emre: Ponçik kalbim kırıldı abla! Son model Mercedes almazsan düzelmez.
"Gerizekalı." Diye söylenerek telefonu kapatıp musluğu açtım, tam bu sırada tuvaletin kapısı çaldı "Efil, iyi misin?"
Suyu kapattım "Evet, çıkıyorum şimdi." Üstümü düzeltip kapıyı açtım.
Meraklı bakışları baştan aşağı talan etti beni "Bir şey oldu sandım."
"Yok ya ne olacak, hadi geçelim." Kapıyı kapatıp önden ilerledim, salona girdiğimde herkes daire oluşturmuş yerde oturuyordu.
Boş bırakılan alana oturdum, Oflaz'da yanıma oturdu "Ee ne oynuyoruz?" Dedim herkeste göz gezdirerek. Doruk elindeki kağıt ve kalemleri kaldırdı "Vampir-köylü oynayacak mışız."
"Fazla kalabalık değil miyiz?" Dedim, yaptığımız daire oturma düzeni bile bütün salonu kaplamıştı.
Omuz silkti Doruk "Daha eğlenceli olmaz mı? Üç vampir, iki doktor, geri kalan köylü olsun. Biride gözcü olacak zaten."
Onaylar mırıltılar çıkarıp salladım başımı. "Gözcü sırayla olalım, kim olmak ister şimdi?"
Enis abi Doruk'a elini uzatıp kağıtları istedi "Ben olurum." katlanmış kağıtları ortaya atınca herkes bir kağıt aldı.
Bana köylü gelmişti, mimiklerimi koruyarak kağıdı geri katlayıp avuç içime sakladım. Umarım bir dahakine vampir çıkar!
"Herkes gözlerini kapatsın." Enis abinin komutlarıyla hareket ediyorduk.
"Vampirler gözlerini açsın...vampirler birini öldürün... Gözlerinizi kapatın...doktorlar gözlerini açsın...birini kurtarın...gözlerinizi kapatın...şimdi herkes gözlerini açsın."
Hepimiz gözlerimizi açıp birbirimize baktıktan sonra Enis abiye döndük "Cenk, vampirler tarafından öldürüldün. Doktorlar da kurtaramadı maalesef."
Cenk'in bakışları yolunu şaşmadan, tereddüt etmeden Oflaz'ı buldu. "Sensin değil mi? Lan ilk dakikadan yapılır mı bu? Hevesim kursağımda kaldı."
Oflaz büyük rahatlık içindeydi "Sence ben, senin benden şüpheleneceğinin tahmin edemeyecek biri miyim? İlk dakikadan hemde."
"Senin sağın solun hiç belli olmaz, bu cümleyi kurarak ikna edeceğini düşündün belki de. Şeytansın sen şeytan."
Oflaz otuz iki diş gülerek Enis'e Cenk'i şikayet etti "Gözcü bey, ölünüz konuşuyor. Bir müdahale edelim lütfen, lütfen burada ciddi bir müessese var şu an."
Enis abi de Oflaz'a katıldı "Evet Cenk, sen yorumda bulunamazsın. İzle sadece."
Cenk sabır çekerek sessizliğini korurken tartışma devam etti. "Bende vampirlerden birinin Oflaz olduğunu düşünüyorum." Diyen kişi Gökay'dı. Onaylamadı Dicle "Bence Doruk. Yakın arkadaşı, tahmin edeceğini düşünmemiştir."
"Doruk öyle düşünmüştür, Oflaz'ın zaten garezi var." Diyen kişi Ömer'di "Fazla kişiyiz, bir gece daha oynayalım."
Enis abi hepimizden onay beklercesine baktı "Katılıyor musunuz?" Herkesten onaylayaj mırıltılar çıkınca aynı komutlara devam etti.
"Gözlerinizi açın... Bu sefer vampirlerimiz Mert'i öldürdü."
Elini alnına vurup saniyelik yükselen siniriyle dizlerinin üstüne kalktı, sağ elinin parmak uçlarını ortada birleştirip elini aşağı yukarı salladı "Ya bu devletimizin doktorları ne iş yapıyor kardeşim? Nerdesiniz doktorlar? Nüfusumuz azalıyor, biraz odaklanın."
Enis abi eliyle oturmasını işaret etti "Doktorlar kendi derdine düşmüş, ölü adam otur yerine."
Mert hemen yerine oturup sessizce olacakları bekledi.
"Bence kesin Oflaz." Dedi Gökay net sesiyle "Cenk'i sevmiyor diye öldürdü, Mert'de arkadaşı. Hep yakın çevresi ve dokunmadığı tek bir kişi var." Herkesin bakışı bana dönünce kahkaha atmak istedim "Ve o da hiç konuşmadı. Siz birlik mi oldunuz? Çünkü Efil'de Mert'e gıcık gibiydi en son."
"O olayın üstüne hiç konuşmadık ama gıcık değilim tabi ki. Oflaz'ı bilmem'de ben öldürmeye ne Cenk'ten ne de Mert'ten başlamazdım." Kim olduğunu söylememiştim ama herkesin anladığına adım gibi emindim.
"Palavra." Dedi Gökay elini kaldırarak "Oylayalım." Başımı iki yana sallayarak cıkladım "Çok acele ediyorsun Gökay, bak yanarsınız."
Leyla, Gökay'ın omzuna dokundu "Aşkım bence de bir gece daha mı oynasak?"
"Sen öyle diyorsan oynayalım aşkım." Gökay gözlerimin önünde erimişti resmen.
"Emre, Eda ve Ayça'da hiç konuşmadı." Dedim öğretmenine konuşanları şikayet eden öğrenciler gibi. "Ben Emre'den şüphelenmedim değil, niye sessizsin?" Dedim hesap sorarcasına "Mert bugün sofrada laf ettiği için hırsını alıyor olabilirsin."
Sakinliğini koruyup güldü "Abla ben kin tutmam, o taraklarda işim yoktur bilirsin. Herkesi gözlemliyorum, en son yorumumu bildireceğim."
Cıkladım "Oylama yapacaksak eğer ben Emre diyorum, o sessizse büyük ihtimalle bir iş çeviriyordur."
Gözlerini, yargılarcasına kısarak baktı bana "Ne kadar ayıp ya. Abla mısın düşman mı belli değil, oldu olacak herkesi ayaklandır bana karşı."
"Tamam." Dedim umursamazca, elimi kaldırdım "Emre diyenler."
Ömer ve Eda anında elini kaldırdı "Bende Emre diyorum." Deyince diğer vampirlerin onlar olabileceğine dair şüphe oluştu kafamda.
"Bende Emre diyorum." Diyen diğer kişi de Oflaz'dı. Bizim arkamızdan herkes el kaldırınca Emre kağıdını dairenin ortasına fırlattı "Başlarım böyle işe, abla sen çok büyük hainsin."
Gülerek öpücük attım "Sadece bir oyun sakin ol." Çocuk gibi omuzlarını silkip daireden çıktı.
"Ben diğer vampirler hakkında tahminimi söyleyeyim." Dedi Oflaz "Eda ve Ömer aynı anda hiç tereddüt etmeden el kaldırdılar. Ya tahminlerinde çok eminlerdi ya da zaten biliyorlardı. Yakalanma telaşıyla hemen oy verdiniz ama yanlış hamleydi arkadaşlar."
Benim düşündüğümü düşünmüştü, elini kaldırdı "Bana katılanlar?" tekrardan herkes el kaldırınca bu seferde Eda ve Ömer kağıtlarını ortaya fırlatıp omuzlarını düşürdüler. "Yine iyi ilerledik ya." Diyen Eda'ydı "İlk andan da yakalanabilirdik."
"Bence de iyi ilerledik." Diyerek katıldı Ömer.
Cenk, üç vampirede sorgular bakışlar attı "Tamam da beni niye öldürdünüz kardeşim?"
Eda'nın cevabı ise hepimizi şoka sokacak kadar netti "Yakışıklı olduğun için, yakışıklı insanlara hiç tahammülüm yok."
Cenk'in gözleri hayretle açıldı, bir şey diyecek oldu, dudakları aralandı fakat ardından hemen kapandı. Bu cümleye ne cevap verilirdi ki?
Şaşkınca Leyla'ya çevirdim gözlerimi, o ise bıkkın bakışlarını Eda'ya çevirdi. "Bu gecelik bu kadar yeter bence, yarın akşam devam ederiz."
Herkes onaylayan mırıltılar çıkarıp ayaklanmıştı. İşte asıl şimdi şov başlayacaktı. Çardağa gidecekken Oflaz bileğimden yakaladı "Nereye?"
"Cebimde aynam vardı, çardakta düşürdüm herhalde. Onu alıp odaya geçeceğim, sende şu işi hallet." Bileğimi tuttuğu elini gevşetirken başını salladı "Tamamdır."
Koşar adım çardağa gidip telefonu koyacak yer aradım, duvar dibine koyulmuş kovayı gördüm. İçinde odun vardı. Bir odunu çıkarıp telefonu koyduktan sonra odunu üstüne telefon gözükmeyecek şekilde yerleştirdim.
Çardaktan çıkıp kalacağımız odaya ilerlerken Oflaz ve Ayça'nın konuştuğunu görmek vücudumdaki sinir dalgalarını gün yüzüne çıkarmıştı.
Sabah ' duygularımın üstünü kapatırım ben' diyen Efil'le hiçbir alakam yoktu şu an. Ayça'nın bakışları nispet yapar gibi beni bulunca istemsizce elimi yumruk yapıp tırnaklarmı avuç içime batırmıştım. "Bu gece herşey çözülecek." Dedim kendi kendime mırıldanarak.
Odaya girip kapıyı kapattım, davetsiz misafirler vardı. "Enis abi, Emre ve Gökay?" Gökay'ın nereden haberi olduğunu sorgulamaya gerek bile yoktu.
Leyla hemen açıklama yaptı "Enis abiyle Emre'nin bizim odaya girdiğini görünce sorguladı bende anlatmak zorunda kaldım."
"Önemi yok, haberleri olmadığı sürece sıkıntı yok." Sonradan zaten kendim söylerdim, şuanlık haberlerinin olmaması yeterliydi. "Hepiniz koydunuz mu telefonları?"
Onayladı Eda "Evet, bu kattaki her odaya yerleştirdik. Merak etme." Şimdi en zor kısımdaydık, beklemek.
Odamızın kapısı çalınınca beklemeden açtım, gelen kişi Ömer'di "Efendim Ömer?" Kapı aralığından Emre, Gökay ve Enis abiyi görünce kuşkuyla gezindi gözleri "Hayırdır, parti mi var?"
"Yok bir konu hakkında yardımlarına ihtiyacım vardı." Geçiştirebileceğim en mantıklı cümleydi.
"Oflaz hakkında mı? Yoksa Ayça ile mi görüşmeye başladı şerefsiz?"
"Hayır." Dedim merakla "Neden öyle bir şey olsun?"
"Beraber çardağa çıktılar."
Odadakilere döndüm, beni anlayan tek kişi Emre'ydi "Abla hayır."
"Bekleyemeyeceğim." Ne konuştuklarını deli gibi merak ediyordum, hemen duymam lazımdı. Diken üstündeydim ve rahat nefes almalıydım.
Çardağa giriş mutfaktan olduğu için ve koydukları koltuk mutfak camına yakın olduğu için odadan çıkıp mutfağa ilerledim. Kimse dur dememiş, hepsi peşimden gelmişti. Umarım yakalanmazdık, gelmeyin diyecek kadar bile sabrım yoktu.
Işığı açmadan mutfağa girip camın önüne eğildim, çardakta da ışık olmadığından ses çıkarmadığımız sürece fark edileceğimizi düşünmüyordum.
Bizim camın önüne dizildiğimiz yetmemiş gibi geri kalan erkek grubu da mutfağa girmişti "Ne oluyor lan burada?" Dedi Doruk hayretle. Ömer benim yerime açıklama yaptı "Ayça ve Oflaz konuşuyor." Onlarda aramıza katılmıştı, şu an baya bütün ev halkı olarak onları dinliyorduk. Sonunda sessizlik oluştu.
"Yeter Ayça, benden cevap beklediğini söylemişsin. Ben sana o cevabı seni kırmadan vermiştim ama sen beni zorluyorsun. O gün söylediğim gibi ben sana hiç o gözle bakmadım, bunun Efil ile bir alakası yok."
Hafifçe başımı kaldırıp sadece gözlerimi çıkararak camdan ne yaptıklarına baktım. Ayça yaklaşıp Oflaz'ın elini tutmaya çalıştı. Ellerimin kaşıntısı artıyor...
Oflaz geri çıkarak ellerini cebine koyunca zafer gülümsemesi ve iç rahatlamasıyla izlemeye devam ettim.
"Sadece geç kaldım, telafi edebilirim. Bir şans, küçücük bir şans lütfen."
"Ayça, sen bana o itirafı yaptıktan sonra görüşmelere gelmemiştim. Sırf sen kötü etkilenme, unut diye. Sen ne yaptın? Benim yüzümden gelmiyorsan eğer yapma, unuttum dedin. Emin misin dedim, eminim dedin. Şimdi Efil'in karşısına geçmiş neler diyorsun." Derin bir nefes aldı, sözlerini seçerek konuştuğu aşikardı.
"Kendine eziyet ediyorsun, arkadaşız. Fazlası yok bak lütfen. Ben Efil'e aşığım " ah kalbim...yerinden çıkıp Oflaz'ın avuçlarına uçacak şimdi. "Onu seviyorum, buradan dönüş yok." Ayça'nın gözlerinin içine baka baka söylemesi...
'Ben Efil'e aşığım, buradan dönüş yok.' her an beynimin içinde yankılanacak o cümle buydu.
"Bu gece bu konuyu kapattık sayıyorum, bir daha açılmamak üzere." Diyerek üstüne basa basa söylemişti. Anlayıp anlamamak artık Ayça'ya kalmıştı.
"Enişteme bak sen." Diyen tabi ki de Emre'ydi, artık diyebilirdi. İzin veriyorum. Mert'de onaylayarak katıldı "Harbiden, içinden şair çıktı adamın. Hiç bu taraflarını bilmezdim."
"Nasıl bilecektin ki?" Dedi Dicle "Bilmen için sana aşık olması gerekir."
Cık cıkladı Mert, yargılar bakışları Dicle'deydi "Ne kadar acınası, bana aşık olduğundan hepiniz bir habersiniz." Elini omzuma koydu "Ben senin kumanım canım, memnun oldum."
Başımı ona çevirip en net ve dik bakışımla gözlerini esir aldım "Seni döverim."
Anında "Tamam ben ikna oldum, bundan sonra Enis abinin kumasıyım." Deyince hepimiz sessizce güldük.
Oflaz çardaktan çıkmak için hareketlenince odaya gitmek için fazla vaktimiz yoktu, emekleyerek hızlı adımlarla mutfaktan çıkarken kapıda beliren silüet mutfağın ışıklarını çoktan açmıştı. Bu kişi uykulu gözleri, beyaz geceliği ve başına doladığı beyaz tülbenti ile babaannemdi, şu an çok korkunç gözüküyordu. "Siz ne yapıyorsunuz burada?"
Karınca sürüsü gibi emekler vaziyette yakalanmamızda cabasıydı. Rezil olduk! Bu yetmezmiş gibi çardağın kapısı da açılmıştı!
"Kalkın, gizleyin beni." Dedim fısıltıyla duyulmamak için. Şimdi dinlediğim görülürse çok utanırdım ve yanlış bir izlenim vermek istemiyordum, sonra söylerdim ben.
Herkes ayağa kalkıp önüme bariyer kurmuştu, arkalarında hala emekler vaziyette bekliyordum. Umarım görmezdi!
"Hayırdır?" Dedi Oflaz meraklı tok sesiyle "Niye ayaklandınız?"
İlk cevap veren Leyla oldu "Su içmeye kalkmıştık."
"Hepiniz mi?" Mantıklı bir soruydu, umarım mantıklı bir cevap verilirdi. "Daha otururuz diye çay demlemeye geldik, çayın yanına bir şeyler var mı bakıyorduk." Cenk! Senin o dahi kafandan öperim. Ya da öpmem, Oflaz seni döver. Sadece tebrik ederim.
"Hadi ya." Dediğini işittim Oflaz'ın, biraz alaylı bir tepkiydi. "Sen yat nene, biz de yatarız şimdi."
"Ne yaptığınızı anlamadım ama yakında çıkar kokusu."
"Çıkar çıkar." Dedi Oflaz, adım sesleri işittim ardından. Umarım babaannemin adım sesleridir. Uzaklaşan adım seslerinin yanında yakınlaşan adım seslerini de işitince gerilmiştim, "Ne üstüme üstüme geliyorsun enişte?" Emre geri adım attıkça bende geri gitmek zorunda kalıyordum.
"Ne arıyorsun Oflaz, gitsene işine. Çay olunca çağırırız." Diyen Dicle'ydi ama Oflaz bu numaraları yiyecek gibi durmuyordu.
En sonunda Emre'nin kolundan tutup çekince meydana çıkmıştım. Hiç hareketsiz durmaya devam ettim, ensemden tutmuştu "Bakın burada bir kedi varmış."
Ensemden tutup kaldırınca direnmeden kalktım, dağılmış saçlarımın arasından yüzüne bakıyordum. Önüme gelen saçları kulağımın arkadasına götürüp ensemi bırakmadan diğerlerine döndü "Hepiniz dinlemeye mi geldiniz?"
Hepsi hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp mutfaktan çıkınca şok içinde gidişlerini izledim "İnanamıyorum size, beni burada mı bırakacaksınız?" Cevap yoktu.
Emre bile gidiyordu "Emre?" Dedim dehşetle "Sende mi?"
"Abla, kurunun yanında yanan yaş olmak istemiyorum maalesef. İyi geceler, iyi eğlenceler size." Koşar adım çıktığında mutfakta Oflaz ve ben dışında kimse kalmamıştı.
Ensemdeki elini tam olarak ne zaman çekerdi acaba? Alttan alttan yüzüne bakıp şirince sırıtıyordum, ilk vukuatımı işlemiştim bile. Hayırlı uğurlu olsun.
"Duyabildin mi bari? Yoksa ses kaydından dinlemek ister misin?" Pantolonunun cebinden çıkardığı telefonumu görünce gözlerimi yumup sıralanacak olan cümleleri bekledim.
O söyleyince kendimi savunma cümlelerimi sıralayacaktım fakat o gülmeye başlamıştı. Gözlerimi aralayıp neye güldüğünü anlamaya çalıştım. Başını arkaya atıp dişlerini göstererek gülüşünü izledim, çok güzel gülüyordu. Gece gece aklımı başımdan almasa bari.
Başını indirip yüzüme baktı, yüzümün her santimini inceledi neşeyle "Çok tatlısın."
Öyle miydim gerçekten?
Ensemi tutan eline uzanmaya çalıştım "Çok teşekkürler ama ensemi bırakırsan sevinirim."
"Arada tutarım böyle kedi gibi." Bırakıp karşıma geçince saçlarımı geriye attım "Maalesef, öyle bir hizmetimiz yok Oflaz Bey."
Kollarını göğsünde bağlayarak hadi ya dercesine baktı "Ne tür hizmetleriniz var Efil Hanım?"
"Kahve yapmayı öğrendim, sadece kahve hizmetim var."
"Bildiğim kadarıyla özel alana ihlal hizmetlerinizde varmış." Yavaş geliyorduk işte, tatlı diyerek geçiştirmeyecekti belli ki.
"Kendimce geçerli sebeplerim varsa her türlü hizmeti sağlarım."
"Sorsaydın anlatırdım zaten."
"Siz erkekler hiçbir şeyi kelimesi kelimesine anlatmıyorsunuz. Benim istediğim detay, senin kuracağın cümleyi söyleyeyim mi?"
"Söyle bakalım."
Tam olarak söyleyeceği cümleyi net şekilde söyledim "Çardakta konuştuk, onu sevmediğimi, seni sevdiğimi ve bir daha bizimle uğraşmaması gerektiğini söyledim."
Beklediğim cevabı verdi "Tam olarak bu oldu işte."
Ofladım "Yarım saattir bunları mı konuştunuz derler adama."
Aynı aklımı karıştıran gülüşünü sunarak işaret parmağıyla kendisini gösterdi "Senin bu adama söyleyecek başka şeylerin vardı sanki."
Şu an hiç sırası değildi, geç saatlerde içmeden sarhoş olurdum ben. Doğuştan gelen bir özellik. "İyi geceler sana." Yanından geçip gidecekken bana engel olan şey belime sardığı koluydu.
Tam şuan nefes almayı bıraktım, tam şu an karnım uyuşmaya başlamıştı. Bırak beni bırak, Allah'ını seversen bırak. Fena oluyorum.
Kulağıma doğru fısıldadı, sıcak nefesi kulağımdan boynuma kadar uzanmış, saçlarımın arasına karışmıştı, bu bütün bedenimin ürpermesini sağlamıştı.
"Kaç bakalım Efil, ben beklerim."
Kolunu belimden çekince düşeceğimi sandım, kontrolü bu kadar da onun eline vermezdim. Ben ne zaman böyle olmuştum? Yok yok benim kendi hayatımda kaçırdığım bir zaman dilimi olmalıydı.
Yorumlar