top of page

12.BÖLÜM

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 2 Eki 2025
  • 9 dakikada okunur

Yol yorgunuyken temizlik yapıldığı nerede görülmüştü? Ne yazık ki çok uzak değildim, tam olarak burada yaşanıyordu bu olay.


Babaannem yemek yiyeceğiz demişti ama sofrayı kurmamızla kaldırmamız bir olmuştu, e hani enerji? Aç ayı oynar mı? Hiç sanmıyorum.


Görev dağılımı için salona toplanmıştık, herkes en rahat kıyafetlerini giyinmiş temizliğe hazır vaziyetteydi. Babaannem cebinden not kağıdı çıkardı "Enis, Ömer, Mert ve Emre halıları yıkayacak."


"İnanamıyorum." Dedim hayretle mırıldanarak "Görev ayrımını çoktan not almış." Hazırlıklı gelmiş.


"Hep böyledir, alışsan iyi olur. Eminim rüyasında bile burayı temizlediğimizi görmüştür." Oflaz'ın babaannemi benden daha iyi tanımasına ne demeliydi?


"İşimiz yaş desene."


"Eh." Dedi gülerek "Biraz öyle." Hayatımda hiç temizlik yapmış değildim, tek benim için yaş olsa gerek.


Emre minik adımlarla bana yanaştı "Abla ben korkuyorum." Sesindeki korku, ben korkuyorum demese de ele veriyordu kendini. "Burada halıları yıkamaya vermiyorlar mı?"


Oflaz, Emre'ye dönüp daha bir keyifle güldü. Bugün paşamızın keyfi yerindeydi bakıyorum. "Veriyorlar ya işte, yıkayacaksınız."


"Onu mu diyorum enişte?" Kullandığı kelimeyle gözlerim telaşla açıldı, umarım kimse duymamıştır. Emre'nin omzuna sert bir darbe indirdim "Seni parçalarım Emre." Dedim sinirle, bu çocuk nerede ne konuşacağını gerçekten bilmiyordu.


Etrafıma bakınıp duyan var mı diye kontrol ettim, bir kaç adım uzağımdaki Ayça ile göz göze gelince bakışmayı uzatmadan önüme döndüm, her zamanki gibi bana karşı öfke doluydu. Duydu mu bilmiyordum ama bu köyden onunla konuşmadan dönmeyeceğimizi hissediyordum. Ya öyle ya böyle yüzleşilecekti.


"Pardon abla, ağız alışkanlığı." Bel boşluğundan etini parmaklarımla sıkıştırıp sıktım, elini ağzına kapattı, acıyla inleyişi yok denecek kadar az ve boğuk çıkmıştı. "Neyin alışkanlığından bahsediyordun Emre? Bir kere kullandın bu kelimeyi."


"Ne kadar yakıştıysa demek ki." Anlamıyorum, acı çekmek hoşuna mı gidiyor bu çocuğun?


Emre'nin belini sıkan elim nazikçe sarmalandı. Arkadam olan Oflaz'ın yakınlığıyla nefesimi tuttum "Tamam sakin olalım." Nefesi kulağımı yalayıp omzuma çarpmasaydı, bu kadar yakınımda hissetmeseydim daha sakin olabilirdim.


Kalbim maraton koşmuşum gibi hızla atmaya başlayınca elimi ateşe dokunmuş gibi çekerek Oflaz'ın elinin esaretinden kurtardım. Elimi kurtardım kurtarmasına da kalbim o esarete düşmek üzereydi, onu ne yapacaktım?


"Evet herkes işinin başına, ayırdığım gruplar yerlerine gitsin ve başlasın. Akşam olmadan bitirelim." Başlasın mı? Burada Oflaz ve Emre ile uğraşmaktan babaannemi dinleyememiştim!


Onlara döndüm "Aferin size, babaannemi duyamadım. Ne yapacağım şimdi?"


Alayla güldü Emre "Duyanda temizlik yapmak için yanıp tutuşuyorsun sanacak abla. Kaç dışarı otur bir yerlerde oyalan gel. Ya da benim yerime halı yıka."


Gözlerimi kısarak taklidini yaptım "Defol git işine, güzelce öğren. Odamdaki halının da yıkanma vakti gelmiş."


"Yeme beni, kırk yıl yıkanmasa yine anlamazdın halının kirlendiğini. Sırf beni uğraştırmak için uydurdun şu an." Nasıl da iyi tanıyordu ablasını, canım kardeşimi.


Pişkince gülerek işaret parmağımla burnuna hafifçe vurdum "Aynen öyle tatlım, şimdi hadi bakalım işinin başına." Göz devirip dil çıkarınca aynı şekilde dil çıkardım, o diğerleriyle beraber odadan çıkarken Oflaz ile odanın ortasında dikilen iki kazık sadece bizdik.


"Biz ne yapacağız?"


"Ben Doruk, Gökay ve Cenk yarması ile cam sileceğim." Bizimle konuşurken bir yandan dinlemişti demek ki hain.


"Cenk yarması ne be?" Dedim gülerek "Onunla alıp veremediğin ne?"


Gözlerini kuşkuyka kısarak arkamda bir yere uzun uzun baktı, 'sen görürsün' dercesine başını hafifçe aşağı yukarı sallamaya da başlayınca kime baktığını anlamak için başımı çevirecektim fakat "Ne bakıyorsun lan yine sen?" Diyen Cenk'in sesini işitince içten içe gülerek kollarımı göğsümde bağladım. Atışmaları komikti, sonunda bir şey olmamış gibi devam etmeleri daha da komikti.


"Sen devletin polisine lan mı dedin?"


"Evet dedim, devletin polisi de halka boş tehditler sıralamasın."


"Ne tehdit sıralamışım?"


"Canını sıkarsam kelepçeleyeceğini söyledin lan!"


"Ee?" Dedi Oflaz umursamazca "Sırası nerede?"


"Ne sırası ne saçmalıyorsun?"


Git gide saçmalıyorlar.


"Tehditler sıralıyor muşum, öyle dedin. Nerede bunun sırası devamı? Yalan beyan mı sunuyorsun, devletin polisinr iftira mı atıyorsun sen?"


"Oflaz." Dedi Cenk sinirden önceki son çıkıştaymış gibi soluklandı "Deterjan mı çektin sen, çamaşır suyu mu fondipledin. Ne bu kafanın hali?"


Tek kaşı ciddiyetle havalandı Oflaz'ın, neden yapıyorsu bunu anlamıyorum. "Yürü git cam silmek için kovaya su hazırla yoksa seni fondiplerim Cenk."


Sesi umutsuzdu Cenk'in "Çattık belaya kardeşim." Homurdanarak odadan çıkarken Oflaz keyifli haline bürünmüş otuz iki diş gülüyordu. "Daha çok çatacaksın sen."


Herkes odadan çıkıp işlerine gidince rahatlıkla Oflaz'ın karşısına dikilip sorgularcasına inceledim onu, merak ediyordum gerçekten "Cenk ile derdin ne?"


Gözleri gözlerimle buluştu, derin bir manayla gülümserken bir adım daha yaklaşması ortamdaki ısıyı vücuduma yüklemişti sanki. "Senin hakkında farklı düşünceler içine giriyordu."


Kaşlarımı çattım bu söylediğine, öyle bir harekette bulunmamıştı, ima da sezmemiştim. Acaba birine mi söylemişti? "Nereden anladın bunu? Senin pimpirikliğin mi yoksa duydun veya gördün mü?"


"Ne fark eder? Siz kadınları anlıyorsanız biz de erkekleri anlıyoruz."


Mantıklıydı ama yine de hakkı yoktu "Bizim aramızda şu an bir şey yok Oflaz." Dedim hatırlatmak için.


Başını anlayışla sallarken gözleri fazla şefkat doluydu " Benimle senin aranda çok büyük bir şey var, duygularımdan eminim. Seninle benim aramda olana daha karar vermedik. Bu yüzden Cenk'ten hırsımı böyle çıkarıyorum. Sevgili olsaydık eğer işler çok farklı olurdu Efil."


Bu konuşma başkası tarafından yapılsaydı eğer 'Sen ne saçmalıyorsun, senin ne haddine' gibi cümleler çıkardı ağzımdan ama iş Oflaz olunca olmuyordu.


Ben kendi hayatımda bir aralığı kaçırmıştım sanırım, Eski sevgilimden vazgeçiş ve Oflaz'a tutuluş aralığım tam olarak hangi zaman dilimindeydi. Bir insan bir insana bu kadar hızlı tutulmamalıydı. Tamam kör kütük aşık değildim ama hala içimde bir yerlerde yanlış yapma ve Oflaz'ı üzme korkusu vardı.


"Gençler! Siz hala burada mısınız ya?" Dakikalardır burada baş başa duruyorduk, elbet dikkat çekerdi. Ne kadar dikkatsizim. Panikle Leyla'ya dönüp açıklama yapmaya başladım. "Ben kiminle ne iş yapacağımı duyamadım da Oflaz'a soruyordum, belki duymuştur diye."


Leyla başını imayla sallayıp bıyık altından gülerken Oflaz'ı şöyle bir süzüp bana baktı, kaşıyla Oflaz'ı işaret ederek "Duymuştur duymuştur. Efil adının geçtiği hiçbir şeyi es geçmez o."


Bunu söyledikten sonra Leyla, Oflaz'a bakarak başını 'ne var?' manasında salladı, Oflaz yanımda olduğundan yüzünü göremiyordum. Bu hareketten sonra başımı kaldırıp ona baktım, hemen kendine çeki düzen verip başını bana çevirdi "Leyla ve Ayça ile sizin kaldığınız odayı temizleyeceksiniz."


Dudaklarım hayretle aralandı, madem duymuştu başından beridir neden söylemememişti? Ve Leyla 'Efil adı geçen hiçbir şeyi es geçmez o.' Derken aslında benil bildiğimden dahasını bildiğini belli etmişti. Oflaz gerçekten senin buraya geldiğinden öncesi var derken doğru söylüyormuş. Bu öncesini arkadaşlarının da bildiğine emin olmak üzereydim.


Leyla haklı çıktığı için vücuduma yüklenen utanç ve gerginlikle gözlerimi kısarak sorgular bakışlar attım Oflaz'a "Biliyordun madem ne diye iki saattir dil döktürüyorsun burada? Neyse tutma beni işim var."


Karşılık vermesine fırsat vermeden onu ardımda bırakıp kalacağımız odaya ilerledim. Şu yaşıma kadar pek temizlik yapmış olmasam da şu an tam olarak onu yapmaya ihtiyacım olduğunu düşünüyordum. Kafamın selameti için başka şeylerle uğraşmam gerekiyor.

.....


Odanın halılarını kaldırıp Emre'ye verdikten sonra Ayça, Leyla ve ben arasında iş bölümü yapmıştık.


Leyla yerleri süpürecek, ben sileceğim Ayça'da toz alacaktı. Bütün camlar zaten Oflaz, Cenk, Doruk ve Gökay'da olduğu için bizim işimiz bu kadardı.


Kalacağımız odada bir tane çift kişilik yatak, iki tane üçlü koltuk, bir tane orta büyüklükte dolap vardı. Odanın içinde ayrı olarak bir kapı daha vardı, bu da tuvalet, banyoya açılıyordu.


Bu odanın banyosunun temizliği de Eda ve Dicle'deydi. Yengemler mutfağı, amcamlar üst katı hallediyordu. İş bölümü baya iyi olmuştu, babaannemin hakkını yememek lazım.


Leyla odayı süpürürken ben ve Ayça'da odanın kapısının önünde bekliyorduk. Ayça ile baş başa kalmak yeterince gergin hissettirdiğinden dolayı cebimdeki telefonu çıkarıp sosyal medya da dolanmayı amaçlamıştım. Ta ki köyde olduğumu hatırlayana dek.


Telefonu yukarıya kaldırıp çeken yer aramaya çabalıyordum, sessizlik gayet iyi sürüyordu fakat Ayça'ya batmış olmalıydı.


"Küs müyüz Efil?" Her zamanki sert mizacından sıyrılmış gibi çıkan sesi istemsiz afallatmıştı beni. Beyaz bayrak mı?


Telefonu indirip cebime geri koyduktan sonra Ayça'ya döndüm "Çocuk değiliz Ayça, açık konuşmak gerekirse senin soğuk tavrından dolayı böyleyim."


Öyle mi dercesine havalandı tek kaşı, kollarını göğsünde bağlayıp omzumu kapının pervazına yasladı. Az önceki sert mizacından sıyrılmış hali yok olmuş, dudaklarında pişkin bir tebessüm peyda olmuştu. Bu hızlı duygu geçişleri hayrete düşürmüştü. Bir an samimi olduğuna inanacaktım.


"Soğuk tavrımdan kastın, sevdiğim çocuğu elimden aldığın için sana takındığım tavır mı?"


Bu işin sonu hiç iyi yerlere gitmeyecekti, eminim. Ilımlı yaklaşmaya çalıştım, alttan alarak "Böyle bir konuşmayı sürdürmek istemiyorum." Dedim, arkamı dönüp gidecekken "Yakışmışsınız, hayırlı olsun." Demesi durdurmuştu adımlarımı.


Kaçmamalıydım belki de, bu konuşmanın geçmesi gerekiyordu, bazı taşların yerine oturması için.


Aynı şekilde ona doğru dönerek emin adımlarla karşısına ilerleyip durdum, yine ılımlı yaklaşmaya çalıştığım sesimle konuştum "Ayça, belli ki böyle bir yere varamayacağız. Oflaz bana dün gece beni sevdiğini söyledi, bende düşüneceğimi söyledim. Aramızda bir şey yok, şayet olsaydı da bu seni ilgilendirmezdi."


Kollarını çözüp iki yanına koydu, ellerini yumruk yaparak var gücüyle sıkarken bir yandan sinirle dişlerini sıkmakla meşguldü, gözlerindeki alev capcanlıydı. Söylediklerimde bir hata mı vardı? Hiç sanmıyorum. Oflaz'da aynısını söylemişti.


"Oflaz'ı ilk gördüğüm andan beri seviyorum, ilk gördüğüm an, bu binaya ilk geldiği andı. Daha taşınırken, anlıyorsun değil mi Efil? Aradan kaç yıl geçtiğinim farkındasın değil mi?" Sesi normal düzeydeydi fakat öyle öfke doluydu ki her an patlayabilir bomba gibiydi.


Aynı düzeyde devam etti, sakinlikle dinliyordum "Sonra tam üç ay önce sahilde toplandığımız bir akşam hepimize, birine aşık olduğunu söyledi. Yıkılmıştım, o gece bize seni anlatmıştı. Onu kaybetme korkusuyla dolup taşmıştım, geç kaldığım farkına varmak için bile geç kalmıştım. Eve beraber dönerken bir anda itiraf ettim, o da bana 'Sana karşı hiç o gözle bakmadım.' zırvalığını söyledi. Kaldıramadım. 'Sen yine de düşün, belki fikrin değişir.' dedim. Aylarca bekledim, cevap vermedi. Cevap vermediği her an umutlandım, ta ki sen gelene kadar. O hala bana bir cevap vermemişken senden mi cevap bekliyor?"


Ayça'nın ağzından çıkanı kulağının duyduğundan emin değildim. İşin içine duygularımı katmadan mantıklı düşünmek istiyordum.


Oflaz zaten birinden hoşlandığını anlatarak olamayacağını belirtmiş. Sonradan Ayça'nın şansını denemesi Oflaz'ın kararını değiştirebilirdi evet ama buna da hiç düşünmeden 'Sana karşı hiç o gözle bakmadım.' cevabını vererek zaten reddetmiş.' bunun üstüne Ayça'nın zorla sen yine de düşün demesinin hiçbir manası yoktu.


O benden ne kadar nefret etse de duygularını göz önünde bulundurarak ılımlı yaklaşmaya çalışıyordum. Çünkü bana göre karşılıksız olsa bilse herkesin sevgisi, yaşadığı her türlü duygu değerliydi. “Ayça, sana başta cevabı vermiş zaten. Buna rağmen ondan hala bir cevap beklemişsin, anlıyorum-“


Bana doğru hırsla bir adım atarak yaklaştı, dişlerini sıkmaktan çenesi kırılabilirdi. Hiç güven vermiyordu, her an saçıma asılıp çekebilir, vurabilir veya duvara itebilirdi. Tetikte olmaya çalıştım.


“Hiçbir halt anladığın yok Efil, sen gelmeden önce en azından platonikti, cevabı değişebilirdi ama sen gelip herşeyi mahvettin.”


Bende sabır taşı değildim ya, artık sınırlara geliyordum. Neden anlamak istemiyordu? Ben onu anlamak için çırpınırken o neden bu kadar nefret doluydu? Aynı şekilde bir adım atıp yaklaştım Ayça’ya, başım dik gözlerimi gözlerine kenetleyerek en net bakışımla abluka altına aldım onu “Ayça, yeter. Senin karşılık bulmaman benim suçum değil, söylediğine göre ben geldikten sonra değil, gelmeden önce cevabını almışsın zaten. Bana neyin hesabını soruyorsun ki? Senin hesabın Oflazla ve bunu beni araya sokmadan çöz, senin yaşayamadığın aşkın sorumlusu ben değilim.”


Gözleri kızarmış ve dolmuştu, söylediklerimde tek bir hata olduğunu düşünmüyordum. Ben Giresun’a ne Oflaz için gelmiştim ne de sevenleri ayırmak için, isteyeceğim son şey bile değildi. Üstelik önce itiraf eden Oflaz’dı, ihale nasıl benim üstüme kalmıştı?


Oflaz’dan hoşlandığımı biliyordum eğer Ayça ile aralarındaki bu şey onlar için olumlu olursa şayet, duygularım büyümeden kontrol altına alabilirdim, evet bunu yapabilirdim. Oflaz’a bunu söyleyecektim.


Odadan gelen süpürge sesi kesilince bir adım geri çıkarak kendime çeki düzen verdim. Leyla’nın gerginliği anlamasını istemiyordum. Aynı şekilde Ayça’da geri çıkarak eski yerine geçmişti. Telefonumu çıkarıp ekranı açarak, telefonla ilgileniyormuş gibi yaparken odanın kapısı açıldı, eli belinde sızlanan Leyla bezgince bize baktı “Bu nasıl oda ya? Süpür süpür bitmedi, at koşturulur mübarek.” Gerçekten de öyleydi, odalar fazla büyüktü. Hiç köye gelmediğimiz için bu evi de ilk defa görüyordum. Her yıl milleti toplayıp fındığa geliyorlarsa belki de bu odalar fındıkçılara özel yaptırılmıştı.


Sıra bende olduğu için düşüncelerimden sıyrılarak odaya girdim. Yerleri vileda ile silmeye başlayınca yeni bir düşüncelere dalma vaktiydi aslında, dalgınlıkla bütün odayı dip bucak sildim. Aslında silmeye çalıştım, çok da zor değildi. İstanbul’da ki evimizde haftalık temizlik görevlileri gelirdi, Giresun’da ki evi de babam sezonluk temizlettirdiğinden annem boyadan sonra bir üstünden silmişti. Elime vileda sopası almış değildim ama zor da değilmiş, silip geçiyorsun işte.


Odayı bitirmek üzereydim ki kapı açıldı, kapı aralığından başını uzatan kişi Oflaz’dı. Şirin bir tebessümle beni baştan aşağı süzdükten sonra odaya baktı “Jilet olmuş jilet.” Ayça ile o an yaşanmamış olsaydı eğer keyifle gülebilirdim, bütün keyfim kaçmıştı. Yine de tebessüm etmeye çalıştım “Cam silmeye mi geldiniz?”


Terslik olduğunu anlamış olmalıydı, sorgular bakışları yüzümde gezinirken kapıyı ardından kapatıp kilitledi, yeni sildiğimi umursamadan yaklaştı “Sorun mu var?” 


Evet Efil, söyle bakalım. Ayça ile mutlu olmak istersen anlarım mı diyeceksin? Diyebilecek miyim?


Gözlerinin odağından kurtulmak için başımı yan çevirdim “Hayır, yoruldum sadece. O kadar yol geldik, üstüne temizlik yapınca tabi yoruldum.”


Parmaklarıyla çenemi tüy dokunuşlarıyla tutarak başımı kendisine çevirip gözlerine bakmam için hafifçe yukarıya kaldırdı. Yüzünü dikkatle bakmak için yüzüme yaklaştırınca artık nefes alamıyordum, heyecandan tuttuğum nefesimle gözlerimi kırpmadan yüzüne bakıyordum.


“Bana sorununu söyleyemezsen senin için onu yok edemem öyle değil mi? Ne olduğunu söyle bana lütfen.” Bu tonda ve yakınlıkta konuşmaya devam ederse, bu yumuşaklıkta bakar ve çenemden böyle tutmaya devam ederse benim için hiç iyi olmazdı. Kalbimin hızlı ve sert atışıyla içten içe bedenimin sarsıldığını hissediyordum, umarım gerçekten sarsılmıyorumdur.


“Önce nefes al.” Dedi tane tane, çocukla konuşur gibiydi “Sonra da ne olduğunu söyle.” Ben şu an hipnoz edilmiyordum değil mi? Bana itaat edeceksin diz çök falan derde ya yaparsam?


Saçmalama Efil, ne kadar saçma düşünceler bunlar!


Tamam söyle, derin nefes al ve söyle. Ne olacak ki, duyguların daha taze. Eğer olumlu olur da sevgili olurlarsa duygularımın üstünü zaten örtebilir, unutabilirdim. Evet yapabilirim.


Kendimi kaybetmek üzere olduğum alanından çıkmak için bir adım geri çıktım, derin nefes alıp uzun soluklu bir konuşmaya hazırlandım  “Ayça bana sizin benim yüzümden olamadığınızı söyledi. Bende ona senin zaten ben gelmeden önce onu reddettiğini söyledim ama anlamıyor. Günah keçisi bellemiş beni. Ben suçlusu olmadığım bir durumda suçlu ilan edilmek veya birilerinin arasına girmek istemiyorum Oflaz. Senden hala cevap bekleyen biri varken biz bu ilişkiye başlayamayız.”


Gözlerimi gözlerinden çekip arkasında kalan kapıya odaklanarak devam ettim. “Eğer kafanda ona dair düşünceler varsa ve onunla mutlu olacağına dair düşünceler varsa –“


“Efil.” Dedi bana doğru bir adım atarak, elini yanağıma yerleştirip baş parmağıyla yanağımı okşadı, gözlerimi kapatmamak için direndim. “Sen beni ne sanıyorsun? Başkasına karşı duygularım olsa sana gelmezdim, seni beni üzmekten korktuğun gibi bende seni üzmekten ölesiye korkuyorum. Adımları dikkatle atıyorum. Benim hakkımda şerefsiz mişim gibi düşüncelerin kafanda dönmesi beni üzer.”


İçli bir nefes çekip eğilerek yüzlerimizi karşı karşıya getirdi, gözlerindeki şefkatle ısıttı içimi. Bu değişik hissettiriyordu. Şu an ona sarılma düşüncesiyle yanıp tutuşuyordum. “Ama sen de haklısın, bu sorunu halletmem gerekiyor. Onunla konuşacağım, tamam mı?” Küçük bir çocuktan onay alır gibi ses tonu ve bakışları gerçekten de içimdeki çocuğu uyandırmıştı. Öyle nazlanıp sırnaşasım vardı ki bu duygu bana bile yabancıydı.


Usulca başımı salladım, konuşmak istemiyordum. Ağlamaktan korkuyordum.


“Bana bak.” Dedi gözlerimin en derinine bakarak “Sana hayatında ne olursa olsun şüphe etmeyeceğin tek bir şey söyleyebilirim.” Kocaman gülümsedi “Seni seviyorum.”

Son Yazılar

Hepsini Gör
30.BÖLÜM

2 AY SONRA   "Neden bu kadar hızlı? Neden bu kadar hızlı evleniyorsunuz?" Emre karşıma geçmiş bana hesap sorarcasına sorguluyordu, kollarını bağlamış bir sağa bir sola yürüyordu "Nereye aceleniz var,

 
 
 
29.BÖLÜM

Oflaz'la yüzük taktığımız, bize göre rüya ailemize göre kabus olan gecenin üstünden üç gün geçmişti. Ne annelerimiz tekrar birbirine girmiş, ne de farklı bir sorun çıkarmışlardı. Oflaz'ın annesi ve ba

 
 
 
28.BÖLÜM

Oflaz'ın yanından ayrılınca telefonuma Emre'den gelen mesajla babaannem ve dedemin eve geldiğini öğrenmiştim. Attığı mesaj şöyleydi.   Emre: Ecelinin sebepleri geldi abla   Efil: O ne demek?   Emre: B

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page