1. BÖLÜM
- ozgemcakirci
- 2 Eki 2025
- 7 dakikada okunur
"Efil, kaldır başını." İsmimi duymamla irkilerek başımı kaldırdım. Derse ara verildiğinde başımı masaya koymuştum, gece uykusuz kaldığımdan uyuya kalmıştım demek ki. Dün gece hayatımın en kötü gecesiydi ve en kötü sabahına uyanarak bu berbatlık devam ediyordu. Daha ne kadar kötüsü olabilir dedikçe en kötüsü oluyordu.
Seslenen hocaya çevirdim bakışlarımı "Gece beşik salladın herhalde. Derslerde uyuyarak nasıl doktor olmayı düşünüyorsun?" Memnuniyetsiz ve samimiyetten uzak bir gülüşle karşılık verdim hocaya, kendimi tutamayarak "Olmak istediğimi söyleyen kim?" Diyerek mırıldandım, duymamıştı elbette. Herkese ve herşeye karşılık veren ben, aileme karşı bu konuda dik duramamıştım maalesef. Hayatımın en cehennem yılıydı.
Bıkkınca yüzüme bakmaya devam eden hoca en sonunda pes ederek tahtaya dönüp anlattığı konuya devam etti. Ünlü iş adamı Kadir Aydın'ın kızı daha ünlü ve büyük olmalıydı tabi, hocaların bakış açısı da bu yönden olduğundan -tıpkı ailem gibi- benim hakkımda çok umutsuzlardı.
Yüzümü sıvazlayıp saçlarımı geriye atarak derin bir nefes çektim, kendime gelip ayılmaya çalıştım. Yanımda oturan arkadaşım Gonca'ya baktım, ders başlayınca beni kaldırmasını söylemiştim ama ortalıklarda yoktu, aynı şekilde sevgilim Kerem'de ne mesajlarıma ne aramalarıma geri dönmüştü, o da ortalıklar da yoktu. Sinirle kıvrıldı dudaklarım, yine bensizdi demek.
Hiç düşünmeden çantamı alıp sıradan kalktığım gibi kapıya yöneldim. Hocanın arkamdan sertçe bir nefes çekip "Nereye Efil?" Dediğini duysam da cevap vermeden sınıftan çıktım. Büyük ihtimalle notlardan acısını çıkaracaktı. İstemediğim bir şeyin zorla yaptırılması eziyet gibiydi, öylesine külfetti ki üzerimdeki ağırlık bana hiçbir iş yaptırmıyordu. Halbu ki üniversite yıllarımı hiç böyle hayal etmemiştim.
Kantinde oturan Kerem ve Gonca'yı görünce yanlarına adımladım, karşılıklı oturmuş içeceklerini yudumlarken kahkahalarla sohbet ediyorlardı. Ben yokken kahkahalar hep havada uçuşuyordu, ben varken nemrut gibilerdi. Dün gece bölümden tanımadığım bir kızın bana attığı fotoğraflar herşeyi kesinleştirmişti kafamda, uzun zamandır zaten şüpheleniyordum ama konduramıyordum.
Bugünde fırsat olsun da konuşayım diye bekliyordum, insan aldatıldığını öğrenince ne yapar ki? Fotoğrafı gördükten sonra aslında ne kadar da şaşırmadığımı ve bu duruma hazırlıklı olduğumu fark ettim ama yine de insan kendi gururuna yediremiyordu. Ben gerçekten böyle hayal etmemiştim.
Kerem'in yanındaki sandalyeyi çekip oturdum, ikisine de gülerek"Selam." Dedim, aralarında geçen kısa bakışmadan sonra Kerem karşılık verdi "Selam sevgilim. Dersten niye çıktın?" cevap vermedim, soru sorma sırası bendeydi "Siz neden girmediniz?"
"Yani" Dedi Gonca uzatarak ve gülümseyerek "Sohbet sardı aşkım, canımız girmek istemedi." Dudaklarımı öyle mi dercesine büzüp başımı salladım, bensiz sohbet hep sarıyordu. "Bu arada Efil, cüzdanından iki yüz lira aldım haberin olsun. Ben cüzdanımı evde unutmuşum. İki yüz liranın lafı olmaz herhalde." Derken keyfi gayet yerindeydi, Gonca ile yılın başından beri arkadaştık, onu severdim ama Kerem ile sevgili olduktan sonra bana olan tavırları değiştiği için içimde beni kemiren bir kurt sürekli iş başındaydı. Bu nedenle hep bir fırsat gelmesini bekledim ki bende eteğimdeki taşları dökebileyim. Kerem için de öyleydi, benim yanımda sessizleşen Kerem ve Gonca'yı yokluğumda hep sohbet ederken yakalamıştım. Hep gülüyorlardı. Neyseki beklediğim fırsat elime ulaşmıştı.
"Sıkıntı yok." Dedim onun gibi yapmacık gülümsemeyle "İban atarım, müsait olduğunda geri atarsın." Hiç bir zaman harcadığı parayı geri istemediğimden afallamıştı "Nasıl yani?"
Arkama yaslandım "Ne demek nasıl yani Goncacığım? Senin baban alın teriyle kazanıyor da benim babam sokaktan mı topluyor? Hem böylece cüzdanını yanında taşımayı unutmazsın."
Kerem ve Gonca şaşkınlıkla söylediklerimi dinlerken ne diyeceklerini bilemediler, aniden olan bu değişimim ikisini de afallatmıştı. "Aşkım ayıp olmuyor mu?" Bakışlarımı Kereme çevirip kendimden emin tavrımla cıkladım "Olmuyor." Üstüne basarak "Aşkım." Demeyi de eksik etmedim. İkisinin üzerinde ki kuşkulu bakışlarımı sürdürdüm, devamında söyleyeceklerim bitmemişti ki telefonum çalınca ertelemek zorunda kaldım. Arayan kişinin kardeşim Emre olması kaşlarımı çatmama neden oldu. Normalde para istemek için benimle muhattap olurdu onu da mesaj yoluyla yapardı.
Ayağa kalkıp uzaklaştıktan sonra aramayı açtım. "Abla." Diyen sesi panik içindeydi, kalbimin atışı anında hızlanmıştı, bende aynı panikle "Ne oldu?" Dedim, birine bir şey olma düşüncesi iliklerime kadar titretmişti "Acil eve gel, eşyaları götürüyorlar." Birine bir şey olmadığına sevinmekle, beklemediğim bir cümlenin şokuna girmek arasındaydım. "Bu ne demek Emre? Kim götürüyor?"
"Babamın şirketi batmış abla, haciz geldi eve. Acil gelmen lazım." Ne demişti, haciz mi? Bizim eve haciz mi gelmişti? Hayır, bu saçmalık. Başımdan aşağı dökülen kaynar suların verdiği, içime akan sıcaklıkla ne yapacağımı bilemedim. Efil şoka girmenin sırası değil, hemde hiç değil. Hemen eve gitmeliyim. Elimi alnıma koyup soluklandım birkaç saniye, etrafıma bakındım. Eve gitmen lazım Efil, hemen eve gitmen lazım. "Geliyorum."
Telefonu kapatıp masadan çantamı ve ceketimi aldım "Ben eve gidiyorum." Çantamdan arabamın anahtarını çıkardım "Sizinle sonra görüşeceğiz." Kerem ve Gonca arasında yeniden geçen ufak bakışma, Kerem'in kolumdan tutup beni durdurması saniyeler içinde gerçekleşti.
"Görüşürüz aşkım. Madem eve gidiyorsun arabanı bana ver, benimki serviste. Sen taksiyle gidersin, yarın getiririm." Sinirle bir nefes çekip göz devirdim, koyun can derdinde kasap et derdinde. Beni camdan aşağı at diyor yalvarıyordu adeta. Araba anahtarını sıkıca tutup uzattım, küçük düğmesine basıp anahtar açılınca karnına bastırdım ve yaklaştım. Bugün ki çoğu eylemim gibi yine düşünmeden tek bir cümle döküldü dudaklarımdan. Net, tek bir cümle "Siktir git Kerem."
Cevap vermelerine fırsat vermeden arkamı dönüp hızlı adımlarla kantinden çıktım, bunu söylemek için uzun zamandır bekliyordum, içimden koca bir yük kalkmış gibiydi fakat farklı yükler vardı. Eve gidince anlayacaktım. Okuldan çıkıp arabama bindiğim gibi çalıştırıp bahçeden çıktım.
...
Evin olduğu sokağa girdiğimde karşılaştığım manzara içler acısıydı, iki üç tane takım elbiseli adam babam ile konuşuyordu. Annem sessizce göz yaşı akıtırken Emre'ye sarılmış evden taşınan eşyaların gidişini izliyordu. İçimde keskin bir acı baş gösterdi, ilk duyduğumda idrak edememiştim. Annemin göz yaşları, babamın çaresizce döktüğü diller ve Emre'nin elinden bir şey gelemediği için umutsuzca annemin yanında durması içimi o kadar yakmıştı ki gözlerim doldu. Etrafa toplanan komşularda cabasıydı, gösteri düzenlenmiş gibi dikkatle izliyorlardı.
Arabayı eve yaklaşmadan sağa çekip indim, koşar adım eve yaklaştım. Eve doğru attığım her adımda daha da soğuk oluyordu bedenim, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağının ürpertisiydi belki de. Bahçeye girdiğimde ilk gören annemdi, beni görünce gözlerini sildi ama nafile. "Anne, baba, neler oluyor burada?" Babam beni görünce gözlerinde beliren öfkeyle Emre'ye döndü "Dersi var, haber verme demiştim Emre!"
"Aileden olduğu için haberi olsun istedim baba, zaten devam edemeyeceği bir okulda son derse girmemesi sıkıntı olmazdı."
Emre'nin ağzından çıkan her bir kelime babamı daha da öfkeye sürüklemişti. "Ne demek devam etmeyecek? Ne saçmalıyorsun? Zaten canım burnumda bir de kendinle uğraştırma beni."
"Özel üniversiteye gidiyor baba, nasıl ödemeyi düşünüyoruz? Ben de dershaneye gidiyorum mesela, sokakta kaldık. Tek sorun ablamın istemediği bir bölümü nasıl okuyacağı mı?"
Bütün olay bitmişti de tek sorun bizim eğitimimiz miydi? Emre'nin yanına gidip kolundan tuttum ve dikkatini üzerime çektim. Annem zaten iyi değildi ama babamın da iyi olduğunu sanmıyordum. Gözlerinde ki yorgunluk ve pişmanlık bariz belliydi, Emre bu kadar üstüne gitmemeliydi.
"Emre, sessiz ol lütfen. Pişman olacağın şeyler söylüyorsun."
Gözlerimiz saniyelik buluştu, derince nefes alıp geri çıkarak arkasını döndü. Beni üzmek istemediğinden sessiz kaldığını biliyordum yoksa söyleyecek çok şeyi vardı. Annemle babama da döndüm, göz kapaklarımı yavaşça indirip kaldırdım, sakin olmalarını işaret ettim. Şu an bu tartışmaların bize hiç yardımı olmazdı.
Adamlar işlerini bitirip gittikten sonra büyüdüğüm eve ilk adımımı attım, eşyaların çoğu götürülmüştü. Salonun ortasına asılı olan aile fotoğrafımıza baktım bir süre, binbir emek çöp mü olmuştu şimdi? Ne olacaktı, ne yapacaktık? Zaten çatırdayan aile köklerimizin bir bir yıkıldığını net hissediyordum.
Üst kata çıktım, odamda neyim kalmıştı peki? Herşeyimi götürmüşler miydi? Odamdan gelen takırtı seslerini işitince meraklanıp kapıyı açtım. Emre içerideydi, ne zaman yukarıya çıktığını fark etmemiştim bile. Yatağımın üstünde, elinde hediye paketiyle oturuyordu. Usul adımlarla yaklaşıp yanına oturdum, içinde bulunduğum durum karmaşasından çıkmaya çalıştım, gülümsedim, abla olmak bazende buydu belk de. "Hayırdır, bu hediye kime?"
Başını kaldırmadı, buruk tebessümle "Sana." Dedi sakince, durduk yere hediye almasına şaşırmadım. Hiç ummadığım anlarda 'bunu görünce sen aklıma geldin' abla der, hediye paketini önüme koyardı. Sana değer vermeyen heriflerin en ufak sevgi kırıntısına kapılıp da hayatını mahvetme, kimsenin sevgisine ihtiyacın yok diyerek verdiği ilk çiçeği hiç unutamıyorum. Sonradan aldığı her çiçek de aklıma geliyordu bu söyledikleri ve ben onun uğraştığı şeyi göz ardı ederek yanlış seçim yapmıştım.
Paketi uzattı "Uzun zamandır istediğin şeydi." Paketi alıp önce yanaklarından öptüm, gözlerim yaşlarını akıtmamak için fazlaca güç sarfediyordu. Şu an her zamankinden çok farklıydı sanki. Paketi açtım, kalbim heyecanla hızla atmaya başladı. Bu uzun zamandır istediğim gitardı. Pembe, kırmızı kalpler olan bir gitardı. "İnanamıyorum Emre, bu istediğim gitar! Çok pahalıydı bu, nasıl aldın?"
"Çalıştım aldım, orasını boşver. Gitar eğitimi için hoca da ayarlamıştım aslında ama artık burada yaşamayacağımıza göre o iptal oldu, özür dilerim." Gitarı kenara koyup ayağa kalktım, yatakta oturduğu için başı göğsüme denk geliyordu, sıkıca sarılıp sarmaladım "Saçmalama, çok mutlu ettin beni aptal." Fakat artık burada yaşamayacak mıyız dedi o? Nerede yaşayacağız? Benim bundan haberim yoktu.
Uzaklaşıp yüzünü ellerimin arasına aldım " Emre, ne demek burada yaşamayacağız, nerede yaşayacağız?" Ellerini ellerimin üstüne koydu "Babaannemlerin aile apartmanında." Ellerim iki yanıma düştü, nasıl yani? Gidip orada mı yaşayacağız? Sık sık gitmezdik, gidince güzel vakit geçirirdik ama yine de temelli yaşamak mı? Olmasın.
Emre, tepkisizliğimden dolayı daha da hiddetlendi "Bende böyle tepki verdim, babamın batırdığı bir iş yüzünd-" kendime gelerek elimle ağzını kapattım " Emre, yeter ama artık. İnsan bile bile işleri batırmaz, daha fazla söylenme lütfen. Hem bu yaşımıza kadar hiçbir şey eksik etmedi, bu saatten sonra da bizim destek olmamız gerekmez mi?"
Öfkeyle ayağa kalktı, onu sakinleştirmek ve susturmak her zaman çok zordu
"Gerekmez abla, gerekmez. Küçüklüğümden beri ne anne yüzü gördüm ne baba, ikisi de çalışacağım, eve ekmek getireceğim bahanesiyle ne bizimle vakit geçirdi, ne de başımızı okşayıp sevdiklerini söylediler. Hani nerede o uğruna mesai harcayıp çocuklarını göz ardı ettikleri işleri. İnşaat şirketi olan babam mutlu aileleri ev sahibi etti, çocuk doktoru olan annem başkalarının çocuklarını iyileştirdi, peki ya kendi ailesi, kendi hasta çocuğu? Benim başımda sen bekledin abla, bana sen seni seviyorum dedin, başımı sen okşadın. Sen reşit olana kadar toplantıma gelen bile olmadı, sen geldin sonradan. Sen, sen, sen. Bundan sonra benim bütün sevgim de merhametim de, tatlı dilimde sana, desteğimde."
Şu saniye anladığım şuydu, giden tek şey eşyalarımız değildi, eski sakinliğimiz de yoktu artık. Az çok bir bütünlüğümüz vardı, artık o da yoktu, biz dağılıyorduk ve bunun yavaş yavaş olduğundan bile şüpheliydim.
Göz yaşlarım bir bir akarken sakinleşmeye çalışarak ellerini yanaklarıma koydu "Biz başımızın çaresine bakarız abla." Başımı iki yana sallayıp reddettim bu söylediğini, bakabilirdik ama bakmamalıydık. Böyle olmazdı "Böyle olmaz Emre, biz aileyiz. Herşey düzelecek böyle yapma."
"Abla, istemediğin bir bölüm okuyorsun. Hobilerin vakit kaybı olarak düşünüldüğü için gitar eğitimi almana bile izin verilmedi. Neyden söz ediyorsun sen?" Cevap veremedim, böyle ayrılmak istemiyordum. Kendimi o kadar çaresiz hissediyordum ki sokakta tanımadığım birinden yalvarıp yardım isteyebilirdim. Geçmişe dönmek için herşeyimi verebilirdim. Çaresiz hissetmek dünyadaki en kötü duyguymuş, daha önce hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim.
Emre yenilmiş gibi omuzlarını düşürdü "O evde yapabilecek miyiz ki zaten?" Ellerimi ellerinin üstüne koyup gülümsedim göz yaşlarımın arasından "Biz aileyiz diyorum ya Emre, herşey düzelecek. Sadece biraz zaman." Başımı çekip göğsüne yaslayınca kollarımı beline sardım. Umarım Emre, umarım.
Yorumlar