top of page

11.BÖLÜM

  • Yazarın fotoğrafı: ozgemcakirci
    ozgemcakirci
  • 2 Eki 2025
  • 11 dakikada okunur

"Efil." Dürtülmem ile aniden araladım gözlerimi, neler oluyordu? Panikle başımda dikilen anneme çevirdim gözlerimi "Ne oluyor?" Dışarıdan gelen müzik sesini işitince panikle çalışan kaşlarım daha da çatılmıştı? Hangi manyak bu saatte son ses müzik dinlerdi?


"Kahvaltını yap, yola çıkacaksınız."


Ciddi olamazdı? Doğrulup ciddiyetini ölçmek için yüzüne baktım, gayet ciddi duruyordu. "Saat kaç anne? Daha Güneş doğmamış, sefere mi çıkıyoruz?"


"Böyle planlamışlar, geç kalma da söylenmesinler."


Daha afyonum patlamamıştı, bu halde beni hiçbir yere götüremezlerdi. Yatağa gerisin geri yatacakken annem cama doğru ilerleyince durup dikkat kesildim "Bu müzik sesi de nereden geliyor? Bir kesilmedi, saatin farkında değil mi bu densiz?"


Şu an jeton düşmüştü, bu kadar yakından gelen müzik anca Oflaz'ın odasından geliyor olabilirdi. Annem odalarımızın karşılıklı olduğunu bilmiyordu!


Kırmızı alarm!


Hışımla ayağa kalkıp annemin koluna sarıldım mızmızlanarak "Anne gitmesem mi?" Dedim, sinirlenecekti, Oflaz uğruna annemden azar işitmeyi göze alıyordum. Değerimi bilsindi.


"Efil saçmalama, bunu konuştuk ya kızım. Şimdi son dakika söylersek dillerinden kurtulamayız. Tarlada otur gel işte, maksat gönülleri olsun."


Bir adım geri çıkıp imayla sırıttım "Ne de gözetirsin gönüllerini."


"Sessiz ol, ele verme durduk yere beni."


"Babamda bilmiyor ya sanki."


Kinayeli bakışlarla uzaklaştı "Hazırlan hadi, sofrayı hazırlıyorum." Başımı sallayıp onayladım. Annemde odadan çıkarken kapıyı kapatıp Emre'ye seslenerek onun odasına gitmişti.


Cama doğru adımlarken şarkı kapandı, hangi şarkıyı açacağını merak ettiğimden bekledim fakat o başka bir şarkı açmadı kendi söylemeye devam etti.


"Kimse sevemez, benim gibi seni

Kırk yılda bir gelir Oflaz gibisi"


Kendisine uyarlayarak söylemesi istemsiz güldürmüştü.


"Sende biraz naz ediyorsun ama

Yine de bana gönlün var gibi gibi"


Sesi gerçekten çok güzeldi, tok, ahenkli ve etkileyici.


"Yüzüme karşı defol Oflaz diyorsun ama

Sanki gözlerin kal der gibi gibi."


Kahkaha atmamak için elimi ağzıma kapatmak zorunda kaldım, akşam ona defol dememi kendine yedirememişti demek ki. Şapşal çocuk.


Daha fazla beklemeye gerek duymadan perdeyi çektim, hazırlanırken şarkı söylüyordur diye düşünmüştüm ama o tam aksi şekilde camın önünde dikilmiş camıma bakıyordu, perdeyi açınca bana yönelmişti bakışları.


Uykudan yeni kalktığı belliydi, gözleri kırmızı ve uyku mahmuruydu, sesi de bundan dolayı kat kat etkileyici olsa gerek.


Beni görünce dudakları kıvrılmıştı anında, böyle bir sabaha uyanmayı hiç düşünmezdim doğrusu. Camı açıp hayırdır dercesine salladım başımı, benim dişil enerjim neredeydi?


İmdat! Dişil enerji bulma hattı mı? Benim ki kayıplarda hemen bulalım lütfen.


"Ne yapıyorsun bu saatte camda?" Dedim bu sefer şirin olduğunu düşündüğüm gülümsememle.


Keyiflendi Oflaz, bir şarkıyla cevapsız bıraktı sorumu.

"Görsen dün geceden beri

Ah kalbim bir ölü bir diri

Bekler hep bir ümitle seni

Gel bari."


Beni de keyiflendirmişti sabah sabah, şarkılarla laf atıyordu resmen. Bu enerji nereden geliyordu böyle?


"Sesin çok güzel." Şarkılardaki imaların üstünü kapatmak için konuyu değiştirmem gerekiyordu, umarım istediğin olur.


"Senin ki de öyle." Kızarmaya ramak kala...


" Teşekkür ederim ama böyle sürekli iltifat mı edeceksin sen?"


Kollarını göğsünde bağladı, sorgularcasına "Ne yapmamı istersin?" Dedi.


"Sürekli iltifat etme."


Cevabı netti "Etmiyorum zaten."


"Az önce yaptığın neydi?"


"Olanı söylemek." Bu şapşalla yarışılmaz.


"Efil, daha hazırlanma-" annemin konuşmasıyla odaya girmesi bir olduğu için ne perdeyi ne de camı kapatabilmiştim. Dehşet içinde donup kalmıştım, arkamı dönmeye de cesaret bulamamıştım.


Oflaz ile görüşmemi yasaklamıştı fakat odalarımızın böyle olduğundan habersizdi, fena sıvamıştım şu an.


"Neler oluyor burada?" Annem yanıma gelip Oflaz ve bana sinirle bakınca bir adım geri çıkıp ben Oflaz'a bakmıştım. Başımı umutsuzca iki yana sallayıp anneme döndüm.


Hemen rollenerek öfkeli hale büründüm "Neler olacak Allah aşkına anne? Açmış müziği son ses, kıs diyorum kısmam diyordu. Tartışmaya başladık işte. Beyefendi şarkı açmadan hazırlanamıyormuş, sanki kraliyet ailesinden!" Bence çok iyi gidiyordum.


"Sen kimsin de istediğini yapacak mışım? Yoksa kraliyet ailesinden misin?" Diyerek oyunuma destek olmuştu Oflaz, çok iyi gidiyorduk!


Annem hiç inanmış gibi durmuyordu ama! Kolumdan tutup beni çekerken bir yandan da "Köyden gelince odanı değiştiriyoruz" demişti. Gerçekten de inanmamıştı.


Eyvah!


Ne münasebetti? Bu ailede verilmiş en saçma karar olabilirdi! O da yine bana denk gelmişti.


Oflaz "Ceylan abla" diyerek söze girmişken annem duymamazlıktan gelerek kolumdan tutup bir adım geri çekti beni "Anne, ne yapıyorsun?" Dedim sitemle, utançtan delirecektim. Çocuğun önünde annem tarafından alıkoyuluyordum resmen.


Camı kapattı önce "Şanslısın ki Oflaz köye gitmiyor, yoksa seni de yollamazdım." Ne şans ama! Zaten gitmek istemiyordum ama söylemeyecektim çünkü Oflaz da gelecekti!


Perdeyi de çekti "Köye git gel, odayı değiştireceğiz o kadar. O kadının oğluyla görüşmene izin veremem."


"Anne ben kaç yaşındayım Allah aşkına? Bana fikrimi sormadan böyle hareketler yapma, mahcup duruma düşürüyorsun."


Şaşkındı, yaptıkları normalmiş gibi bir de şaşırıyor muydu gerçekten? "Bana bak Efil, o kadının neler dediğni söyledim, sende duydun. Hala oğluyla görüşmeyi nasıl miden alıyor?"


"Oflaz annesinin arkasında durmadı, hatırlıyorsan o gün annesine açık açık haklının yanındayım dedi. O zaman bu annesinin sorunu oluyor, bizim değil."


Sinirden kızarmıştı, öfkeli bakışları yüzümde uzun uzun gezindi, aynı şekilde bende öfkeliydim, yaptığı hoş değildi. "Aranızda ne var?" Aramızda daha bir şey olmadan, olmuş kadar etki yapmıştı. Olsa neler olurdu acaba?


"Bir şey yok tabi ki anne, herkes işinde gücünde. Bizde arkadaşız, o yüzden annesi beni ilgilendirmiyor."


"Pes!" Dedi sitemle, arkasını dönüp odadan çıkarken söylenmeye devam etti "Söylenilen onca lafı kulak ardı etmek büyük potansiyel." Kapımı öyle sert kapattı ki bir an elinde kaldığını düşünmedim değil. Annemde haklıydı ama Oflaz'ın suçu yoktu, sorun annesiydi. Bu yüzden Oflaz'ı göz ardı edemezdim.


Annem çıktığı gibi perdeyi açtım, Oflaz'ın gittiğini düşünmüştüm ama hala oradaydı, bu nedense içimi rahatlatmıştı.


Perdeyi açtığım gibi gözleri gözlerimle buluştu, sorgularcasına kaldırdı tek kaşını. Camı açtığım gibi "Sorun büyük herhalde."


Başımı aşağı yukarı sallamakla yetindim "Gittiğini düşünmüştüm, annemin gazabı biraz serttir. Bu en hafifiydi." Dedim gülerek.


O ise alaydan uzak öyle derinlemesine gülümsedi ve öyle etkileyici baktı ki gözlerime, gökyüzüne havalanıyorum sandım "Beni görmek istediğin an istediğin yerde olurum. Senin olduğun yerden gitmek ne demek? Ben oraya kurulurum."


Evet bilerek yapıyordu, bu bakış, bu gülüş, ve sözler. Kalbim eriyecekti, tek kalbimle de kalmayacaktı tabi. Beni kalpten götürmek istiyordu.


Verebileceğim en normal tepkiyi vermeye çalıştım "Aaa ama!" Dedim saçma bir şekilde yükselerek "Sende iyice şey yaptın..." Ne diyorum ben?


Başını geriye atıp hafif sesli gülünce açıkta kalan boynuna kaydı gözlerim, fırsatçı Efil.


Başını indirip gülmeye devam ederken "Ney yaptım?" Dedi keyifle. "Suyunu çıkardın, git hazırlan hadi." Camı hışımla kapatıp perdeyi de çektikten sonra kendimi saniyesinde yatağa yüz üstü bıraktım. Sızlanırken bir yandan ayaklarımı çıldırmış gibi sallamaya başladım

"Ağır saçmalıyorum."


...

Hazırlandıktan sonra annemin delici ve onaylamaz bakışları eşliğinde kahvaltımızı yaptıktan sonra bahçeye inmiştik, annem ve babamda bizi uğurlamak için inmişlerdi. Bizim kadro tam anlamıyla buradaydı. Başta babaannem, dedem, yengemler ve amcamlar olmak üzere, Dicle, Enis abi, Eda, Leyla, Gökay, Mert, Ömer ve Ayça buradaydı. Parkta ki o günden beri bir araya gelmemiştik bu nedenle kendimi kötü hissetmiştim. Kızlar kapıma gelmişti, görüşmemiştim. Diğerleriyle zaten hiç denk gelmemiştik. Mert'in üstüne de çok gitmiştim. Bakalım nasıl toparlayacağız?


Oflaz ortalıklarda yoktu, son dakika gelmekten vazgeçmiş olamazdı değil mi?


Kadir amcam arabaların kapılarını açtı "Evet, iki araba var. Yerleşin bakalım." İki arabaya bu kadar millet nasıl sığacak acaba? Ömer kendi arabasını kumandasından açtı "İki araba yetmez Kadir abi, benim arabayla da gideriz."


Ben de kendi arabamla gitmeyi düşündüğüm için "Benim arabam da var." Dedim kilidi açarak. "Rahat rahat gidelim." Ama Oflaz nerede? Benim arabamla gideriz diye planlar yapmıştım!

"Tamam o zaman herkes arabalara yerleşsin, çok geç kaldık çok!" Aynen amca, köyü kuşatıp fethedeceğiz sanki, alt tarafı fındık ya. Bugün olmazsa yarın olur.


Dicle, Leyla ve Eda yanıma geldi "Biz senin arabanla gelelim, erkekler de Ömer'in arabasında toplansın." Demişti Dicle, Emre anında mesajı almıştı "Daha kötüsü gelene kadar en kötüsü bu kovuluşum olarak kalacak. Ne kadar ayıp." Cık cıklayarak uzaklaşıp Ömer'in arabasına ilerledi. Arkasından gülerek "Deli." Dedim, başka bir kelimeyle tanımlayamazdım.


Ömer'in arabasına küçük amcam Kadri'de binince artık ağzına kadar dolmuştu. "Hadi bizde binelim." Dedim kızlara, arabama ilerlerken peşimden geldiler. Bahçeden çıkınca arabamın yanında bekleyen Ayça ile karşılaştım, her zamanki gibi umursamaz bakışları üzerimdeydi "Kızlar bu arabada toplanıyor diye duydum." Aslında Kadir amcamın arabası da boştu ama sorun çıkmasın diye ses etmek istemedim. "Evet, binelim."


Biz binerken diğerleri çoktan gaza basıp gitmişlerdi, gerçekten nesi vardı bunların, arkalarından kovalayanları mı vardı anlamıyorum. Beş dakika bekleseler ne olurdu? Dicle yanıma binmişti, diğerleri ise arkaya. Hazır olduktan sonra tam yola çıkıyordum ki kaldırımda bize doğru yürüyen Cenk'i gördüm "Bunun ne işi var burada, bu saatte?"


Öne atıldı Eda "Bu yakışıklıyı tanıyor musunuz?"


"Evet." Dedi Dicle "Sahilde oturduğumuz akşam gelmişti. Doruk'un arkadaşıymış." Cenk sürücü tarafına gelip camıma tıklayınca camı indirdim, Meraklı bakışlarım üzerindeydi "Günaydın." Dedim sorgularcasına. "Günaydın kızlar. "dedi içeriye doğru bakarak "Fındık toplamak için bende kendi arabamla gelecektim ama arabada sorun çıktı, boş yer varsa sizinle gelebilir miyim?" Arabadakilere baktım, önce onay almam gerekiyordu. Başını hevesle sallayan Eda'dan çoktan onay almıştım bile ama yer yoktu.


"Ben arkaya geçeyim." Dicle kapıyı açıp inince Cenk "Size de rahatsızlık vereceğim ama aksilik işte." Diyerek yanımdaki boşluğa oturdu."


"Doruk Bey gelmiyor mu?"


"Gelecek, onun motoru var. Benim arabamla gidecektik, aradım söyledim. Ben araba bulurum dedi, ne yapacak bilmiyorum. Köye giden yollar motor için fazla tehlikeli, araba bulması şart." E Oflaz?


Dikiz aynasından arkadakilere baktım "Oflaz bana geleceğini söylemişti ama göremedim, nerede?" umarım sesimdeki merak ve telaş çok belli olmamıştır, lütfen sakin olayım.


"Sana söylemedi mi? İlerideki parktan alacağız, annelerinizin arasındaki husumetten dolayı gözükmek istemedi. Arabana binerken görselerdi mahalleyi ateşe verirlerdi herhalde." Haklı, hiç böyle düşünmemiştim. Ne kadar düşünceliydi.


"Anladım, iyi yapmış."


Parkın önüne gelince sağa çekip durdum, az ileride kaldırımda bekleyen iki kişiden biri Oflaz'dı ondan emindim ama yanındaki Doruk muydu? Kornaya basıp dikkatlerini üzerime çektim, geldiğimi görünce arabaya doğru geldiler. Bu sırada kendimce oturma planı yapıyordum, biz bu arabaya nasıl sığacaktık?


"Hadi lan." Dedi Cenk şaşırarak "Doruk'da buradaymış." Camını indirip Doruk'a seslendi "Hani araba buluyordun lan?"


Doruk'da Cenk'i görünce şaşırmıştı "Buldum ya işte, seninde araba buldum dediğin Efil'in arabası mıydı?"


"Gördüğün gibi." Dedi gülerek Cenk.


Oflaz'ın, Cenk'i görünce çatılan kaşlarını ve gerilen yüz hatlarını görünce istemsiz gerildim, Cenk'in kapısını açtı "Önce sen bir in bakalım, hemen öne kurulmuşsun."

"Ben yerimi buldum abi, burası gayet rahat." Oflaz, Cenk'in verdiği bu cevaptan hiç hoşnut olmamıştı. Doruk'da ortamın gerildiğini anlamış olacak ki aralarına geçti "Tamam, mecbur kucak kucağa oturacağız. Yapacak bir şey yok."


Oflaz sinirle "Ben bu herifin kucağına oturmam deyince aklıma gelen ilk fikiri hiç düşünmeden dile getirdim "Tamam sen sür arabayı o zaman."


"Sen nereye oturacaksın o zaman Efil?" demişti sert bir tavırla, sen sür ben Cenk'in kucağına otururum demişim gibi tepki gösterince bende gerilmeye başladım, "Cenk'in kucağına oturacak halim yok ya, arkaya geçeceğim Oflaz." Neyin siniriydi bu şimdi? Cenk'i ben davet etmedim, öyle olsa bile ortada hiçbir şey yoktu, tepkisi yersizdi. Üstelik biz sevgili bile değildik!


"Gençler sakin olun, ne bu şimdi?" diyen Leyla'nın sesi hiç ortamda yokmuş gibiydi.


Oflaz az öncekine oranla çok çok az bir farkla sinirini düşürerek konuştu "Şu cümleyi kurmasan olmuyor muydu?"


"Saçma tepkinle kurdurmayı başardın." Arabadan hışımla inip kapımı sertçe kapattıktan sonra yanlarına ilerledim.


Arka kapıyı açıp kızlara baktım "Kızlar, birbirinizin kucağına geçer misiniz? Doruk ve Cenk'de yanınıza gelsin." Doruk ve Cenk'e yan yan baktım "Kimin kimin kucağına oturacağı beni ilgilendirmez. Yerleşin de çıkalım yola."


Sabahın köründe kaldırıldım, annemden azar işittim, şimdi de Oflaz ile gerilmiş ve ilk tartışmamızı yaşamıştık hemde daha sevgili bile olmadan! Bir de Ayça'nın üstümden çekmediği nefret dolu bakışlarıyla uğraşıyordum. Benimle derdiniz ne?


Doruk, alayla "Patron sinirlendi." Dedikten sonra Cenk'in kolundan tutup ön taraftan kaldırdı "Kız haklı, yolumuz uzun." Cenk memnuniyetsiz, Oflaz ise memnun bakışlarla yerlerine geçtikten sonra bende yerime geçmiştim. Derin bir nefes alıp rahatladıktan sonra köye doğru yola çıktık.


........................


Yaklaşık bir saati arkada bırakmıştık, aslında arabayı Oflaz'a verip uyuma planlarımda vardı ama sabah o kadar hareketli geçmişti ki uyku falan kalmamıştı. Arkadaki herkes uyumuştu, aralarında horlayanlar bile vardı. Oflaz ise gözünü bile kırpmamış sessizlikle duruyordu. Sık sık bana bakıyor, yanaklarımın kızarmasına sebep oluyor sonra gülerek önüne dönüyordu.


En sonunda sessizliği bölen o olmuştu "Uykun yok mu? Sinirin geçtiyse ben kullanabilirim."


Göz ucuyla bakıp güldüm "Sinirlendiğimin farkındaydın yani?"


"Elbette farkındayım, beni bile ateşe verecektin."


"Seni bile mi? Diğerlerinden ne farkınız var Oflaz Bey?" dedim kinayeyle, "Cevabını bildiğiniz soruları sormayı ne zaman bırakacaksınız acaba Efil Hanım?"


"Bilmiyorum, cevapla."


"Hmm." Erkeksi sesiyle mırıldandı bir süre "Kalbine dokunmak istiyorum, hatta dokunuyorum da." Dokunuyordu, hemde öyle dokunuyordu ki direksiyonu tutan ellerim karıncalanmaya, avuç içlerim terlemeye başlamıştı. Kendim kaşınmıştım.

"Dokunabildiğini nereden çıkardın?" kaşınmaya devam ediyorum.


"Kesin konuştuğuma bakma, umut ediyorum. Benim senin için fırtınalar olan yüreğime karşı seninkinde ufak bir esinti olsa bile yeter bana."


Asıl şimdi dokunmakla kalmamış avuçları içine almış, sarmalamıştı kalbimi. Böyle güzel konuşursa işimiz vardı ve ben her böyle güzel konuştuğunda kalbimi eline vereceksem eyvahtı.


Arkadakilerin uyuduğunu sandığım için rahattım ama yükselen "Ooooooo" ve "Hey yavrum hey laflara bak" nidalarıyla baştan aşağı utançla kaplanmıştım.


Başımı Oflaz'a çevirdim, keyfi gayet yerindeydi. Arkasına yaslanmış pişkinlikle gülerek önüne bakıyordu. Doruk "Hayırlı olsun kardeşim." Deyip konuyu kapatmak yerine sürdürünce direksiyonu var gücümle sıkıp sakinleşmeye çalıştım.


"Sağ ol kardeşim." Neye sağ ol Oflaz? Neye sağ ol ya kafanı kıracağım şimdi senin. Dicle , Oflaz ve benim koltuklarımızın arasındaki boşluktan öne doğru başını çıkarıp bir bana bir Oflaz'a bakıyordu, yüzündeki şaşkınlık o kadar büyüktü ki ne açıklama yapacağımı düşündüm. "Ne yani sevgili oldunuz mu?"


Ben anında "Hayır." Demiştim ama Oflaz'da benimle beraber "Evet." Demişti.


Leyla "Nasıl yani?" Derken Eda ağlamaklı sesiyle ortama bomba gibi düştü "Ay benim dışımda herkes mutlu, ben aldatıldım millet ne güzel seviliyor." Burnunu içli içli çekince Leyla ofladı "Eda yeter artık gerçekten kardeşim falan demeyeceğim elimin tersiyle sinek gibi yapıştıracağım seni cama."


"Aldatıldım kızım ben, hayallerim suya düştü. Üstümde kara bulutlar var!"


"Hayır canım, üstündeki kara bulut tam olarak gitti. Artık bir mantıklı düşün."


"Tabi senin, senş koşulsuz seven sevgilin var. Tuzun kuru ablacığım." Tam olarak abla kardeş kavgasının içine düşmüş bulunmaktayız.


Leyla bıkkınca bir nefes verdi "Eda, lütfen kardeşim. Burası yeri değil bak arkadaşlarımız adına sevinelim değil mi?"


"Evet!" Dedi Oflaz neşeyle yükselerek "Hem sana adam mı yok, elini salladan ellisi. Boşver o dalya-"


Tamamlamasına müsaade etmeden "Oflaz." Dedim uyarıcı ses tonuyla, iyice terbiyesizleşmişti.


Hafifçe öksürüp gülümseyerek "Dal yarması diyecektim." Diye düzeltmişti, bizde yedik.


İnanmadığımı belli eden tonda "Aynen." Diyerek noktalamak istedim konuyu ama diğerleri kapatacak gibi değildi.


Doruk konuya devam etti  "Ee ne zaman sevgili oldunuz?" Neden en ufak yanlış anlaşılma bizim sevgili olma ihtimalimiz üstündeydi, sanki herkes sevgili olmamızı bekler gibi tetikteydi.


Oflaz beni daha eskiden gördüğünü söylemişti, acaba bundan arkadaşlarının haberi var mıydı? İlk fırsatta sormalıydım. Bunları da geçtim ortamda Ayça vardı, Oflaz onu sevmiyor olabilirdi ama bu kadar da rahat olamazdık.


"Olmadık." Dedim keskin bir dille "Uzatmasak mı artık?"


Doruk anlayışla başını salladı. "Tamam, nasıl isterseniz." Şükürler olsun, Oflaz radyoyu açarken bir yandan "Uzatmayalım bakalım, nereye kadar uzatmayacağız." Diye söylenmeyi eksik etmiyordu.


Ne istiyordu peki? Daha dün gece beni sevdiğini söylemişti, hemen kabul edip boynuna atlamamı falan mı? Düşünmem gerektiğini söylemiştim ama o bana fırsat vermiyor bile.


Duymamazlıktan gelerek gözlerimi yoldan ayırmadım, Oflaz'da radyoyu açıp kanalların arasında gezerken bir tanesinde durdu, arabanın içini dolduran şarkı ne  bu ortamlık ne de bu anlıktı.


"Dağ dağa kavuştu biz kavuşamadık

Keçileri kaçıracağım sonunda


Kaç kaç da nereye kadar

Fazla naz aşkı yorar"


Arabada yankılanan şarkı söyleriyle Oflaz bana doğru dönüp kaşlarıyla radyoyu işaret ederken 'Bak görüyor musun ne diyor?" Manasını vermeye çalışıyordu.


"Aklını başına topla da gel bak

Bir bir uçup gidiyor yollar."


Oflaz'ın kanalı değiştirmeye niyeti olmadığı için düğmeye basıp rastgele bir kaç kanal geçtikten sonra durdum. Şans bu sefer yüzüme güler sanıyordum.


"Olur da hani bir de denk gelirse

Dudaktan kalbine düşerse

Tenle yanar ruhla tamamlanır

Hele bi'de aşkla pişerse."


Bugün Giresun'un radyo kanalları bile benden yana değildi.


Oflaz'ın güldüğünü işitince kanalı tekrardan değiştirdim. Lütfen bu sefer düzgün bir şarkı çıksın.


"Öpmem lazım her santimini

Tek tek tek tek tek tek tek tek" 


Oflaz dişlerini gösterek kadar büyük gülerken ben duyduğum an beklemeden düğmeye basıp radyoyu kapattım. Demek ki şans yüzümüze gelmeyecekti bugün.


"Bir şarkı da durun artık be kardeşim." Diyen Cenk'ti.


Oflaz'ın gülüşü anında soldu "Kes lan sesini."


"Senin benimle derdin ne lan?" Dedi bu sefer Cenk, ciddiyetle.


Oflaz'ın cevabı her zamanki gibi netti "Kanım hiç ısınmadı sana."


"Ee benimde sana."


Havadan sudan konuşur gibi nefret kusmak mı? Erkekler gerçekten değişik canlılar.


"Muhattap olma lan o zaman, kelepçeler içeri atarım seni."


Merakla sordu Cenk, olay tartışmaktan çok uzaktı "Bu görevi kötüye kullanmak değil mi?"


Rahatça arkasına yaslandı Oflaz "Öyle, o yüzden zorunda bırakma beni."


"İyi madem şarkı aç ama değiştirmeyin artık. Doruk bacaklarımın kanını kesti, kafa dağıtmam lazım yoksa bu herifi yoldan toplarız."


Şaşkındı Doruk "Konu bana nasıl geldi lan? Ben mi dedim arabanı boz diye?"


"Ben mi dedim sana motor al diye?"


Oflaz olaya nokta koydu "Kimse size köye gelin demedi, laf kalabalığı yapmayın kardeşim."


Bana biri böyle bir cümle kursa yanına bir daha uğramam, yoldan geçerken de selam vermem ama Doruk normal karşılamıştı "Yürü git lan pezevenk, gel beni yalnız bırakma diye ağlamadın mı dün?"


"Hayır" dedi gülerek "çuvalları taşıyacak birine ihtiyacım vardı."


"Şerefsiz." Dedi Doruk aynı şekilde gülerek "Kandırıldım."


Göz ucuyla bana bakarken bir yandan imayla gülümsüyordu Oflaz "İşte bunlar hep yakışıklı suratımdan dolayı oluyor ama anlayana."


Bakışlarımı yola geri çevirip ifadesiz kalmaya çalışsam da tebessüm etmiştim, bunu diye diye suratının yakışıklı olduğuna ikna ediyordu beni. Ya da benim ikna olasım vardı.


"Susun da şarkı açık artık." Cenk'in sitemiyle Oflaz homurdanarak bastı radyonun düğmesine, açılan ilk şarkı Barış Manço'dan Aynalı Kemer'di.


"Sabah yeli ılgıt ılgıt eserken

Seher vakti bir güzele vuruldum

Al dudakta inci dişi

Bu dünyada yok bir eşi

Seher vakti bir güzele vuruldum.


Aynalı kemer ince bele

Bu can kurban tatlı dile

Seher vakti bir güzele vuruldum."


Oflaz'da mırıldanarak şarkıya eşlik ettiği için değiştirmek istemedim, sanırım bu sefer şans benden yanaydı.


....


Öğlene doğru sonunda köye ulaşmıştık, araba kullanmaktan ayaklarım, gerilmekten ellerim ve boynum ağrımıştı. Bir dahakine Oflaz kullanacaktı arabayı, ben böyle gerecektim onu ki görsün bakalım ağrıyı.


Herkes babaannemlerim evine girmişti, evleri iki katlıydı, birde çatısı vardı. Çok büyük olmasa da sığabileceğimiz büyüklükteydi. Fakat dağılım nasıl olacaktı?


Herkes içeriye girdiğinde babaannem açıklama yaptı "Evde sizler için iki geniş odam var, üst katta evli çiftlerin odası olduğu için gençler bu katta kalacak. Erkekler sağ odada kızlar sol odada kalacak." Derken sırayla odaları gösterdi.


"Kızlar neden sol odada kalıyor babaanne, ne farkı var?" Diyen, her halta burnunu sokan kardeşim Emre'ydi.


"Çünkü oğlum sol odada tuvalet banyo var, rahat etsinler diye."


"Anladım, iyi bari." Dedi memnuniyetle.


"Şimdi herkes odasına yerleşsin, bir yemek yedikten sonra hep beraber temizlik yapacağız." Ne temizliği anlamadım? Bana kimse böyle bir şeyden bahsetmedi!!

Son Yazılar

Hepsini Gör
30.BÖLÜM

2 AY SONRA   "Neden bu kadar hızlı? Neden bu kadar hızlı evleniyorsunuz?" Emre karşıma geçmiş bana hesap sorarcasına sorguluyordu, kollarını bağlamış bir sağa bir sola yürüyordu "Nereye aceleniz var,

 
 
 
29.BÖLÜM

Oflaz'la yüzük taktığımız, bize göre rüya ailemize göre kabus olan gecenin üstünden üç gün geçmişti. Ne annelerimiz tekrar birbirine girmiş, ne de farklı bir sorun çıkarmışlardı. Oflaz'ın annesi ve ba

 
 
 
28.BÖLÜM

Oflaz'ın yanından ayrılınca telefonuma Emre'den gelen mesajla babaannem ve dedemin eve geldiğini öğrenmiştim. Attığı mesaj şöyleydi.   Emre: Ecelinin sebepleri geldi abla   Efil: O ne demek?   Emre: B

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page