10.BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 7 dakikada okunur
"Hayırlı olsun Oflaz Bey. Kayınçon bütün karakolu Oflaz Şahinoğlu benim eniştem, ablamın nişanlısı diye inletti. Nişanlandığından haberimiz yoktu ama umarım düğüne çağırırsın.”
Bu olanlar şaka gibiydi, Emre! Sen oradan bir çık nasıl mahvediyorum seni!Bu çocuk bana sevgili olduğunuzu söyledim dememiş miydi? Bu adam niye nişanlı diyordu o zaman? Emre, seni mahvettim, dayaklardan dayak beğen Emre.
Derince nir nefes alıp arkama yaslandım, sakinleşmem lazım. Şu an bunun sırası değil. Ama insan sinirlenmeden edemiyor! Oflaz Bey'inde hiç umrunda değil, Emre'ye bile tek laf etmedi.
Kollarımı göğsümde bağlayıp ofladım, sakinleşmeye dair bir kıpırtı yoktu içimde, ayağımı hafifçe yere vurup ritim tutarak beklemeye devam ettim.
.....
Saat gece yarısına gelmek üzereydi, eğer pinokyo olsaydım şu an burnum buradan bizim eve kadar uzanırdı. Annemle babama yalan söylemekten imanım gevremişti. “Abla!” koridorun sonundan gelen Emre’nin sesiyle ayağa kalkıp ona doğru döndüm, bana doğru koşup kollarını açınca bende kollarımı açıp güldüm. Belimden kavrayarak havaya kaldırıp etrafında döndürmeye başlayınca istemsiz kahkahalar dökülmüştü dudaklarımdan. “Deli!” dedim neşeyle “Çıktın sonunda.”
Oflaz sabahtan beri Emre’nin çıkması için uğraşıyordu, sonunda başarmıştı ama çok yorulmuştu eminim. Bütün gün karakola uğramamıştı bile, yarım saat olmuştu geleli. Tek de gelmemişti üstelik, yanında Emre’ye bu işi verenlerle beraber gelmişlerdi. Şimdide canım kardeşim yanımdaydı şükür.
Emre beni yere indirdiğinde Oflaz ve yanındaki başka bir polisle beraber yanımızda bizi gülerek izliyorlardı. “Geçmiş olsun.” Dedi bize bakarak yabancı polis. Emre’ye döndü samimiyetle “Eniştene şükret delikanlı yoksa daha buradaydın.” Geldik mi yine bu konuya? Delireceğim yine geliyorlar bana! Hep Emre yüzündendi bu olanlar, Oflaz'a da mahvup olmuştum. Herkes bizi nişanlı sanıyordu!
Emre ise bu durumdan gayet memnun şekilde gülümseyerek salladı başını “Haklısınız, teşekkürler.” Dedikten sonra bu sefer Oflaz’a sarıldı “Teşekkürler eniştem, hakkını ödeyemem.” Eniştem? Daha ilk günler beni Oflaz’dan kıskanan çocuğa da bak! Utanmasa şimdi nikah kıyacak bize. Oflaz'da bu durumdan memnunmuş gibi gülümseyerek bana bakarken bir yandan abi edasıyla Emre’nin sırtına pat patlıyordu. “Ne demek kardeşim, görevimi yaptım ama sen yine de böyle şeylere bulaşıp beni uğraştırma. Ablanla güzel bir kahvaltı sofrasından kaldırdın bizi.”
Oflaz'da ki şu tavırlara bak, utanmasa cilve yapacak. Kur mu yapıyor bu terbiyesiz, arsız, utanmaz herif bana?
Emre, Oflaz’dan ayrılıp bana ‘Öyle mi?’ manasında imalı bakışlar atarak sırıtıyordu “Kusura bakma ablacığım," derken başını yeşilçam dizilerindeki karakterler gibi sağa çevirdi, ardından sola çevirdi "Enişteciğim bir daha olmaz.” Şu hale bak çoluğun çocuğun makarası olmuştum, birde keyifli. Elimin tersiyle çarpacağım şimdi.
Bu sefer ben “Öyle mi?” demiştim imayla gülerek “Bizim işimiz daha bitmedi.” Anlamadı tabi “Ne?” der demez kulağından tutup çektim, boyu benden uzun olduğu için eğilmek zorunda kalmıştı, bu daha iyiydi, ne kadar eziyet o kadar iyiydi.
“Abla ne yapıyorsun ya?”
“Gidiyoruz.” Oflazın yanındaki polise dönüp gülümsedim “Size iyi akşamlar, teşekkürler tekrardan.” Başını önemli değil manasında sallayıp Emre’nin can çekişmesine gülerken Oflaz’a baktım bu sefer “Geliyor musun? Motorun burada mı?”
“Burada canım, sen git benim biraz daha işlerim var?” Canım? CANIM MI? Oflaz sende hiçbir fırsatı kaçırmıyorsun. Bu tavırları söyledikleriyle hiç uyuşmuyordu, amacı neydi bunun? Beni kalpten götürmek falan mı?
Hayır anlamadım ben niye heyecanlanıyorum? Efil en büyük gerizekalı sensin, gerçekten sensin! “Tamam o zaman görüşürüz.”
“Görüşürüz hayatım.” Oflaz! Gözlerimi kısarak uyarır manada baktım, amacın ne senin be çocuk?!
Tepki vermemeye çalışarak arkamı dönüp Emre ile beraber çıkışa doğru giderken Emre hala sızlanıyordu “Abla kulağımı koparacaksın, bıraksana artık.”
“Cezanın başlangıcı bu, annemle babama söyleyeyim mi yoksa razı mısın?”
“Hayır hayır.” Dedi paniğe kapılarak “Söyleme razıyım ama abartma lütfen. Ben senin minik kardeşinim.” Karakoldan çıkarken herkesin neşesi olmuştuk resmen, piyes mi oynanıyordu sanki?
“Bende senin ablanım ama sen bana hiç acımıyorsun Emre.”
“Ne yaptım ya? Hataydı kusura bakma. Bende pişmanım, bir daha olmaz.”
Arabanın önüne gelince kulağını bırakıp sürücü tarafına ilerledim “Senin yüzünden herkes bizi nişanlı sanıyor.” Arabaya binip kemerimi bağladım, Emre’de aynı şekilde binince eve doğru yola çıkmıştım. “Yanlış bir şey söylediğimi sanmıyorum, birbirinizden hoşlanıyor gibisiniz.”
Bu çocuk çok patavatsız ve düşünmeden konuşuyor. “Emre, suçunu hafifletmek için saçmalıyorsun. Ben daha Ke-“
“Abla lütfen bana Kerem deme, bu aldatılma olayını kafanda hafifletmeye mi çalışıyorsun, ondan mı bir türlü kafandan atamadın bilmiyorum ama-“ duraksadı, bu sessizlikten bir şey itiraf edeceğini anladığım için konuşmamıştım. Devam etti “O gün Gonca ve Kerem’i öpüşürken görüp fotoğrafını atan bendim.” Direksiyonu istemsizce sıkıp frene basmak yerine gaza basmıştım, “Abla sakin ol.” Sakinim, anından fark edip kontrolü ele alınca Emre’ye döndüm “Sonra niye itiraf etmedin?”
“Gerek duymadım ama sen bizzat gören birinden duymayınca inanmayacak gibisin, o fotoğraf gerçek abla. Sende o herifi sevmiyorsun, sadece aldatılmayı yediremiyorsun bu kadar. Unut şu aptalı artık.” Biz genelde Emre ile şakalaşır, eğlenirdik. O bana akıl danışırdı ama şimdi o bana akıl veriyordu.
“Kendi olayının üstünü kapatmaya mı çalışıyorsun?” diyerek konuyu dağıtmak istemiştim ama kanmadı “Hayır, iyi olman için çabalıyorum abla.” Yaşadığımız bu an, herşeyiyle bana Emre’nin büyüdüğünü hissettirmişti. Sessiz kalmak istedim, her zamanki gibi kaçış yolumdu bu benim.
Eve gidene kadar sessizliğimizi koruyup eve gidince de odalara dağılmıştık. Annemlere Emre ile akşam yemeği yiyip geleceğiz dediğimden rahat rahat uyumuşlardı, bu iyi olmuştu birde onlara hesap vermek istemiyordum.
Üstümü değiştirip Yatağa uzandım, yarın köye gideceğimiz için valiz de hazırlamam gerekiyordu. Tekrardan kalkıp el valizimi çıkardım dolaptan, rahat kıyafetler ve gerekecek birkaç bir şeyin ardından yarım saat içinde hazırlamıştım valizimi. Hayatımda ilk defa fındık toplayacaktım, merak etmiyorda değildim aslında, farklı bir deneyim olacaktı hemde yeşillik içinde çalışacaktık.
Valizimi kenara koyup yatağa ilerlerken gözüm perdeye kaydı, günlerdir açmadığım perde aynı şekilde duruyordu. Bugün zaten görüşüp konuşmuştuk, kahvaltıda son kurduğu cümle bana farklı duygular hissettirse de yanlış bir harekette bulunmak istemediğimden üstünde durmak istemiyordum.
O gelmiş miydi acaba? Perdeyi aralayıp camına doğru baktım, dejavu yaşatacak sahneyle karşı karşıya kalmıştım. Yine üstünde tişört yoktu, çıplaktı ama bu sefer sırtı değil göğsüne bakıyordum. Üstelik cam açıktı ve beni çoktan görmüştü, YİNE!
Bu sefer ciddi anlamda beni beklediğini düşünecektim. Bana farklı şeyler düşündürtme be adam.
Cama yaklaşıp güldü “Sonra röntgenci deyince kızıyorsun.” Ellerini camın önündeki mermere yaslayarak dikildi karşıma, biraz geç olsa da gözlerimi yüzüne çıkardım, bu sefer gerçekten röntgenlemiştim ama sonuna kadar inkar!
Camı açıp bende yaklaştım “Sende her fırsatta soyunarak çıkma karşıma. Amacın ne?”
Dişlerini göstererek keyifle güldü bu sefer “Utandığını görmek, yanaklarının kızardığını görmek çok tatlı.”
Ellerimi yanaklarıma koyup ters ters baktım “Çok komiksin.” Perdeyi kavradım “Neyse ben yarın fındık toplamaya gidiyorum, malum boş değiliz." Diyerek böbürlendim "Bu yüzden yatmam lazım.” Perdeyi çekeceğim sırada “Dur.” Dediği için bekledim “Ne oldu?”
“Geçen gece bana bir soru sormuştun.” Hayır, sormadım. Bunu duymak istemiyorum gerçekten, yine kaçsam fazla mı olurdu? Cevap vermeyeceğimi anlayınca devam etti “Sana karşı hislerim olup olmadığına dair, bende hayır demiştim ama yalan söyledim.”
Böyle dan diye söylenir miydi bu cümle? İşte şimdi tek yanakla kalmazdı, bütün vücudum kızarmıştı. Kalp atışım göğsümü yarıp geçebilirdi, avuç içlerimin terinden hemen ayak dibimde minik bir gölet oluşabilirdi, kulaklarım yanıyordu sıcaktan! Bacaklarım mı titriyordu ne?
“Ben seni seviyorum, seni ilk buraya geldiğinde görmedim. Daha öncesi var ama onu sonra anlatırım. Gönülden yaralı olduğunu gelince fark ettim ve o gece birine haksızlık yapıyormuş gibi hissettiğini söylediğinde emin oldum. Bu gönül yaranın geçmesini beklemek istedim ama dayanamadım çünkü Ayça yüzünden uzaklaştın, annem yüzünden uzaklaştın. Sürekli bir şeyler çıktı. Artık ertelemek istemedim.” Bu duyduklarım doğru muydu gerçekten? Oflaz bana beni sevdiğini söylemişti. Ne tepki vermem gerekiyordu? Ne yapmalıyım şu an ben bilmiyorum! Ben neden hiçbir zaman hiçbir şey bilmiyorum?!
“Şu an cevap vermen gerekmiyor ama düşünceni merak etmiyor da değilim.” Sessizliğim istemsizce sürdü, ben daha kendimden emin değilim ki!
“Cevap verecek misin artık?” dedi merakla, evet artık cevap vermem gerekiyordu. Boğazımı temizledim gergince, konuş artık Efil. “Dediğin gibi bir gönül yaram yok ama ilişkim biteli yaklaşık bir ay oldu daha taze, ayrılığımız da aldatılmaydı. İstemsizce içten içe kırgınlıklarım, üzüntülerim var. Ben hissettiklerimi anlayamıyorum ve seni yara bandı olarak kullanmak istemiyorum. Diğer bir konu da aldatılma, kişisel algılama ama tekrardan birine güvenmek için de erken gibi hissediyorum. Bunun dışında seninle eğleniyorum, ne kadar sinir etsen de tabi ama bilmiyorum Oflaz.”
Samimiyetle gülümsedi “En azından direk hayır demedin.” Gülümseyerek baktım bende, hayır diyemezdim çünkü kabul edemesem de benim de içimde filizlenen tomurcuklar vardı. “Şöyle yapalım o zaman.” Dedi düşünceyle “Köyde sana ne kadar güvenilir biri olduğumu göstereceğim ve öyle ikna olacaksın ki Oflaz sana aşığım diyeceksin.”
Öyle mi dercesine alayla kaldırdım kaşlarımı “Allah Allah.”
“Öyle.” Dedi gülerek “Sana neden böyle itiraf ettim sanıyorsun? Planımın ilk aşaması.” Üstünü gösterince “Salak.”dedim gülerek “Ne kadar terbiyesiz birisin ya.” Yine Oflaz’lığını yaptı işte; ciddi bir konuyu getirip saçma sapan bir yerde sonlandırdı. Fakat bir dakika…kalbimin bu sefer heyecanla çarptığını biliyordum ”Köye sende mi geliyorsun?”
“Evet, yıllık iznimi fındığa denk getirdim yardım için. Bir haftasını fındıkta kullansam sıkıntı olmaz.” Köyde Oflaz ile fındık toplamak mı? Farklı bir deneyim derken bunu kasdetmemiştim.
"Mesela olması gerektiği gibi kullanıp tatilde yapabilirsin, niye fındığa heba edesin ki?" Zaten sürekli çalışıyordu, boş zamanlarında arkadaşlarının işine bile gidiyordu, fındık biraz fazla değil miydi artık?
"Önceki yıllarda gitmemek için bir sürü bahanem vardı ama artık sen varsın." Nefesimi tuttum gergince, bu artık böyle mi olacaktı? Ben eski Oflaz'ı istiyorum.
"Tamam tamam." Dedi pişkince gülerek "Beni böyle görünce zaten bir sıcak bastı seni, bir de iltifat ediyorum, fazla yüklenip devreleri yakmayalım."
Hayır ya hayır, bu Oflaz'ı da istemiyorum ben. Her türlü sinir etmeyi çok iyi başarıyordu. İşaret parmağımla daire çizerek "Şu Dünya'da" dedim en net sesimle ve devam ettim "Ego en başta gelecek şekilde, pişkinlik, arsızlık, kendini beğenmişlik kelimeleri olmasaydı da seni görünce direk bunlar aklıma gelirdi."
İlkokul çocuğu gibi parmağını kaldırıp çekinerek "Sözünü balla kesiyorum ama" dedikten sonra aynı pişkinlikle devam etti "Yakışıklı suratı unuttun."
Sinirliydim ama istemsizce gülmekten alıkoyamadım kendimi, elimi gitmesini işaret eder gibi savurdum "Lütfen defol Oflaz ya."
Alıngan tavırla göz süzerek arkasını döndü, bir adım atmıştı ki "Biz burada ilanı aşk edelim" vücudunu bana dönmeden başını yan döndürdü "Hanımefendi kovsun, bugünlerin acısını çıkaracağım günde gelir."
"Aynen canım aynen, çıkarırsın acısını." Ondan önce davranıp camı kapattım, beklemeden perdeyi de çekmiştim. Heyecandan elimin ayağımın titremesine mani olamadım, yatağa yönelip oturacakken kapım ani hızla açıldığı gibi Emre içeriye girdi. Zuhal Topal'ın kolbastı şovu gibi oynayarak kapıyı kapatıp karşıma geldi.
Anlamsız bakışlarım eşliğinde oynamaya devam ederken "Ablam gelin oluyor sırada bana geliyor." Diyerek eşlik etmeyi de eksik etmemişti.
"İnanamıyorum Emre!" Dedim iterek, sendelemişti ama oynamaktan vazgeçmemişti. "Kapımı mı dinledin?"
"Sürekli aynı konudan dolayı üstüne geldiğimin farkına varıp özür dilemeye gelmiştim ama haklılığımın verdiği yetkiye dayanarak senden teşekkür bekliyorum." Dansına hala devam etmesi de cabasıydı.
"Gerizekalı." Dedim sinirle gülerek, Emre benim sırdaşım olduğu için duymasında sıkıntı yoktu, ona güveniyordum ama sürekli imamlarda bulunacaktı. Fakat anlamadığım bir şey vardı, ciddiyetle çattım kaşlarımı. Kolundan tutup yatağa çektim, sonunda dansı bırakmıştı. "Sen başta Oflaz hakkında gözüm tutmadı demiştin, ne değişti de Oflaz'cı oldun?"
Sağ bileğini kaldırıp baktı, olağanüstü bir performansla şaşırıp ayağa kalktı "Saate bak abla, yarın köye gideceğiz. Uyumam lazım iyi geceler."
İki adımla kapıya vardı "Emre buraya gel." Annemle babam uyuduğu için fazla bağırmamıştım, ayağa kalkıp peşinden de gitmemiştim. Nasıl olsa yan yana geleceğiz, öğreneceğim. Benden kaçmaz.
Emre odadan çıktıktan sonra örtünün altına girip yattım. Heyecandan kalbim öylesine hızlı atmaya devam ediyordu ki Oflaz'ın üstümdeki bu etkisinin yeni yeni farkına varıyordum. Evet ondan etkilenmiştim, beğenmiştim, beraber vakit geçirmek hoşuma gidiyordu ama hislerimden yine de emin değildim. Bu nedenle izin veriyordum, Oflaz kendisi hakkında güven kazanırken benim de duygularımdan emin olmamı sağlayacaktı.
Heyecanla beklemedeyim.
Yorumlar